6. bölüm / 33
KIRKOCAK6. Bölüm — Çocuk Borcu
Bölümler 33Şu an: 6. Bölüm — Çocuk Borcu
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Vekil, söylediği cümlenin karşılığını beklemedi.
Bahçe kapısının dışında bir adım geriledi. Salih onun döndüğünü görmedi; karanlığın içinde yalnız boş elleri kayboldu. Avlu lambası aynı güçte yanmaya devam etti. Islak fındık yaprakları kıpırdamadı. Adamın az önce durduğu yerde ayak izi yoktu.
Eşref kovayı kaldırdı.
Nihat elini uzatmaya yetişemeden suyu eşikteki mavi çizginin üzerine boşalttı.
Su, kili dağıtmadı.
Çizgi önce bulanıklaştı, ardından suyun altında daha koyu göründü. Eşiğin iki yanından taşan su avluya aktı; mavi iz yerinde kaldı.
Eşref kovayı bırakıp kapıyı kapattı. Sürgüyü çekti; yetinmeyip ikinci demiri de yuvaya oturttu.
— Toprak boyası, dedi. Taşa işlemiş.
Salih avucunu açmayı başarmıştı. Taş derisinden ayrılmış, geride kanamayan ince bir yarık bırakmıştı. Onu masaya koymak istedi ama Nihat’ın uyarısını hatırladı. Cebine geri bıraktı.
Derya hâlâ kapıya bakıyordu.
— İlk çağrı ne demek?
Eşref cevap vermedi.
— Sana soruyorum.
— Bana sormuyordu.
— Buraya sen çağırdın onu.
— Ben kimseyi çağırmadım.
Derya kapıya işaret etti.
— Herkes gelsin diyen sendin. Ölüyü Koral’a yazan sendin. Şimdi de adamın kimi çağırdığını bilmiyormuş gibi yapıyorsun.
Gönül araya girmek için ayağa kalktıysa da Pakize kolundan tuttu. Gönül ona baktı. Pakize başını çok az salladı; elini bırakmadı.
Eşref masaya döndü. Risale yaprağını örten bezin üzerine elini koydu.
— Bilmek istiyorsanız dinleyin, dedi. Ama sonra korktuk diye kimse beni suçlamasın.
— Korkuttun zaten, dedi Derya. Şimdi anlat.
Eşref oturmadı. Sesi, muhtarlıkta karar okurken kullandığı ölçüye döndü. Salih bu sesi tanıyordu. Çocukken ne söylendiğini anlamasa da dinlemek için susardı.
— Bu köy kurulurken kırk ocak yoktu. Aşağıdan gelen birkaç aile vardı. Orman sık, toprak taşlıydı. Fındık sonradan çoğaldı. İlk evlerin üstünde, şimdi Kırkıncı Ocak dediğimiz yerde içi oyuk büyük bir ağaç dururmuş.
Nihat sordu:
— Bunu hangi kayıttan söylüyorsun?
— Büyüklerimizden.
— Devam et. Ama rivayet olduğunu bilerek.
Eşref, Nihat’a bakmadan sürdürdü.
— Bir yaz iki çocuk, ağacın kovuğunda yılan yavruları bulmuş. Ezmişler. Gece olunca köyün çevresinde ateşsiz bir kızıllık başlamış. Hayvanlar bağlı oldukları yerde boğulmuş, sular acımış. Sonra ailelerden birinin evinde yeni doğmuş çocuk kaybolmuş.
Gönül ellerini dizlerinin arasında sıktı. Eşref sözü çocuklara getirince Salih annesine bakmıştı; kadın başını kaldırmadı.
Eşref, kırılmış mührü parmaklarının arasına aldı.
— Mahir Efendi çağrılmış. O da öldürülenlerin yılan değil, cinnî yavruları olduğunu söylemiş. İki taraf arasında söz kurulmuş. İnsanlar ağacın üstündeki araziyi kullanacak, karşılığında her kuşaktan bir çocuk verilecekmiş. Çocuk alınana kadar o neslin hasadı tamam olmayacak, evlerin biri eksik kalacakmış.
Nihat’ın kaşları çatıldı.
— Elindeki yaprakta böyle bir şart yok.
— Yaprağın yarısı yok.
— Olmayan kısmı istediğin sözle dolduramazsın.
Eşref ilk kez sesini yükseltti.
— Yüz yıldır yaşanan da mı yok?
Masadaki isim listesine uzandı. Pakize kâğıdı ondan önce çekti.
— O listede her kuşaktan çocuk yok, dedi. Tarihleri gördün.
— Çünkü bazen söz tutuldu, bazen tutulmadı. Söz tutulunca kimse kaybolmadı.
— Çocuk kaybolunca borç diyorsun, dedi Nihat. Kaybolmadığında söz tutulmuş diyorsun. Bir kayıt göster.
Eşref’in yüzü gerildi.
— Siz şehirliler, başınıza gelmeyen şeye kolay konuşursunuz.
Derya güldü. Kısa, sert bir sesti.
— Elif kaybolduğunda ben buradaydım.
Eşref bakışını ona çevirdi.
— Elif son verilen çocuktu.
Odadaki sessizlik bu kez yavaşlamadı; bir anda kesildi.
Derya’nın eli yanındaki sandalyenin arkalığına kapandı.
— Verilen mi?
— Alınan.
— Az önce verilen dedin.
Eşref susunca kelime odanın ortasında kaldı.
Derya’nın omuzları bir an aşağı indi. Sandalyeyi sıkan parmakları gevşemedi. Salih onun Eşref’ten gözünü ayırmasını bekledi; Derya aynı kelimeyi duyacakmış gibi ağzına bakıyordu.
— Kim verdi? diye sordu.
— Kimse vermedi. Sıra ondaydı.
Derya sandalyeyi yana itti.
— Sıra dediğin şeyi kim söyledi?
— Kayıt belliydi.
— Hangi kayıt?
— Büyüklerin tuttuğu kayıt.
— Adı kim söyledi?
Eşref’in gözleri Salih’e kaydı.
Bu küçük hareket, kapıdaki üç vuruştan daha sert geldi.
Salih’in zihninde çamurlu patika açıldı. Elif’in küçük eli gömleğine yapışmıştı. Elini söküp koşmuştu. Fakat görüntünün devamı yoktu. Derya’nın sorusu o boşluğa girdi.
— Bana bakma, dedi Salih.
Eşref’in sesi yeniden alçaldı.
— Çocuktun.
— Ne söyledim?
— Ne söylediğini hatırlamıyorsan sana şimdi söylemenin faydası yok.
Derya, masayla Eşref arasındaki mesafeyi iki adımda geçti.
— Ona değil, bana söyle.
— Elif’in sırasıydı.
Derya Eşref’e vurdu.
Yumruğu çenesinin altına geldi; Eşref geriye sendeleyip duvara çarptı. Çatlamış sıvadan yeniden mavi toz döküldü. Gönül bu kez Derya’nın beline sarıldı. Derya onu sürükleyerek bir adım daha attı.
— On yaşındaydı!
— Hepimiz çocuk kaybettik!
— Siz kaybetmediniz. Saydınız!
Eşref ağzının kenarını elinin tersiyle yokladı. Dudak köşesi şişmeye başlamıştı.
— Bir köyü ayakta tutmanın ne olduğunu bilmiyorsun.
— Bir çocuğu toprağa yazmanın ne olduğunu sen biliyorsun demek.
Pakize, Gönül’e işaret etti. Birlikte Derya’yı geri çektiler. Derya’nın kolları titriyordu. Kapıya doğru bir adım atınca Nihat önüne geçti.
Eşref duvardan ayrıldı.
— Saniye sözden döndü, dedi. Elif’ten sonra sıra kapanacaktı. O, taşı yerinden aldı. Eski sınırı bozdu. Ölmeden önce de cenazesini oraya gömdürmeye kalktı. Borç yeniden açıldı.
Salih cebindeki taşın ağırlığını hissetti.
— Bana mı?
Eşref başını kaldırdı.
— Sana.
Gönül ağzını eliyle kapattı. Pakize ise gözlerini Eşref’ten ayırmadı.
— Neden Salih? diye sordu Nihat.
— Çünkü ilk seçilen oydu.
Salih’in içinde bir şey, korkuyla birlikte gevşedi.
Bu duygudan hemen utandı. Yine de yok olmadı.
— Ne demek ilk seçilen?
Eşref masadaki kırk menzil yaprağını gösterdi.
— Elif’ten önce senin adın vardı. Saniye kabul etmedi. Kendi soyundan çocuk alınmasına karşı çıktı. Sonra sıra başkasına geçti.
Derya, Gönül’ün kollarında hareketsiz kaldı.
— Başkasına, dedi. Elif’in bir adı vardı.
Eşref ona cevap vermedi.
Salih, “ilk seçilen” sözünü zihninde yeniden duydu. Elif’in elini bırakmıştı. Ama ya kaçtığı şey başından beri kendisini arıyorsa? Saniye onu kurtarmış, sıra Elif’e geçmişse?
Bu düşünce, yıllardır taşıdığı suçun altına ince bir tahta sürdü. Salih göğsündeki ağırlığın hafiflediğini hissetti. Biraz önce korkudan alamadığı nefesi aldı.
Derya, yüzündeki değişimi gördü.
— İnanma ona.
— Bilmiyoruz.
— Az önce her yalanını yakaladık.
— Sen de bilmiyorsun.
— Bildiğim bir şey var. Elif’i senin yerine koyduklarını söylüyor ve sen ilk kez rahat nefes alıyorsun.
Salih cevap vermek istedi. Cümle bulamadı.
Eşref buldu.
— Çünkü çocuktu. Çocuğun suçu olmaz.
Salih başını kaldırdı. Derya hâlâ Eşref’e bakıyordu.
— Elif de çocuktu.
Eşref’in yüzünde acıdan çok yorgunluk belirdi.
— Birinin olması gerekiyordu.
Nihat başını salladı.
— Elif’in adını vermeyi siz seçtiniz. Gerekiyordu deyip geçme.
— Tercih etmeseydik kırk evden geriye ne kalırdı?
— Bilmiyoruz.
— Ben biliyorum.
Eşref elini çatlamış duvara, sonra dışarıdaki karanlık bahçelere doğru kaldırdı.
— Açlık kalırdı. Yangın kalırdı. Çocukların hepsi giderdi. Birini verip geri kalanını yaşattılar. Siz buna suç deyin. Ben fedakârlık derim.
Pakize’nin sesi odanın arkasından geldi.
— Kendin ne verdin Eşref?
Eşref ona döndü.
— Sen de sustun.
— Evet.
Pakize bu sözü savunmadan söyledi. Eşref’in yüzünde kısa bir zafer belirdi; sonra Pakize devam etti.
— Sustuk. Elif’in annesine bir de bunu mu söyleyeyim?
Avludan bir ses geldi.
Kapı vurulmadı. Bahçe kapısının paslı yayı, biri geçtikten sonra kapanıyormuş gibi yavaşça inledi.
Salih pencereye yürüdü. Dışarıda kimseyi göremedi. Camdaki yansımasında kendi yüzünün ardında daha küçük bir yüz varmış gibi oldu. Döndüğünde yalnız Gönül duruyordu.
— Saniye neden beni aradı? diye sordu.
Eşref omuzlarını indirdi.
— Borcun sana döndüğünü söylemek için.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü taşı çıkardığını biliyordum. Son günlerinde kimi çağırdığını da.
— Mesajda “sana adını sorarlarsa” dedi.
Gönül başını kaldırdı.
— Mesaj yok demiştin.
Salih annesine bakmadı. Telefonu cebindeydi; çıkarıp kaydı açmadı.
Eşref bir an durdu.
— O hâlde seni uyarmış.
— Devamında ne diyecekti?
— Başka ad söyleme, herhâlde.
Nihat hemen başını kaldırdı.
— Herhâlde mi?
Eşref bu kez susmayı seçti.
Salih, eksik cümleyi Eşref’in sözüyle tamamladı: Başka ad söyleme. Saniye onu bir kez daha kurtarmaya çalışmış olabilirdi. Elif kendisinin yerine alınmışsa şimdi çağrılanın kendisi olması bir ceza değil, kapanması gereken sıraydı. Düşüncenin başındaki “eğer”i bir daha tekrarlamadı.
Bu açıklama korkunçtu.
Ama düzenliydi.
Nihat’ın itirazı hâlâ kulağındaydı: Herhâlde mi? Salih o kelimeyi Eşref’e yeniden sormadı.
Derya onu izliyordu.
— Şimdi ne düşünüyorsun?
— Belki borç gerçekten bana aitti.
Derya’nın gözleri dolmadı. Sesi de yükselmedi.
— Eşref’e inanırsan Elif’i neden orada bıraktığımızı sormayacaksın.
— Onu vermiyorum.
— Onun anlattığında tutunacak bir şey arıyorsun.
Salih’in avucundaki yarık sızladı.
— O zaman ne yapayım?
— Bilmiyorum Salih. Ama sana borç yazdı diye hemen inanma.
Salih, Pakize’nin bez çantasına baktı. Kadın isim listesini yeniden içine koymuştu. Elif’in satırında kazınmış yetişkin adını hatırladı. Kâğıdı isteyip tekrar bakabilirdi. İstemedi.
O tarihte kendisi de çocuktu. Kazınan adın yetişkin birine ait olduğu düşüncesini kenara itti. O incelmiş satırda kendi adının yazdığına artık emindi.
Bu kesinliği ona bir belge vermemişti.
Eşref vermişti.
Ve Salih, ilk kez Eşref’in yalanına inanmayı gerçeği öğrenmekten daha çok istedi.
Bölüm etkileşimi
