4. bölüm / 97
Kanlı Mühür: Sisli KöyBÖLÜM 3: SİSİN VE KANIN KULÜBESİ
Bölümler 97Şu an: BÖLÜM 3: SİSİN VE KANIN KULÜBESİ
- 1 GİRİŞ SAHNESİ: 2001 - EKRANDAKİ SİS VE KAYIP SİNYALLER694 kelime
- 2 BÖLÜM 1: YOLUN VE GENÇLİĞİN SONU1.363 kelime
- 3 BÖLÜM 2: SİSİN YUTTUĞU YOLÇULAR1.205 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SİSİN VE KANIN KULÜBESİ1.160 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 BÖLÜM 4: SİSİN İÇİNDE YALNIZ BİR İZ634 kelime
- 6 BÖLÜM 5: SİSİN VE TOPRAĞIN BAĞRINDA885 kelime
- 7 BÖLÜM 6: BEYAZ GÖZLER VE KANLI ARMA800 kelime
- 8 BÖLÜM 7: KÖR SOKAKLAR VE SİSİN KUŞATMASI878 kelime
- 9 BÖLÜM 8: ALEVLER VE AŞAĞIYA DÜŞÜŞ654 kelime
- 10 BÖLÜM 9: ORMANIN KARANLIĞI VE BİTMEYEN TAKİP648 kelime
- 11 BÖLÜM 10: MEZAR KAZANLARIN FISILTISI795 kelime
- 12 BÖLÜM 11: CANAVARIN GÖZÜ VE İNTİKAM SISİ739 kelime
- 13 BÖLÜM 12: BALYOZUN DÜŞÜŞÜ VE BEYNİN PARÇALANMASI795 kelime
- 14 BÖLÜM 13: TERK EDİLMİŞ TAMİRHANE VE ÖLÜ UMUTLAR734 kelime
- 15 BÖLÜM 14: KIZGIN DEMİR VE KÖR ÖFKE711 kelime
- 16 BÖLÜM 15: SİSİN İÇİNDEKİ UMUT VE KANLI PATİKA827 kelime
- 17 BÖLÜM 16: KÜTÜPHANE VE BEMBEYAZ BİR ÖĞRETMEN772 kelime
- 18 BÖLÜM 17: TOPRAĞIN ALTI VE KİLİTLİ SESSİZLİK561 kelime
- 19 BÖLÜM 18: KİLİDİN KIRILDIĞI AN VE ZİNDANDAN KAÇIŞ745 kelime
- 20 BÖLÜM 19: KAĞIT DERİLİ DEV MAVATLAR VE SESSİZ DEHŞET564 kelime
- 21 BÖLÜM 20: DİKLİ TAŞ KORİDORLAR VE KAĞITTAN GELEN ÖLÜM758 kelime
- 22 BÖLÜM 21: OTOMATİK SİLAHIN SIKILDIĞI AN VE KAĞITTAN ATEŞ768 kelime
- 23 BÖLÜM 22: ALEVLER İÇİNDE YANAN MAVAT VE KIZGIN KAĞITLAR705 kelime
- 24 BÖLÜM 23: SİFİRLİ SAYFALARIN SÜRÜSÜ VE KANLI AĞIZ890 kelime
- 25 BÖLÜM 24: KÜTÜPHANENİN GALERİ KATINDAKİ SON HESAPLAŞMA856 kelime
- 26 BÖLÜM 25: KİLİTLİ DEMİR KAPI VE TOZLU KÜTÜPHANEDEKİ ARARLIK660 kelime
- 27 BÖLÜM 26: DAR KORİDORDAKİ KARA KAOS VE SESSİZ TUZAK646 kelime
- 28 BÖLÜM 27: DUMANLI KORİDORDAKİ SON MANGA VE RIZA’NIN ÇAĞRISI572 kelime
- 29 28. BÖLÜM: KÜTÜPHANENİN ÇÖKÜŞÜ1.471 kelime
- 30 29. BÖLÜM: SİS VE DİKİŞLİ YÜZLER1.034 kelime
- 31 30. BÖLÜM: TAPINAĞIN GÖLGESİ934 kelime
- 32 31. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ615 kelime
- 33 32. BÖLÜM: ZİNCİRLERİN ÇIĞLIĞ660 kelime
- 34 33. BÖLÜM: KAN VE ZİNCİR744 kelime
- 35 34. BÖLÜM: TAŞTAKİ MÜHÜRLER VE SESSİZLİK653 kelime
- 36 35. BÖLÜM: YIKILAN DUVAR VE İKİNCİ ZİNCİR676 kelime
- 37 36. BÖLÜM: MÜRŞİD EFENDİ’NİN GÜNAHI VE KARA ARŞİV961 kelime
- 38 37. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ HAKİMİYET VE DAR KORİDORUN KABUSU917 kelime
- 39 38. BÖLÜM: YETER ARTIK822 kelime
- 40 39. BÖLÜM: KAMERADAKİ SON ANLAR716 kelime
- 41 40. BÖLÜM: VİDEONUN HESABI VE BEŞİNCİ HALKA654 kelime
- 42 41. BÖLÜM: MÜRŞİD’İN EMRİ VE ALTINCI HALKA734 kelime
- 43 42. BÖLÜM: SON KURBAN VE MÜRŞİD’İN SONU727 kelime
- 44 43. BÖLÜM: TAHT ODASININ KANLI EŞİĞİ629 kelime
- 45 44. BÖLÜM: YEDİNCİ KAPI VE KEMİK FIRTINASI700 kelime
- 46 45. BÖLÜM: SİSLİ LABİRENTTEN ÇIKIŞ VE ÖZGÜRLÜĞE DOĞRU541 kelime
- 47 46. BÖLÜM: DÖNGÜNÜN İLK AĞI: BATAKLIĞIN SESSİZLİĞİ724 kelime
- 48 47. BÖLÜM: BATAKLIĞIN KUSAN GÖLGELERİ792 kelime
- 49 48. BÖLÜM: KUYUDAN YÜKSELEN EFENDİ VE BATAKLIĞIN SIRRI705 kelime
- 50 49. BÖLÜM: SULARIN ALTINDAKİ DEHŞET VE CAN HAVLİYLE KAÇIŞ510 kelime
- 51 50. BÖLÜM: GEÇİCİ SIĞINAK VE DEMİR YÜKLÜ UMUT614 kelime
- 52 51. BÖLÜM: AHŞAP VE ET BARİKATI (Genişletilmiş Atmosferik Sürüm)827 kelime
- 53 52. BÖLÜM : BATAKLIĞIN DİBİNDE ÖLÜMÜN SOĞUK NEFESİ833 kelime
- 54 53. BÖLÜM: BATAKLIK EFENDİSİNİN SONU**505 kelime
- 55 54. BÖLÜM : SİSİN, KÜLÜN VE KAVURUCU CEHENNEMİN ORTASINDA**672 kelime
- 56 55. BÖLÜM YERALTI ÇUKURU VE KIZIL CEHENNEMİN EŞİĞİ**660 kelime
- 57 56. BÖLÜM : KIZIL MAĞARANIN UĞULTUSU VE KOR SİNEKLER600 kelime
- 58 57. BÖLÜM: KOR DUVARLARI ARASINDA KÂBUS VE KAÇIŞ527 kelime
- 59 58. BÖLÜM: DAR KORİDORUN ÖLÜM KAPANI VE KANLI ARINMA739 kelime
- 60 59. BÖLÜM: YERALTININ GİZLİ KORİDORLARI VE İKİNCİ DEVİN ÖLÜMÜ524 kelime
- 61 60. BÖLÜM: KIZIL LABİRENTİN ÇIKIŞ KAPANI VE ON İKİ KOR SİNEĞİN HÜCUMU633 kelime
- 62 61. BÖLÜM: YERİN DİBİNE ÇÖKÜŞ VE GEÇMİŞİN KANLI HAYALETLERİ705 kelime
- 63 62. BÖLÜM: KÖZ KINKANATLILARININ SALDIRISI VE KANLI ARINMA667 kelime
- 64 63. BÖLÜM: YANKI ODASI – ZİHNİN VE GEÇMİŞİN KARANLIK KABUSU791 kelime
- 65 64. BÖLÜM: ZİHİNSEL ARINMA673 kelime
- 66 65. BÖLÜM: YERALTININ UNUTULMUŞ GÖLGESİ VE ESKİ ÇANTA732 kelime
- 67 66. BÖLÜM: ATEŞE KARŞI ÇELİK – ZIRHLI LAV BÖCEĞİNİN KANI747 kelime
- 68 67. BÖLÜM: DERİN SOLUKLANMA VE MAĞARANIN GİZEMLİ SESSİZLİĞİ549 kelime
- 69 68. BÖLÜM: AĞLARIN TUZAĞI VE KIZIL GÖZLÜ DEV ÖRÜMCEK643 kelime
- 70 69. BÖLÜM: YERALTININ KIZIL KâBUSU – DEV LAV AKREBİNİN SALDIRISI736 kelime
- 71 70. BÖLÜM: MAĞARANIN ÇIKIŞI VE ATEŞ SİNEKLERİNİN KANLI HÜCUMU715 kelime
- 72 71. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ CİNİN SONU VE SISLI SABAHIN KORKUNÇ UYANIŞI725 kelime
- 73 72. BÖLÜM: SİSLİ KÖYÜN MEZARLIĞI VE GEÇMİŞİN KANLI SIRLARI684 kelime
- 74 73. BÖLÜM: SISİN LABİRENTİ VE MEZARLIĞIN LANETLİ DÖNGÜSÜ642 kelime
- 75 74. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGESİ – KAYIP ASKERİN SON KAYDI625 kelime
- 76 75. BÖLÜM: SISLERİN ARASINDAKİ KABUS – RUH EMİCİ İLE YÜZ YÜZE750 kelime
- 77 76. BÖLÜM: SİSLİ SOKAKLAR VE TERK EDİLMİŞ EVİN SIRRI693 kelime
- 78 77. BÖLÜM: KARARAN EKRAN VE LANETİN GERÇEK YÜZÜ702 kelime
- 79 78. BÖLÜM: KESKİN NİŞANCI VE SİSLİ SOKAĞIN KANI669 kelime
- 80 79. BÖLÜM: ÇÜRÜMÜŞ DEĞİRMENİN GÖLGESİNDE ÖLÜM KALIM SAVAŞI639 kelime
- 81 80. BÖLÜM: KEMİK KEMİRİCİNİN SONU VE KANLI HESAPLAŞMA524 kelime
- 82 81. BÖLÜM: YÜZSÜZ TUZAK – SAHTE ÇIĞLIK VE KANLI YÜZÜŞ580 kelime
- 83 82. BÖLÜM: KANLI ADIMLAR VE SIĞINAK576 kelime
- 84 83. BÖLÜM: YÜZSÜZLER SÜRÜSÜ VE KUKLACI616 kelime
- 85 84. BÖLÜM: YÜZSÜZLERİN KUŞATMASI VE PSİKOLOJİK KABUS509 kelime
- 86 85. BÖLÜM: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ VE YÜZSÜZÜN SONU574 kelime
- 87 86. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ KOMUTAN VE MÜHÜRLÜ İHANET655 kelime
- 88 87. BÖLÜM: YER ALTININ ZİNDANI VE KANLI MÜHÜR926 kelime
- 89 88. BÖLÜM: KALENİN GİZEMİ VE UYANIŞ613 kelime
- 90 89. BÖLÜM: KALENİN KORİDORLARINDA KAVGALAR VE YENİDEN SİLAHLANMA503 kelime
- 91 90. BÖLÜM: AYİNİN KANI VE ÖLÜMÜN SESSİZLİĞİ765 kelime
- 92 91. BÖLÜM: ZİNCİRLİLERİN GAZABI VE KANLI ARINMA (Genişletilmiş Versiyon)667 kelime
- 93 92. BÖLÜM: SESLİ TUZAKLAR VE YÜZLEŞMEYE DOĞRU (Genişletilmiş Versiyon)617 kelime
- 94 93. BÖLÜM: ZİRVEDEKİ HESAPLAŞMA847 kelime
- 95 94. BÖLÜM: KANLI KORİDORLAR VE İNTİKAM YOLU720 kelime
- 96 95. BÖLÜM: GECENİN HÜKÜMDARI – SON HESAPLAŞMA VE KURTULUŞ707 kelime
- 97 96. BÖLÜM YOLUN SONU VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ502 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
**(Süre: 2002 Yılı, Aynı Gece / Saat: 03:45)**
Toprak ve mıcır karışımı dik dağ yolu, rakım yükseldikçe daha da daralıyor; yolun iki yanındaki devasa gürgen ve çam ağaçlarının dalları çatı gibi birbirine örtülüyordu. Rüzgâr sertleştikçe, diz seviyesini aşan o kirli beyaz sis tabakası canlı bir hamur gibi dalgalanıyor, gençlerin her adımında botlarının etrafında dönerek yükseliyordu. Hakan, Musa ve İrfan’ın nefesleri havada buz gibi buhar bulutlarına dönüşüyor, adımlarının temposu yorgunluktan giderek düşüyordu.
Gecenin o tekinsiz sessizliğinde, el fenerinin cılız sarı ışığı yolun hemen sağ tarafında, ağaçların ve sisin arasına gizlenmiş bir silüete çarptı.
Sisin içinden usulca beliren yapı; taş temeller üzerine oturtulmuş, tahtaları rutubetten kararmış, çatısı kısmen çökmüş eski bir orman muhafız kulübesiydi. Küçük, kütükten yapılma pencerelerinin camları kırıktı. Kulübenin etrafını saran sarmaşıklar ve yaban otları, yapıyı adeta doğanın bir parçası gibi yutmuştu. Ancak kulübenin yıpranmış ahşap kapısının hafifçe aralık durması ve içerideki karanlık, o tekinsiz ıssızlığın ortasında garip bir sığınak gibi görünüyordu.
Musa durdu, elini kaşının üzerine koyup kulübeye baktı. Yüzünde bir anlık umut belirdi. "Ulan..." dedi, sesi soğuktan titreyerek. "Şuraya bak kanka. Bir kulübe var burada. Belki içinde birileri vardır ya da en azından rüzgârı keseriz, başımızı sokarız."
İrfan el fenerini kapının aralığına doğru tuttu. "Işık mışık yanmıyor ama..." dedi, derin bir nefes vererek. "Köye ne kadar kaldığını bile bilmiyoruz. Bir bakalım içine, belki bir harita, bir telefon falan vardır ya da bekçi mekanıdır."
Hakan ise adımlarını yavaşlattı. Parkasının ceplerinden ellerini çıkarıp kulübenin etrafını saran o yoğun sise, kararmış ahşap duvarlara baktı. İçindeki o huzursuzluk, kulübeye yaklaştıkça bir ağırlık gibi göğsüne çökmüştü.
Ceketinin iç cebine uzanıp sigara paketini çıkardı. Paketinden bir dal çekip dudaklarının arasına sıkıştırdı.
"Siz geçin bakın..." dedi Hakan, adımlarını kulübenin birkaç metre gerisinde durdurarak. "Ben dışarıda duracağım. Şurada bir sigara yakayım, kafamı toplayayım. Hem etrafı kollarım."
Musa şaşkınlıkla Hakan’a döndü. "Oğlum buz gibi hava var dışarıda, gelsenize içeri!"
"Yok," dedi Hakan, çakmağı çakarken. Sarı alev yüzünü bir anlığına aydınlattı, gözlerindeki o keskin, tetikte duran ifadeyi ortaya çıkardı. "İçim kıyıldı arabanın içinde. Birkaç nefes çekip geliyorum arkanızdan. Siz bir bakın içeriye."
İrfan başıyla onayladı. "Tamam, uzatma fazla, soğuk iliklere işliyor."
İrfan ve Musa, ahşap basamakları tırmanarak kulübenin aralık duran kapısına doğru ilerlediler. Musa kapının tahtasına iki kez sertçe vurdu. *Tık, tık.* Sesi karanlıkta yankılandı.
"Kimse var mı?" diye bağırdı İrfan, kapıyı hafifçe ayağıyla iterek. Kapı, paslı menteşelerin kulak tırmalayan gıcırtısıyla içeriye doğru süzüldü. "Selamünaleyküm! Yolda kaldık da yardım edecek kimse var mı?"
İçeriden hiçbir yanıt gelmedi. İrfan el fenerinin sarı ışığını kulübenin zifiri karanlık iç mekânına tuttu. İki genç, kapı eşiğinden içeriye adım attı. Ayaklarının altındaki eski tahtalar *gırç* diye inledi. Ardından kapı, arkalarından kendiliğindenmiş gibi yavaşça, süzülerek kapandı.
---
Hakan, kulübenin dışındaki o nemli, kesif sisin ortasında tek başına kaldı.
Sırtını kulübenin hemen yanındaki dev çam ağacının gövdesine dayadı. Dudaklarının arasındaki sigarayı derin derin çekti. Tütünün kor kırmızı ucu, karanlıkta küçük bir deniz feneri gibi parlayıp sönüyordu. Dışarıda rüzgâr aniden kesilmişti. O ağaç dallarının uğultusu yerini katran gibi, ağır bir sessizliğe bırakmıştı.
Diz seviyesindeki sis, Hakan’ın botlarının etrafında dolanıyor, adeta bacaklarını yukarıya doğru sarıyordu.
Hakan kolundaki saate baktı. Bir dakika geçmişti.
İçeriden ne bir konuşma sesi geliyordu ne de el fenerinin ışığı kırık pencerelerden dışarı sızıyordu. Sadece tam bir sessizlik.
"Musa?" diye seslendi Hakan, sigarasının dumanını sise doğru üfleyerek. Sesi karanlığın içinde garip bir şekilde boğuk çıktı.
Yanıt yoktu.
Hakan sigarasından bir nefes daha çekti ama bu kez tütünün tadı ağzında zehir gibi bir acılık bıraktı. İçindeki o askeri alarm zilleri birden en yüksek seviyede çalmaya başladı.
"İrfan! Ne yaptınız oğlum, var mı kimse?"
Yine ses yoktu. Ne bir tahta gıcırtısı, ne bir fısıltı... Kulübe sanki içine giren iki genci bir anda yutmuş, yok etmiş gibiydi.
Hakan sigarasını yere atıp botunun ucuyla ezdi. El fenerini sol eline alıp sıkıca kavradı. Adımlarını son derece sessiz ve temkinli atarak ahşap basamaklara doğru yürüdü. Her adımı, toprağı ezen botlarının altında hafifçe hışırdayan yapraklarla yankılanıyordu.
Basamakları çıktı. Aralık duran ahşap kapının önüne geldi. El fenerinin sarı ışığını içeriye uzattı.
"Musa? İrfan? Şaka mı yapıyorsunuz oğlum, çıksanıza dışarı!"
Kapıyı elinin tersiyle yavaşça itti.
İçerideki hava, dışarıdaki soğuk havadan bambaşka bir kokudaydı. Ağır, geniz yakan, paslı bir metal kokusu... Taze, sıcak kan kokusu.
Hakan’ın fenerinden süzülen sarı ışık hüzmesi, ilk olarak ahşap taban tahtalarının üzerine odaklandı. Tahtaların üzerindeki o toz tabakası silinmiş, yerini koyu kırmızı, kıvamlı bir birikintiye bırakmıştı. Kan, kırık tahta aralıklarından aşağıya sızıyor, adeta zeminde küçük bir havuz oluşturuyordu.
Hakan’ın kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Nefesi boğazında düğümlendi.
"G-gençler?..." dedi, sesi ilk kez kontrolsüzce titreyerek.
Fenerin ışığını yavaşça kan birikintisinden yukarıya, oda ortasındaki devasa gölgeye doğru kaldırdı.
Kulübenin karanlık köşesinden, bir devin nefes alıp verişini andıran derin, hırıltılı bir ses yükseldi: *Hırrrr... hırrrr...*
Fenerin ışığı önce devasa, kaslı, derisi yanık ve çıplak bir omuza çarptı. Adamın derisi normal bir insan derisi değildi; alevlerle kavrulmuş, kıkırdaklaşmış, üzeri kurumuş kanlı mühür sembolleriyle kaplanmıştı. Yüzünün sağ tarafı tamamen yanmış, göz yuvası etrafındaki deri büzüşmüş, kıkırdak burnu yok olmuştu. Bu, **Kör Balyoz Seyfi**’ydi.
Seyfi, 2 metrelik devasa gövdesiyle karanlığın içinden öne doğru bir adım attı. Sol elinde, üzeri taze kan ve beyin dokusuyla kaplanmış, devasa paslı bir demir balyoz tutuyordu. Balyozun ağır başı ahşap zemine sürütündükçe, tahtalardan *cıııızzz* diye korkunç bir metal sesi çıkarıyordu.
Ve Seyfi’nin sağ elinde... İki tane insan bedeni vardı.
Seyfi, **Musa ve İrfan’ın cansız bedenlerini** saçlarından tutmuş, çamurlu ve kanlı tahtaların üzerinde birer çuval gibi arkasından sürüklüyordu.
İrfan’ın kafatası, Seyfi’nin tek bir balyoz darbesiyle tamamen ezilmiş, yüz hattı tanınmaz hale gelmişti; gözleri yuvalarından fırlamış, boynu anormal bir açıyla arkaya bükülmüştü. Musa’nın ise boğazı bir insan gücünün yapamayacağı bir vahşetle yırtılmış, ekose oduncu gömleği tamamen kendi kanına bulanmıştı. İki gencin de cansız gözleri hâlâ açık, son andaki o dehşet ifadesiyle donup kalmıştı.
Seyfi, yanık ve kıkırdaklaşmış yüzünü Hakan’a doğru çevirdi. O tek, kör, kan çanağına dönmüş gözünü Hakan’ın el fenerine dikti. Ağzından çürümüş et kokan hırıltılı bir nefes döküldü.
"Geldiler..." dedi Seyfi, sesi mezarın altından geliyormuş gibi boğuk ve kalındı. "Mühür... kan ister..."
Seyfi elindeki dev balyozu tek eliyle yukarı kaldırdı. Balyozun üzerindeki taze kan damlaları yere, hışırdayan tahtalara damladı.
Hakan dehşetin büyüklüğüyle olduğundan daha küçük görünerek iki adım geri yalpaladı. Gözleri arkadaşlarının parçalanmış cesetlerine takılı kaldı. Beyni gördüğü şeyi idrak etmekte zorlanıyor, bacaklarındaki güç çekiliyordu. Arkadaşlarının kanı, el fenerinin ışığında kapkaranlık parıldıyordu.
"M-Musa... İrfan..." diye mırıldandı Hakan, boğazından hıçkırıkla karışık bir çığlık koptu.
Seyfi balyozu savurarak öne doğru devasa bir adım attı. Balyozun ahşap kapı kenarına çarpmasıyla kulübenin kapı kasası büyük bir gürültüyle patladı, tahta kıymıkları dışarı savruldu!
*ÇATTT!*
Bu gürültü, Hakan’ı o ölümcül şoktan aniden uyandırdı. Askerlik reflexleri, hayatta kalma içgüdüsü beynine adeta elektrik şoku verdi.
Hakan arkayı bile dönmeden kendini ahşap merdivenlerden aşağıya, sise doğru fırlattı!
Botları çamurlu toprağa vururken can havliyle koşmaya başladı. El fenerini düşürdü ama arkasına bakmadı. Rüzgâr yüzünü donduruyor, ciğerleri soğuk havayı çekerken yanıyordu. Arkasından gelen o yaratığın gırtlak yırtan kükremesi ve toprağı ezen devasa ayak sesleri, sissizliğin içinde yankılanıyordu.
Hakan, karanlığın ve diz seviyesindeki sisin içine körlemesine daldı. Ağaç dalları yüzünü çiziyor, çalılar parkasını yırtıyordu ama o sadece koşuyordu. Çocukluk arkadaşlarının kanlı cesetleri gözünün önünden gitmiyor, beyni tek bir düşünceyle kararıyordu: *Kaç!*
Bölüm etkileşimi
