KIRKOCAK kitap kapağı

27. bölüm / 33

KIRKOCAK

27. Bölüm — Başka Ad Yok

Vaveyla Yazarı: Mert Merkit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 27. Bölüm — Başka Ad Yok
  1. 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
  2. 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
  3. 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
  4. 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
  5. 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
  9. 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
  11. 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
  12. 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
  13. 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
  14. 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
  15. 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
  16. 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
  17. 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
  18. 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
  19. 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
  20. 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime
  21. 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
  22. 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
  23. 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
  24. 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
  25. 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
  26. 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
  27. 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime · Okuduğun bölüm
  28. 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
  29. 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
  30. 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
  31. 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
  32. 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
  33. 33 Sonsöz232 kelime

Salih’in sesi, tabutun başındaki üç kişinin arasında kaldı. Daha uzaktakiler ne dediğini duymadı. Vekil parmağını eski harfin üstünde tutuyordu.

— Adı ilk söyleyen Salih Koral.

Eşref hemen cevap verdi.

— Duydunuz.

Salih başını kaldırdı. Birkaç kişi ona bakmıştı; birkaçı hâlâ göğsündeki çizgiyi ovalıyordu. Elif’in yüzü patikanın altından görünüyordu.

— Elif’in adını söyledim. Eşref tekrar ettirdi. Sonra sustum.

Gönül yanına geldi.

— Ben de sustum.

Salih annesinin eline baktı. Parmak uçlarında yıkama odasından kalan mavi kil yoktu. Çok yıkamıştı. Tırnaklarının yanındaki deri kızarmış, bir parmağı çatlamıştı.

Vekil defterin iki sayfasını ayırdı. Birinde Salih’in adı, ötekinde onun üstüne geçen Elif’in kaydı vardı. Sayfaların altında, yeni bir adın yazılabileceği boşluk duruyordu.

— Biriniz yükü devralabilir, dedi.

— Ben, dedi Gönül.

Salih ayağa kalktı. Annesi Vekil’e dönmüştü.

— Gönül Koral. Ben—

— Dur anne.

Gönül elini oğlunun ağzına götürdü; yarıda bıraktı.

— Seni yine bırakmam.

— Nereye gideceğini biliyor musun?

Annesi Elif’in durduğu yere baktı. Ağzı “ben” diye bir kez daha kıpırdadı. Salih kadının kolunu tutmadı; kendi elini defterin yanına koydu.

Derya tabutun yanından kalktı. Askısını sol eliyle tuttu.

— Ben gidersem kardeşim çıkacak mı?

Vekil hemen cevap vermedi. Eşref ağzını açtı. Elif bir adım attığında kök ayak bileğinin önünde yeniden yükseldi.

— Cevabını bekle, dedi Derya’ya.

Vekil’in gözleri açık deftere indi.

— Mevcut ikame kalkar. Kalan bağ ölçülür.

Derya’nın yüzündeki küçük umut söndü. Yine de ayağı geriye gitmedi.

— Beni dene, dedi.

Salih nefes aldı. Göğsündeki yanma biraz çekilmişti. Derya’nın ayağı çizginin yakınında duruyordu. Kadın onu kaldırsa kendi ağzındaki adın ağırlığı azalacakmış gibi bekledi.

Tabutun kapağına dayandı. Eşref bunu gördü.

— Bu kez kimseyi zorlamadın. Kabul et.

Derya’nın askısının altındaki kol hareketsizdi. Elif bir elini kaldırdı; ablasına uzatmadı. Avucu aralarında öyle kaldı.

— Hayır, dedi.

Gönül’ün yüzü sertleşti.

— Ben karar verdim.

— Sen dur anne. Önce ben söyleyeceğim.

Derya bir şey söylemek üzere ağzını açtı. Salih ona döndü.

— Seni de.

Derya’nın öfkesi gözlerine çıktı.

— Bu sana kalmıyor.

— Benim üstümde onun adı var. Önce onu çekiyorum.

Cümlenin devamını getiremedi. Vekil’in tuttuğu sayfalara uzandı. Parmakları liflere takıldı; ıslak kâğıdı yırtmamak için durdu.

Vekil elini çekmedi.

— Başka ad gösterilecek mi?

Eşref kalabalığa baktı. Salih, o bakışın birini bulmasından korktu.

— Başka ad yok.

Salih, Derya çizgiye bir adım daha yaklaşsa ağrısının azalmasını istedi. Bu istek bir düşünce kadar hızlı geldi; onu söylememiş olması bedeninden silmiyordu.

Derya’nın askısının altında duran sağ eline baktı. Kadın onun rahatlaması için değildi orada.

Elif de değildi.

Salih sesini yükseltmeye çalışmadı. Açık defterin başında kendisini duyanların sayısı yetiyordu.

Söylerken dilinin altındaki yara açıldı. Kan dişlerine doldu. İkinci nefeste boğazı daraldı; Nihat sırtına elini koydu.

Salih, açık defterin kenarındaki kendi eline baktı. Elif’in tırnaklarının o gece bıraktığı izler yoktu. Başparmağı kâğıdın üstünde titriyordu.

— Ben Salih Koral, dedi. — Elif Yaman’ın adını kendi kaydımdan çekiyorum.

Vekil’in parmağı sayfaya daha sert bastı. Harfler yerlerinden ayrılmadı. Salih ilk sözünün yetmediğini anladı.

— Yerime kimseyi vermiyorum.

Ayaklarının altındaki toprak ağırlaştı. Çamur tabanlarından yukarı çıkmıyor, dizlerini bulunduğu yere çekiyordu. Tabutun kapağındaki eli kaydı. Gönül onu dirseğinden yakaladı.

— Oğlum.

Gönül, oğlunun dirseğini iki eliyle tutmaya çalıştı. Salih dizini oynatınca kadının ayağı çamurda sürüklendi.

Defterin ıslak liflerinde iki adın arasına ince bir beyazlık girdi. E harfi, Salih’in soyadındaki çizgiden ayrıldı. Ardından ötekiler. Elif’in adı silinmedi; kendi satırına döndü.

Elif ayağını kaldırdı. Kökün baskısı azalmıştı. İlk adımında dizleri artık kilitlenmedi.

İkincisinde çizgi yükselip önüne kapandı. Geri çekilmedi; bulunduğu yere oturdu.

Salih dizlerinin üzerine düştü. Göğsünün ortasında, daha önce olmayan küçük bir köşe yanıyordu. Başını öne eğince sıcaklık boğazına yürüdü. Kendi sesini duyabiliyordu ama gövdesi sesi çıkaracak kadar hava alamıyordu.

Nihat diz çöktü. Salih’in başını yana çevirdi. Ağzından gelen kan toprağa aktı.

Eşref defterin ayrılan satırına baktı.

— Bunu bitiremedin, dedi Vekil’e.

Vekil cevap vermedi. Levhasındaki işaretler birbirinin üstüne biniyordu. Parmağını kaldırdı; sayfanın üstünde kendi tırnağının izine benzeyen ince bir yanık kaldı.

Derya elindeki asıl Kırk Menzil yaprağını Nihat’a uzattı. Hoca, açık halkanın bulunduğu tarafı Salih’in önüne serdi.

— Tanık yeri orada, dedi. — Şu üstte. Açtığımız boşluk.

Salih doğrulamadı. Betonun altını temizlerken nasıl bir damla gördüğünü hatırladı. Molozu tam kaldıramamışlardı. Nihat’ın koluna tutundu; ayağa kalkmayı denedi. Bacağı sözünü dinlemedi.

Bekir tabutun öbür yanından geldi. Salih’in belinden tuttu. Gönül dirseğini bırakmadı. Üçü, patikanın açık kalan tarafına doğru bir adım attı.

Vekil önlerine geçti.

— Bu kayıt burada tamamlanır.

Nihat açık yaprağı kaldırdı.

— Orası metinde var.

Vekil’in kuru ayakkabısının ucu resmin köşesine değdi. Halkalardan biri kâğıdın dışına uzandı; levhasındaki aynı işaret karardı. Vekil ayağını hemen çekti.

Salih kendisini taşıyanların ellerini hissetti. Üstteki boşluk karanlıktı. Başını kaldırmak için durdu; Gönül de durdu. Elif’in önündeki çizgi hâlâ yerindeydi.

Bekir’in kolunu daha sağlam tuttu.

Harmanın üst kenarına kadar çıktılar. Salih molozun yanına oturdu. Kırık direği çekip boşluğun açık yüzünü temizledi. Parmaklarının arasındaki çamurda kendi kanı vardı.

— Şimdi burada söylüyorum, dedi. — Burada kalıyorum.

Bir damla, avucunun altından yükseldi.

Gönül onu görüp başını geriye çekti. Damla Salih’in göz hizasında durdu; sonra yukarı çıktı.

Molozun altındaki başka sular da toprağın içinden ayrılmaya başladı.

Vekil aşağıdaki taşın gerisindeydi. Salih’in bulunduğu yere bakarken bir ayağını geri aldı.

Bekir, Salih’in taşıyamadığı ağırlığı omzuna aldı. Salih ondan kendi yerine geçmesini istemiyordu; şu birkaç basamağı yürümek için koluna ihtiyacı vardı. Aradaki farkı ilk kez bu kadar açık biliyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.