Ay Işığı kitap kapağı

25. bölüm / 36

Ay Işığı

25. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 25. bölüm

●1 hafta sonra.

Sabah her zamanki saatimde askeriyeye gelmiştim. Odamdaki açık pencereden dışarıya baktım. Hava öyle güzeldi ki.. ağaçlar çiçeklenmiş, güneş tam tepede, içim huzur doluydu.

Önüme dönüp işlerime koyuldum. Bu 1 hafta içinde Ece ve Yavuz balayından dönmüşlerdi. İkiside işlerine devam ediyordu. Bense bu 1 hafta içinde sık sık Kerem'in evinde bulunmuştum. Hastaydı, bu yüzden yanındaydım. 2 gün boyunca yatmıştı sadece. Geceleri ateşi yükselmişti ama elimden geleni yaparak iyi olmasını sağlamıştım. Toparlandığı zaman askeriyeye yeniden başlamıştı. Başlamıştı ama Eren yarbay canına okuyordu.

Önemli olan burada olmasıydı. Şükür iyiydi ve bizimleydi.

Tıklanan kapımla 'Gel.' dedim. Kapı yavaşça açıldı. İçeriye giren Yavuz'la gülümsedim. 'Buyur deli oğlan.' dedim geriye yaslanırken. Yavuz gülümseyerek masama bir kupa bıraktı. Ardından oturdu.

'Kahve getirdim. Ne yapıyorsun?' dedi. Gülümsedim.

'Sağol, ne yapayım öyle uğraşıyorum. Sen ne yapıyorsun?' dedim kahvemden bir yudum alırken.

'Ne yapayım koşturma. Akşam bizim oğlanlarla kamp yapacağız, gelirsin demi?' dedi.

'Ne kampı? Nereden çıktı?' dedim.

'Çok sevdiğim bi yer var. Orada 1 gece kamp yapacağız. Ali, Emre, Murat, Ece, Gökçe, Kerem birde gelirsen sen.' dedi.

'Gökçe kim?' dedim.

'Gökçe teğmen. Kadın askeri koğuşundan. Geliyor musun sarı?' nefes verdim. Hadi oğlanları tanıyordum, seviyordum. Ama Gökçe denen kadın ne alakaydı?

'Gelirim.' dedim. Bir yandan ayağımla ritim tutmuştum. Yabuz sırıtarak kalktı.

'Bu akşam 8 de çıkacağız yola. Alırız seni, sıkı giyin, öpüldün.' bişey dememi beklemeden çıktı odamdan. Bu kamp herkese iyi gelirdi umarım.

Önüme dönüp kalan işlerimi hallettim. Hafta sonu dinlenmek istiyordum sadece. Aklımın işte, kalan dosyalarda olmasını istemiyordum. Titreyen telefonuma baktım. Mesaj gelmişti.

●Ece

Akşam geliyormuşsun! Çok sevindim bebeğim.

Orası esiyor diyorlar aman sıkı giyin ve yanına yedek kıyafet al.

Seni seviyorum! Öpüldün çokçok 💖

Gülümseyip telefonu masaya bıraktım. Ece arkadaşım değil, kız kardeşimdi. Ablam gibiydi, beni kendinden daha çok düşünüyordu. Kendi kendime gülümsedim.

Zaman çok hızlıydı. Daha dün okuldan kaçan biz, şimdi birimiz istediği mesleğe sahip olmuş ve evlenmişti, birimiz ise hayalindeki mesleği yapıyordu.

Yıldızlara bak, biz küçüktük.

Aynı günün akşamı.

Askeriyeden eve gelmiş, hızlı bir duş alıp üzerimi giyinmiştim. Siyah kot pantolon, siyah ince bir kazak, siyah uzun botlarım ve siyah montumla hazırda bekliyordum. Yanıma yedek kıyafet almıştım. Ece'yi dinlemek lazımdı. O diyorsa bir bildiği vardı.

Boynuma acı kahve çantamı taktım. Yanıma kulaklık, cüzdan ve nemlendirici almıştım. Dışardan duyduğum korna sesiyle gözlüğümü takıp evden çıktım. Kapıyı kilitleyip demir kapının dışında duran karavana baktım. Arabayı süren Ali arka kapıyı açınca dikkatle bindim. Herkes buradaydı. Yavuz evimi ifşa etmişti sağolsun.

'Hoş geldiniz savcım.' gülümseyip oturdum.

'Hoş buldum.' saçımı düzeltip hemen karşımda oturan Kerem'e baktım. Yanındaki kadını bir kere daha görmüştüm. Askeriyede yemekhanede gülerek yemek yediği kadındı bu. Bu muydu Gökçe? Başımı başka yöne çevirdim.

'Nasıl gidiyor savcım? Bu aralar yoğunsunuz sanki. Ne yemeklerde, ne dışarda göremiyoruz sizi.' diyen Murat'a döndüm. Gülümsedim.

'Koşturma işte, aslında yemekhaneye iniyorum ama herkes gitmiş oluyor. O yüzden denk gelemiyoruz.' Murat gülümseyerek kolumu sıvazladı.

'Aman savcım, çok yormayın kendinizi. Hastalanıyorsunuz sonra.' dedi Emre.

'Valla ha! Geçen sene her hafta hastalandınız. Valla sümüğünüzü silmekten burnunuz kızarıktı.' dedi aracı süren Ali. Hep beraber güldük.

'Şş, uğraşmayın arkadaşımla. Bünyesi zayıf, ondan öyle.' dedi Ece. Gülümsedim. İşin aslını bildiğinden savunuyordu beni.

'Ee doktor hanım bizde ondan bahsediyoruz işte! Bir ara askeriyede uyuyordu ya, hiç unutmam o günleri.' diyen Murat'ın koluna vurdum.

'Savcım neden evinizd gitmek yerine o rahatsız edici koltukta uyudunuz?' dedi Emre.

'Eve gitmeye üşendiğimden.' dedim gülümseyerek.

'İnsan hiç eve gitmeye üşenir mi?' bu konuşan Gökçe'ydi.

'Siz hiç sabahtan akşama kadar oturduğunuz yerden çalışmadığınız için belki beni anlamıyorsunuzdur. Ya da derdiniz tasanız olmadığından belki hiç yorulmuyorsunuzdur. Ama ben yorulduğum günler, araba sürmeye dermanım olmadığı günler askeride kalıyordum. Yani demem o ki, insan eve gitmeye üşeniyor bazen.' Gökçe sadece yüzüme baktı. Kerem'in sol dudak kenarı hafif yukarı kıvrılmıştı ama eliyle dudağının kenarını kaşıyıp burnunu çekti.

'Evet ya, savcım bazen oturduğu yerde uyukluyordu. Bir ara hiç unutmam kampta Ece hanımla çay içerken elini yüzüne yaslamış halde uyuya kalmıştı.' Yavuz kahkaha attı. Şerefsiz, aklına geleni biliyordum.

'Sonra onu öyle görünce bir anda nasıl korkutmuştum!' dedi Yavuz gülerken.

'Yavuz valla ağzını burnunu kırarım ha!' dedim. Yavuz hala gülüyordu. İşin hoş tarafı diğerleri de gülüyordu.

'Komutanım savcımın dudağı uçuklamıştı o günün akşamı. Allah aşkına sizde korkutacak zamanı o zaman mı buldunuz?' dedi Murat.

'Valla Ecem de benim ağzıma sıçıyordu! Hiç biriniz beni savunmuyonuz.' dedi Yavuz üzülür gibi yaparken. Güldük.

'Ama komutanım valla kaşınıyordunuz. Şeyi hatırlıyor musunuz askeriyede otururken savcım komutanımın üstüne su döküp Yavuz niye altına işedin? Diye bağırıp durduydu askeriyede.' Yavuz alnını kaşırken biz gülüyorduk.

'Ulan 1 hafta boyunca komutanım bez takın diyip dalga geçtiniz piçler! Ulan Ecem, koskoca adam altına işemiş dedirttin ya, allahta seni bildiği gibi yapsın.' güldüm. Gülerken gözüm beni izleyen Kerem'e takıldı. Gülüşüm solarken duran araçla etrafa baktım hızla. Kalbim hızlanmıştı.

'Bu rezilliklere sonra devam edeceğiz komutanım. Geldik, inelim şimdi.' dedi Ali. Ali arka kapıyı açınca teker teker indik. İki fener yakıp etrafı görmemizi sağladılar.

'Ali, Emre siz ateş için odun toplayın. Kerem, Murat ve ben çadırları indirip kurucaz. Hanımlar sizde yiyecek bir şeyler almıştık onları kenara dizin size zahmet.' dedi Yavuz. Herkes verilen görevi yapmaya koyuldu.

'Mutlusun değil mi?' dedi Ece karavanın arkasına geçtiğimizde. Gülümsedim.

'Evet, iyi oldu bu kamp işi.' dedim.

'Siz ne zamandan beri arkadaşsınız?' diyerek bize bakan Gökçe'yi görmezden geldim.

'Lise sondan beri. Çocukluğumuzdan beri diyelim yani.' dedi Ece gülümseyerek.

'Vay be, iyiymiş. Ecem sanki sen buralardan değilmişsin gibi duruyorsun. Nerelisin?' dedi. Nefes verdim.

'Trabzonluyum.' dedim kısaca.

'Trabzon mu?' güldü. 'Hiç karedenizli havası yok sende.' dedi.

'Annem yabancı, babam Türk. İki taraftan da genlerim var o yüzden benzetememişsindir. Ama Türk'üm. Buralıyım.' elimdeki poşetleri kenara bıraktım. Gökçe beni uyuz ediyordu uyuz!

'Vay be! Buraya nerelerden geldin?' arabaya yaslanıp Gökçe'ye baktım.

'Burada okudum, burada da çalışıyorum. Buraya nerelerden geldiğimi sorman kadar saçma bişey duymadım ömrümde. Ece ben Murat'ın yanındayım, bir şey olursa seslen hemen balım.' diyerek yanlarından uzaklaştım. Nereden gelmiş gibi duruyorum? Uzaydan geldim anasını satayım. Uzaylıyım ben.

Nefes verip çadır kuran Murat'ın yanına geçtim. 'Naber?' dedim dikildiğim yerden. Murat gülümsedi.

'İyidir savcım, sizden naber?' dedi.

'İyi nolsun. Yardım edeyim mi?' Murat çömeldiği yerden bana baktı.

'Edin savcım. Şuradaki çubukları verir misiniz?' gösterdiği yerdeki çubukları uzattım. Murat gülümseyip aldı elimden. Hemen karşımda, uzağımda çadır kuran Kerem'e takıldı gözlerim. Pür dikkat çadır kuruyordu. Şuan sana yardım edebilirdim Kerem Kartal.

Kerem'in yanına elinde suyla gülerek giden Gökçe'yi görünce sinirle dişlerimi sıktım. Kerem gülerek Gökçe'nin uzattığı suyu alıp içti. İçerken beni bulan gözleriyle suyu yavaşça indirdi. Hevesle bir şeyler anlatıyordu Gökçe ama Kerem'in odak noktası bendim.

Nefes verip önüme döndüm. Murat'a yardım etmeye devam ettim. Bir yandan Emre ve Ali ateşi yakmıştı. Yavuz semaverde çay yapıyordu. Ece ise yiyecekleri hazırlıyordu. Ekmek arası sucuk yapıyorlardı. Murat çadırı kurunca içine eşyaları koyup bana döndü.

'Üşümüşsün Ecem, ateşin yakınına otur.'

'Üşüdüğümü nereden anladın?' dedim. Sırıttı.

'Burnun kızarmaya başlamış. Hadi, otur şuraya.' yavaşça minderi alıp ateşin yakınına oturdum. Gerçekten üşümüştüm. Ateş öyle iyi gelmişti ki..

'Haydi! Herkes ateşin başına! Ekmekler hazır!' Yavuz'un bağırmasıyla herkes ateşin başına geçip minderlere oturdu. Yavuz herkese ekmek ve cam bardakta çay verdi. Bir yanımda Murat, diğer yanımda Ece oturuyordu. Ece'nin yanında Yavuz, Yavuz'un yanında Kerem oturuyordu. Gökçe ise Kerem'in dibinde oturuyordu. Sinirden tüm vüducum sıcaklıyordu.

Ekmeklerimiz bitince çay içip sohbet etmeye başladık. 'Ne iyi oldu bu kamp işi.' dedi Gökçe. Ateşe odaklanmış sıcak çayımı yudumluyordum.

'Evet, herkese iyi gelecek.' dedi Yavuz.

'En çokta Kerem'e iyi gelecek. Uzun zaman sonra bizimle, özlemiştir buraları, bizi.' diyerek Kerem'in elini tutan Gökçe'ye baktım. Kerem'in elini kavramıştı. Elimde tuttuğum sıcak bardağı öyle sıktım ki, en sonunda bardak ellerim arasında kırılmıştı.

'Ecem, iyi misin?!' diyerek elime baktı Ece. Benim odağım hala Kerem'in elinin üzerindeki eldeydi. Kerem ayağa kalkıp önümde diz çöktü.

Elimi tutup avucumun içinde kalan cam kırıklarını eliyle temizledi. 'Sorun yok, iyiyim. Bir anda çatladı.' dedim ellerimi Kerem'in elinden çekerken. Eli elindeki su şişesiyle ellerimi yıkadı. Yanan avuçlarım umrumda değildi. Şuan tek isteğim Gökçe'nin boğazına yapışmaktı.

Kerem yeniden yerine geçip tereddütle bana bakmaya başladı. Boğazımı temizleyip pet bardakta yeniden çay aldım. Cebimden bir dal sigara çıkartıp yaktım. Sohbete dahil olmuyordum. Öyle sinirliydim ki, her an birine patlayabilirdim.

'Oğlum Ali, gitarı getirsene arabadan.' dedi Yavuz. Gitar mı getirmişti? Elimdeki sigara bitince yanan ateşin içine attım.
Yavuz gitarı alıp ayarladı. Ardından çalmaya başladı.

'Ecem, söyler miyiz bir şarkı?' dedi bana bakarken. Gülümsedim. Başımla onayladım. 'Geçenkini çalıyorum.' dedi. Başımı salladım.

Bir güne daha böyle başlamak
Pencereden bakıp hep boşlamak
Donar ellerim susar dillerim
Utanmasam hala beklerim

Beni burada öpmüştün ah
Yağmurlarda yürümüştük
Bana burada küsmüştün ah
Ağustosta üşümüştüm

Nakarata geldiğimizde gözlerim beni dikkatle izleyen Kerem'i buldu.

Ben de bu yolları gide gele göreceğim yok ki bir bildiğim
Serdeki acıları çekmek için yine bir zalimi seveceğim
Bir şey öğrendiysem eğer karşılığı yokmuş meğer
Her aşk gibi bu da bir gün biter

Nakaratı 2. defa hep beraber söyledik. Gülümseyerek askerlere baktım. Hepsi içten söylüyordu. Hele Ali, ağlıyordu. Şarkı bitince hepimiz alkışladık.

'Komutanım Ali ağlıyor.' dedi Murat.

'Ee ağlayacak tabi aşk acısı çekiyo allah allah golay mı?' dedi Emre. Hepimiz güldük.

'Komutanım nolur 1 tane daha söyleyin. Az daha ağlayım nolur. İyi geldi yeminle.' dedi Ali. Yavuz bana baktı.

'Ağlamak mı istiyorsun Ali? Yoksa keyfin yerine gelsin mi istiyorsun?' dedim Ali'ye bakarken.

'Ağlamak istiyorum savcım. Allah aşkına terk edildim, ağlayım biraz.' dedi.

'Terk edildiysen eğer seni en iyi ben anlarım. Senin için söyleyelim hadi.' dedim Yavuz'a döndüm. Ece'nin kulağına söyledim çalması gereken parçayı.

Terk edilmek kadar zor ne vardı? Ali'yi en iyi ben anlardım. Nefes verip boğazımı temizledim. Yavuz ritme girince söylemeye başladım.

Gel yapma dedim bak böyle
Ne olur iki kelam da sen söyle
Durumumuz belirsiz, çaba sarf edelim
Yaşanılanlar hep aynı
Hepimizde o tuhaf kaygı
Bakarsın toparlarız, devam edelim

Ece elimi tutup başını omzuma yasladı. Bu şarkıyı dinleyerek az ağlamamıştım. Hepte Ece'nin omzumda ağlamıştım. Gülümsedim.

Dinletemedim, dinletemedim
Kelimeler tükendi
Söyletemedim, söyletemedim
Şimdi senle ben

Bir miyiz senle yoksa hiç miyiz?
Gözüme baka baka umutlar
Yüzüme baka baka yalanlar
Dağılmıyor işte o kara bulutlar
Kader miyiz söyle yoksa biter miyiz?

Ali daha çok ağlamıştı. Nakaratı 2 kere tekrar etmiştik yine. Ali Emre'nin omzuna yaslanmış burnunu çeke çeke ağlıyordu. Şarkı bittiğinde hep beraber alkışladık yeniden. Üzerimde sabahtan beri beni izleyen 2 göz vardı. Kerem sadece beni izliyordu. Bense onun yüzüne dahi bakamıyordum. Ağlamak istemiyordum çünkü.

'Valla savcım, komutanım sesinize sağlık. Valla bi rahatlamış gibiyim. Kendime geldim sanki. Acaba birde şöyle eğlenceli bir şey çalsanız da oynasak mı?' dedi Ali. Bu çocuğun aniden değişen ruh hali beni bitiriyordu.

'Ecem yoruldu oğlum. Başka zaman.' dedi Yavuz.

'Ee Yavuz sen söyle, bende eğleneyim olmaz mı?' dedim. Yavuz gülerek bana baktı.

'Ulan sarı, tamam hadi. Ne istiyonuz? Ne çalayım?' dedi. Ali'ye baktım.

'Sen seç bu sefer. Hadi bakalım.' dedim.

'Komutanım çalın bir hayatım kaymış Melek Mosso'dan.'

'Senin seçtiğin şarkıya tüküreyim Ali.' diyerek çalmaya başladı Yavuz. Ali Emre'yle beraber ayağa kalkıp oynamya başladı.

Elimden tutup beni kaldıran Ali'ye baktım.
'Hadi savcım hadi!' kalkıp Ece'yi de kaldırdım.

Hayatım kaymış, hangi yönde olduğu bilinmez
Gel bir gör beni, belki sensindir bunun sebebi
Dur bir yok deme, düşünmeden hareket etme
Mesailer harcamış, bir sevgilin vardı

Şimdi karşında, o sevgili huzurunda
Kabul edersen eğer, sen de istersen kollarında
Eskisi gibi, sevişelim beraber
Dünyamıza yeniden güneş doğsun artık

Ali ellerimi tutmuş benimle beraber dans ediyordu. Beni kafa dengi olarak mı görüyordu bu çocuk? Gülerek dansına eşlik ettim. Bir tarafya dans eden Ece, Emre ve Gökçe vardı. Murat oturduğu yerden bizi çekiyordu. Kerem ise sadece izliyordu.

İnsanlar aşka küsmüş, sen onlar gibi olma
Kimseler sevmiyor, sakın onlara uyma
Eller anlamaz seni o bebeksi yanınla
Sana ben gerek zaten

Nakaratı bağıra bağıra Ali'yle söyledik. Yavuz şarkıyı bitirmişti ama gitarla çalmaya devam ediyordu. Yorulduğumuzda hepimiz teker teker oturduk.

'Ay, yorulduk be!' dedi Gökçe. Tepki vermedim.

'Cidden, Ali sen neden Ecem'i kendi dansına alet ediyorsun ha?' dedi Ece.

'Yav ne bileyim doktor hanım. Savcım kafa dengi, dedim çılgınca onunla eğlenilir.' güldüm.

'İyi oldu ama. İyi uyuruz bu gece.' dedim gülerek. Ne olduğunu anlayamadan Murat kafasındaki bereyi bana taktı hızlıca. Murat'a baktım. 'Ne oldu? Neden taktın?' dedim.

'Terlediniz savcım, üşümeyin diye taktım.' gülümseyip önüme döndüm.

'Yatalım artık, hadi.' dedi Kerem ciddiyetle ayağa kalkarken. Herkes kalktı yavaş yavaş. Herkes kendine verilen çadıra girdi. Çantamdan içi yünlü siyah eşofmanımı çıkarttım. Pantolonumu çıkartıp taytın üzerine giydim.

'Herkese iyi geceler!' dedi Yavuz. Herkes birbirine iyi geceler dedikten sonra sesler kesildi. Çadırın içindeki uyku tulumunun içine girdim. Telefonumu yanıma koyup her yerimi kapattım. Sızlayan ellerimi umursamadan gözlerimi kapatıp kendimi uykunun kollarına bıraktım. Taki çadırım açılana kadar.

Çadırıma elinde küçük bir çantayla giren Kerem parmağıyla sessiz ol işareti yapmıştı. Uyku tulumunu açıp dikleştim.
'Ne yapıyorsun? Çık buradan.' dedim sessizce. Kerem yanıma oturup elindeki çantayı açtı. İçinden bi krem çıkartıp bana baktı. Bileğimi kavrayıp avucuma sürmeye başladı elindeki kremi. Sızlayan elimle dişlerimi sıktım.

'Neden sıktın bardağı?' dedi.

'Bardağı falan sıkmadım. Birden kendi çatladı.' dedim başka tarafa bakarken. Kerem iki elime de sürdü kremi güzelce.

'Sıktın, Gökçe elimi tutunca sinirden bardağı sıktın oda bir anda kırıldı.' nefes verdim. Madem biliyorsun neden soruyorsun? Demek istedim ama demedim. 'Kendine zarar verecek şeyler yapma Ecem.'

'O zaman sende birilerinin sana dokunmasına izin verme.' dedim Kerem'e döndüm sinirle. Kerem gülmeye başladı.

'Sen beni kıskanıyor musun?' dedi hala sırıtıyordu.

'Hayır, ne alakası var?' dedim. Kerem çenemi tutup başımı yüzüne çevirdi. Ardından elini indirdi.

'Ecem, beni deliler gibi kıskanıyorsun. Gökçe'ye bakışlarını görmedim mi sanıyorsun? Kızı öldürecek gibi duruyorsun. Arabada, bana su getirdiğinde, ateşin başında yanıma oturduğunda, elimi tuttuğunda deliye döndün. Gözlerinden görmedim mi sanıyorsun? Hala bana aşıksın. Hala ilk günki gibi seviyorsun beni. Hala aşkla bakıyorsun Ecem.' yutkundum. Haklıydı. Aşığım ama yapamam Kerem.

'Elim için teşekkür ederim. Şimdi müsade edersen uyuycam Kerem.' dedim. Kerem bileğimi kavradı.

'Murat gelseydi benim yerime, onu da böyle göndermek isteyecek miydin?' dedi. Sinirlenmişti. Sırıttım.

'Bilmem, belki göndermezdim. Beni seviyor malum, duygularıyla oynamak istemezdim. Durmasına izin verirdim.' Kerem vücudumu kendine çekip dudaklarımız arasında santimler kala sinirle soludu.

'Ecem, sus.' dedi sinirle.

'Çekil, doğruyu söylüyorum. Murat bana aşık, öylece çadırımdan gitmesi nasıl isterd-' Kerem hızla dudaklarıma kapandı. Bir eliyle yanağımı kavrayıp diğer eliyle belimi kavradı. Amacım da tam olarak buydu. Sinirlendirmek ve beni öpmesini sağlamaktı.

Ellerimi boynuna sarıp öpüşüne karşılık vermeye başladım. Öyle özlemiştim ki bu kadife, soğuk dudakları. Günlerdir içim içimi yiyordu. Öpmeden, sarılmadan öylece durmak.. çok zordu.

Kerem yavaşça dudaklarımdan ayrıldı. Alnını alnıma yasladı.
'Sen, sen Ecem? Ona karşı bir şey hissetmiyorsun değil mi?' dedi titreyen sesiyle. Ne diyeceğim korkuyor muydu? Yanaklarını kavradım.

'Kerem,' dedim gözlerine bakarken. 'ilk günki gibi, şu kalbim hala senin için böyle hızlı atıyor. Seni seviyorum Kerem, seni çok seviyorum.' dememle yeniden dudaklarıma kapandı. Gözlerimden akan yaşları umursamadan karşılık verdim.

Yavaşça kucağına oturdum. Kerem ellerini sırtımda gezdirip öpmeye devam etti. O öptükçe daha çok istiyordum onu. Kendimi iyice Kerem'e bastırdım. Dudaklarına doğru sessizce inledim. Kerem dudaklarımdan ayrılıp uyku tulumunun üzerine yatırdı beni kenarda duran kalın battaniyeyi alıp üzerimize örttü. Üzerimde yerini alıp yeniden dudaklarıma kapandı. Elleri vücudumda geziniyordu. Öyle heyecanlıydım ki.. yıllar sonra bana dokunuyordu. Bu zamana kadar kimseye ne dokunmuş, ne de vücuduma dokundurmuştum.

Kerem eşofmanımın içine elini soktu. Taytımı yeni fark etmiş olacak ki hızla taytımın içine soktu elini. Soğuk parmakları ıslanmış kadınlığıma değdiğinde dudaklarına inledim. Kerem dudaklarımdan ayrılıp bana baktı.

'Şş, güzelim sessiz olman lazım.' dedi, başımla onayladım. Kerem gözlerime baka baka parmağını kadınlığımda hareket ettirdi. Hızlanan nefesim, titreyen vücudum, inlememek için kendimi zor tutuyordum.

Kerem gözlerime bakıp eliyle dudaklarımı kapattı. 'Şimdi, sessiz olman lazım.' ne olduğunu anlayamadan 2 parmağını içimde hissetmemle inledim. Kerem sırıtarak alnımı öptü.
Eliyle hızla içimde git gellere devam etti. Boşaldığım gibi Kerem'in elini kavrayıp inledim.

Kerem elini çekip kendini üzerime bıraktı. 'Aferin sana güzel kızım benim.' dedi. Dudaklarıma buse kondurdu.

'Sen?' dedim nefes nefese. Sırıttı.

'Burada olmaz. Biliyorum, sende beni içinde hissetmek istiyorsun bir an önce, ama burada olmaz Ecem. Ne sen sessiz olabilirsin ne de ben. Bu yüzden bir kaç gün daha sabret. En azından az da olsa tatmin oldun güzelim.' dedi. Sırıttım. Doğru söylüyordu. Öyle özlemiştik ki, ne Kerem sessiz olurdu ne de ben.

Tam bir şey diyeceğim sıra koynumda uyuya kalan Kerem'le sustum. Düzenli alıp verdiği nefeslerden anlamıştım bunu ve elimi sıkıca tutmasından. Yavaşça saçlarını öpüp bende gözlerimi kapattım.

Yıllar sonra ikimizde rahat uyku uyuyacaktık. İkimizinde en ihtiyacı olan şeylerden birisiydi bu.

Burnuma buram buram gelen kokusuyla kısa sürede uykuya kaldım.

Kokun, ilacım.