Ay Işığı kitap kapağı

8. bölüm / 36

Ay Işığı

8. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 8. bölüm

-Kerem'in gözünden devam ediyoruz.

Saat sabah 6 olmuştu. Ece omzumda uyuyordu geceden beri. Yavuz karşı sandalyede uyuyordu. Benim gözüme 1 saniye bile uyku girmemişti. Odadan çıkan hemşire halimize bakıp gülümsedi.

'Komutanım, savcı hanım iyi. Görmek isterseniz çok durmadan görebilirsiniz.' başımı salladım. Ece'yi yavaşça kalktığım yere doğru yatırdım. Mırıldanmıştı ama uyanmamıştı. Yavuz'a da bakıp sessizce odaya girdim.

Ecem ağzında havayla uyuyordu. Yavaşça yanına yaklaştım. Saçlarını okşadım. 'İyisin çok şükür.' yanındaki sandalyeye oturup yavaşça elini tuttum.

'Çok korkuttun bizi. Sana bişey olacak diye çok korktum. Çok yandı mı canın?' sesim titriyordu. Ecem'in gözünden yaş akmıştı. 'Duyuyor musun beni? Korkma, artık hepsi geçti. Ben yanındayım. Bir daha sana bişey olmasına izin vermeyeceğim.' Ecem parmağını hareket ettirdi. Beni duyuyordu, dediklerime tepki veriyordu ama hala uyuyordu.

Kapının açılmasıyla gözlerim oraya kaydı. 'Kerem, madem benim bebeğim iyi neden bize haber vermeden sessiz sessiz sinsice tek başına giriyosun yanına?' Ece beni azarlayarak girdi odaya. Güldüm. Ardından Yavuz girdi.

'Uyuyosunuz diye ses etmedim. Gece yoruldunuz, uyuyun istedim.' dedim. Sessiz konuşuyorduk.

'Hadi lan ordan. Ecem'le özlem gidermek için yapmış olmayasın?' diyen Yavuz'a göz devirdim.

'Sus bak sikerim seni.' Yavuz gülüp ağzına fermuar çekmiş gibi yaptı. Ece sandalye çekip diğer yanına oturdu. Yavaşça Ecem'in elini bıraktım. Dikkat çekmek istememiştim.

'Çok şükür iyisin balım. Çok şükür rabbim seni bize bağışladı. Ben seni böyle sessiz görmeye alışkın değilim, ne olur aç gözlerini, uğraş benimle dalga geç, konuş nolur.' Ece sessizce ağlıyordu. Bir yandan Ecem'in elini okşuyordu.

'Ece, ağlama güzelim daha fazla. Bak artık bizimle.' diyerek arkadan Ece'ye sarıldı Yavuz.

'Nasıl ağlamayım kardeşim böyle yatıyorken? İçim yanıyo, o ne kadar sert gözükse de çiçek gibi narin.' Ecem öksürmeye başladı. Ece başını kaldırıp dikkatle Ecem'e baktı. Ardından ağzındaki havayı çekip makinayı kapattı.

'Ecem, duyuyor musun beni? Ecem, balım duyuyor musun beni?'

'Su.' dedi Ecem kısık sesle. Hızla ayağa kalktım. Ecem uyanmıştı. Ece masanın üzerindeki suyu alıp Ecem'n yatağını dikleştirdi. Ardından yavaşça içirdi. Ecem ağır ağır gözlerini açıp bize baktı.

'Kerem,' dedi sesi çok az çıkıyordu. Oturup elini tuttum.

'Buradayız Ecem, iyi misin?' başını salladı.

'Ben hemşireyi çağırıp geliyorum.' diyerek odadan çıktı Ece.

'Ağrın sızın var mı?' dedim telaşla. Mutluydum ama telaşlıydım da. Ecem uyanmıştı. Allah'ım sana şükürler olsun.

'Var biraz. Sol tarafım sızlıyor.' dedi.

'İyi olacaksın.' Ece ve hemşire elinde tepsiyle odaya girdiler.

'Savcım, iyi misiniz? Nasıl hissediyorsunuz?' dedi hemşire. Bir yandan Ecem'in serumunu kontrol ediyordu.

'İyiyim, ağrım var biraz o kadar.' hemşire gülümsedi.

'Serumunuzu yeniledim, birde şimdi çorba içmeniz gerekiyor. Sonrasında doktor beyle görüşeceksiniz.' Ecem başını salladı.

'Hemşire hanım biz hallederiz yemek yedirmeyi, sağ olun.' dedi Yavuz. Ece oturup tepsiyi dizlerinin üzerine koydu.

'Peki komutanım, savcım tekrardan geçmiş olsun.' diyerek çıktı odadan.

'Hadi bakalım Ecem hanım, kocaman açın ağzınızı.' Ecem azda olsa güldü. Dudaklarını ayırdı ama ayırmasıyla inleyerek kapatması bir oldu.

'Ecem iyi misin?' dedim telaşlı sesimle.

'İyiyim, dudağımın kenarı patlamıştı o acıdı bir an.' yavaşça yeniden dudaklarını araladı. Ece sakince çorbayı içirmeye başladı.

'Kıymetimi bil kızım! Sana kendi ellerimle çorba içiriyorum.' dedi Ece. Ecem güldü.

'Sen olmasan benim halim ne olur.' dedi Ecem.

'Ee Kerem bakar.' dedi Ece. Ecem bana döndü.

'Bakar mısın?' dedi ciddiyetle. Böyle bişey sormasını beklemediğimden kala kalmıştım.

'Bakarım.' dedim kendimden emin bir şekilde. Ecem gülümsedi. Şu gülümsemesi.. her şeye bedeldi.

Arkadan Yavuz elleriyle kalp falan yapıp öpücük atıyordu. Salaktı bu çocuk. Valla harbi düpedüz salaktı.

Kapı tıklatılıp ardından açıldı. Eren yarbayım içeriye girince Yavuz'la beraber ayağa kalktık.

'Maşallah çocuklar, baya kalabalık burası.' gülümseyerek benim yerime oturdu. Ecem yarbaya dönüp oturuşunu biraz daha dikleştirmeye çalışmıştı ama canı yanmış olacak ki sessizce inleyip öylece kalmıştı.

'Kızım, rahat ol yorma kendini. Nasılsın? Çok korkuttun beni.' dedi Eren yarbay. Ecem gülümsedi.

'İyiyim yarbayım. Çok şükür hala yanınızdayım.' Yarbay Ecem'in elini tuttu.

'Böyle bişey nasıl oldu anlam veremiyorum kızım. Yavuz'gilin dağdan sağlam getirdiği adam Hakan Güven'in itleri olduğunu söyledi. Adamla ilgili bilgileri bize senin bulduğunu öğrenmişler. Nasıl oldu aklım almıyo kızım. Senden Hakan itine yapacağımız operasyonu öğrenmek istemişler ama asla ses çıkarmamışsın.' yarbay gülümsedi. Ecem'le gurur duyuyordu ve ona olan güveni artmıştı bu gülümseme onun göstergesiydi.

'Nasıl planlarınızı onlara anlatırım yarbayım? Söylemem için para bile teklif etti o şerefsizler.'

'Biliyorum kızım. Yüzlerine tükürmüşsün, sonra bunu kaldıramayıp bıçaklamışlar seni. Hepsini itiraf etti orospu çocuğu. Çok şükür şu an iyisin önemli olan bu. Kimse umrumda değil kızım, sen iyi ol yeter.' Eren yarbayım Ecem'i kendi kızı gibi çok seviyordu.

'Sağolun yarbayım.' dedi gülümseyerek.

'Şimdi gitmem lazım. Yine uğrarım yanına. İyi beslen, güzelce dinlen.' Ecem başını salladı. Yarbayım oturduğu yerden kalkıp bize döndü.

'Sizde inin yemekhaneye yemek yiyin. Dünden beri tek lokma girmedi midenize, hadi. Ecem kızımı da çok sık boğaz etmeyin.' Başımızı salladık.

'Emredersiniz yarbayım.' dedik aynı anda.

'Ecem kızım tekrar çok geçmiş olsun.'

'Sağolun yarbayım.' dedi Ecem. Yarbay gülümseyip çıktı odadan.

'Seni amma çok seviyo Ecem ha.' dedi Yavuz. Ecem gülümsedi.

'Biliyorum, sizde gidin yemek yiyin hadi.' Yavuz başını sallayıp ayağa kalktı.

'Hadi, hemen geliriz yine.' Ece de kalktı ayağa.

'Siz gidin, ben buradayım.' dedim otururken.
Yavuz bana bakıp gülümsedi. Sinsi şeyin aklından ne geçiyordu kim bilir.

'Kahvaltını buraya gönderiyorum o zaman. Burada ye, hadi Ece gidelim.' başımla onayladım. Ece, Ecem'in saçlarını öpüp çıktı odadan. Yavuz da bana sinsi bir bakış atıp çıktı.

Ecem'e döndüm yavaşça. O zaten bana bakıyordu. 'Neden kaldın? İnseydin ya onlarla beraber.' dedi geriye yaslanırken.

'Olmaz, tek bırakamam seni.' gülümsedi.

'Sen nasılsın? Operasyon nasıl geçti?' gözlerini asla 1 saniye bile ayırmıyordu gözlerimden.

'İyiydi çok şükür. Sen ne yaptın 1 ay boyunca?' dedim.

'Öyle askeriye, ev ve kamp arasında gidip geldim. Aynıydı her şey, sadece alışmışım sürekli sizinle bir arada olmaya kendimi yalnız hissettim biraz.' gülümsedim.

'Operasyona çıkmadan önce seninle vedalaşmaya gelmiştim ama askerler yarbayımla ve büyük komutanlarla toplantı yaptığını söyleyince göremedim.' Ecem gülümsedi.

'Bende baya sövmüştüm arkandan. Ece'yle vedalaşıp benimle vedalaşmadığın için.' gülmeye başladım. Kapı tıklatılıp açıldığını gülmeyi bıraktım.

'Komutanım, yemeğinizi getirdim.' dedi Murat. Elindeki tepsiyi aldım.

'Sağol oğlum.' Murat baş selamı verdi.

'Savcım, çok geçmiş olsun.' dedi Ecem'e bakarak. Ecem gülümsedi.

'Teşekkür ederim Murat, sayenizde iyiyim.' Murat gülümsedi. Ardından çıktı odadan.

Kahvaltıda patates kızartması ve menemen vardı. Ve sağ olsun Murat 2 kupa çay getirmişti. Yemeğimi yemeye başladım. Dün en son helikopterde sandviç yemiştik.

Kafamı kaldırıp Ecem'e baktığımda Ecem'in ağzı sulana sulana menemene baktığını görünce güldüm.

'Yemek ister misin? Hem çay da var.' Ecem başını salladı. Ekmekle menemene banıp ağzına doğru uzakttım. Ecem yavaşça dudaklarını aralayıp uzattığım menemeni yedi.

'Allahım, çok güzel olmuş!' dedi sevinçle. Anlamıştım ki menemeni çok seviyordu. Bir daha ekmekle banıp uzattım. Büyük bi iştahla yedi. Parmak uçlarıma değen soğuk dudakları vücudumda bir şeylerin hareket etmesine yol açtı. Boğazımı temizleyip bende yemeye devam ettim.

'Çay verir misin?' diyen Ecem'e kupayı yavaşça uzattım.

'Sen elleme, ben içiririm.' dedim. Ecem gülümseyip çaydan da bir kaç yudum aldı. Hem ona yedirmiştim hem kendim yemiştim. Hayatımda ilk defa birine, bir kadına ellerimle yemek yedirmiştim.

Karnımız doyunca tepsiyi yere bıraktım. Ecem gözlerime bakıp elimi tuttu. 'Teşekkür ederim. Menemen görünce dayanamıyorum. Normalde yemek istemezdim ama işte..' gülümsedim.

'Sorun yok savcı. Ellerin buz gibi. Dudaklarında öyleydi. Üşüyor musun?' dudaklarında öyleydi mi? O ne demek amına kodumun Kerem'i?

'Isıtmak ister misin?' dedi Ecem gözlerimin en içine bakarak. Dudaklarım bir şeyler söylemek için aralanmıştı ama diyememiştim. Ecem gülmeye başladı.

'Sakin ol, şaka yapmıştım. Üşümüyorum, kansızlık var bende normal vücudumda bir yerlerin soğuk olması.' başımı salladım yavaşça.

Kerem'in o an ki hayali..
*-* 'Ecem,' dedim sakin sesimle. Ecem hm'layarak bana baktı. 'Gözüme bir şey batıyor gibi baksana bi yavaşça.' Ecem yaslandığı yerden dikleşip dikkatle gözüme bakmaya başladı. Dudaklarını büzüp üfleyeceği sıra fırsat bu fırsat diyip dudaklarına kapandım.

Ne yapıyordum lan ben? Geriye çekilsem kendini nasıl hissedeceğini biliyordum ama neden öpmüştüm ki?

Ecem yavaşça yanağımı kavrayıp dudaklarını hareket ettirmeye başladı. Bu bardağı taşıran son damlaydı. Bir elimi yavaşça beline koyup bir elimde boynunu kavradım ve öpüşüne karşılık vermeye başladım.

Öpüşmemiz öyle tutkulu bir hal almıştı ki çıkardığımız sesler, Ecem'in yumuşak dudakları, ensemde gezinen parmakları doruklara çıkarmıştı beni. Tüylerim diken dikendi, ereksiyon olmuştum.

Ecem dillerimizi buluşturmuştu. Oturduğum yerden kalkıp yatağa yanına oturdum hızla. Tabi öpmeyi kesmemiştim hiç. Ecem'in elleri vücudumda geziniyordu. Kol kaslarım ve göğüs kaslarıma dokunuyordu. Bu öyle hoşuma gitmişti ki, bu hissin tarifi yoktu.

Ecem dudaklarımızı ayırıp gözlerime baktı. 'Pişman olmayacaksın değil mi?' dedi dudaklarıma doğru. Dudaklarına minik bir buse kondurup çekildim.

'Olmayacağım.' ardından yine dudaklarımızı birleştirdim. Ecem kollarını boynuma sarmıştı. Belini tutan elim yavaş yavaş yukarıya tırmandı. Göğsünü kavradım yavaşça. Ecem dudaklarıma doğru gülümseyerek inledi. İçinde iç çamaşırı yoktu. Siktir, fazlasıyla sertleşmiş, dik meme ucunu elimin altında hissediyordum.

'Sikeyim, Ecem mahvediyorsun beni.' gülümsedi.

'Daha fazla mahvetmemi ister misin?' dedi sessizce sırıtarak. Gülümsedim. Gözlerimle onay verdim. Ecem dudağımda dilini gezdirip baygın gözleriyle gözlerime baktı. Ardından eliyle sertleşmiş penisimi pantolonumun üzerinden kavrayıp sırıttı.
'Benim için bu hale gelmen neye sebep oluyor biliyor musun?' dedi dudaklarıma doğru. Eliyle okşamaya devam ediyordu.

'Neye sebep oluyor sayın savcım?' dedim kısık sesle. Kulağıma doğru eğildi.

'Seni daha fazla içimde hissetmek istememe sebep oluyor Kerem Kartal.' çenesinden sıkıca kavrayıp dudaklarını olabildiğince sert bir şekilde öpmeye başladım. Eliyle daha hızlı penisimi okşamaya başlamıştı. Boşalacaktım, artık son demlerimdeydim.

'Beni içinde hissetmek istiyorsan biraz daha çabalaman lazım savcı.' dedim sırıtarak.

'Ben çabalamam Kartal, sen kendi ayaklarınla bana geleceksin.' şu asi halleri sabaha kadar onu deliler gibi sikmek istememe sebep oluyordu.

'Kıyafetimin üzerinden hissettiğin meme ucumu ten tene temasla hissedeceksin, istediğini yapabileceksin. Oynayacaksın, sıkacaksın, istersen dilinle hissedebileceksin. Ama yinede sen bilirsin. istersen ayağıma gelmeyebilirsin.' penisimin üzerindeki elini sıkıca tutup daha çok bastırdım. Sessizce inleyerek boşaldım. Ecem boynumu öpüp geriye yaslandı.

'Amacıma ulaştım, seni direkt temas etmeden bile üzerinden okşayarak ve sözlerimle boşaltabildim Kartal.' dedi sırıtarak.

'Mahvettin beni.' dedim gözlerine bakarak. 'Birazdan gelirim.' diyerek hızla odadan çıktım. Koridorda hızlı adımlarla yürümeye başladım. Yavuz beni görünce bir şeyler demişti ama duymamıştım bile.

Odama girip dolaptan burada yedekte tuttuğum temiz kıyafetleri alıp hızla duşa indim. Bir çırpıda soyunup sıcak suyun altına girdim. Penisim hale ereksiyon olmuş haldeydi. Nefes verip başımı fayansa yasladım.

'Ne yaptın bana Ecem Özçelik? Nasıl bir etki bıraktın da benimki hala seni istiyor?' *-*

'Kerem? Kerem!' Ecem'in sesiyle daldığım yerden gözlerimi kapatıp kendimi gelmeye çalıştım.

Ben az önce, az önce ne hayal etmiştim? Kafayı sıyırmaya başlamıştım ben. Kendine gel Kerem Kartal, kendine gel.

'Aga iyi misin?' dedi Yavuz. Onlar hangi ara gelmişti.

'İyiyim, ben bi lavaboya gidip geleyim. Tüm gece uyumadım ya, kafam allak bullak.' ayağa kalkıp arkama bile bakmadan çıktım.

Başımı öne doğru eğip pantolonumun üzerinden sertleştiğini bariz belli eden penisime baktım. Siktir! Sadece hayaldi.

Kendine gelmen lazım Kerem. Sen bu değilsin. Sen asla bu değilsin.