24. bölüm / 33
KIRKOCAK24. Bölüm — Açık Tanık Yeri
Bölümler 33Şu an: 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saniye’nin tabutunun altındaki buzları değiştirdiklerinde öğleye yaklaşıyordu. Boşalan torbalardan su aktı. Pakize, sundurmanın tahtaları daha fazla şişmesin diye kovayı altına sürdü; kapağa yapışan örtüyü iki parmağıyla kaldırıp düzeltti.
Derya ile Nihat’ı ilçeye götüren araç henüz dönmemişti. Gönül çocuklara kuru kıyafet arıyordu. Salih, şoförün son mesajını yeniden okudu. Omuz yerine oturtulmuştu; kaştaki kesiğe dikiş atılmıştı. İkisinin de dinlenmesi gerekiyordu. Şoför yolun durumunu sormuş, Salih ilk virajın fotoğrafını göndermişti.
Elif avlunun üst kenarında oturuyordu. Eşofmanlı kız yanına çömelmiş, kareli gömlekli oğlan su bardağını iki eliyle tutmuştu. Salih bir sürahi daha götürdü. Oğlan bardağı doldurunca içmedi; öteki eliyle ağzını örttü.
— Sonra kalır mı? diye sordu.
Salih sürahiyi yanına bıraktı.
Elif, hırkasının cebinden katlı kâğıt mendili çıkardı. Daha önce Derya’dan aldığı mendil yıpranmış, bir köşesi ince ince ayrılmıştı. Açıp dizinin üzerine serdi. Üstüne küçük bir ekmek parçası koydu.
— Yeni var, dedi Salih. İçeriden getireyim.
Elif başını salladı. Ekmekten aldığı parçayı ağzında uzun süre çevirdi. Sonra kalanını yeniden sardı.
Salih, arkasındaki açık kapıya baktı. Saniye’nin evinde kahvaltı sofrası toplanmamıştı. Peynir tabağı, zeytin çekirdekleri, yarım bardaklar. Bir ekmeğin daha nerede durduğunu biliyordu; söylemedi.
Araç avluya döndüğünde Derya kapıyı sol eliyle açtı. Sağ kolu askıdaydı. Yüzündeki ağrı biraz azalmış, yerini ağır bir yorgunluğa bırakmıştı. Nihat araçta yoktu. Derya, hastaneden verilen kâğıtları çantasına koydu.
— Sana su getireyim mi? dedi Salih.
Derya kardeşinin yanına oturdu. Elif onun askısının kenarını düzeltti. Sağlam omzuna dokunmadı; kumaşın altında kalan düğümü çekip gevşetti.
Pakize kapının önünden iki çift terlik getirdi. Elif birini ayağına geçirdi; topuğu dışarıda kalınca çıkarıp ötekini denedi. Derya eğilemedi. Pakize terliği eliyle öne itti, Elif ayağını yeniden içine soktu. Çocuklara da kuru çorap buldu; oğlan kendi lastik ayakkabısını çıkarmadı.
— Bu taraf kesiyor, dedi.
Derya önce kumaşa, sonra ona baktı.
Derya, Nihat’ın ilçe merkezinde kaldığını söyledi. Tedaviden sonra saldırının beyanını vermiş, defter fotoğraflarını ve Meryem’in sözünü teslim etmek için beklemişti. Şoför onu akşama getirecekti.
Elif ablasının askısına baktı. Derya mahzen kapısından söz etmeye başlayınca kadın avucunu kapattı.
— Gitti, dedi.
Derya onun tuttuğu parçaya uzanmadı. Sundurmanın basamağına oturdu. Bir süre yalnız ikisi konuştu; Salih suyu kapının yanına bırakıp mezar yerini kontrol eden adamlara gitti.
Salih mezar yerinin suyunu sordu. Sabah açılan oluk aşağıdaki çalılığa akıyordu. İki köylü, küreklerini alıp eski mezarlığa çıkmış, üst tarafta daha kuru bir yer hazırlamaya başlamıştı.
Bekir tabutun önüne geçti. Yaşlı adam birkaç saat önce bulduğu çocuğa hâlâ ağabeyi diyemiyordu. Bardağını yere koyan oğlana bakıp gözlerini kaçırdı.
— Ben önünden tutarım, dedi.
Salih öbür köşeye geçti. Arkaya iki adam geldi. Biri sabahki kavgada Eşref’in yanında durmuştu. Girebiyi alan ele karışmamış, şimdi kendisine yer açılırken kimsenin yüzüne bakmamıştı.
Birlikte kaldırdılar. Islanan örtünün kenarı Salih’in boynuna değdi. İlk adımında omzu tahtanın altında kaydı; Bekir durup ağırlığı yeniden almasını bekledi. Salih kolunu yerleştirince yürüdüler.
Sınır taşını çuvalın üzerine koyup arkadan sürüklediler. Pakize Karaca pervazının bir ucunu tuttu; öteki ucunda genç bir köylü vardı. Derya siyah defteri sol kolunun altına sıkıştırdı. Elif ile çocuklar, taşların arasında açılan eski patikayı izledi.
Yokuşta bir kadın sıradan ayrılacak oldu.
— Annem, dedi.
Ses fındıkların içinden gelmişti. Kadın çalının dibinde, bir süredir orada oturan birini görmüş gibi eğildi. Salih durdu. Kadının ayağının önünde yalnız yağmurdan kararmış bir kütük vardı.
— Burada kalmayalım, dedi.
Kadın doğruldu. Önündeki adam koluna girdi; yürümeye devam ettiler.
Salih, basamakların ilkinde Saniye’yi duydu.
— Sali.
Ses, tabutun içinden gelmiyordu. Arkasında, çocukken sobanın yanına serilen döşeğin bulunduğu yer kadar yakındı.
— Bir bak.
Ayağını kaldırmıştı. Basamağa koymadı. Boynunu çevirmek için omzunu tahtanın altından biraz çekti.
Bekir’in omzu tabutun altında titredi. Salih ayağını bastı. Bir sonraki basamağa geçerken ses kesildi.
Mezarlığın önünü böğürtlen kaplamıştı. Öndekiler tabutu bırakmadan bekledi; iki adam dalları kesip yana çekti. Kesilen uçlardan berrak su damlıyordu. Dikenlerin gerisinde alçak, eğri başlıklar ortaya çıktı.
Tabutu kalasların üstüne indirdiler. Salih’in omzundaki ağrı, ağırlık çekilince daha belirginleşti. Bir süre kolunu kaldıramadı. Sonra Pakize’nin tuttuğu dalın altından geçip mezar sıralarını saydı.
Kırkta bitmedi.
Son sıranın üstüne toprak çekilmişti. Salih dizlerinin üzerinde ilerleyerek ilk taşın yüzünü açtı. Kazınmış yerlerin kenarı, yağmurun aşındırdığı öteki yüzeylerden daha keskindi. Bir harfin içindeki oyukta keskinin dönüp çıktığı iz duruyordu.
Pakize yanına çöktü. Eteğine yapışan toprağı silmeden taşın üstüne elini koydu. Küçük oyuğu başparmağıyla temizledi. Harfi okuyamadı.
— Annem bunun yanını anlatırdı, dedi. — Yolun altına yakın olanı.
Salih telefonla fotoğraf çekti. Pakize elini kaldırmadı. Fotoğrafta, adın bulunması gereken yere kadının avucu denk geldi. Bir tane daha çekmek üzereyken durdu.
Mezarcılar, Karaca sırasının yanındaki yüksek açıklığı gösterdi. Oluk çalışıyordu; su çukura dolmadan aşağıya gidiyordu. Mezarcı toprağı yokladı. İki adam küreklerini yeniden aldı.
Eşref mezarlığa geldiğinde çukur yarıya ulaşmıştı. Arkasında iki kişi vardı. Çalılığın dışında kaldılar. Eşref önce kazınmış taşlara, sonra Derya’nın kolunun altındaki deftere baktı.
— Yukarı Ocak’ta yer hazır, dedi.
Kimse küreğini bırakmadı.
— Gönül. Bunu kabul ediyor musun?
Gönül, tabutun örtüsündeki toprağı eliyle sıyırdı.
— Annem burayı istedi.
— Yarın tapusu tartışılan yere anneni koymuş olacaksın.
Gönül cevap verecek gibi oldu. Küreğin çukura inişini bekledi; sonra örtünün öbür ucunu düzeltti.
Eşref, Salih’e döndü.
— Sana kalan pay da burada. Sonra yokmuş gibi konuşma.
Salih mezar sırasındaki izlere baktı. Eşref zarfı paltosunun içine iterken gözleri adamın elinde kaldı.
— Kayıtları çıkarınca konuşuruz, dedi.
Eşref’in elinin altında katlı bir zarf vardı. Adam onu paltosunun içine itti.
Mezarcı tabutu kalasların üzerinde bırakmalarını istedi. Toprak kenardan yine su veriyordu; açık oluk çalışıyordu ama üstteki çöken yerin desteklenmesi gerekiyordu.
Eşref, harmana akşam gelinmesini söyledi. Salih cenazeyi bir kez daha başka mezara götürmeyeceğini açıkça söyledi. Gönül tabutun başında duran iki adama baktı.
— Burada kalır mısınız?
Adamlar kalacaklarını söylediler. Gönül annesinin örtüsünü düzeltti. Salih harmana yalnız kâğıtları, taşın kızağını ve pervazı taşıtmaya hazırlanırken kadın yanına geldi.
— Annemi kalasların üstünde bırakıp onun adını orada konuşamam, dedi.
Harman mezarlığın alt yanındaydı. Tabutu aynı açık patikadan, gölgeye ve örtünün altına taşıdılar. Yeni bir defin denemediler. Gönül baş tarafındaki iskemleyi kendisi yerleştirdi. Sonra annesini bırakmadan defterin açılacağı yeri gösterdi.
Harmana vardıklarında akşam ezanı çoktan bitmişti. Gölgeler, fındık ocaklarının aralarında bekliyordu. Ağaçların üst tarafındaki koyuluklar, yoldan bakıldığında yaprak kümelerine benziyordu. Yakından geçerken Salih boyunlarının dönmediğini, fakat her adımının izlendiğini hissetti.
Tabutu mezarlık yönündeki kenara indirdiler. Sınır taşı çuvalın üstündeydi. Pakize pervazı iki düz taşın arasına yatırdı; siyah defterin açılacağı yere ceket serdiler. Mendilin son halkası, rüzgâr olmadığı hâlde tahtanın boşta kalan ucuna doğru uzanıyordu.
Mezarlıktan çıkarken hava hâlâ aydınlıktı. Harmanın altındaki ilk dar geçitte beklemişlerdi; arkadan gelenlerin taşı kaldırması gerekmiş, tabut iki kere yere indirilmişti. Bir adam söylenerek evinden fener getirdi. Salih, aynı adamın komşusuna “Bitince gelirim,” dediğini duydu. Bitince ne yapacaklarını söyleyemedi.
Gönül örtünün açık kalan kenarını tabutun altına sıkıştırdı. Çantasındaki ilaç kutusu düştü; eğilip alırken hiçbirini yeniden içmesi gerekip gerekmediğini hatırlayamadı. Derya kutuyu alıp cebine koydu.
Elif, harmanın gerisindeki çit direğinin dibinde durmuştu. Derya yanına bir sandalye taşıdı. Elif oturmadı; sandalyeyi çevirip sırtını önüne aldı. Sâkin’den kalan kıymığı, çizginin karşı tarafındakiler göremesin diye avucunu kapadı.
Kareli gömlekli oğlan Bekir’e evin yolunu sordu. Yaşlı adam aşağıdaki lambalardan birini gösterdi. Oğlanın başı dönmedi; öteki yamaca bakmaya devam etti.
Salih, telefonda işaretlediği tanık yerini aradı. Harmanın üstündeki moloz yığını karanlıkta seçiliyordu. Birkaç kiremit, kırık beton, aralarından çıkan bir fındık kökü. Pakize aşağıdaki eski patikayı gösterdi. Yanmış Karaca evinin temeli o hattın gerisindeydi.
— Şu üstteki taşı almamız gerek, dedi Salih.
— Önce konuşacağız, dedi Eşref.
Harmanın ortasına gelmişti. Pakize, tabutun yanındaki boş iskemleyi ona vermedi. Eşref ayakta kaldı.
Pakize pervazın başına oturdu. Annesinin anlattığı yangını, taşınan ev parçalarını ve kendi aldığı payı söyledi. Marangoz gelmeden eski parçayı yeni pervazın içine yerleştirmiş, ne olduğunu kocasına anlatmamıştı.
— Son boyayı oğlan aldı, dedi. Altını temizleyecekti. Bırak, dedim. Sürdük yine.
Elif, avucundaki kıymığa baktı. Pakize konuşmasını bitirince tahtayı daha sağlam yerleştirmek için dizini altına koydu. Eşref’in arkasındaki adamlardan biri yardım edecek gibi oldu; Eşref’e bakıp kaldı.
Meryem kalabalığın içinden çıktı. Okuldaki sözünü yeniden söylemeye çalıştı. Dudakları aynı cümleyi kuramadı. Pakize ona tabutun uzağında bir yer açtı.
— Dün söylediğimi yazdınız mı? diye sordu.
Salih defteri ona çevirdi. Meryem kendi adını buldu. Bir tarihin yanlış olduğunu söyledi; Gönül yanına düzeltmesini yazdı.
Fındıkların arasından bir sürtünme sesi geldi. Meryem başını kaldırdı. Karanlık, kendisine yaklaşıyormuş gibi bir adım geri çekildi.
Vekil sesin önünde durdu.
— Gördüğünü değiştirmedi.
Gölgeler yerlerinde kaldı. Meryem’in nefesi açıldı. Cümlesini bitiremedi ama defterin yanından ayrılmadı.
Bir adam ayağa kalktı. Kaybolduğu söylenen kız kardeşini yıllar sonra şehirde bulduklarını, köye dönüşünü miras yüzünden sakladıklarını anlattı. Yanındaki kadın itiraz etti. Aynı yılın yazını başka türlü hatırlıyordu. Adam kadına döndü; ağızları birbirinin sözünü bastırmaya başladı.
Salih iki ayrı satır açtı. Son kelimeyi yazarken kalemin ucu ıslak kâğıdı deldi. Defterin altına sert bir şey aradı. Elif, düz bir kiremit parçasını ayağıyla ona itti.
Eşref yırtılan yere baktı.
— Yüz yıllık defteri bir gecede bitireceksiniz.
— Kopyası var, dedi Derya.
Bu sözle Eşref’in yüzü değişti. Paltosunun içindeki katlı zarfı yokladı.
— Kopya yetmez. Hangi satırın neye bağlı olduğunu bilmiyorsunuz.
Pakize Kırk Menzil yaprağını açtı.
— O zaman kalanını getir.
— Hepsi burada değil.
— Sende olanı getir.
Eşref elini cebinden çıkarmadı. Pakize’nin çizilmiş ellerine, Derya’nın askısına ve yerdeki pervaza tek tek baktı. Arkasında duran iki adama dönüp alçak sesle bir şey söyledi. Biri başını salladı; öteki duymamış gibi yere baktı.
Vekil boş eliyle açık defterin kenarını tuttu. Sayfa, parmağının altında ıslanmadı.
— Kırkocak adına kim konuşuyor?
Eşref hemen öne çıktı.
— Ben.
— Yetkiyi kim verdi?
— Muhtarlığımda da bendeydi. Şimdi de herkes biliyor.
Vekil çevresine baktı. Birkaç yüz Eşref’e döndü. Bekir gözünü çocuklardan ayırmadı. Gönül kalemi elinde tutuyordu.
Eşref, kendi adamlarından birinin dirseğine dokundu. Adam dudaklarını araladı.
— Köy işini Eşref bilir, dedi.
Vekil’in levhasında ince bir çizgi belirdi. Adam çizgiyi görünce geri çekildi. Eşref onu bırakmadı.
— Şimdi ne yapacağımızı ben söyleyeceğim.
Paltosundan kopuk yaprakları çıkardı. Pakize ayağa kalkarken avucundaki yara açıldı. Pervazın kenarına bir damla kan düştü.
— Okuma, dedi.
Eşref sağ eliyle kâğıtları birleştirdi. Kalın cilt iplerinin yerinde kesilmiş lifler görünüyordu. Derya bunları daha önce görmüştü; sol eliyle asıl yaprağı tuttu. İkisinin kenarları birbirine uyuyordu.
— O parçalar eksik, dedi.
Eşref ilk sesi çıkardı.
Kelimelerin başını Pakize duydu. Sonu, ağzı açık kaldığı hâlde Eşref’ten gelmedi. Harmanın altındaki taşların içinden daha ince bir ses yükseldi. Fındık yaprakları gövdelerine yapıştı; tabutun örtüsü bir ucundan gerildi.
Salih dilinin altındaki yarayı bastırdı. Kan tadı boğazına yayıldı.
— Eşref, bırak!
Adam ikinci satıra geçmişti. Pervazın altındaki taşlar birbirinden uzaklaştı. Pakize tahtanın düşen ucunu tuttu; parmaklarına paslı bir çivi battı. Siyah defterin açık sayfasında hücrelerden biri silindi. Aynı işaret, Eşref’in yanındaki adamın boynunda belirdi.
Adam yakasını açtı.
— Bu ne?
Eşref üçüncü satırı söyledi. Kâğıttaki boşluk büyüdü. Bir kadının avucunda mavi çizgi açıldı, ardından Bekir’in bileğinde. Pakize kâğıtları almak için uzandı; Eşref dirseğiyle itti. Kadın geriye sendeledi.
— Yerlerine dönüyorlar, dedi Eşref. — Şimdi susun.
Bekir bileğini paltosuna sürttü. Çizgi gitmedi. Kareli gömlekli oğlan onun eline baktı; bardağını kendisine biraz daha çekti.
Kalabalıktan bir adam kendi sesiyle konuştu:
— Taşı ben duvara koydum.
Ağzını iki eliyle kapattı. Yanındaki, ne taşı olduğunu sordu. Adamın gözleri büyüdü.
Parmaklarının arasından başka bir kelime çıktı; anlaşılmadı.
Meryem defterin önüne eğildi.
— Bunu benim dediğimle aynı yazma, dedi Salih’e.
Salih kalemi bırakmıştı.
Bir kadının ağzından, yola inen bir kızı gördüğünü söyleyen cümle çıktı. Kadın hemen ardından olmadığını, kendisinin söylemediğini tekrarladı. Elif kadına baktı; yüzünü tanımaya çalıştı. Kadının yıllar önce bildiği biri olup olmadığını çıkaramadı.
Pakize çenesi kilitlenen adamın yanına geçti. Salih Derya’nın gösterdiği iskemleyi getirdi. Adam oturunca heceyi tamamlayamadı; öksürürken kendi boğazını tuttu.
Vekil çizginin öte yanına bakıyordu. Eşref’in okuduğu parçaya elini uzatmadı.
Salih bunu gördü. Aralarına gitmek için doğrulurken harmanın zemini gerildi. Ayağının altındaki yosun ikiye ayrıldı. Fındıkların arasında karşılıklı duran koyuluklar, ağaç gövdelerinden sökülür gibi genişledi.
Eşref okumayı kesti. Kâğıtların son satırı karanlığa döndü.
Bir dalın kırılmasıyla iki taraf birbirine girdi.
Bölüm etkileşimi
