Ay Işığı kitap kapağı

16. bölüm / 36

Ay Işığı

16. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 16. bölüm

Yaslandığım sandalyeden kalktım yavaşça. Odamdaki dolabı açıp içine astığım aynadan yüzüme baktım.

Sabah 7 de askeriyeye gelmiş, öylece oturmuştum. Gece 12 de gelmiştik, geldiğim gibi kimseye ses etmeden, görünmeden evime gelmiştim. Soğuk bir duş alıp bahçede oturmuştum saatlerce. Gözüme 1 gram uyku girmemişti. En sonunda dayanamayıp askeriyeye gelmiştim.

Gözlerim kanlanmış, yüzüm solgundu. Dudaklarıma nemlendirici sürüp gözlüğümü taktım. Kahvaltı saatiydi, beni böyle görsünler istemiyordum.

Çok yorgundum. Uykusuz ve gergin. Uykum olduğu için gergindim. Bıraksalar şuracıkta uyurdum.

Üzerimdeki acı kahve kazağı krem pantolonumun içine sokup kendime baktım. Bugün ne bulduysam giymiştim, ama şuan buna takılacak vaktim yoktu. Telefonumu alıp yemekhaneye inmeye başladım.

'Savcım, günaydın!' dedi Murat neşeli sesiyle. Gülümsedim.

'Günaydın, attın mı yorgunluğunu?' dedim. Beraber yemekhaneye iniyorduk.

'Attım, sen? Dünden beri iyi görünmüyorsun, iyi misin?' gülümsedim.

'İyiyim, yorgun hissediyorum biraz.' derken yemekhaneye girdik. Neredeyse herkes buradaydı. Gözlerim yanında bir kadın askerle oturan Kerem'e takıldı. Masada 3 asker daha vardı. Gülerek bir şeyler konuşuyorlardı.

Dünden beri bana mesaj dahi atmayan Kerem, iyi miyim değil miyim sormayan Kerem karşımda kadın askerle gülerek konuşuyordu. Nefes verdim. Gözleri beni bulduğunda Murat'ı görünce gülümsemesi soldu.

Önüme dönüp tabağımı aldım. Bugün baya şey vardı menüde. 'Savcım patates salatası al, çok güzel tadı. Hemde soğansız.' dedi göz kırparken. Güldüm.

'Hmm soğansız pattis salatası demek ha?'

'Pattis mi?' dedi Murat gülerken.

'Patates işte.' dedim. Murat hala gülüyordu.

'Savcım, sen patatese pattis mi diyorsun?' omzuna vurdum.

'Dalga geçme, yanından rahatım diye, dalga geçmezsin diye dedim işte.' ikimizde güldük.

'Her seferinde şaşırtıyorsun beni savcım. Takılıyorum, seninle uğraşmak güzel.' gülümsedim.

'Bende takılıyorum, istediğin gibi davran. Alınmıyorum yani.' gülümsedi. Yemeklerimizi alıp boş masanın birine oturduk.

'Yarın cumartesi, izinliyiz. Yarına planın var mı?' dedi Murat. Yalnız kaldığımızda dediğimi yapıyordu. Bana siz, savcım diye hitap etmiyordu.

'Ece'yi biliyorsun, onunla gezmeye gidecektik. Neden? Benimle date mi çıkacaktın?' dedim gülerek. Murat gülümsedi.

'Bi kahve içelim diyecektim, ama başka zamana artık. Ece hanımla sözleştiysen başka zamana ayarlayım.' gülümsedim.

'Pazar günü içelim. Olur mu?' gözleri parlamış gibiydi.

'Sen müsaitsen neden olmasın? Haberleşiriz, alırım seni.' başımla onayladım. Murat iyi çocuktu. Arkadaşım diyeceğim kadar yakındı bana.

Kahvaltımız bitene kadar biraz daha sohbet ettik ve odalarımıza çıkmak için kalktık. 'Teşekkürler Ecem, yemekte eşlik ettiğin için ve, benimle kahve içmeyi reddetmediğin için.' gülümsedim. Kolunu sıvazladım.

'Lafı olmaz.' çaktırmadan çıkarken Kerem'e baktım. Asker kadın elini omzuna atmış kahkaha atarak bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Kerem'se ağzının içine girecek kadar yakından onu izliyordu. Nefes verip elimdeki telefonu sıktım.

Yemekhaneden çıktığım gibi Murat'a veda edip odama çıktım. Telefonumu elime alıp Ece'yi aradım. Bir kaç saniye sonra açtı.

'Balluuuummm, naptın?' dedi neşeli sesiyle.

'Ne yapayım bebeğim öyle askeriyedeyim. Sen naptın? İyisin değil mi?' bir yandan odamdaki perdeyip açıp camı açmıştım. Camın önünde durmuş Ece'yle konuşuyordum.

'Kamptayım balım uğraşıyorum hala aynı şekilde. Yarın beraberiz değil mi? Özledim seni.' dedi.

'Bende seni çok özledim. Tabiki beraberiz, sözümü unutmadım.' odanın kapısının açılmasıyla gözlerim oraya kaydı. İçeriye giren Kerem'i görünce yeniden önüme döndüm.

'Sonra konuşuruz tamam mı? Şimdi kapatmam lazım.' dedim.

'Tamam bebeğim, seni seviyorum dikkat et.' dedi gülen sesiyle.

'Bende seni seviyorum, görüşürüz.' telefonu kapatıp masamın başına geçtim. Kerem dikildiği yerden bana bakıyordu. Elimle masamın önünde durak sandalyeyi gösterdim.

'Otur istersen.' dedim önümdeki dosyayı kapatırken. Kerem bir kaç saniye yüzüme bakıp oturdu gösterdiğim sandalyeye.

'Kimdi o telefondaki? Sen kimlere seni seviyorum diyip öyle kapatıyorsun telefonu?' dedi. Nefes verip Kerem'e baktım.

'Anlamadım? Bana hesap sorma haddini nereden buluyorsun?' dedim net sesimle. Nefes verdi.

'Ecem, çıldırtma insanı. Biraz önce Murat'la gülüşerek yemek yemeler, operasyonda Murat'la samimi samimi hareketler, konuşmalar ne oluyor Ecem?' elimi masaya vurdum. Kerem şaşırmış olacak ki bir elime bir bana baktı.

'Bana hesap soramazsın sen Kerem Kartal. Git ve o asker kadınla dudak dudağa fingirdeşmeye devam et.' kolunu masaya yaslayıp bana yaklaştı.

'Ne saçmalıyorsun sen? Ne dudak dudağı?' güldüm sinirle.

'Kerem, lütfen çıkar mısın?' alnını ovdu.

'Ecem, sen beni kıskandın mı?' dedi sırıtırken. Komik miydi? Neyine sırıtıyordu?

'Aramda hiç bir şey olmayan insanları kıskanmam ben. Yanlış anlamışsın.' afallamıştı. Benden böyle bir çıkış beklemiyordu sanırsam. Ayağa kalkıp odamdan çıktım. Kapımın önünde duran Yavuz 'Bu sinir ne?' demişti ama duymazdan gelerek bahçeye inmiştim.

Bahçedeki boş bulduğum çardağa oturup geriye yaslandım. Neden böyle yapıyordu bana?

Bana aşık olduğunu söylüyordu ama hissettirmiyordu, benimle saatlerce sevişiyordu ama sanki gelip geçiciymiş gibi davranıyordu. Üzüldüğümde yanıma gelmiyordu, gelemediği zamanlarda aramıyordu bile! Ufak bir mesaj dahi atmıyordu! Kapıma dahi gelmiyordu! Bu muydu aşk? Hayır, bu değildi.

Aşk, değer vermekti. Aşk, sevgi hissettirmekti. Aşk her anında yanında olmak, mutlu olduğunda mutlu olmak, üzüldüğünde üzülmekti. Aşk buydu.

Bizimki tek taraflı böyleydi. Beni kıran, yıpratan şeyde buydu.

Günün birinde istediğim gibi sevilecek miyim? Birine güvenebilecek miydim? Birine kalbimi açabilecek miydim? Birinin kalbine girebilecek miydim? Kim bilir.. Belki yalnız olmak benim için en doğrusuydu.

Aynı günün akşamı.

Eve geldiğim gibi yukarıya çıktım. Üzerime gri bir eşofman, üzerine siyah badi giyip saçımı topladım. Gözlüklerimi takıp hızlıca evi toparladım.

Çamaşırları kurutmaya, bulaşıkları makinaya yerleştirdim. Robotu üst katta çalıştırıp hazır o evi süpürürken laptopumu ve dosyalarımı alıp çalışma odama geçtim.

Gece lambamı açıp çalışmaya koyuldum. Bedenim buradaydı ama ruhum, aklım başka yerlerdeydi.

'Ecem hanım zil çalıyor.' dedi yapay zeka.

'Kim olduğunu görebiliyor musun?' dedim.

'Malesef efendim. Sadece siyah montlu olduğunu görüyorum.' ayağa kalktım. Terliklerimi giyip aşağıya inmeye başladım.

Nefes verip kapıyı açtım. Karşımda kapıya yaslanmış, bana bakan Kerem vardı. Ne işi vardı burada bu saatte?

'Kerem? Hangi rüzgar attı seni buraya?' dedim. Kerem yaslandığı yerden hala bana bakıyordu.

'İçeriye davet etmeyecek misin?' geriye çekildim.

'Afedersin, geç lütfen.' dedim. Kerem içeriye girip salona doğru adımladı. Evde yanan loş ışıklardan dolayı daha fazla ışık açmaya gerek duymuyordum.

Salona oturan Kerem'in karşısına oturdum. 'Bi şeyler içer misin? Kahve, çay, içki?' dedim.

'Yok, çok vaktim yok.' başımı salladım.

'Ee neden geldin bu saatte? Hangi rüzgar attı seni buraya?' yaslandığı yerden bana bakıyordu.

'Bugün olanları konuşmak için.' nefes verdim. Sinir yükleniyordu.

'Tamam, seni dinliyorum.'

'Bugün odanda olanlar, hiç beklemediğim şeyler söyledin. Aramda hiç bir şey olmayan insanları kıskanmam ben, yanlış anlamışsın dedin Ecem. Ne demek bu? Ne demek aramda hiç bir şey olmayan insan? Benimle öylesine mi takılıyorsun sen?' gülmeye başladım.

'Bana hesap sormadan önce kendini sorguya çek. Bana aşık olduğunu söylüyorsun ama üzgün olduğumda yanımda olmuyorsun. Mutlu olduğumda yanımda benimle beraber mutlu olmuyorsun. Aşk bu değil Kerem. Mutluluğumu, üzüntümü, sevincimi her şeyimi seninle yaşamam demek aşk. Her anımda yanımda olman demek aşk. Ama sen,' sinirle güldüm. 'Sen daha aşkın ne olduğunu anlamamışsın, sakın bir daha bana böyle hesaplar sorma.'

'Ecem,' dedi nefes verirken. 'Daha önce aşık oldum mu sanıyorsun? Hiç bir kadının eline dahi dokunmadım. Bir şeyleri seninle öğreniyorum, seninle tadıyorum, seninle yaşıyorum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, anlayamıyorum. Yavuz'a sorup duruyorum. Bugün yumruk yedim, seni üzdüğüm için.' dedi gülerken. Gözlerine baktım. 'Seninle öğreniyorum Ecem. Biliyorum istediğin gibi bir adam değilim, ama olmaya çalışıyorum. Seni mutlu etmeye çalışıyorum.' ayağa kalktı. O kalkınca bende kalktım.

'Şimdi gitmem lazım. Seni görmek için gelmiştim bir nevi. Görüşürüz, dikkat et.' kapıya adımladı. Peşinden gittim. Kapıyı açıp dışarıya çıkınca durdu. 'Bir şey olursa ara beni. Kapını kilitle, görüşürüz.' arkasından baktım öylece. Kırgındım ama Kerem'in sözleri yumuşatmıştı beni.

Ayağımdaki ev terliklerini umursamadan, havanın buz gibi olmasını umursamadan Kerem'in arkasından koştum.

'Kerem,' dedim durması için. Kerem durup bana döndü. Aramızda neredeyse 10 adım vardı. Mesafeyi azaltıp gözlerine baktım. 'Kerem, bir daha bana bunları baştan söyle. Beni üzme, yıpratma. Sana bağlanmışken, sana aşık olmuşken, senin için her şeyi yapabilecekken bana bunları yaşatma. Beni anla, beni anla ki bende seni anlayabileyim. Bana benim sana bağlandığım gibi bağlan ki seni sarıp sarmalayabileyim.' Kerem gülümsedi.

Aramızdaki mesafeyi sıfırlayıp dudaklarıma kapandı. Bir elini belime, diğer elini yanağıma koydu. Bense ellerimi kollarına koyup öpüşüne karşılık verdim.

Hızlı ve tutkulu olan öpüşmemiz yağan yağmurla kesildi. Kerem alnını alnıma yasladı. 'Hemen içeriye gir, ince giyinmişsin, üşüyeceksin.' yanaklarını kavrayıp dudaklarına ben kapandım. Yanağında duran ellerimi boynuna doladım. Kerem bir yandan sırıtırken, bir yandan benimle deliler gibi öpüşüyordu.

Yağan yağmur üşümeme sebep olmuştu ama içimin yangını o kadar baskındı ki hissetmiyordum. Kerem kollarımdan tutup dudaklarımızı ayırdı.

'Güzelim, üşüteceksin. İçeriye gir hemen hadi.' dedi dudaklarıma doğru.

'Gitmeni istemiyorum.' dedim kısık sesimle. Kerem gülümsedi.

'Söz veriyorum telafi edeceğim.' dudaklarına yumuşak bir öpücük bırakıp eve doğru koştum. Eve girdiğimde kapıdan bana gülerek bakan Kerem'e el salladım. Kerem aynı şekilde el sallayıp dış kapıdan çıktı. Arkasından gülümseyip kapımı kapattım.

Mutluluktan zıplaya zıplaya salona girdim. Aklıma gelen fikirle telefonumu elime alıp piyanonun başına oturdum.

Video kaydını açıp piyano çalmaya başladım.

Kaybedecek bir ömürlük hayat
Sen olmazsan tadı olmayacak
Bir yanım dolup taşarken
Bir yanım hep yarım kalacak

Hissederek söylüyordum şarkıyı. Öyle hissediyordum ki, sesime bile yansımıştı. Kerem için söylüyordum. Kerem'i düşünerek, hissederek söylüyordum.

Kalbimi çıkardım yerine
Kalbini koydum en derine
Ağlatma incitme canımı al yerine
Kalbimi çıkardım yerine
Kalbini koydum en derine
Ağlatma incitme canımı al yerine
Ne olursa olsun vazgeçme

Bir süre daha piyano çalıp kameraya bakarak gülümsedim. Video kaydını bitirip evin içinde zıplaya zıplaya videoyu izledim.

Kerem'e tek seferlik atıp koşa koşa odama çıktım. 'Evet Ecem artık uyuma vakti. Uyu ki çabucak sabah olsun.' Gözlüklerimi çıkartıp yatağa girdim.

Bir süre Kerem'i düşündükten sonra gözlerimi kapattım. İki kere titreyen telefonumla gözlerimi açıp elime aldım.

-Kerem

Neden tekte attın böyle güzel bişeyi?

Hem her seferinde yeni huyların çıkıyor
nasıl hayran kalıyorum sana bir bilsen.

Kendine çok dikkat et Ecem, seni seviyorum.