29. bölüm / 97
Kanlı Mühür: Sisli Köy28. BÖLÜM: KÜTÜPHANENİN ÇÖKÜŞÜ
Bölümler 97Şu an: 28. BÖLÜM: KÜTÜPHANENİN ÇÖKÜŞÜ
- 1 GİRİŞ SAHNESİ: 2001 - EKRANDAKİ SİS VE KAYIP SİNYALLER694 kelime
- 2 BÖLÜM 1: YOLUN VE GENÇLİĞİN SONU1.363 kelime
- 3 BÖLÜM 2: SİSİN YUTTUĞU YOLÇULAR1.205 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SİSİN VE KANIN KULÜBESİ1.160 kelime
- 5 BÖLÜM 4: SİSİN İÇİNDE YALNIZ BİR İZ634 kelime
- 6 BÖLÜM 5: SİSİN VE TOPRAĞIN BAĞRINDA885 kelime
- 7 BÖLÜM 6: BEYAZ GÖZLER VE KANLI ARMA800 kelime
- 8 BÖLÜM 7: KÖR SOKAKLAR VE SİSİN KUŞATMASI878 kelime
- 9 BÖLÜM 8: ALEVLER VE AŞAĞIYA DÜŞÜŞ654 kelime
- 10 BÖLÜM 9: ORMANIN KARANLIĞI VE BİTMEYEN TAKİP648 kelime
- 11 BÖLÜM 10: MEZAR KAZANLARIN FISILTISI795 kelime
- 12 BÖLÜM 11: CANAVARIN GÖZÜ VE İNTİKAM SISİ739 kelime
- 13 BÖLÜM 12: BALYOZUN DÜŞÜŞÜ VE BEYNİN PARÇALANMASI795 kelime
- 14 BÖLÜM 13: TERK EDİLMİŞ TAMİRHANE VE ÖLÜ UMUTLAR734 kelime
- 15 BÖLÜM 14: KIZGIN DEMİR VE KÖR ÖFKE711 kelime
- 16 BÖLÜM 15: SİSİN İÇİNDEKİ UMUT VE KANLI PATİKA827 kelime
- 17 BÖLÜM 16: KÜTÜPHANE VE BEMBEYAZ BİR ÖĞRETMEN772 kelime
- 18 BÖLÜM 17: TOPRAĞIN ALTI VE KİLİTLİ SESSİZLİK561 kelime
- 19 BÖLÜM 18: KİLİDİN KIRILDIĞI AN VE ZİNDANDAN KAÇIŞ745 kelime
- 20 BÖLÜM 19: KAĞIT DERİLİ DEV MAVATLAR VE SESSİZ DEHŞET564 kelime
- 21 BÖLÜM 20: DİKLİ TAŞ KORİDORLAR VE KAĞITTAN GELEN ÖLÜM758 kelime
- 22 BÖLÜM 21: OTOMATİK SİLAHIN SIKILDIĞI AN VE KAĞITTAN ATEŞ768 kelime
- 23 BÖLÜM 22: ALEVLER İÇİNDE YANAN MAVAT VE KIZGIN KAĞITLAR705 kelime
- 24 BÖLÜM 23: SİFİRLİ SAYFALARIN SÜRÜSÜ VE KANLI AĞIZ890 kelime
- 25 BÖLÜM 24: KÜTÜPHANENİN GALERİ KATINDAKİ SON HESAPLAŞMA856 kelime
- 26 BÖLÜM 25: KİLİTLİ DEMİR KAPI VE TOZLU KÜTÜPHANEDEKİ ARARLIK660 kelime
- 27 BÖLÜM 26: DAR KORİDORDAKİ KARA KAOS VE SESSİZ TUZAK646 kelime
- 28 BÖLÜM 27: DUMANLI KORİDORDAKİ SON MANGA VE RIZA’NIN ÇAĞRISI572 kelime
- 29 28. BÖLÜM: KÜTÜPHANENİN ÇÖKÜŞÜ1.471 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 29. BÖLÜM: SİS VE DİKİŞLİ YÜZLER1.034 kelime
- 31 30. BÖLÜM: TAPINAĞIN GÖLGESİ934 kelime
- 32 31. BÖLÜM: TAHTIN GÖLGESİ615 kelime
- 33 32. BÖLÜM: ZİNCİRLERİN ÇIĞLIĞ660 kelime
- 34 33. BÖLÜM: KAN VE ZİNCİR744 kelime
- 35 34. BÖLÜM: TAŞTAKİ MÜHÜRLER VE SESSİZLİK653 kelime
- 36 35. BÖLÜM: YIKILAN DUVAR VE İKİNCİ ZİNCİR676 kelime
- 37 36. BÖLÜM: MÜRŞİD EFENDİ’NİN GÜNAHI VE KARA ARŞİV961 kelime
- 38 37. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ HAKİMİYET VE DAR KORİDORUN KABUSU917 kelime
- 39 38. BÖLÜM: YETER ARTIK822 kelime
- 40 39. BÖLÜM: KAMERADAKİ SON ANLAR716 kelime
- 41 40. BÖLÜM: VİDEONUN HESABI VE BEŞİNCİ HALKA654 kelime
- 42 41. BÖLÜM: MÜRŞİD’İN EMRİ VE ALTINCI HALKA734 kelime
- 43 42. BÖLÜM: SON KURBAN VE MÜRŞİD’İN SONU727 kelime
- 44 43. BÖLÜM: TAHT ODASININ KANLI EŞİĞİ629 kelime
- 45 44. BÖLÜM: YEDİNCİ KAPI VE KEMİK FIRTINASI700 kelime
- 46 45. BÖLÜM: SİSLİ LABİRENTTEN ÇIKIŞ VE ÖZGÜRLÜĞE DOĞRU541 kelime
- 47 46. BÖLÜM: DÖNGÜNÜN İLK AĞI: BATAKLIĞIN SESSİZLİĞİ724 kelime
- 48 47. BÖLÜM: BATAKLIĞIN KUSAN GÖLGELERİ792 kelime
- 49 48. BÖLÜM: KUYUDAN YÜKSELEN EFENDİ VE BATAKLIĞIN SIRRI705 kelime
- 50 49. BÖLÜM: SULARIN ALTINDAKİ DEHŞET VE CAN HAVLİYLE KAÇIŞ510 kelime
- 51 50. BÖLÜM: GEÇİCİ SIĞINAK VE DEMİR YÜKLÜ UMUT614 kelime
- 52 51. BÖLÜM: AHŞAP VE ET BARİKATI (Genişletilmiş Atmosferik Sürüm)827 kelime
- 53 52. BÖLÜM : BATAKLIĞIN DİBİNDE ÖLÜMÜN SOĞUK NEFESİ833 kelime
- 54 53. BÖLÜM: BATAKLIK EFENDİSİNİN SONU**505 kelime
- 55 54. BÖLÜM : SİSİN, KÜLÜN VE KAVURUCU CEHENNEMİN ORTASINDA**672 kelime
- 56 55. BÖLÜM YERALTI ÇUKURU VE KIZIL CEHENNEMİN EŞİĞİ**660 kelime
- 57 56. BÖLÜM : KIZIL MAĞARANIN UĞULTUSU VE KOR SİNEKLER600 kelime
- 58 57. BÖLÜM: KOR DUVARLARI ARASINDA KÂBUS VE KAÇIŞ527 kelime
- 59 58. BÖLÜM: DAR KORİDORUN ÖLÜM KAPANI VE KANLI ARINMA739 kelime
- 60 59. BÖLÜM: YERALTININ GİZLİ KORİDORLARI VE İKİNCİ DEVİN ÖLÜMÜ524 kelime
- 61 60. BÖLÜM: KIZIL LABİRENTİN ÇIKIŞ KAPANI VE ON İKİ KOR SİNEĞİN HÜCUMU633 kelime
- 62 61. BÖLÜM: YERİN DİBİNE ÇÖKÜŞ VE GEÇMİŞİN KANLI HAYALETLERİ705 kelime
- 63 62. BÖLÜM: KÖZ KINKANATLILARININ SALDIRISI VE KANLI ARINMA667 kelime
- 64 63. BÖLÜM: YANKI ODASI – ZİHNİN VE GEÇMİŞİN KARANLIK KABUSU791 kelime
- 65 64. BÖLÜM: ZİHİNSEL ARINMA673 kelime
- 66 65. BÖLÜM: YERALTININ UNUTULMUŞ GÖLGESİ VE ESKİ ÇANTA732 kelime
- 67 66. BÖLÜM: ATEŞE KARŞI ÇELİK – ZIRHLI LAV BÖCEĞİNİN KANI747 kelime
- 68 67. BÖLÜM: DERİN SOLUKLANMA VE MAĞARANIN GİZEMLİ SESSİZLİĞİ549 kelime
- 69 68. BÖLÜM: AĞLARIN TUZAĞI VE KIZIL GÖZLÜ DEV ÖRÜMCEK643 kelime
- 70 69. BÖLÜM: YERALTININ KIZIL KâBUSU – DEV LAV AKREBİNİN SALDIRISI736 kelime
- 71 70. BÖLÜM: MAĞARANIN ÇIKIŞI VE ATEŞ SİNEKLERİNİN KANLI HÜCUMU715 kelime
- 72 71. BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ CİNİN SONU VE SISLI SABAHIN KORKUNÇ UYANIŞI725 kelime
- 73 72. BÖLÜM: SİSLİ KÖYÜN MEZARLIĞI VE GEÇMİŞİN KANLI SIRLARI684 kelime
- 74 73. BÖLÜM: SISİN LABİRENTİ VE MEZARLIĞIN LANETLİ DÖNGÜSÜ642 kelime
- 75 74. BÖLÜM: GEÇMİŞİN GÖLGESİ – KAYIP ASKERİN SON KAYDI625 kelime
- 76 75. BÖLÜM: SISLERİN ARASINDAKİ KABUS – RUH EMİCİ İLE YÜZ YÜZE750 kelime
- 77 76. BÖLÜM: SİSLİ SOKAKLAR VE TERK EDİLMİŞ EVİN SIRRI693 kelime
- 78 77. BÖLÜM: KARARAN EKRAN VE LANETİN GERÇEK YÜZÜ702 kelime
- 79 78. BÖLÜM: KESKİN NİŞANCI VE SİSLİ SOKAĞIN KANI669 kelime
- 80 79. BÖLÜM: ÇÜRÜMÜŞ DEĞİRMENİN GÖLGESİNDE ÖLÜM KALIM SAVAŞI639 kelime
- 81 80. BÖLÜM: KEMİK KEMİRİCİNİN SONU VE KANLI HESAPLAŞMA524 kelime
- 82 81. BÖLÜM: YÜZSÜZ TUZAK – SAHTE ÇIĞLIK VE KANLI YÜZÜŞ580 kelime
- 83 82. BÖLÜM: KANLI ADIMLAR VE SIĞINAK576 kelime
- 84 83. BÖLÜM: YÜZSÜZLER SÜRÜSÜ VE KUKLACI616 kelime
- 85 84. BÖLÜM: YÜZSÜZLERİN KUŞATMASI VE PSİKOLOJİK KABUS509 kelime
- 86 85. BÖLÜM: MASKELERİN DÜŞÜŞÜ VE YÜZSÜZÜN SONU574 kelime
- 87 86. BÖLÜM: GÖLGEDEKİ KOMUTAN VE MÜHÜRLÜ İHANET655 kelime
- 88 87. BÖLÜM: YER ALTININ ZİNDANI VE KANLI MÜHÜR926 kelime
- 89 88. BÖLÜM: KALENİN GİZEMİ VE UYANIŞ613 kelime
- 90 89. BÖLÜM: KALENİN KORİDORLARINDA KAVGALAR VE YENİDEN SİLAHLANMA503 kelime
- 91 90. BÖLÜM: AYİNİN KANI VE ÖLÜMÜN SESSİZLİĞİ765 kelime
- 92 91. BÖLÜM: ZİNCİRLİLERİN GAZABI VE KANLI ARINMA (Genişletilmiş Versiyon)667 kelime
- 93 92. BÖLÜM: SESLİ TUZAKLAR VE YÜZLEŞMEYE DOĞRU (Genişletilmiş Versiyon)617 kelime
- 94 93. BÖLÜM: ZİRVEDEKİ HESAPLAŞMA847 kelime
- 95 94. BÖLÜM: KANLI KORİDORLAR VE İNTİKAM YOLU720 kelime
- 96 95. BÖLÜM: GECENİN HÜKÜMDARI – SON HESAPLAŞMA VE KURTULUŞ707 kelime
- 97 96. BÖLÜM YOLUN SONU VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ502 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Süre: 2002 Yılı, Aynı Günün Öğleni / Saat: 17:15)
Hakan’ın haykırışı koridorun yüksek, kasvetli tavanındaki ahşap kirişlerde çınlayıp dökülen sıvaların toz bulutuna karışırken, elindeki HK MP5A3’ün namlusunu tek bir milim bile saptırmadı. Şakaklarından süzülen barut isiyle yıkanmış soğuk ter, parkasının yakasına damlamaya devam ediyordu. Belinde asılı duran paslı demir kazığın soğuk kütlesi kalçasına batarken, göğsündeki hücum yeleği ağır nefes alışverişleriyle inip kalkıyordu.
Öğretmen odasının ağır, oymalı meşe kapısının arkasındaki o pürüzsüz, alaycı kahkaha bir anlığına kesildi. Sonra, ahşabın arkasından gelen derin bir gıcırtıyla birlikte devasa kapı kendiliğinden, yavaşça içeriye doğru süzüldü.
İçerisi zifiri karanlıktı. Ne bir mum ışığı, ne dışarıdaki kükürtlü havanın cılız aydınlığı... Sadece ışığı emen, yoğrulmuş bir gece süzülüyordu eşikten.
Hakan adımlarını aksatmadı. Postalları ıslak ve çamurlu meşe zeminde tıkırdayarak öne doğru bir adım attı. Namluyu karanlığa dikip odaya daldı.
Oda ilk bakışta tamamen boş görünüyordu. Dev boyutlu, yüksek tavanlı, zemininden tavanına kadar ahşap raflarla çevrili devasa bir kütüphane odasıydı burası. Ortada ne bir masa, ne bir sandalye, ne de kanlı bir altar vardı. Yalnızca duvarları kaplayan, yüksekliği on metreye ulaşan raflar ve üzerlerinde yan yana, sırt sırta dizilmiş binlerce, binlerce eski, tozlu kitap... Ancak odaya adım attığı an, yerçekiminin ve mantığın dokusu aniden yırtıldı.
Hakan’ın başı dönmeye başladı. Tavanda asılı duran avizelerin gölgeleri yukarı değil, aşağı doğru düşüyordu. Zemindeki ahşap parkeler sanki dik bir duvara dönüşmüş gibi, adımları bastıkça onu yana doğru kaydırıyordu. Havadaki toz taneleri yukarı yükselmek yerine yatay çizgiler halinde sol duvara doğru süzülüyordu. Oda, kendi fiziksel gerçekliğini kaybetmiş, tersine dönmüş bir kabus mekanına evrilmişti.
Tam o sırada, raflardaki binlerce kitabın sayfaları aynı anda hışıldamaya başladı.
HIŞŞŞIRRR... HIŞŞŞIRRR...
Sanki devasa bir ciğer aynı anda nefes alıp veriyordu. Hakan gözlerini kısıp silahın arpacığını raflarda gezdirdi.
"Rıza!" diye haykırdı Hakan. Sesi odanın tersine dönmüş akustiğinde yankılanıp kendi kulaklarına arkadan vuruyordu. "Çık ortaya!"
Yanıt bir insan sesinden değil, binlerce kâğıdın aynı anda yırtılma sesinden geldi.
Sağ taraftaki yüksek raftan onlarca ağır, deri kaplı cilt aniden havalandı! Kitaplar birer kuş gibi değil; keskin, köşeli, katı çelik kütleler gibi Hakan’ın üzerine doğru fırladı. Hakan son bir refleksle gövdesini sola doğru fırlattı, ahşap zemine kapaklandı.
ŞRAAAK! ŞRAAAK! ŞRAAAK!
Ciltler Hakan’ın az önce durduğu yerdeki ahşap kaplamalara ve duvarlara birer gülle gibi çarptı. Çarpmanın şiddetiyle duvarlardaki taşlar çatladı, ahşaplar parçalandı. Eğer bir tanesi bile kafasına isabet etseydi, kafatasını bir taş gibi patlatırdı.
Hakan yerdeyken sırtüstü döndü. Yandaki dev raflardan bu kez onlarca, yüzlerce kitap aynı anda dökülmeye başladı. Ama dökülmüyorlardı; doğrudan onun üzerine, onu diri diri gömmek üzere bir heyelan gibi akıyorlardı! Ağır, ceylan derisi kaplı antika romanlar, pirinç mühürlü ansiklopediler, kenarları keskin çelik levhaları andıran kalın mecmua ciltleri... Binlerce sayfa açık kollar gibi üzerine çullandı!
"Kahretsin!"
Hakan HK MP5A3’ün tetiğine ezildi.
TAK-TAK-TAK-TAK-TAK-TAK-TAK!
Namludan fırlayan turuncu alev dili karanlık ve tersine dönmüş odayı şimşek gibi aydınlattı! 9mm’lik çekirdekler üzerine gelen kâğıt dalgasını delip geçti. Parçalanan sayfalar, patlayan mühürler havada kanlı kar taneleri gibi uçuştu. Ama kitaplar durmuyordu. Hakan’ın göğsüne, bacaklarına, yüzüne ağır darbeler inmeye başladı. Birkaç kalın cilt hücum yeleğindeki şarjörlere çarparak kaburgalarını sızlattı. Bir diğer ağır cilt çenesine çarparak ağzına paslı bir kan tadı doldurdu.
Hakan çığlık atarak üzerindeki kâğıt yığınını tekmeledi, dipçikle kalın bir ansiklopediyi parçalayıp ayağa fırladı. Nefes nefeseydi. Parkasının omuzu yırtılmış, yüzü kâğıt kesikleriyle dolmuştu.
İşte o an, odanın tam ortasında, hiçbir yere basmadan havadaki karanlığın üzerinde duran Rıza Hoca belirdi.
Üzerindeki yıpranmış, tozlu ceket havada uçuşuyordu. Yüzü çökmüş, derisi tamamen kuruyarak sararmış bir parşömen kâğıdına dönüşmüştü. Gözpınarlarından çenesine doğru kurumuş mürekkep izleri süzülüyordu. Elinde ise üzeri kapkara mühürlerle, canlıymış gibi kımıldayan çivi yazılarıyla kaplı devasa bir ana kitap tutuyordu. Rıza Hoca’nın parmakları, kitabın cildine bir ağacın kökleri gibi kaynamıştı.
Rıza Hoca, başını yana eğerek Hakan’a baktı. Sesi odanın her köşesinden, duvarların içinden ve Hakan’ın zihninin tam ortasından aynı anda duyuldu.
"Çok direndin Hakan..." dedi Rıza Hoca. Sesi pürüzsüz, soğuk ve tüyler ürpertici bir huzur taşıyordu. "Sınırları zorladın. Tünelleri aştın, muhafızları kıydın. Ama burası bir kütüphane değil... Burası bir sunak. Ve senin o inatçı, pes etmeyen ruhun..." Rıza Hoca elindeki kitabı yavaşça açtı. Kitabın içinden kapkara, kükürt kokulu bir duman yükseldi. "...efendilerimizin kabul edeceği en mükemmel kurban."
"Seni ve senin o efendilerini cehenneme gömeceğim hoca!" diye kükredi Hakan.
"Seni efendilerimize kurban edeceğim," dedi Rıza Hoca, Hakan’ın sözlerini hiç duymamış gibi, gözlerindeki o kapkara boşlukla bakarak. "Kanın bu sayfaların mürekkebi olacak. Bedenin ise bu duvarların yeni bir cildi..."
Rıza Hoca serbest kalan sol elini havaya kaldırdı ve parmaklarını şıklattı.
O an, odadaki bütün kitaplar raflardan söküldü. Yüz binlerce kâğıt sayfası ciltlerinden ayrılarak havada dönmeye başladı. Oda devasa, kasırga gibi dönen bir kâğıdın, mürekkebin ve derinin oluşturduğu hortuma dönüştü! Keskin kâğıt kenarları havayı birer ustura gibi kesiyor, Hakan’ın üzerindeki parkayı ve cildini doğruyordu.
Hakan gözlerini korumak için sol kolunu yüzüne siper etti. Sağ eliyle silahı Rıza Hoca’nın tam göğsüne doğrulttu.
"Cehenneme kadar yolun var!"
TAK-TAK-TAK-TAK-TAK-TAK-TAK-TAK-TAK!
MP5’in namlusundan çıkan mermiler kâğıt hortumunu yarıp geçti! Üç çekirdek Rıza Hoca’nın göğsüne, iki çekirdek ise omzuna saplandı.
Rıza Hoca’nın bedeni mermilerin darbesiyle geriye doğru sarsıldı. Ancak bedeninden kan yerine simsiyah, tozlu bir mürekkep serpildi. Yüzünde en ufak bir acı ifadesi belirmedi; aksine, çarpık gülümsemesi daha da derinleşti. Mermilerin açtığı deliklerden kâğıt lifleri ve siyah dumanlar yükseliyordu.
"Mermiler kelimeleri öldüremez Hakan!" diye haykırdı Rıza Hoca.
Rıza Hoca elindeki ana kitabı havaya kaldırdı. Dönen kâğıt hortumu aniden yön değiştirip bir mızrak gibi Hakan’ın üzerine çullandı! Ağır bir kütle Hakan’ın göğsüne çarptı. Hakan geriye doğru savruldu, sırtı odanın tersine dönmüş ahşap duvarına sertçe çarptı. MP5A3 elinden fırlayıp karanlığın içinde kayboldu. Sürgüsü boşta kilitlenmiş, şarjörü tükenmişti.
Hakan yere çakıldı. Göğsündeki kemiklerin çatırdadığını hissetti. Ağzından çenesine koyu bir kan süzüldü. Rıza Hoca havadaki süzülüşünü sürdürerek yavaşça ona doğru yaklaştı. Elindeki kapkara mürekkep damlayan ana kitabı Hakan’ın başının üzerine doğru uzattı.
"Bitti şampiyon," dedi Rıza Hoca, alaycı ve fısıltılı bir sesle. "Adını yazma vakti geldi."
Hakan kan çanağına dönmüş gözlerini kaldırdı. Görüşü bulanıklaşmıştı, şakaklarındaki zonklama beynini patlatacak gibiydi. Sol eli refleks olarak beline gitti.
Paslı, kanlı, soğuk demir kazık hâlâ oradaydı.
Hakan dişlerini çatırdatarak sıktı. Ağzındaki kanı Rıza Hoca’nın kurumuş yüzüne doğru tükürdü.
"Benim adım hiçbir kitabınızda yazmaz ulan!"
Hakan bütün gücünü, ciğerlerinde kalan son kükürtlü havayı toplayarak öne doğru patladı! Rıza Hoca’nın beklemediği bir süratle ayağa fırladı. Rıza Hoca kitabı üzerine kapatmaya çalıştı ama Hakan sol eliyle Rıza Hoca’nın kitabı tutan bileğini yakalayıp kenara savurdu. Right elindeki paslı demir kazığı ise var gücüyle, bütün gövdesinin ağırlığıyla Rıza Hoca’nın tam boğazına, gırtlağındaki kâğıtlaşmış dokunun ortasına sapladı!
ŞRRRRRT!
Demir kazık Rıza Hoca’nın boğazından girip ensesinden dışarı çıktı!
Rıza Hoca’nın gözlerindeki kapkara boşluklar aniden genişledi. Ağzından konuşma sesi yerine, alevler içinde yanan binlerce sayfanın hışırtısına benzeyen korkunç bir çığlık koptu:
"AAAAAAARRRRRGHHHHHH!"
Rıza Hoca’nın bedeninden dışarı kan değil, dondurucu bir ışık ve katran siyahı bir mürekkep fışkırdı. Demir kazığın saplandığı yerden başlayarak derisi çatlamaya, bir kağıt gibi tutuşup yanmaya başladı. Boğazından yükselen o uğursuz çığlık odanın tersine dönmüş fiziğini altüst etti.
GÜMMMMMM!
Öğretmen odası birdenbire şiddetle sarsıldı! Havada dönen yüz binlerce kâğıt parçası aniden güçlerini kaybedip birer kül yığını gibi yere döküldü. Rıza Hoca’nın bedeni, kazığın ucunda çırpınarak küçüldü, kurudu ve en sonunda tamamen siyah bir toz bulutuna dönüşerek patladı. Elindeki ana kitap yere düşüp alev aldı ve saniyeler içinde kül oldu.
Rıza Hoca’nın ölümüyle birlikte kütüphanenin temellerinden devasa bir gürleme yükseldi.
ZOOOOOOMMMM...
Zemin Hakan’ın ayaklarının altında deprem gibi sallanmaya başladı. Yüksek tavanlardaki asırlık meşe kirişler devasa gürültülerle kırılıyor, tonlarca ağırlıktaki taş payandalar aşağıya çökmeye başlıyordu. Yılların biriktirdiği toz, kükürt ve duman koridoru ve odayı tamamen yuttu.
Hakan bir an bile duraksamadı. Bedenindeki acıyı, kaburgalarındaki sızıyı ve yüzündeki kanı unutarak arkasını döndü ve geldiği koridora doğru bir ok gibi fırladı!
Postalları çöken zeminin, parçalanan ahşapların ve dökülen taşların üzerinde kayarak ilerliyordu. Arkasından devasa raflar domino taşları gibi devriliyor, kütüphanenin asırlık mimarisi kendi içine çöke çöke onun peşinden geliyordu.
"Koş Hakan! Koş!" diye bağırdı kendi kendine, ciğerleri yanarken.
Ana idare koridorunu geçti. Az önce öldürdüğü kertenkele yaratıklarının ve dev mavat kadınların parçalanmış cesetlerinin üzerinden atladı. Demir kapının eşiğine ulaştığında, kütüphanenin ana kubbesi büyük bir gürültüyle çöktü. Tonlarca taş ve ahşap blok arkasından bir sel gibi akıyordu.
Hakan son bir gayretle, kendini kütüphanenin devasa dış kapısından dışarıya, soğuk geceye doğru fırlattı!
GÜMMMMMMMMMMM!
Hakan çamurlu, dondurucu toprağın üzerine kapaklandı. Arkasındaki devasa, asırlık kütüphane binası, korkunç bir toz ve taş bulutunun içinde kendi içine çökerek tamamen haritadan silindi. Yıllardır o tünellerde, o raflarda hapsolmuş olan kükürt kokusu ve karanlık, çöken molozların altında kalarak ezildi.
Sessizlik çöktü. Sadece Hakan’ın ağır, kesik nefes alıp verişleri ve çöken binadan yükselen ince dumanın hışırtısı duyuluyordu.
Hakan yüzünü ıslak çamura dayadı. Şakaklarından akan ter ve kan toprağa karışıyordu. Göğsü körük gibi inip kalkarken yavaşça sırtüstü döndü ve karanlık, sisli gökyüzüne baktı.
Buradan çıkmıştı. Zindanı geçmiş, mühürleri yakmış, Rıza Hoca’yı ve onun kütüphanesini yerle bir etmişti. Hayattaydı.
Ancak üzerindeki parkaya sinmiş barut kokusu, bedenindeki kâğıt kesikleri ve ruhuna kazınan o tekinsiz fısıltılar silinmemişti. dondurucuydu ve etrafını saran kapkaranlık ormanın derinliklerinden gelen meşum fırtına uğultusu, hiçbir şeyin henüz bitmediğini haber veriyordu. Buradan çıkmıştı ama bundan sonra başına ne geleceğini, hangi karanlığın onu beklediğini hiç bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
