24. bölüm / 36
Ay Işığı24. bölüm
Bölümler 36Şu an: 24. bölüm
- 1 1. bölüm1.147 kelime
- 2 2. bölüm1.800 kelime
- 3 3. bölüm1.554 kelime
- 4 4. bölüm1.099 kelime
- 5 5. bölüm1.478 kelime
- 6 6. bölüm1.664 kelime
- 7 7. bölüm2.128 kelime
- 8 8. bölüm1.701 kelime
- 9 9. bölüm3.421 kelime
- 10 11. bölüm1.526 kelime
- 11 12. bölüm1.774 kelime
- 12 13. bölüm906 kelime
- 13 14. bölüm1.768 kelime
- 14 15. bölüm1.442 kelime
- 15 16. bölüm1.499 kelime
- 16 17. bölüm1.666 kelime
- 17 18. bölüm / Dönüm Noktası.1.514 kelime
- 18 19. bölüm1.681 kelime
- 19 20. Bölüm1.250 kelime
- 20 21. bölüm1.092 kelime
- 21 22. bölüm2.763 kelime
- 22 23. bölüm1.939 kelime
- 23 24. bölüm1.079 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 25. bölüm2.638 kelime
- 25 26. bölüm1.567 kelime
- 26 27. bölüm1.766 kelime
- 27 28. bölüm1.386 kelime
- 28 29. bölüm1.212 kelime
- 29 30. bölüm1.393 kelime
- 30 31. bölüm1.390 kelime
- 31 32. bölüm/Narin çiçek 🌸1.234 kelime
- 32 33. bölüm1.544 kelime
- 33 34. bölüm1.619 kelime
- 34 35. bölüm. Final.3.025 kelime
- 35 🌸141 kelime
- 36 ÖZEL BÖLÜM2.393 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah ağrıyan boynumla gözlerimi açtım. Gece camın önünde uyuya kalmıştım. Acıyla inleyip ayağa kalktım. Perdeyi açmadan baktım. Kerem hala oturduğu yerdeydi. Sigara içiyordu. Nefes verip akan göz yaşımı sildim.
Giyinme odama gidip üzerimi değiştirdim hızla. Kot, dizimin üstünde bir tulum giymiş, ayağıma spor ayakkabımı giymiştim. Saçımı at kuyruğu yapıp banyoya geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp hafif bir makyaj yaptım. Boynuma krem çantamı alıp mutfağa indim. Dünden yaptığım sandviçi yiyip telefonumu alıp evden çıktım.
Kerem bahçemdeki çiçekleri seviyordu. Gözleri beni bulunca üzerimi süzdü. Nefes verip arabama ilerledim.
'Ecem!' peşimden geldi. Garajın kepengini açıp içeri girdim.
'Ecem, nereye? İzinlisin bugün, nereye gidiyorsun?' dedi. Kerem'e döndüm.
'Hesap mı soruyorsun birde ha? Hangi hakla?' Kerem garaja girip kolumdan tuttuğu gibi sırtımı duvara yasladı. Bileğimi kavrayıp ellerini iki yanımdan duvara yasladı.
'Hesap sormuyorum, nereye gideceğini soruyorum.' sinirle güldüm.
'Çekil!' dedim itmeye çalışırken. 'Çekil, yaklaşma.'
'Neden? Kokumu özledin, yıllar sonra yakından kokumu alıyorsun, beni özlediğin için titriyorsun, bana sarılmamak için deliriyorsun değil mi?' dedi sıcak nefesi nefesime çarparken. Söylediği şeyler harfi harfine doğruydu. Ona şuan sarılmamak için öyle bir savaş veriyordum ki içimde. Kimse bilemezdi bu hissi.
'Söylediğin her şey yalan! Sadece nefret ediyorum senden!' Yalan! Seni çok özledim! Kokunu içime çekmeye öyle ihtiyacım var ki diyemedim!
Kerem biraz daha yaklaşıp boynumu kokladı derince. Gözlerimi kapatıp durdum öylece. Ellerim titriyordu. Kendime çekip sarılmak istiyordum sıkıca. Kerem hala boynumu koklarken yavaşça saçımı okşadı. 'Ben senin aksine çok özledim seni. Şu kokun, benim sakinleştiricim. İçimdeki savaşı dindiren, beynimdeki tüm düşünceleri bir kenara bırakma sebebim, beynimi, vücudumu dinlendirme sebebim. Ben senin aksine, sana öyle sarılmak istiyorum ki Ecem, sıkıca sarıp sarmalayıp bir daha bırakmamak istiyorum.' gözlerim doluyordu. Dolmamalıydı. Kerem'i kendimden iterek uzaklaştırmam gerekiyordu. Ama yapamıyordum.
'Bir şey söyle.' dedi başını boynuma yasladı. 'Bir şey söyle Ecem. Üzgünüm, kırgınım ama bende seni çok özledim de. Kır dök beni ama böyle yapma.' Kerem'in omuzlarına elimi koyup var gücümle ittim.
'Çekil Kerem. İstemiyorum, uzaklaş.' Kerem geriledi. Başını sallayıp arkasını döndüğü gibi uzaklaştı benden. Dur gitme demek istedim ama öyle kırgındım ki.. Kerem omzunun üzerinden bana bakıp yeniden önüne döndüğü gibi çıktı kapıdan. Hızla arabama binip başımı direksiyona yasladığım gibi ağlamaya başladım.
'Olmadığım biri gibi, hissetmediğim şeyleri hissetmiş gibi yapmak istemiyorum. Çok yoruldum, çok..' sana ihtiyacım var Kerem Kartal. Şuan sadece sana ihtiyacım var.
Aynı günün akşamı.
Babamın yazlığına gelmiş, burada kalmayı planlamıştım bugün. Akşama kadar atlarla vakit geçirmiş, bahçedeki çiçekleri ve meyve ayağaçlarını sulamıştım. Şimdi ise elime çayımı almış terasta çay içiyordum. Kucağımda babamın köpeği Luke vardı. Bu köpek burada duruyordu çalışanlarla beraber. Babam ona buranın koruması diyip duruyordu.
Sallanan sandalyede kucağımda yatan köpekle sallanarak gökyüzünü izliyordum. Çalan telefonumla başımı kaldırıp ekrana baktım. Kerem arıyordu. Sesini kısıp yeniden yanıma bıraktım telefonu. Bir kaç dakika sonra yeniden çaldı. Neden ısrarla arıyordu. Nefes verip açtım.
'Efendim?' dedim ciddi sesimle.
'Ecem,' diyip durdu. 'Ecem.' dedi yeniden. Sonrasında öksürmeye başladı.
'Kerem?' dedim yerimde dikleşirken. 'İyi misin?' yeniden öksürdü. Öyle öksürüyordu ki sanki ciğerleri parçalanıyor gibiydi.
'Değilim. Üşüttüm sanırım. Üşüyorum.' dedi sonlara doğru sesi kısık çıkmıştı. Kucağımdaki köpeği indirip içeriye geçtim.
'Neredesin?' dedim üzerime ceketimi giyerken.
'Evimdeyim.'
'Kapat, geliyorum.' telefonu kapatıp aşağıya indim. Mutfakta oturan çalışanlara baktım. 'Hakan abi ben gidiyorum. Bu gece kalamayacağım işim çıktı. Görüşürüz.' Hakan abi ayağa kalktı. Kapıya kadar geçirdi beni.
'Dikkat et Ecem kızım. Dikkatli sür, önüne domuz falan çıkmasın.' gülümseyip evden çıktım.
'Sağol abi, görüşürüz.' hızla çantamı boynuma takıp arabama bindim. Çalıştırıp son sürat Kerem'in evine sürmeye başladım.
Sesi çok kötü geliyordu. Benim yüzümden hastalanmıştı. Dün vicdansız gibi dışarıda bırakmıştım onu. Direksiyona sertçe vurup nefes verdim. Kıyamıyordum ona.
Dakikalar sonra yıllardır önünden dahi geçmediğim evinin önünde durdum. Arabamı garaja park edip indim. Zile basıp beklemeye başladım. Kerem neredeyse 5 dakika sonra kapıyı açtı yavaşça Gözleri şişmiş, baygın şekilde bana bakıyordu. İçeriye girip kapıyı kapattım.
'Geldin.' dedi. Sendelemesiyle hızla kolunu kavradım.
'Dikkatli ol.' kolundan destek verip yukarı odasına çıkarmaya başladım. Yatağına yatırıp alnına elimi koydum. 'Yanıyorsun.' dedim üzerindeki battaniyeyi kenara iterken. Kerem yan yatıp bacaklarını kendine çekti. Kollarını vücuduna sarılıp ısınmaya çalıştı. 'Bekle beni burada. Hemen gelicem.' diyerek odasından çıktığım gibi aşağıya indim. Mutfağa girip aldığım plastik kaba su koydum. İçine dolapta bulduğum sirkeden döküp banyoya girdim. Dolaplaeı karıştırıp uygun bir bez aradım. Bulduğum penye kumaştan bezle banyodan çıkıp mutfaktaki kabı aldım. Yukarıya çıkıp odasına girdim. Hala aynı şekilde yatıyordu.
Elimdeki kabı komodinin üzerine koyup ceketimi çıkarttım. Kerem'in sırt üstü yatmasını sağlayıp bacaklarına kadar ince battaniyeyi örttüm. Elimdeki bezi suya batırıp Kerem'in alnına koydum yavaçşa. Kerem hızla bileğimi kavradı. 'Çok-çok soğuk Ecem. Üşüyorum. Yapma.' yavaşça elini elimden çekip bezle tüm yüzünü sildim. Ardından yeniden ıslatıp alnına koydum.
'Kerem, böyle durmak zorunda. Şimdi biraz bekle beni, ateşin düşene kadar çorba yapacağım.' diyerek ayağa kalktım. Kerem elimi tutup sıktı.
'Senden başka kimsem yok. Mecbur seni çağırmak zorunda kaldım. Biliyorum gelmek istemedin ama başka kimse yoktu.' dedi sessizce. Tebessüm edip odadan çıktım.
Nasıl kıyayım ben senin bu haline?
Mutfağa girip dolapta bulduğum tavukla çorba yapmaya karar verdim. Ellerimi yıkayıp çorbayı yapmaya başladım. Bu ev, hala aynıydı. Kokusu, hali, herşeyi hala aynıydı. Nefes verip işime odaklandım.
Çorba pişerken tepsi ve kase çıkarttım. Dolaptan 1 tane limon kesip tabağa koydum. Tepsiye pul biber ve su da koyup çorbayı karıştırdım. Miss gibi kokuyordu. İnşallah şifa olurdu.
Geçen onca dakikadan sonra pişen çorbanın altını kapattım. Büyük kaseye koyup tepsiye aldım. Yukarıya çıktım yavaşça. Odaya girip yatan Kerem'e baktım. Tepsiyi komodinin üzerine koyup yanına oturdum. Dudakları hafif aralanmış şekilde uyuyordu. Gülümsedim. Elimi yanağına koyup ateşine baktım. Çok şükür düşmüştü.
Kerem yavaşça gözlerini araladı. Başını bana doğru çevirip gözlerime baktı. Gülümsedi. 'Çorba içeceksin, dikleş biraz.' dedim tepsiyi kucağıma alırken. Kerem dediğimi yapıp sırtını yatak başlığına dayadı. Çorbaya üfleyip elimdeki kaşığı Kerem'in dudaklarına götürdüm. Pür dikkat beni izliyordu. Dudaklarını aralayıp çorbayı içti.
'Kendim içerim istiyorsan.' dedi. Duymamış gibi yapıp içirmeye devam ettim. Kerem sırıtıp içmeye devam etti. E hoşuna gitmişti. Giderdi tabi.
Çorbasını bitirdiğinde tepsiyi komodinin üzerine bıraktım. 'İyi geldi, teşekkür ederim.' dedi. Oturduğum yerden gözlerine baktım.
'Afiyet olsun. Bir şey olursa seslen. Ara ara gelirim zaten yanına.' ayağa kalkacağım sıra Kerem bileğimi kavradı sıkıca.
'Gitme, yanımda dur.' oturmaya devam edip duvarı süzdüm. Kerem elimi tutup öptü. Yavaşça gözlerine baktım. Kerem oturduğu yerden bana bakıyordu. Ne düşünüyordu acaba?
Kerem bir anda omzunu tutup acıyla inledi.
'Ne oldu?! İyi misin?' omzuna baktım. Elimle omzunu kavradığım sıra Kerem hızla belimi kavrayıp bana sıkıca sarıldı. Öylece kalakalmıştım. Sarılmak için bilerek mi yapmıştı?
'Çok özledim seni, çok.' başını boynuma gömdü. Eliyle saçlarımı okşuyor burnunu boynumda gezdiriyordu. Ellerim sarılmak için kalkıyordu ama yumruklarımı sıkıyordum. Sarılmayacaktım.
'Sen ne kadar inkar edersen et, hala beni sevdiğini, sarılmak için, öpmek için, koklamak için heveslendiğini, kendini ne kadar zor tuttuğunu biliyorum.'
