KIRKOCAK kitap kapağı

15. bölüm / 33

KIRKOCAK

15. Bölüm — Boyanın Altı

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 15. Bölüm — Boyanın Altı
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Mahzenden çıktıklarında gece olmuştu. Salih telefonundaki saate baktı; aşağıda ne kadar kaldıklarını bilmiyordu. Gaz lambası hâlâ yanıyordu.

Yanmış ağacın çevresindeki fındık yaprakları ıslaktı. Dalların arasından köyün birkaç lambası görünüyordu. Nihat teneke kapağı kapatırken Derya yardım etmedi; yüzünü toprağın altındaki karanlıktan ayıramıyordu.

Patikanın başında Pakize bekliyordu.

Üzerinde evden çıkarken aldığı ince hırka vardı. Ayaklarına çorap giymemiş, terliklerinin kenarına mavi kil sıçramıştı. Ne kadar zamandır orada olduğunu belli edecek bir nefes veya telaş taşımıyordu.

Önce Derya’ya, sonra Nihat’a baktı. En son Salih’in yüzünde durdu.

— Hatırladın mı?

Salih başını sallamadı.

— Elif’in adını ben söyledim. Eşref tekrar ettirdi.

Pakize’nin elleri hırkasının önünde birleşti.

— Saniye’nin yapamadığını gördün mü?

— Gördüm.

— Eve gelin. Bir şey göstereceğim.

Köye doğru yürümeye başladı.

Pakize’nin evi karanlıktı. Kapıyı açınca lamba yakmadı; mutfaktaki gaz lambasının fitilini yükseltti. Sarı ışık salona ulaşmadı. Daha önce görünmeyen kadınların oturduğu üç minder karanlıkta aynı hizada duruyordu.

Pakize önce masanın üzerindeki örtüyü katladı. Sandalyeleri duvara çekti. Ardından mutfak dolabının altından küçük bir çekiç, kerpeten ve ucu yassı bir demir çıkardı.

Derya aletlere baktı.

— Ne sökeceksin?

Pakize salonla koridor arasındaki kapıyı gösterdi.

Pervaz sıradan görünüyordu. Yağlı boyası yıllar içinde sararmış, alt köşesi süpürge darbeleriyle aşınmıştı. Pakize parmaklarını sağ kenarda gezdirip boya altında kalmış iki çivi başını buldu.

— Annemden bana kalan buydu, dedi.

Yassı demiri pervazın altına soktu.

İlk baskıda boya çatladı. İnce bir çizgi yukarı doğru yürüyüp kapının üst köşesinde durdu. Evin içinden, biri uykusunda dişlerini sıkmış gibi kısa bir gıcırtı geldi.

Pakize elini çekmedi.

— Yardım et, dedi Salih’e.

Salih demirin sapını tuttu. Birlikte yüklendiklerinde ilk çivi ahşaptan çıktı. Metalin sürtünme sesi koridorda uzadı. Aynı anda salondaki orta minder bir parmak çöktü.

Derya mindere baktı.

Pakize bakmadı.

İkinci çivi daha derindeydi. Kerpeten başını kavrayınca demir kırılacakmış gibi inceldi. Salih iki eliyle çekti. Çivi birden boşaldı; geriye sendeledi.

Pervaz duvardan ayrıldı.

Arkasında sıva değil, başka bir ahşap vardı.

Yeni pervazın içine saklanmış eski parça ateşte kararmıştı. Bir kenarı kömür gibi çatlamış, öbür yanında balta izleri kalmıştı. Yüzüne yan yana kısa oyuklar açılmıştı.

Salih lambayı yaklaştırdı.

Oyukları saymaya başladı.

Onuncuda ahşabın içinde hafif bir tıkırtı duydu. Yirmincide, mutfaktaki boş leğenin dibine bir damla düştü. Otuzuncuda salondaki üç minder aynı anda biraz daha çöktü.

Kırka geldiğinde sustu.

Pakize lambayı aşağı indirdi.

Lambayı aşağı tutunca ötekilerin altında daha küçük bir oyuk göründü. Parça dik durduğunda bir çocuğun omuz hizasına gelebilirdi. Paslı bir çivi başı oyuğu kapatmıştı.

— Kırk bir, dedi Derya.

Pakize’nin elleri yavaşladı. Korktuğu belliydi; geriye çekilmedi.

— Kırk hane kaldığını söylerler.

— Kırk birinci Karaca, dedi Salih.

— Annemin hanesi. Listeden adını çıkarmışlar.

Eski parçayı yeni pervazdan bütünüyle ayırdılar. Ahşabın duvara bakan yüzünden ince siyah toz döküldü. Pakize avucunu altına tutmadı. Kül yere, kendi evinin döşemesine düştü.

Nihat kapı boşluğuna yaklaştı. Sıvanın içinde, eski parçanın çevresini takip eden isli bir sınır vardı.

— Bu yangından kalma, dedi.

— Öyle, dedi Pakize. Evin duvarına biz koyduk.

Salih ona döndü.

Pakize pervazı masaya yatırdı. Kırk bir oyuk, lambanın eğik ışığında kapanmamış yaralar gibi koyulaştı.

— Bin dokuz yüz on ikide iki yılın mahsulü az gelmiş, dedi. Köy, gece sahiplerinin çocuk istediğini söylemiş. Karacalar eski sözü önlerine koymuş. Toprakta gece payı var, sınır var, tanık var; çocuk yok, demişler.

— Sonra? diye sordu Derya.

— Sözü inkâr ediyorlar diye köyden sürmüşler.

Pakize parmağını en alttaki oyuğa değdirmedi. Biraz üzerinde tuttu.

— Ev boşaltılırken içeride bir bebek kalmış. Kadınlar dönmek istemiş. Kapıyı kimin tuttuğunu annem söylemedi. Bilenlerin sustuğunu söyledi. Gece ev yandı.

Salih, ahşabın çatlaklarında açık renkli küçük bir parça gördü. Kemik sandı. Yakından bakınca kireç olduğunu anladı. Rahatlaması gerekirken midesi kasıldı.

— Yangını kim çıkardı?

— Bilmiyorum.

Pakize bu kelimeyi küçültmedi.

— Ertesi sabah “Cinler bebeği aldı, evi de onlar yaktı,” demişler. Annemden duydum. Kapının önündekileri söylememişler.

Nihat, isli boşluğa baktı.

— Annen kimden duymuştu? Onu da yazalım.

Derya’nın yüzü sertleşti.

— Sen bunu ne zamandır biliyorsun?

— Annem bu parçayı bana verirken anlattı.

— Kaç yaşındaydın?

— Yaman evine gelin girdiğim yıl.

Odadaki sessizlik değişti.

— Korktuğun için mi sustun? diye sordu Salih.

Pakize ona baktı.

— Önce korktum. Sonra çocuklar oldu. Bahçeyi de elimden alırlar dedim. Annem öldü. Onun ölüsünde de sustum.

— Pervazı saklamışsın.

— Boya da sürdüm üstüne.

Pakize’nin sesi ilk kez inceldi.

— Üç kere. Görünmesin diye. Son boyayı oğlanla aldık.

Salih ceketinin iç cebine dokundu. Mahzene inerken taşı Derya’nın çantasına koymuştu. Boş astarda ağırlığı hâlâ duruyormuş gibi geldi.

— Tabutun altındaki taşı ben aldım, dedi.

Derya başını ona çevirdi.

— Sonra “görmedim” dedim.

Pakize şaşırmadı.

— Gördün mü? diye sordu Salih.

— Ceketini bastırdığını gördüm. Taşı cebine koyuşunu görmedim.

— Neden söylemedin?

— Cevap vermedin. Ben de bir daha sormadım.

Salih cevap veremedi. Pakize masadaki yanmış parçanın bir ucundan tuttu.

— Kaldır.

Salih öteki uca geçti. Pervaz göründüğünden ağırdı. Ahşap değil, söküldüğü evin bütün eşiğini taşıyor gibiydi. Birlikte kaldırdıklarında kırk bir oyuktan dökülen kül masanın üzerinde düz bir çizgi oluşturdu.

Pakize, Nihat’ın önüne boş bir kâğıt koydu.

— Duruşmada bunu anlatacağım, dedi.

— Karacaların başına geleni mi? diye sordu Derya.

— Şu evi nasıl aldığımı da.

Pakize boş kâğıdı kendi önüne çekti.

— Bahçenin tapusu sandıkta. Onu da getiririm. Annemin payı değildi.

Salih, Pakize’nin yanına geçti. Pervazın boşta kalan ucunu tuttu.

Kapı pervazının söküldüğü boşluktan hafif bir soluk geldi.

Derya lambayı kaldırdı. Koridor boştu. Pencereler kapalıydı. Yine de isli çizginin içindeki karanlık, bir an için Pakize’nin evine değil, tavanı yanmış başka bir odaya açıldı. Yerde devrilmiş bir beşik gölgesi vardı.

Salih gözünü kırptığında koridor geri geldi.

— Ne gördün? diye sordu Pakize.

Salih gördüğü beşik gölgesini söylemek istedi. Derya boş koridora bakıyordu; onun da görüp görmediğini bilmiyordu.

— Bir şey gördüm, dedi. Ne olduğunu bilmiyorum.

Pakize başını salladı.

— Öyle yaz.

Salih kâğıdın başına tarihi koydu. Altına kırk birinci haneyi, yanına Pakize’nin sakladığı pervazı yazdı. Tanık bölümünü boş bırakmadı; fakat Pakize’nin anlatmadığı hiçbir cümleyi de eklemedi.

Kalemin ucu kâğıttan kalktığında yanmış ahşabın içinden tek bir vuruş geldi.

Ardından bir tane daha.

Salih saymadı.

Pakize pervazın çıkarıldığı yere bir bez germedi. Açıkta kalan eski ahşaba dokunup mutfağa geçti. Salih gideceklerini sanmıştı; kadın anahtarları arıyordu.

Kapı çaldığında iki gölgeli eve yakın oturan kadın, geceleri çocuklarını nereye götüreceğini sordu. Pakize arka odanın kapısını açtı. Kışlık yorganları yataktan indirip sedire koydu.

— Burada kalın, dedi.

— Oğlun gelirse?

Pakize elindeki anahtarı çevirdi.

— Söylerim.

Telefonu masadan aldı. Oğlu karşıdan yüksek sesle konuşmaya başlayınca odadan çıkmadı. Salih pervazın başında duruyor, kadının konuşmasını duyuyordu.

— Bizim ev, dedi Pakize. Evet, biliyorum. Şu geceyi dışarıda geçirmeyecekler.

Görüşme bittiğinde anahtarı gelen kadına verdi. Yanmış parçayı da onun görebileceği biçimde masada bıraktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.