20. bölüm / 33
KIRKOCAK20. Bölüm — Kapalı Kapı
Bölümler 33Şu an: 20. Bölüm — Kapalı Kapı
- 1 1. Bölüm — Cevapsız Çağrı1.327 kelime
- 2 2. Bölüm — Açık Kapı1.768 kelime
- 3 3. Bölüm — Vekil1.350 kelime
- 4 4. Bölüm — Yanlış Mezar1.665 kelime
- 5 5. Bölüm — Kırk Menzil1.454 kelime
- 6 6. Bölüm — Çocuk Borcu1.373 kelime
- 7 7. Bölüm — Serenderdeki Defter1.384 kelime
- 8 8. Bölüm — Gece Payı1.478 kelime
- 9 9. Bölüm — İkinci Çağrı1.702 kelime
- 10 10. Bölüm — Evin Daveti1.310 kelime
- 11 11. Bölüm — Kırk Ev Gecesi1.310 kelime
- 12 12. Bölüm — Toprak Altındaki Oda1.123 kelime
- 13 13. Bölüm — Elif2.336 kelime
- 14 14. Bölüm — Hatıranın Tamamı1.138 kelime
- 15 15. Bölüm — Boyanın Altı1.074 kelime
- 16 16. Bölüm — Yerinden Edilen Sınır2.371 kelime
- 17 17. Bölüm — Bekleyen Cenaze1.241 kelime
- 18 18. Bölüm — Köy Meclisi1.248 kelime
- 19 19. Bölüm — Eşref’in Hesabı913 kelime
- 20 20. Bölüm — Kapalı Kapı2.625 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21. Bölüm — Aynadaki Yaş1.360 kelime
- 22 22. Bölüm — İnsan Şiddeti2.856 kelime
- 23 23. Bölüm — Kapıda Kalan1.609 kelime
- 24 24. Bölüm — Açık Tanık Yeri1.903 kelime
- 25 25. Bölüm — İki Yavru1.351 kelime
- 26 26. Bölüm — Zarf758 kelime
- 27 27. Bölüm — Başka Ad Yok854 kelime
- 28 28. Bölüm — Toprağın İadesi1.568 kelime
- 29 29. Bölüm — Elif’in Seçimi1.004 kelime
- 30 30. Bölüm — İnsan Tanık1.111 kelime
- 31 31. Bölüm — Saniye’nin Defni891 kelime
- 32 32. Bölüm — Tanık823 kelime
- 33 Sonsöz232 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Salih okuldan, mezar oluğunu kontrol ederek döndüğünde hava kararmıştı.
Cenaze evinin avlusunda taziye kalabalığından eser yoktu. Tabut sundurmada, yenilenmiş buzların üzerinde bekliyordu. Taşıma sırasında kullanılan boş sehpa duvara dayanmıştı. Kapı açıktı. Sarı ışık, eşikten avlu taşlarına uzanıyor; çizginin kenarı soluk alır gibi daralıp genişliyordu.
Gönül, Derya, Nihat ve Pakize kapının önünde bekliyordu. Gönül siyah defteri iki eliyle tutmuştu. Toplantıda açılan yeni sayfaların arasına farklı el yazıları, yarım bırakılmış cümleler ve imzalar dolmuştu.
Salih annesinin yüzüne baktığında Eşref’in teklifini yeniden duydu.
Gönül’ün adını ver.
Gönül onun bakışını yanlış anladı.
— Bir şey mi oldu?
Salih ağzını açtı. Gönül defterin üstündeki elini kaldırmış, onun koluna uzanıyordu.
— Eşref senin adını söyledi, dedi.
Gönül’ün parmakları defterin kapağında sıkılaştı.
— Ne için?
— Benim yerime.
Derya başını çevirmedi. Nihat da araya girmedi. Pakize yalnız kapının içindeki karanlığa bakmayı bıraktı.
Gönül bir süre oğlunun yüzünü aradı.
— Sen ne dedin?
— Hiçbir şey.
— Kabul mü ettin?
— Hayır.
Salih cümlenin eksik kaldığını duydu.
— Reddetmedim de.
Gönül ellerini defterden çekmedi. Salih’e uzanmadı, yakasını düzeltmedi, ona korkmamasını söylemedi.
— Şimdi söylersin, dedi.
Nihat açık kapının önüne geçti. Eşiğe basmadı.
— Hepimiz çıkalım önce. Şu defteri de getirin, dedi Nihat.
Pakize başını salladı.
— Defteri ben de sakladım, dedi Pakize.
Nihat devam etti.
— Tabutun yanını boş bırakmayın. Ben burada okuyacağım.
Salih, Eşref’in mezarlıkta kurduğu cümleyi düşündü: Dua istemez. Borç ister.
— Gönül, şu defter eve nasıl geldi?
Gönül siyah deftere baktı.
— Bunu Saniye getirdi.
— Sen sakladın, dedi Derya.
Gönül itiraz etmedi.
— Sakladım. Salih hatırlarsa onu alırlar sandım. Elif’in adı defterde kaldıkça oğlumun adının dışarıda kalacağını düşündüm.
— Benim adım dışarıda kalsın diye mi?
Gönül gözlerini kapatmadı.
— Elif kalacaktı.
Derya’nın nefesi değişti. Yine de Gönül’ün yerine cevap vermedi.
Gönül kapıya döndü.
— Defter burada. Salih’e sorduğunuzda ben de buradaydım. Duydum.
Söz söylendiğinde kapı hareket etmedi.
Avludaki ışık uzayıp kısalmadı. Eşikteki taş eski boyuna dönmedi. İçerideki koridor, olduğundan daha uzun görünmeye devam etti.
— Defteri çıkaralım, dedi Nihat.
Gönül defteri Salih’e uzattı.
Salih kapağı tuttu. Toplantıda eklenen sayfaların bir köşesi dışarı taşıyordu. Defteri iki eliyle düzeltti.
Defteri avluya çıkardı.
Pakize boş sehpayı duvardan indirip kapının karşısına koydu. Salih defteri üzerine bıraktı. Kapağını kapatmadı. Saniye’nin cümlesiyle Meryem’in imzası aynı havayı gördü.
— Defter burada, dedi Salih. Saklamıyorum. Alıp götürmenize de izin vermiyorum.
Kapının altındaki sarı ışık bir parmak geri çekildi.
Derya içeri girdi.
Salih arkasından seslenmedi. Kadın koridor boyunca yürüdü, Saniye’nin odasında gözden kayboldu. Odanın içinden sandık kapağının açılma sesi geldi. Ardından uzun bir sessizlik oldu.
Derya döndüğünde avucunda tek bir çocuk ayakkabısı vardı.
Kırmızı olması gereken deri kahverengiye dönmüş, tokasının metalinde yeşil lekeler oluşmuştu. Burnunda kurumuş çamurun ince çizgileri duruyordu. Ayakkabı, Salih’in yetişkin avucunun yarısından küçüktü.
— Sandığın altında buldum, dedi Derya. Babam arama günlerinden sonra kayıp ayakkabıyı Saniye’ye verdiğini söylemişti. Burada tuttuğunu bilmiyordum.
Gönül ayakkabıyı görünce başını eğdi.
— Ötekini bulamadık.
— Aradınız mı? diye sordu Derya.
Gönül cevap vermedi.
Derya çömeldi. Ayakkabının yeşillenmiş tokasını başparmağıyla sildi.
— Elif bunu görünce burada olduğumu bilsin.
Ayakkabıyı eşik taşının üzerine koydu. Burnu dışarıya bakıyordu.
Salih istemeden yönüne baktı. Bunun bir işaret, çağrı veya yol gösterme biçimi olup olmadığını sormak istedi.
Nihat, Salih’in ayakkabının yönüne baktığını gördü.
— Dokunma. Derya koyduğu yerde kalsın.
— Dışarıdan görünsün istedim, dedi Derya.
Kapının içindeki koridor kısaldı.
Değişim bir anda olmadı. Duvarlar yerinden oynamadı. Tahta döşemenin lifleri, daha önce uzadıkları yerlerden ağır ağır geri toplandı. Çiviler gıcırdamadan eski aralıklarına yaklaştı. Eşik taşıyla kapı kasası arasında çoğalan boşluk, nefesini veren bir göğüs gibi indi.
Pakize kapı kanadına dokunmadı.
— Herkes kendi sözünü söylesin, dedi.
Derya ayağa kalktı.
— Elif, ben dışarıdayım. Ayakkabın da burada.
Nihat, Derya’nın omzunun üzerinden kapı aralığına baktı.
Gönül ellerini önünde boş bıraktı.
— Elif’in adını duyduğumda sustum. Eşyalarını Saniye’nin sandığına koydum. Arayanlara göstermedim.
Salih’in sırası geldiğinde kapı aralığı omuz genişliğine kadar daralmıştı. İçeriden, Saniye’nin odasına uzanan koridor görünüyordu. Duvarın dibindeki gölge, bir çocuğun sığabileceği kadar alçak duruyordu.
Salih annesine bakmadı.
— Elif’in adını ben söyledim, dedi. Eşref tekrar etti. Annemin adını vermiyorum. O teklifi kabul etmiyorum.
Kapı kanadı kendi kendine hareket etmedi.
Salih iki elini ahşaba koydu.
İtti.
Bu kez kapı kasadan uzaklaşmadı. Alt kenarı eşik taşına sürtmedi. Kilit dili karşılığın kenarına vurup geri sıçramadı. Kanat, sıradan bir kapı ağırlığıyla ilerledi.
Son aralıkta içerideki karanlık ince bir çizgiye dönüştü.
Salih durdu.
Çizginin içinde, kendi çocuk yüzünü göreceğini sandı. Islak saç, çamurlu dizler ve söylemeye hazır bir ad bekledi. Hiçbiri görünmedi.
Kapıyı kapattı.
Kilit dili yuvaya oturdu.
Daha önce de aynı ses duyulmuştu. O zaman kapanan yalnız ahşaptı; davet evin içinde kalmış, ıslak yüz pencereye dayanmıştı. Bu kez camlara hiçbir şey vurmadı. Eşik uzamadı. Sarı ışık avludan çekildi.
Nihat alçak sesle dua etmeye başladı. Salih kelimeleri dinlerken kapı koluna bakıyordu. Duanın arasına bir isim karıştırmadı.
İçeriden bir çocuk koştu.
İlk adım Saniye’nin odasının önünden geldi.
İkincisi koridorda daha yakındı.
Üçüncüde küçük bir topuk, tahta döşemenin gevşek yerine vurdu. Salih sesi tanıdı. Çocukken sağ ayağını tam basmaz, düşüp dizini yardığı yazdan sonra koşarken bir adımı kısa atardı.
İçeride koşan da bir adımı kısa atıyordu.
Salih kapı koluna uzandı.
Nihat bileğini tuttu.
— Açma.
— İçeride biri var.
— Hepimiz dışarıdayız.
Koşu mutfağın önünden geçti. Bir an durdu. Sonra geri dönüp yeniden hızlandı. Sanki evin içinde yolunu bulamayan bir çocuk, her odada başka bir çıkış arıyordu.
Salih kolunu çekti.
— Ya o geceki hâlimse?
— Sen buradasın Salih. Şu ses senin yanında değil.
— Elif’i bırakmasın diye durdurabilirim.
Nihat’ın eli gevşemedi.
— Açma. Geçen sefer camda ne olduğunu gördük.
İçeriden ince bir soluk geldi. Ağlama değildi. Koşmaktan yorulmuş bir çocuğun, sesini çıkarmamak için ağzından aldığı kısa nefesti.
Salih bunu da hatırladı.
Eşref’in önünde Elif’in adını söyledikten sonra böyle nefes almıştı. Ağlarsa suçunun anlaşılacağını sanmış, korkusunu sessiz tutmaya çalışmıştı.
Kapının ardındaki çocuk koşmayı bıraktı.
— Salih, dedi Gönül.
Oğlu başını çevirmedi.
— Ben buradayım, dedi Gönül.
Salih kapı kolundan elini çekti.
Nihat da bileğini bıraktı.
Salih eşik taşının önüne oturdu. Elif’in ayakkabısı sol yanında, açık defter sağında kaldı. İkisine de dokunmadı.
İçeride koşu yeniden başladı.
Odanın birinden ötekine, sonra mutfağa, sonra koridora geçti. Her turda adımlar biraz daha küçüldü. Bazen Salih’in çocukluğundaki kısa basış duyuldu, bazen iki ayağın da aynı anda yere vurduğu oldu. Bir an, içeride birden fazla çocuk koşuyor sandı.
Kapıyı açmadı.
Ses eşiğe kadar geldi.
Ahşabın öte yanında küçük bir elin kapıya konduğunu düşündüren hafif bir sürtünme duyuldu. Kol aşağı inmedi. Kapı vurulmadı. İçerideki, kendisine izin verilmesini bekliyordu.
Salih bekledi.
Sürtünme çekildi.
Bir kısa adım daha duyuldu.
Sonra ev sustu.
Salih kapıyı açmadı.
Salih ayağa kalkamadı. Kapının soğuk ahşabına sırtını dayadı.
Ev sustuktan sonra kimse avludan ayrılmadı.
Yağmur yeniden başlamamıştı. Yine de kiremitlerden aralıklı damlalar düşüyor, tabut sehpasının yanındaki taşlarda koyu halkalar açıyordu. Elif’in ayakkabısı eşikte, burnu avluya dönük duruyordu. Derisi çamurdan sertleşmişti; üzerine düşen suyu emmeden önce kısa bir an parlatıyordu.
Salih dizlerini doğrulttuğunda bacaklarının uyuştuğunu fark etti. Kapının ardındaki çocuk koşusu kesilmişti ama sağ ayağında, eski yarasının bulunması gereken yerde ince bir sızı kalmıştı.
Nihat kapı kolunu bir kez yokladı. Kilit dili yerindeydi.
— Kapandı, dedi Gönül.
Sözü soru gibi çıktı.
Nihat cevap vermeden önce avlu duvarının karanlığına baktı.
Vekil oradaydı.
Ne zaman geldiğini Salih görmemişti. Yağmur oluğunun yanında, duvardan ayrılmış bir gölge kadar hareketsiz duruyordu. Yüzü karanlıkta seçilmiyor, yalnız cübbesinin alt kenarındaki ıslaklık taşlara değiyordu.
— Kapı kapandı, dedi Vekil.
Gönül bekledi.
— Hüküm kapanmadı.
Başka bir şey söylemedi. Duvar boyunca yürüdü. Köşeyi dönerken ayak sesi çıkarmadı; cübbesinin ıslak ucu da taşlarda iz bırakmadı.
Gönül’ün eli Salih’in koluna geldi.
— Ağzını aç.
— Niye?
— Aç.
Salih itiraz etmek istedi. Dilini üst damağına bastırınca demir tadı aldı. Gönül iki parmağıyla çenesini kaldırdı. Pakize mutfaktan gaz lambasını getirip ışığı yüzüne tuttu.
Nihat, Salih’in alt dudağını çekmedi. Yalnız eğilip baktı.
Dilinin altında, sağdan sola uzanan mavi bir çizgi vardı.
Çizgi kalemle çekilmiş kadar düzgün değildi. İnce bir damar gibi başlayıp ortada koyulaşıyor, dil bağına varmadan sönüyordu. Salih ağzını kapatınca acı kesildi. Yeniden açtığında çizgi, soğuk bir bıçak değmiş gibi yandı.
— Önceden var mıydı? diye sordu Derya.
— Yoktu, dedi Gönül.
Salih onun bu kadar çabuk cevap vermesine baktı.
— Bilmiyorsun.
— Çocukken ateşlendiğinde bile ağzına ben bakardım. Yoktu.
Nihat lambayı Pakize’ye geri itti.
— Lambayı biraz uzak tut. Görünmüyor böyle.
— Ne olduğunu bilmiyor musun? dedi Gönül.
— Bilmiyorum.
Gönül lambayı geri çekmedi. Nihat gözünü çizgiden ayırınca ışığı oğlunun ağzına biraz daha yaklaştırdı.
Salih mutfağa girdi. Musluktan akan suyu avucuna alıp ağzını çalkaladı. Lavaboya tükürdüğünde su şeffaftı. Mavi bir leke, kan veya toprak çıkmadı. Dilinin altındaki yanma ise azalmadı.
Arkasında Gönül’ün nefesi vardı.
— Biraz yat, dedi.
— Uyumayacağım.
— Gözünü kapat bari.
Salih başını çevirmedi.
— Kapıyı kapattım diye bitmediğini sen de duydun.
Pakize, Derya’yı Saniye’nin odasına götürdü. Nihat avluda kaldı. Gönül mutfak masasının üzerindeki temiz bezi alıp Salih’e uzattı.
— Ağzında yine kan olursa bana söyle.
Salih bezi aldı. Annesi odadan çıkana kadar avucunda tuttu, sonra masaya bıraktı.
Sabaha karşı evin içindeki hava soğudu.
Kapı kapalı kaldı. Buna rağmen koridor boyunca eşikten gelen ıslak taş kokusu dolaşıyordu.
Salih sedire uzanmadı; mutfak sandalyesinde, sırtını duvara vererek oturdu. Bir ara gözleri kapanmış olmalıydı. Uyandığında lambanın fitili kısalmış, pencerenin dışı koyu siyahtan kurşuni griye dönmüştü.
Evde Gönül yoktu.
Salih önce tuvalete gittiğini düşündü. Sonra arka kapının aralık olduğunu gördü. Kapı altındaki keçeye çamur bulaşmıştı.
Ayağa kalkınca dilinin altındaki çizgi yeniden yandı.
Elini ağzına götürdü. Acı bir an sürüp söndü. Boğazında, söylemeden yutulmuş bir hece kaldığını hissetti. Hangi harf olduğunu bilmiyordu.
Arka kapıdan çıktı.
Toprak yol gece nemini tutmuştu. Fındık yapraklarından düşen su, kümesin teneke çatısına vuruyordu. Gönül’ün terlik izleri odunluğa gidiyor, kapının önünde Eşref’in geniş tabanlı ayakkabı izleriyle birleşiyordu.
Salih yürümeyi kesti.
Odunluğun kapısı tam kapanmamıştı. İçerideki konuşma, ıslak odunların arasında boğuk çıkıyordu.
Eşref’in ilk cümlesini duymadı.
Gönül’ün cevabı geldi.
— Elif için de böyle düşündünüz.
— Elif’i ben seçmedim, dedi Eşref. Adı önümüzdeydi.
— Çocuktu.
— Bunu inkâr etmiyorum.
Eşref’in sesinde öfke yoktu. Köy odasında borçlu bir aileye vade anlatır gibi alçak ve düzgündü.
— Ben senden yabancı bir çocuğun adını istemiyorum, dedi. Rastgele birini de söylemiyorum.
Kısa bir sessizlik oldu.
— Kimi söylüyorsun?
Eşref adı tek parça hâlinde söyledi.
— Derya Yaman.
Salih’in dili üst dişlerinin arkasına değdi.
Odunluğun önündeki taşın üzerinde kaldı. İçeri girerse konuşma kesilecekti. Beklerse, Eşref’in ne bildiğini duyabilirdi.
Bir adım daha yaklaşmadı.
— Elif’in öz ablası, dedi Eşref. On yedi yıldır onun peşinden gidiyor. Aynı kan. Sınırı geçti. Adı orada duyuldu.
— Kızın adını niye söylüyorsun?
— Bana vermeyecek.
— Kime verecek?
Eşref cevap vermekte acele etmedi.
— Duruşmada bir ad sorulacak. Salih’in adının tek başına kalmaması gerekiyor. Benim bildiğim bu kadar.
— Bildiğin bu kadarsa niye kızın adını söylüyorsun?
— Çünkü oğlun hâlâ o çizginin içinde.
Salih ağzındaki yanmayı yeniden duydu. Gönül’ün de odunluktan kapalı kapıya, kapıdan oğlunun uyuduğunu sandığı eve baktığını hayal etti.
Eşref devam etti.
— Sen oğlun yaşasın diye sustun, dedi Eşref. Şimdi herkesin önünde anlatınca onu bırakacaklarını mı sandın?
Gönül cevap vermedi. Odunluğun tenekesinden bir damla kaydı.
— Çizgi hâlâ ağzında. Sen gördün.
Odunlardan biri yerleşti. Kuru bir çatırdama duyuldu.
— Derya kendi ayağıyla girdi. Kardeşi için girdi. Salih’in yerine birini soruyorsanız neden ona bakmıyorsunuz?
— Elif bunu isterdi deme.
— Demedim.
— Diyecektin.
Eşref sustu.
Salih, annesinin terliğini geri çektiğini duydu. Kapıya yürümüş olmalıydı. Sonra sesi aynı yerden geldi.
Sonra Gönül sordu:
— Adı söylenirse Salih’i bırakırlar mı?
Salih’in eli odunluk kapısına gitmedi.
Eşref’in sesi daha da alçaldı.
— Bunu kimse sana vaat edemez.
— O zaman benden ne istiyorsun?
— Salih’in adı çağrıldığında, karşısında tek bir yol kalmasın istiyorum.
— Derya’nın yolu kalsın.
— Derya zaten o yolda.
Bu cümle, Gönül’ün itirazını bütünüyle susturmadı. Fakat odunluğun içinde bir süre yalnız teneke çatıya düşen damlalar duyuldu.
Salih’in eli kapıya değdi. İçeri girmedi. Bir daha kendi adını sorarlarsa Gönül ondan önce konuşabilirdi. Dilinin altındaki sızı diner, eve dönerdi. Önünde duran tahtanın kıymığını başparmağıyla bastırdı. Acıyı kesene kadar bekledi.
Odunluğun içinde Gönül konuştu.
— Duruşmada ne zaman söylemem gerekir?
Salih’in boğazındaki hece aşağı inmedi.
Kapıyı itti.
Gönül odun yığınının önünde duruyordu. Başörtüsünün kenarı gevşemiş, saçının beyazları şakağından çıkmıştı. Eşref kapının karşısında, iki elini bastonunun başına koymuştu. İkisi de suçüstü yakalanmış gibi sıçramadı.
Salih annesine baktı.
— Derya’nın adını söyleme anne.
Gönül’ün yüzündeki korku yerini utanca bırakmadı. İkisi bir arada kaldı.
— Ben konuşmadım.
— Ne zaman konuşacağını sordun.
— Seni bırakmayacaklar.
Gönül bir adım attı. Salih geri çekilmedi; fakat annesinin elini kaldırdığını görünce omuzları kasıldı.
Gönül ona dokunmadı. İşaret parmağı oğlunun ağzına yöneldi.
— O çizgiyi gördün. Kapı kapandı, hâlâ senin bedenine yazıyorlar.
— O yüzden Derya’yı mı yazacaksın?
— Sana bir şey olmasını bekleyemem.
— Elif’e olmasını bekledin.
Gönül başını çevirdi. Eşref araya girmedi.
— Dün gece ne söylediğimi biliyorum, dedi Gönül.
— Ben de duydum.
— Yanlış yaptığımı söyledim.
— Şimdi aynısını yapıyorsun.
— Aynısı değil.
Gönül bunu söyler söylemez gözleri Eşref’e gitti.
Eşref bastonunu iki elinin arasında çevirdi. Gönül’ün bakışı onda kaldı.
Gönül ona bakmayı sürdürdü.
— Sen de böyle mi başladın? diye sordu.
Eşref bastonunu topraktan kaldırmadı.
— Önce kendi evimi düşündüm, dedi.
Gönül’ün ağzı aralandı. Eşref’in elindeki bastona baktı; sonra oğlunun yüzüne döndü. Az önce söylediği “aynısı değil” sözünü tekrarlamadı.
— Sen benim oğlumsun, dedi Gönül. Bunu duyarak oturmamı mı istiyorsun?
Salih cevap vermedi. Annesinin eli çenesine uzandı. Başını yana çekti.
— Ağzını aç bari. Bırak bakayım.
— Derya’ya da baktın mı?
Gönül elini indirdi. Odunluğun önündeki nemli toprağa bakıyor, ayağındaki terliği ileri geri sürüyordu.
Arka kapı açıldı.
Derya bahçeye çıktı. Omzunda Saniye’nin odasından aldığı yün şal vardı. Pakize birkaç adım gerisinde kaldı. Derya, üç kişinin yüzüne tek tek baktı.
— Ne oldu?
Kimse hemen cevap vermedi.
— Eşref senin adını söyledi. Annem de ne zaman söyleyeceğini sordu.
Derya’nın yüzü değişmedi. Şalı omzundan kaydı; düzeltmedi.
— Benim adımı mı?
Gönül bir adım attı.
— Derya, ben daha hiçbir şey söylemedim.
Derya, Gönül’e baktı. Kadının bakışı hâlâ toprağın üzerindeydi.
— Benim yüzüme bak. Ne diyecektin?
Gönül başını kaldırdı.
— Söylemedim.
— Burada olmasam söyleyecektin.
Derya’nın sarılı kolu şalın altından kaydı. Pakize düzeltmek için yaklaştı; kadın omzunu çevirdi.
— Belki Elif için ben isterdim, dedi Derya. Ama senin ağzından duymayacağım bunu.
Eşref başını kaldırdı. Salih, adamın Derya’ya bakışını gördü.
— İstemiyorum, dedi. Senin yerime geçmeni istemiyorum.
— Sana bir şey sormadım.
Nihat avlunun öteki tarafından geldi. Elindeki boş leğeni duvara dayadı.
— İçeri gelin, dedi. Şu kolu saralım önce.
Eşref bastonunu kaldırdı.
— Duruşma beklemeyecek.
Salih adamın önünden çekilmedi.
— Sen git. Ne söyleyeceksek orada söyleyeceğiz.
Salih’in dizlerinin arkasındaki titreme sürüyordu. Eşref’in yüzüne bakmamaya çalıştı. Adam yanından geçince eli boşta kaldı.
Gönül oğluna yaklaşmadı.
— Ya seni alırlarsa?
Salih, “Alamazlar,” diyemedi.
— Bilmiyorum.
— Biliyorsun. Hepiniz biliyorsunuz.
— Hayır.
Gönül’ün gözleri doldu ama ağlamadı. Yüzü sertleşmedi; daha yaşlı göründü.
— Seni bir daha kaybedemem, dedi.
— Derya’yı söyleme. Onu söyleme anne.
Derya araya girmedi. Salih ona dönünce başını salladı; henüz verecek cevabı yoktu.
Eşref odunluğun önünden ayrıldı. Salih, bastonun sesi kaybolunca Derya’ya baktı. Kadın şalını topluyor, Gönül’den uzak duruyordu.
Pakize, Gönül’ün yanına gelmedi. Şalı yerden alıp Derya’nın omzuna yeniden koydu. Nihat arka kapıyı açık bıraktı.
Derya adının ne zaman söyleneceğini sormadı. Salih’in defteri tuttuğu eliyle Gönül’ün kapıya uzanan eli arasında kaldı.
Salih annesini içeri almak için geriye çekilmedi. Bu kez Derya, konuşmanın dışında bırakılmamıştı. Bunun onu daha az yaraladığını söyleyemezdi.
Gönül tek başına odunluğa girdi.
Salih avluya döndü.
Kapı kapalıydı. Kilit dili hâlâ yuvasındaydı. Eşiğin önündeki taşlarda gece boyunca biriken ıslaklık, ayakkabının çevresinde ince bir boşluk bırakmıştı. Salih bunun anlamını sormadı.
Derya arkasında durdu.
— Orada ne diyeceğini biliyor musun? diye sordu.
Salih başını salladı. Sonra çevirdi.
— Başlayacağım şeyi biliyorum. Sonrasını bilmiyorum.
Derya kolundaki beze baktı. Düğümünü sol eliyle sıkmaya çalıştı, sıkamadı. Pakize’ye uzattı.
Eşikten siyah defteri aldı. Gece nemi kapağını kabartmıştı. Açmadı.
— Derya’nın adını vermiyorum, dedi.
Kapının ardında hiçbir şey koşmadı.
Mavi çizginin acısı bir anda kesildi.
Salih nefesini verdi. Çenesi gevşedi. Defteri göğsüne kaldırınca dilinin altındaki sızının kesilmiş olduğunu fark etti.
Sonra ağzı kendi iradesi dışında açıldı.
Dilinin altındaki çizgi yeniden yandı.
Dili, daha önce söylemeye karar vermediği bir adın ilk harfine doğru kıvrıldı.
Bölüm etkileşimi
