Ay Işığı kitap kapağı

14. bölüm / 36

Ay Işığı

14. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 14. bölüm

Hissettiğim üşümeyle ağır ağır gözlerimi açtım. Etrafa baktım sakince. Az da olsa içerisi aydınlıktı. Sabahın erken saatleriydi sanırsam. Askerler uyuyordu. Yavaşça kalkıp sönen sobaya baktım, köz kalan sobaya kenarda duran odunlardan attım.

Üniformayı üzerime giyip cebimden telefonumu çıkarttım. Saat 06:11 idi. Buradaki küçük banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Saçımı güzelce at kuyruğu yapıp yavaşça evden çıktım. Kapının önünde Kerem ve Yavuz oturmuş sohbet ediyorlardı.

'Günaydın.' dedim gülümseyerek.

'Oo savcı neden uyandın bu saatte? Rahat edemedin mi?' dedi Yavuz.

'Ben hep bu saatte kalkarım zaten. Siz napıyosunuz?' dedim ortalarına otururken.

'Bu saatte mi uyanıyorsun? Kızım manyak mısın sen?' dedi Yavuz.

'He sadece manyaklar mı bu saatte uyanıyor?' Yavuz gülerek başını salladı.

'Nöbet sırası bizdeydi, o yüzden burdayız.' dedi Kerem.

'Anladım. Ne zaman başlayacağız operasyona?'

'Şimdi. Ben askerleri kaldırayım.' diyerek ayağa kalktı Yavuz. Kerem cebinden sigara paketini çıkartıp dudakları arasına aldı dalı.

'İçiyor musun?' dedi bana paketi uzatırken.

'Nefret ederim.' diyerek ayağa kalktım. Yine umursamaz davranıyordu.

'Nereye?' dedi yüzüme dahi bakmadan.

'Yarbayımla iletişime geçeceğim.' diyerek eve girdim. Askerler kalkmıştı bile.

'Günaydın millet!' dedim neşeli sesimle. Askerler aynı şekilde karşılık verince gülümsedim. Sehpanın önüne oturup bilgisayarı açtım.

'Savcım iyi uyudunuz mu?' diyerek yanıma oturan Murat'a baktım gülümseyerek.

'Çok güzel uyudum. Sen? Rahat edebildin mi? Öyle altına bir şey almadan uyumuşsun, sabah görmüştüm. Sırtın ağrımadı mı?' Murat gülümsedi.

'Amma dikkatlisiniz savcım. Biz daha nerelerde uyuyoruz bir bilseniz.' gülümsedim. Yanımıza Emre de gelip oturdu. Elinde bir çay ve peçeteye sarılmış açma vardı.

'Savcım size getirdim. Nişanlım yaptı açmaları. İlk siz yiyin istedim.' gülümseyerek uzattığı çayı ve açmayı aldım.

'Maşallah, ne güzel gözüküyor. Teşekkür ederim.' bir yandan bilgisayarı açarken bir yandan açma yiyordum. Sehpanın üzerine koyduğum gözlüğümü takıp bilgisayara odaklandım.

'Ne demek savcım. Daha isterseniz söyleyin çok var.' gülümsedim.

'Ellerine sağlık çok güzel olmuş. Bununla doyarım ama sağolasın.' Emre gülümsedi.

'Afiyet olsun savcım.' bir bilgisayara bir bana bakıyorlardı. Diğer askerler ise açma ve çay içiyorlardı.

'Murat, Emre sizde yiyin hadi. Birazdan çıkarız aç gitmeyin.' Emre ayağa kalktı.

'Bana da getiversene Emre sana zahmet.' dedi Murat oturduğu yerden.

'Tamam kardeşim.' dedi Emre. Aralarındaki o bağı görmek çok güzeldi.

'Savcım doydunuz değil mi?' kapıdan içeriye giren Kerem'e takıldı gözlerim. Oda aynı şekilde bana bakıyordu. Murat'a döndüm.

'Doydum doydum. Sende ye bir an önce.' gülümsedi.

'Savcım naptın?' diyerek yanıma geldi Yavuz.

'Ajanın sinyalini aldım bağlanmasını bekliyorum.' dedim kulaklığı takarken. O sırada çalan telefonumu çıkarttım cebimden.

'Yarbayım günaydın.' dedim.

'Günaydın kızım, ne durumdasınız?' dedi.

'Toparlandık komutanım, kahvaltı yapıyoruz bir yandan.'

'Afiyet olsun, Deniz'e bağlandın mı?'

'Hayır komutanım. Sinyalini alıyorum ama henüz bağlanmadı bana.' nefes verdi.

'Oraya askeri araç gönderdiler sizin için. Birazdan gelir. İçerisinde 2 asker daha var. Bizdenler, güvenebilirsiniz. Birazdan çıkacaksınız. Dron yanında değil mi?'

'Yanımda komutanım.'

'Güzel, dikkat edin. Şimdi kapatıyorum, bilgisayardan bağlanacağım sana.' dedi.

'Tamam komutanım.' telefonu kapattı. Yavuz dikkatle bana bakıyordu. Tüm askerler başımızdaydı.

'Birazdan askeri araç gelecek, içerisinde 2 asker daha varmış. Yarbayım güvenebileceğimizi söyledi.' dedim hepsine bakarak.

'Savcı Ecem duyuyor musun beni?' kulaklıktan duyduğum sesle bir şey diyecek olan Murat'a parmağımla sessiz ol işareti verdim.

'Ajan Deniz, duyuyorum seni. Sesimi iyi alıyor musun?'

'Alıyorum. Önemli gelişmeler oldu.'

'Bir saniye bekle, Eren yarbayı bağlamam gerekiyor.' hızla Eren yarbayıma bağlandım.
'Yarbayım, önemli bazı gelişmeler olmuş.' dedim.

'Anlat Deniz, ne oluyor?'

'Bugün ne zaman olacağını bilmiyorum ama cumhurbaşkanlığına ve danıştaya saldırı olacak. Buradan irtibata geçiyorlar, fazlasıyla güçlü bir saldırı olacağından bahsettiler.' nefes verdim.

'Kansız piç kuruları. Başka bir şey var mı?' dedi yarbayım sinirle.

'Hayır komutanım yok. Ne zaman burada olacaksınız?'

'Birazdan çıkacağız, seninle iletişimi kesmeyeceğim. Sinyalinden yerinizi bulacağız.' dedim.

'Dikkat edin dışarıya girip çıkanlar var.'

'İlk başta dronla bakacağız. Ona göre hareket edeceğiz rahat ol.'

'Sağolun savcım. Sizinle yüz yüze gelmek için sabırsızlanıyorum.' dedi samimi sesiyle. Gülümsedim.

'Bende seninle yüz yüze gelmek için sabırsızlanıyorum. Şimdi telefonu çeken bir yere sakla Deniz yakında yanında olucaz.'

'Ve birazdan saklan Deniz. Askerlerimiz seni tanımıyor, onlardan sanıp zarar verebilirler istemeden. Ortalık sakinleyince Ecem'i bul ve onun yanından ayrılma.' dedi yarbayım.

'Tamamdır komutanım, dediğiniz her şeyi yapacağım. Şimdi gidiyorum. Kendinize dikkat edin.'

'Sende Deniz.' beni duymadan kapattı telefonu.

'Yarbayım, var mı diyeceğiniz bir şey?'

'Kızım, plana sadık kalın. Dronla baktıktan sonra etrafın temiz olduğunu anladıktan sonra girin içeriye. Unutma başlarındaki adam sağ lazım, Deniz'i ve o piçi alıp gelin bir an önce. Deniz'in dediği saldırı planlarına hemen müdahale edeceğim. Ne kadar güvenlik gücü varsa arttırıp uyaracağım oradakileri. Şimdi kapatıyorum, Allah'a emanetsiniz.'

'Sizde yarbayım.' kulaklığı çıkartıp askerlere döndüm. 'Cumhurbaşkanlığına ve danıştaya saldırı yapmayı planlamış şerefsizler. Onun dışında bir gelişme yok. Ajanın sinyalinden takip ederek yerlerini bulacağız, ilk önce dronla etrafa bakıp kimsenin olmadığını ve bizim için güvenli olduğuna emin olunca içeriye gireceğiz. Başlarındaki adamı sağ istiyor yarbayım ve Deniz'e zarar verilmesini istemiyor. Dikkatli olmalısınız.' ayağa kalktım.

'Vay orospu çocukları! Cezalarını vereceğiz.' dedi Yavuz. Askerlere dönüp bir şeyler söylüyordu ama banyoya giderken duyamamıştım.

Tuvalette işimi halledip elimi yüzümü yeniden yıkadım. Tıklanan kapıyla nefes verip çıktım banyodan. Kerem karşımda durmuş bana bakıyordu.

'Ecem,' dedi bana yaklaşırken. 'Ne olursa olsun sana zarar gelmesine izin vermeyeceğim. Senden istediğim ne olursa olsun bizim dediklerimizin dışına çıkma.'

'Kerem, sorun yok. Kimseye bir şey olmayacak.' Kerem nefes verdi.

'Anlamıyorsun! Endişeleniyorum senin için! Saçının tek teline zarar gelirse ateşe veririm herkesi Ecem. Anladın mı beni?' sessizce kükrüyordu. Sinirden yumruk yaptığı elini tuttum. Yavaşça elini öptüm.

'Anlıyorum bi tanem. Sinirlenme, yanından ayrılmayacağım.' Kerem'in yüzü yumuşamıştı. Bi tanem kelimesi hoşuna gitmişti, biliyordum.

'Kerem daha fazla oyalayamıyorum askerleri ne konuşuyosanız bitirin gari.' dedi Yavuz yanımıza yaklaşırken. Kerem buraya kimsenin gelmemesi için Yavuz'a askerleri oyalamasını mı söylemişti? Güldüm.

'Tamam lan 2 dakika daha oyala, hatta oğlum araç gelmedi mi git dışarda beklet.' Yavuz güldü.

'Hey allahım ya! Sizin fingirdeşmeniz için düştüğüm hallere bak.' gülerek ayrıldı yanımızdan. Askerlere dışarıya çıkma komutu verdiğini duymuştum.

'Eğer bir şey olursa hemen seslen bana. Ben seni 7 kat yerin altında olsam bile duyarım.' gülümsedim.

'Tamam, dikkatli olurum. Rahatla artık.' dedim elini okşarken.

'Rahatlayamıyorum Ecem, içim içimi yiyor.' yavaşça çenesinden kavrayıp dudaklarımızı birleştirdim. Kerem bir eliyle yanağımı sıkıca kavradı. Diğer eliyle ise belimi tutuyordu.

Sırtım kapıya değince dudaklarından yavaşça ayrıldım. 'Kerem,' dedim dudaklarına doğru. 'Rahatlaman içindi bu öpücük. Şimdi gitmemiz lazım.' Kerem nefes verdi.

'Peki, gidelim hadi.' gülümseyerek dudaklarına bir buse kondurdum. İçeriye geçerek bilgisayarımı ve diğer eşyaları toparladım.

Yavuz, Kerem ve ben evden çıktık. Karşımızda duran askeri araca baktım. Amma büyüktü. Açık kapıdan girip oturdum boş bulduğum yere. Bilgisayarı çıkartıp Deniz'in sinyaline bağlandım.

Yavuz yanıma oturup ekrana baktı. 'Beyler çok uzağımızda değiller, ben tarif edicem size.' dedi aracı kullanan askere. Bir yandan kendi aralarında konuşuyorlardı.

Çalan telefonumu elime aldım. Yarbay arıyordu. Açıp götürdüm kulağıma. 'Yarbayım, buyrun.' dedim gözlerim ekrandayken.

'Naptınız kızım? Çıktınız mı?'

'Çıktık yarbayım. Çok uzağımızda değiller, gidiyoruz şimdi.' dedim.

'Tamam kızım, dikkatli ol, olun. Eğer bir şey olursa haber ver bana.'

'Tamam yarbayım.' telefonu kapattı. Telefonuma gelen mesajlara bakmaya başladım. Babamdan ve Ece'den mesajlar vardı.

Doktor Ece D.

OPERASYONA GİDİYOSUN AMA BANA HABER ETMİYOSUN! 16:11

KAFANI KIRICAM SENİN 16:11

Ne yaptınız? 23:43

İyi misiniz? 00:21

Neden cevap vermiyosun? 00:34

Başına bişey gelmedi demi? 01:06

Ecem o telefonu eline alır almaz bana cevap ver! 02:27

Uyuyamıyorum 04:10

Orada üşümüyorsun demi? 04:43

Ekranıma bakan Yavuz'a baktım. 'Neden okuyorsun mesajlarımı be?' Yavuz sırıttı.

'Ece senin beynini dağıtacak yemin ederim. Gece boyu hiç uyumamış, bilirsin uykuya düşkün. Bunun hıncını çıkartır.' omzuna vurdum.

'Sus bak! Beynimi sen şişirme bide!' telefonumu kapatıp cebime koydum. Ne Ece'ye, ne babama cevap vermemiştim çünkü cevap verirsem ararlardı biliyordum.

Yavuz aracı durdurma emri verince bana baktı. 'Neredeyse çok yakınız, araçla devam edemeyiz. Sesini duyarlarsa tüm plan iptal olur. Yanına dronu ve bilgisayarı al, yüyüyeceğiz.' başımla onayladım.

Askerler silahlarını ve çantalarına alarak araçtan teker teker inmeye başladı. Başlarında kask, yüzlerinde siyah kumaş maske vardı. Tek görünen gözleriydi.

Bende dron çantasını omzuma takıp elimde bilgisayarla indim aşağıya. Yanıma Murat gelip bana baktı.

'Savcım maske ve şapka takman lazım.' dedi.

'Sen takar mısın hemen? Bilgisayarı bırakmayım şimdi.' Murat başıyla onayladı. Elindeki siyah bereyi kafama taktı. Onların taktığı gibi kumaş maskeyi de yavaşça takıp gözlüğümü düzeltti.

'Tamamdır savcım. Güzel oldu.' gülümsediğini gözlerinden anlamıştım. Bende gülümsedim.

'Sağol Murat.' soluma dönmemle pür dikkat bana bakan Kerem'i gördüm. Bir eli silahında, diğer eli ensesindeydi. Yine ensesini kaşıyordu. Kıskanmış mıydı o? Neydi bu sert bakış? Sırıttım. Ee ilişkimizi insanlara söylemezse böyle olurdu. Yavuz'un yanına geçtim.

'Ecem dronu çıkar istersen. Daha fazla yürümeyelim, tehlikeli olabilir. ' dedi. Bilgisayarı Yavuz'a verip çantadan dronu çıkardım. Ayarlayıp Yavuz'a döndüm. Ekrandan göreceğiz şimdi. Unutma su tankeri görünce söyle.'

'Sen bizi ne sanıyosun savcım? Bende o iş, uçur sen şunu.' gülerek dronu çalıştırdım.
Ben dronu uçururken Yavuz ve diğerleri ekrana bakıyordu pür dikkat.

'Dur!' dedi Yavuz. Dronu aynı yerde tutmaya devam ettim. 'Yakınlaş biraz.' dediğini yaptım. 'Bulduk, çok yakınız. Kapat Ecem, tamamdır.' dedi Yavuz. Dronu yanımıza uçurup yavaşça elime alarak kapattım. Çantaya düzgünce koyup omzuma taktım.

'Hadi, herkes dikkatli olsun. Unutmayın ajanımız var içeride. Dikkatli olun.' ilerlemeye başladılar. Arkadan peşlerine takıldım.

'Kerem yerini al, dikkatli ol.' dedi Yavuz. Kerem başını sallayıp bizden ayrıldı. Kerem keskin nişancıydı. O yüzden ayrılmıştı bizden.

Yanıma Murat geldi. 'Savcım, azıcık hızlı yürü. Yanından ayrılmayacağım, dikkatli ol yinede.' gülümsedim.

'Tamam komutanım!' dedim gülerek. Murat'ta gülmüştü. Kırık dökük tankeri görünce Yavuz askerlere döndü.

'Dikkatlice içeriye gireceğiz. Ecem, sen şu büyük kayanın arkasında bekle. Sakın oradan çıkma Ecem, sakın!' Yavuz'un sert uyarısıyla dediğini yaptım. Kayanın arkasına geçip beklemeye başladım. Bir yandan göz ucuyla bakıyordum.

Üşümüştüm. Geriye yaslanıp ellerimi ısıtmaya çalıştım. Duyduğum silah sesleriyle başımı kaldırıp baktım. Bir şey görünmüyordu. Bağırış ve silah sesleri artmıştı. Dışarıya çıkan teröristi görünce hemen yaslandım arkama. Yakından bir silah sesi duydum. Yavaşça başımı kaldırıp yerde uzanan kansıza baktım. Gülümsedim. Kerem'in işiydi bu. Alnının ortasından vurmuştu. Ah biricik keskin nişancım benim!

'Savcım! Neredesin?' kadın sesi duymamla ayağa kalkıp çıktım kayanın arkasından, Deniz'di bu. Beni görünce yanıma adımladı.

'Burdayım Deniz. Gel hemen.' dedim. Gülümsedi. Küçük duruyordu. Kaç yaşındaydı? Yanıma geldiğinde gülümsedim. Maskeyi indirdim.

'Hoş geldin.' dedim gülümseyerek.

'Savcım, ne güzelsiniz. Hoş buldum.' dedi aynı şekilde gülümseyerek.

Arkadan duyduğum silah sesiyle ve yüzüme sıçrayan kanla öylece kaldım. Kollarıma düşen Deniz'i sıkıca tuttum. 'Deniz!' öyle bağırmıştım ki, boğazım yanmıştı. Ve sonra bir silah sesi daha duyuldu. Onu vuran terörist yıkılmıştı yere.

'Hayır Deniz, hayır. Aç gözlerini. Deniz!' omuzundan akan kana yüzümdeki maskeyi çıkartıp bastırdım. 'Deniz, Deniz nolur benimle kal.'

'Savcım, teşekkür ederim.' dedi kısık sesiyle. 'Orada, içeride sakince sizi bekleme sebebim sizin cümlelerinizdi.' elimdeki bez tamamen kana bulanmıştı. Üzerimdeki formayı tek elimle zar zor çıkartıp yünlü iç kısmını yarasına bastırdım.

'Deniz benimle kal. Konuşma, kendini zorlama. İyi olacaksın. Benimle kal sadece.' gözlerimin önünde vurulmuştu bir kadın. Kollarıma düşmüştü. Kanlar içinde kollarımda yatıyordu. Üşüyordum ama içimdeki yangın öyle baskındı ki, hissetmiyordum bile.

'Ecem! Ali hemen kıza müdahale et!' başımda bağıran Yavuz'u bile duymuyordum. Tek odağım Deniz'di.

'Ecem!' çenemi sıkıca kavrayan soğuk elin sahibine baktım. Yavuz yanıma çökmüş bana bakıyordu. 'Kendine gel! Kimseye bir şey olmayacak! Kendine gel!'

Kollarımın arasından aldılar Deniz'i. İyi ol Deniz, nolur iyi ol.