19. bölüm / 33
KIRKOCAK19. Bölüm — Eşref’in Hesabı
Bölümler 33Şu an: 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Toplantı bitmedi; fakat odanın havası tükendi.
İsimler çoğaldıkça pencerelerdeki buğu koyulaştı. Birbirini dinleyen insanlar, söz sıralarını beklerken uğulduyordu. Salih her tanıklığın altına kimin söylediğini yazıyor, bilmediği yerleri boş bırakıyordu. Gönül, tabutun başındaki adamlara haber verip gelmiş; kalemi ondan almıştı. Pakize pervazı masadan kaldırmıyordu.
Salih nefes almak için koridora çıktı.
Eski okulun kapısı ardında kapanmadı. İçeriden Meryem’in adı, sonra Hasan’ın adı geldi. Bir erkek itiraz etti. Başka bir kadın konuştu:
— Ben öyle duymadım.
Taş merdivenin ilk basamağına indiğinde Eşref’in arkasından geldiğini duydu.
— Seninle konuşacağım.
Salih dönmedi.
— Burada konuş.
— İçeride sesimiz duyulmaz. Şuraya gel.
Eşref yanından geçip okulun arkasındaki patikaya saptı. Salih onun peşinden gitmek istemedi. Yine de adamın, kalabalığın içindeyken söyleyemediği hangi cümleyi yalnızken kuracağını bilmek istedi.
Aralarında üç adım bırakarak yürüdü.
Patika, köyün aşağı mahallesine bakıyordu. Fındıkların arasında kiremitleri kararmış evler, eğri ambarlar ve teneke çatılar görünüyordu. Akşam sisi denizden değil, derenin içinden yükseliyor; evlerin alt katlarını yavaşça siliyordu.
Eşref ilk evi gösterdi.
— Hatice orada yalnız yaşar. Kırkıncı Ocak’tan yarım payı var. O pay giderse kömür alamaz.
İkinci evin önünde, dallara asılmış çocuk çamaşırları vardı.
— Rıza’nın gelini iki çocukla kaldı. Borç onun üstüne değil; ürün onun mutfağına giriyor.
Sonra çatısı mavi brandayla örtülmüş bir evi işaret etti.
— Oranın senedi bankada. Tapudaki ölçü oynarsa yeniden değer biçerler. Adamın ödeyecek başka şeyi yok.
Salih, brandalı evde oturan adamın yüzünü hatırladı. Toplantıda hiç konuşmamıştı.
— Bunları biliyorum, dedi.
— Kâğıttan biliyorsun.
Eşref yürümeye devam etti.
— Ben o borcu üç yıldır erteliyorum. Hatice’nin kömürünü de ben getirttim. Sen gidince yine kapıma gelecekler.
— Bunu bilmen Karaca’yı yok etmiyor.
— Etmiyor.
Eşref’in cevabı o kadar çabuk geldi ki Salih bir an durdu.
Adam arkasına bakmadı.
— Hasan’ı da diriltmiyor. Meryem konuşsun. Bahçesi daralan bana gelir yine.
Yol mezarlığın alt sınırına vardığında hava serinledi. Koral mezarlığının taşları fundalıkların arasından soluk dişler gibi yükseliyordu. Eski hattaki yarım çukur buradan görünmüyordu.
Saniye’nin tabutu eve dönmüştü.
Eşref tel örgünün paslı direğine elini koydu.
— İnsanlar gidince şu telin içini de ben temizlettim. İstanbul’daki para yollayamadı. Banka ne annesini bilir ne babasını; ürüne bakar.
— Ben kimsenin gitmesini istemedim.
— İstemen gerekmez. Yaptığın şeyin sonucu olur.
— Eski sınır geri gelirse herkes evsiz kalmayacak, dedi Salih.
— Herkes kalmayacak. Birkaçı kalacak.
— Karaca’nın payını onlardan alamazsın.
— Değil.
Eşref yine itiraz etmemişti.
— Banka, kimin suçlu olduğunu mu soracak? Ölçü değişince senet de değişir. Şu branda kimin, biliyor musun?
Salih brandalı eve baktı. Adamın adını söylemeye çalıştı. Toplantıda onu dinlemiş, adını yazmamıştı.
— Ne yapmamı istiyorsun?
Eşref mezarlığa değil, Salih’e baktı.
Çenesinin altında ince bir titreme vardı. Elleri sakindi.
— Köyü ayakta tutmaya çalıştım. Birini çıkarınca ötekiler kalacak sandım.
— Elif’i çıkarınca mı?
— Ben yalnız değilim Salih. Adı söylenince herkes sustu.
Eşref ellerini bastonun topuzunda birleştirdi. Çenesinin altındaki titreme durmuştu.
— Ben çocuğu seçmedim; önümde zaten söylenmiş adı kullandım, dedi.
Salih’in dili damağına yapıştı.
Salih, Eşref’in bastonun topuzuna bastırdığı ellerine baktı. Çocukken ensesine kapanan parmakları hatırladı.
— Sen tekrar ettin, dedi Salih.
— Sen söyledin.
— Çocuktum.
— Ben de önümdeki büyüklerin yaptığı şeyi biliyordum.
— Bu seni daha az suçlu yapmıyor.
— Seni de yapmıyor.
— Aynı değiliz, dedi.
— Henüz.
Eşref telden elini çekti.
— Ben her yıl bunun hesabını verdim. Bu yıl ürün kaç çuval, senet ne zaman doluyor. Sen ilk otobüsle döndün.
— Düzen dediğin, başkalarının çocuklarını hazır tutmak.
— Düzen dediğim, kırk hanenin sabaha uyanması.
— Kırk birinciyi yakarak.
Eşref’in çenesi yeniden titredi. Bu kez başını çevirdi.
— Karaca gecesi benim kararım değildi.
— Ama payını aldın.
— Herkes aldı.
— Pakize’nin annesinin hanesi almadı.
— Pakize’ye kalan toprak yoktu.
— Bu yüzden mi tanıklığı sayılmıyor?
Eşref cevap vermedi. Bastonunu telin dibinden çekti; ucu paslı düğüme takılınca sertçe çevirdi.
Mezarlığın yukarısında kuru yapraklar ezildi. Salih başını çevirdi. Ağaçların arasında kimse görünmüyordu. Ses bir adım daha atmadı.
Eşref bunu duymamış gibi konuştu.
Eşref bastonunu brandalı eve uzattı.
— Bankadan pazartesi arayacaklar. Önceki erteleme bitti. Şimdi aşağı insem yine beni beklerler.
Salih evin çatısına baktı. Brandanın bir köşesinde su birikmişti. O evde yaşayan adamın borcunu ne ödeyebilir ne yok sayabilirdi.
— Bu geceyi bir çocuğun adıyla kapatırsan pazartesi gelmeyecek mi? diye sordu.
Eşref bastonunu indirdi.
— Bu geceyi geçiririz.
Salih, adamın “geçiririz” derken kimin nerede kalacağını söylemediğini fark etti. Bir saat önce ev sahibine kendisi de benzer bir güvence vermişti.
— Bu gece açık kapının önünde toplanacaksınız.
Salih ona baktı.
— Nereden biliyorsun?
— Nihat başka ne yapabilir? Daveti kapatmaya çalışacak. Dua okuyacak, niyet diyecek, herkes kendi sözünü söyleyecek. Sonunda o kapı ya kapanacak ya bir isim isteyecek.
— Dua isim istemez.
— Dua istemez. Borç ister.
Eşref’in sesi alçaldı.
— Seni istediklerinde annene kim bakacak? Bunu da düşündün mü?
Salih annesini toplantı masasında hatırladı. Kalemin ucuna mürekkep gelmeyince kendi avucuna birkaç çizgi çekmişti.
— Bir yol var, dedi Eşref.
Salih duymak istemedi. Yine de gitmedi.
— Gönül’ün adını ver, kendi soyunda kapansın.
Mezarlığın altındaki sis bir eve daha yükseldi. Çatının yalnız bacası görünür kaldı.
Salih, annesinin evde defterin üzerine eğildiğini düşündü. Dilinin altındaki iz Gönül’de yoktu.
Eşref’e soracağı cümle ağzına geldi: O zaman beni bırakırlar mı? Bastonun ucuna baktı, sormadı.
— Söyle, dedi Eşref. Hayır de.
Salih ağzını açmadı.
Eşref bekledi.
Okulun içinden uzak bir gürültü geldi. Bir sandalye çekildi, sonra bir kadın yüksek sesle kendi adını söyledi. Rüzgâr, sözü mezarlığa kadar taşımadı.
— Ben beklerim, dedi Eşref. Ama bu gece biri cevap verecek.
Salih yine konuşmadı.
Eşref patikadan yukarı yürüdü. Bu kez Salih arkasından gitmedi.
Salih, annesinin adını tekrar etmedi. Eşref’in bastonunun sesi patikanın başında kesilene kadar orada kaldı.
Bölüm etkileşimi
