29. bölüm / 33
KIRKOCAK29. Bölüm — Elif’in Seçimi
Bölümler 33Şu an: 29. Bölüm — Elif’in Seçimi
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elif çizginin kendi tarafında yürüdü. Yeni açılan pencerenin çerçevesinden ağacın yanmış oyuğu görünüyordu. Bir pencerenin arkası ilk kez başka bir yerdi. Başını çevirdiğinde odasının içindeki gecikmiş Elif’i görmüyordu.
Ağaca yaklaşmadan önce hırkasının cebindeki ekmeği yokladı. Kırıntılarını atmak istememişti. Bugün bir ekmek daha vardı; biraz önce çocuğun içmediği bardağı Salih yeniden doldurmuştu. Yine de elindeki parçayı bırakamıyordu.
Sâkin’in kıymığı öteki avucundaydı. Onu sıkınca elinden bir ses çıkmasını bekledi. Çıkmadı. Bir tahta parçası, ölmüş bir evi geri getirmiyordu.
Köz Taşıyan’ın göğsündeki küçük suret başını kaldırmadı. Elif, kısa kolların gövdeye kapanışını gördü. Kendi çocukluğunda soğuktan ellerini koltuk altlarına soktuğu geceler vardı. O benzerlikten korktu. Bir başkasının acısını tanırsa kendi çıkış isteğinin küçüleceğini sanıyordu.
— Birini sen taşıdın, dedi.
Gövdenin sıcaklığı yüzüne vurdu. Saçının dipleri kurudu. Hırkasındaki ıslak dikişler derisine sürtünüyordu.
— İnsanlar onu yaktı.
Elif ekmeği çıkardı. Kâğıda yapışmış kabuk ayrılmadı.
— Ben yakmadım.
Karanlık bir süre daha büyüdü. Ablasının arkasında durduğunu biliyordu; dönüp bakmadı. Derya, çocukken de kendisine yaklaşmadan önce adını söylemezdi. Aralarında ses gerekmeyen küçük bir işaret vardı. Elif şimdi o işareti hatırlamıyordu.
— Bunu ayırdım, dedi. Evden giderken alacaktım.
— Kimin evine?
Elif ekmeği avucunda çevirdi.
— Bilmiyordum.
Hangi yatakta uyuyacağını, kapının kilidinin içeriden açılıp açılmadığını, sabah bir tabak isteyince ne olacağını bilmiyordu. İnsanın bir evden çıkmadan önce bunları bilmesi gerektiğini Sâkin hiç söylememişti. Yalnız kapıyı tutmuştu. Şimdi o da yoktu.
Yanmış yarıktan ablasının eski sesi geldi.
— Eve gel.
Elif’in ayağı kendiliğinden kıpırdadı. Sesin ardından bir el uzanmasını bekledi. On üç yaşına geldiğini sandığı gün de önce ayakları yürümüştü. Hırkasının kolundaki dikişi tuttu.
— O ses sana ait değil.
Karanlık, köklerin üstünde uzandı. Elif geri gitmedi. Geri giderse bir kapıya rastlamak istediğini düşündü; arkasında kapanacak bir kapı kalmamıştı.
— Adın burada verildi.
Elif’in boğazı kurudu. Adını o yıllar boyunca bazen kendi kendine söylemiş, bir duvarın bunu duyacağını düşününce susmuştu. İnsanların söyleyişiyle kendi söyleyişi birbirine karışmıştı. Şimdi birinin ağzına bakıp doğru zamanı beklemek istemiyordu.
— Ben vermedim.
— Söylendi.
Elif ağacın köküne elini koydu. Avucundaki kıymık kabuğa değdi; yerine oturmadı. Sâkin’den kalan parçanın bir yere ait olduğunu gösteren hiçbir işaret yoktu.
— Ben Elif Yaman, dedi.
Kendi adının sonunu duydu. Sesini tanımak onu rahatlatmadı; dizlerinin arkasındaki ağırlık büyüyordu. Ağaca dayanmasa düşecekti.
— Burada kalmayacağım.
Gövdenin içindeki küçük biçim kızardı. Elif’in elindeki ekmeğe uzanır gibi oldu. Elif bir an parçayı ona vermek istedi. Sonra elinin gitmediğini gördü. Aç olduğu geceleri düşününce bir lokmayı bile paylaşmak istemeyişinden utandı. Utancı da burada bırakması gereken bir borç değildi.
— Kapıda onu parçaladın, dedi. Bana gelmek için.
Köz Taşıyan’ın karanlığı küçük biçimin önüne kapandı.
— Bana kalan oydu.
Elif dizlerinin üzerine oturdu. Sâkin’e vurduğu avucu hâlâ hatırlıyordu. Onun eksilen parmağına özür dilememişti. Bir evin konuşmasını istemiş, kendi sesinden başka bir ses olmadığı için öfkelenmişti.
— Ben de kaldım, dedi. Hâlâ buradayım.
Harmandaki kâğıtların sesi duyuldu. Kimin ne yazdığını göremedi. Salih'in sesi geldi.
— Bu satır benim sözümle yazıldı. Onun sözüyle değil.
Pakize, Elif'in söylediği cümleyi bir kez tekrarladı. Bir kalemin kâğıda takılışı duyuldu. Elif adını başkasının söylediği yerden geri almak için dönmedi. Ayağının çevresindeki baskıyı bekledi.
Azaldı.
Köklerin arasında uzanan karanlığın kenarı görünür oldu. Elif’in oturduğu yerde bir yol vardı. Yukarıya veya mahzene değil, harmanın öte tarafına gidiyordu. Köz Taşıyan onu yeniden örtmek istedi; taşın çizgisi önünde kaldı.
Elif ayağa kalkmayı bir kez denedi. Bacağı titreyince dizini tekrar yere koydu. Acele ederse kendisinden bir ad daha çıkacağını düşündü. Bir süre beklemek kendi seçimi olabilirdi; sonsuza kadar kalmak değildi.
Gövdenin içindeki suret öne geldi. Elif ekmeği uzatmadı. Kıymığı elinde tuttu. Bir çocuğu kendisine almakla bu yolun açılması arasında bir bağ olup olmadığını bilmiyordu; öyle bir bağ kurmayacaktı.
Yanmış oyuk kapanmaya başladı. Karanlığın fındık dallarına kattığı uzantılar eski gölgelerine döndü. İki biçim ağaçların arasına çekildi. Elif kaçtıklarını gördü; hangisinin ne zaman döneceğini bilemezdi. O geceki her korkunun sonunu görmek için burada kalması gerekmiyordu.
— Unutacaklar, dedi Köz Taşıyan.
Elif’in elindeki kabuk kırıldı. Toprağa düşen kırıntıyı almak için eğilemedi. Öteki avucunda tahta duruyordu.
— Ben unutmayacağım.
Ağaç, bir ağaç boyunda kaldı. Yanık oyuğun içindeki küçük biçimin söndüğünü göremedi. Eğilip aramadı. Ayağını yolun üstüne koydu. Çamur terliğine yapıştı; onu dizinden tutan ağırlık gelmedi.
Elif ikinci adımı attı. Hırkasının eteği kendi bacağına değiyordu. Toprak eteği çekmiyordu.
Çizginin öte yanında Derya vardı. Sol elini uzattı, sonra indirdi. Elif başını eğip ayaklarının önündeki mavi kili gördü. Orada kaç yıl kaldığını bilmeyen çocuk, önünden geçip Bekir’e yöneldi.
Oğlan yaşlı adamın elini tuttu. Elif onun elinin bir anda büyüdüğünü gördü. Gömlek kolu bileğinden çekildi, yeleğin düğmesi açıldı. Oğlanın yüzü, kendi bildiği çocuk yüzünden uzaklaşıyordu. Elif bir basamağa tutundu. Bekir ağabeyini kollarına almıştı.
— Annem? dedi oğlanın çıktığı yaşlı ağız.
Bekir cevap vermeden adamın göğsü yükseldi. İkinci nefes gelmedi. Nihat yanlarına çöktü. Biri sağlık ekibine yolu anlatmaya başladı; öteki bir örtü arıyordu. Bekir tuttuğu eli bırakmıyordu.
Elif kendi yüzüne dokundu. Yanağındaki suyu parmaklarının arasında gördü. Adını söylemişti, satırı ayrılmıştı, yol açıktı. Bütün bunlardan sonra da bedeni yaşlanabilirdi. Derya’nın yüzüne bakınca onun da bunu bilmediğini anladı.
Kız hırkasını tuttu.
— Sen?
Elif çocuğun elini çekmedi. Yere çömelip aynı yükseklikte durdu.
— Geçeceğim, dedi. Beklememi istersen beklerim.
Kız çizginin öbür yanındaki örtüye baktı. Başını sallamadı. Elif bir süre onun yanında oturdu. Kendi dizlerini açıp ayağa kalkınca çocuğun parmakları kumaştan ayrıldı.
Salih, Bekir’in yanında oturuyordu. Elif ona baktı. Adamın kendisine bir şey söylemeye hazırlandığını gördü.
— Şimdi konuşmayacağım.
Salih ağzını kapadı.
Elif ilk ayağını çizginin üstüne koydu. Ablasının yüzündeki çizgileri tek tek seçebiliyordu. Kendi yüzü değişirse bu gözlerden anlayacaktı.
— Bana bak, dedi.
Derya bakıyordu. Elif ikinci ayağını kaldırdı. Kendi ağırlığını taşımak için basamağa uzanmadı; ayağını ablasının yanına koydu.
Hırkasının kolu aynı yerdeydi. Parmaklarını yokladı. Kıymık avucunda duruyordu. Kız arkasında bekliyordu. Bekir’in kollarında tutulan bedene bakmak istemedi; sonra baktı. O beden yine oradaydı. Kendisinin geçmesi onu geri getirmemişti.
Elif elini ablasının saçına götürdü. Derya kıpırdamadı.
— Yüzüm değişti mi?
— Hayır.
Elif ayağını çamurdan kaldırıp yeniden bastı. Başka bir toprağın üstündeydi. Derya sarılmadı; kardeşinin eli saçından çekilene kadar bekledi.
— Hastaneye gitmek istiyorum, dedi Elif.
Elif kendisine ayrılan iskemleye oturmadan önce kıza döndü.
— Burada olacağım.
Kızın beklediği yerle kendi oturacağı yerin arasını eliyle gösterdi. Bu kez birinin kapıyı tutmasına ihtiyacı yoktu.
Bölüm etkileşimi
