Ay Işığı kitap kapağı

23. bölüm / 36

Ay Işığı

23. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 23. bölüm

Öğlen Ece'nin yanına kuaföre gitmiştim. Ece'nin makyajı bitmişti. Şuan saçı yapılıyordu. Ben sadece tırnaklarıma oje sürdürmüştüm. Makyajımı ve saçımı kendim yapmıştım.

Elbisemi giymek için odaya geçip yavaşça giyinmeye başladım. Elbisem kalp yaka, kolsuz midi elbiseydi. Koyu bordo elbisemin altına krem hafif simli topuklu ayakkabı giydim. İnci kolyemi boynuma takıp, küpelerimi de taktım. Makyajım hafifti. Dudağıma sürdüğüm elbisemle neredeyse aynı renk olan rujla patlatmıştım makyajımı. Saçımı aşağıdan sıkı topuz yapmış, peçemlerimi önden çıkarıp maşa ile kıvırmıştım.

Büyük aynadan kendime baktım. Güzel olmuştum ha! Parfümümü de sıkıp eşyalarımı topladım. Odadan çıkıp Ece'nin yanına geçtim.

Öyle güzel olmuştu ki.. Saten, kayık yaka hafif kabarık bir gelinlik giymişti. Saçlarını aşağıdan dağınık topuz yaptırmıştı. Makyajı hafifti, su gibi olmuştu.

'Çok güzel olmuşsun balım.' dedi. Gözümden akan yaşı silip Ece'ye sarıldım yavaşça.

'Asıl sen çok güzelsin. Melek gibisin Ece.. Kuğu gibisin.' dedim. Ece sıkıca sarılıp sırtımı sıvazladı.

'Ağlama! Bak saçını bozarım ha!' gülerek geriye çekildim. Yavuz ve Murat'ı bekliyorduk. Onlar gelene kadar Ece'nin çok güzel fotoğraflarını çektim. Çalışan kızdan rica edip bizi çekmesini istedim. Kırmayıp çekmişti sağolsun. Dışardan duyduğumuz korna sesiyle birbirimize baktık.

'Hadi bakalım.' dedim duvağını düzeltirken. Ece çiçeğini eline alıp çalışanlara teşekkür etti. Kapıda bizi bekleyen Yavuz'un yanına çıktık. Yavuz Ece'yi görünce gözündeki güneş gözlüğünü çıkarttı. Yanına gelip elini tuttu.

'Çok, çok güzel olmuşsun.' gözünden akan yaşı sildi elinin tersiyle. Ağlıyordu. Helal olsun sana Yavuz. Gerçekten helal olsun. Yavaşça öptü Ece'yi. Elinden kavrayıp bana baktı.

'Sende alev topu gibi olmuşsun, maşallah.' dedi gülerek.

'Bu ne biçim iltifattı be! Gidin hadi! Salonda görüşürüz. Ece aç, bir şeyler yedir kıza.' dedim. Yavuz gülerek asker selamı verdi. Ece'ye de el sallayıp arkalarından baktım. Ne güzel gözüküyorlardı. Çok güzellerdi.

Duyduğum korna sesiyle arkadaki arabaya baktım. Murat'tı bu. Gülümseyip arabaya doğru ilerledim. Murat aşağıya inip yanıma geldi.

Dün ki olaydan sonra nasıl böyle olduğumu merak ediyorsanız eve taksiyle geçmiştim. Murat bir kaç saat sonra arayıp özür dilemiş, istemeyerek olduğunu söylemişti. Tabiki bu öptüğünü telafi etmezdi veyahut yaşanmamış olmasını sağlamazdı ama bugün sırf Ece için gülümsüyor, modumu düşürmüyordum.

'Çok güzel gözüküyorsun.' dedi üzerimi süzerken. Gülümsedim yalandan da olsa.

'Sende yakışıklı olmuşsun. Bordo yaka mendili ayrı yakışmış.' dedim gülümseyerek. Gülerek yakasını düzeltti.

'Ee kim seçti?' dedi. Kapımı açıp binmem için bekledi. Arabaya binip geriye yaslandım. 'Düğün salonu felaket kalabalık. Neredeyse tüm masalar dolu.' dedi Murat.

'Harbiden mi?' dedim Murat'a bakarken. Başıyla onayladı.

'Bizimkiler bize yer tuttu hemde gelin damat masasının hemen önünü.' dedi gülerek. Güldüm.

'Helal olsun size.' dedim. Geçen dakikaların ardından düğün salonuna geldik. Yavuz'gil gelmişti bile. Arabayı park edip indik.

Murat'ın koluna girdim. Murat elini elime koyup düğün salonuna girdi. Sorun yok Ecem, sorun yok. Bugünlük böyle. Sakin dur. Etrafa baktım kısaca. Gerçekten fazlasıyla doluydu.

Bizimkilerin masasına baktığımda arka masada oturan tanıdık yüzü gördüğüm gibi olduğum yerde kaldım.

Kerem, Kerem buradaydı. Gözleri bendeydi. Hayal değildi bu, gerçekten Kerem'di. Ne işi vardı burada? Gözlerim dolmuş, vüducumu kaplayan sinir ellerimin titremesine sebep olmuştu.

Nefes verip yürümeye devam ettim. Murat elimi daha sıkı kavramıştı. Anlamış mıydı? Bizimkilerin masasına geldiğimizde herkese sarıldım. Yavaşça oturdum. Murat yanıma oturup yaklaştı bana.

'Sakın suratını asma, sakın. Gülümse Ecem, onu görme.' dedi kulağıma. Gülümseyerek başımı salladım.

'Savcım, buradaki tüm kızların nasibini söndürdünüz.' diyen Efe'ye baktım. Emre eşiyle gelmişti. Diğer herkes tekti.

'Daha neler.' dedim gülerek. Telefonuma gelen mesajla elime aldım. Ece gelin odasına gelmemi söylemişti. Murat'a çantamı bırakıp telefonumu aldığım gibi masadan kalktım.

'Ece'nin yanına gidiyorum ben, gelirim birazdan.' diyerek uzaklaştım masadan. Arkamdan bana bakan gözü hissediyordum. Kerem'in gözü bendeydi. Oturduğumdan beri bendeydi.

Ece'nin odasına girdim yavaşça. Yavuz da buraydı. Onlar bir şey demeden ben atıldım. 'Kerem burada?' dedim. Yavuz ve Ece birbirine baktı.

'Gelmiş mi?' dedi Yavuz. Başımla onayladım.

'Gelmem demişti.' dedi Yavuz. Nefes verip sandalyeye oturdum.

'Niye çağırdın beni?' dedim Ece'ye.

'5 dakikaya çıkıcaz, üzerimde, yüzümde bir şey var mı diye şe ettiydim balım.' dedi. Gülümseyerek yanına yaklaştım.

'Hayır, çok güzelsin hala. Girişte kameraman var değil mi? Çekecek sizi?' dedim.

'2 tane var hemidee! Hey yavrum hey Yavuz Karasu'nun düğünü bu! Tabi var! Yemekte bile kavurma pilav var kızım!' dedi gülerek.

'Salak.' dedim gülerek. 'Gidiyorum ben. Ece hep gülümse.' diyerek çıktım odadan. Kapıda çarpıştığım kişiye döndüm. Kerem kolumu kavradı sıkıca.

'Ecem.' dedi gözlerime bakıyordu. Kolumu hızlıca çektim. Gözlerim dolmuştu. sonra ismim güzel gelmişti kulağıma. Sesini bile öyle çok özlemiştim ki.. Kerem'in saçları uzamıştı. En son asker traşlıydı. Sakalları uzamış, kilo vermişti. Ama şükür canlı kanlı karşımdaydı. Ayrıca, sakallı ve bu saçla daha bi şey duruyordu. Neyse ne.

'Sakın, sakın bana dokunmaya kalkma. Benim için ölüsün Kerem Kartal.' yanından hızla uzaklaşıp bizimkilerin yanına geçtim.

'Geliyorlar!' dedim heyecanla. Gelin ve damadın çıkacağına dair anons yapılmıştı. Giriş müziği başlayınca çok geçmeden Yavuz ve Ece içeriye girmişti.

Çok güzellerdi, çok! Sahnenin ortasında durduklarından dans müziği başladı. Yavaşça dans etmeye başladılar.

Titreyen telefonumu elime aldım. Babam arıyordu. Gelmişti sanırsam. Açıp elimle dudağımı kapatarak konuşmaya başladım.

'İçeriye gir baba, hemen sahnenin yanındayız! Ben sana el yaparım.' diyerek kapattım. Babam 2 dakika geçmeden girdi içeriye. Hafif elimi sallayıp bizim masaya gelmesini söyledim. Diğer yanımda oturan Ali kalkıp babama yer verdi. Babam teşekkür edip oturdu.

'Kızım, ne güzel olmuşsun sen böyle.' dedi alnımı öperken.

'Asıl kendine bak! Nasıl da yakışıklı olmuşsun. Birde saçlarını yana taramış.' dedim gülerek. Babam gülerek elini omzuma attı.

'Dalga geçme kız! Ne güzel gözüküyor çocuklar.' dedi sahneye bakarken.

'Evet baba, sonunda oldu istedikleri.' dedim. Dansları bittiğinde Yavuz Ece'yi oturtup kendisi sahneye geçti. Bizim masaya bakıp kaşıyla gelin dedi. Duyulan kemençe sesiyle babam direk kalktı ayağa. Horon duyunca durur muydu yerinde?

Beni de kaldırıp sahneye doğru yürüdü. 'Sizde gelin hadi!' dedi masadakilere. Babam Yavuz'un yanına geçip elini tuttu. Bende babamınkini tuttum. Hızla yanım dolmaya başladı. Elimi tanımadığım bir adam tutuyordu. Ama öyle aniden elime Murat girmişti ki, neye uğradığımı şaşırmıştım.

'Seni başkalarına kaptıramam.' dedi kulağıma. Güldüm.

'Aferin sana.' dedim. Hopa hemşin çalmaya başlayınca horona başladık. Yavuz bu işi biliyordu. Has Trabzon çocuğuydu işte.

'Ayağındaki topuklularla zor değil mi? Çıkarsan ya?' dedi Murat kulağıma. Kulağına eğildim.

'İnan ki daha rahat.' dedim gülümseyerek. Ece bir anda Yavuz'un yanına başa geçince hepimizin ağzından 'OOO' çıktı. Ece'ye de öğretmişti Yavuz. Bir anda Cimilli İbo çalmaya başlayınca herkesten ses yükseldi. Ritmi değiştirip oynamaya devam ettik.

Yavuz bir yandan bağırarak eşlik ediyordu. Babamı öyle bir gaza getirmişti ki babamı da kendine benzetmişti iki dakika da. Babamın gençliği geçmişti o an gözümün önünden.

Gözlerim çaprazımdaki masaya kaydı. Kerem yaslandığı yerden eli dudağında beni izliyordu. Nefes verip önüme döndüm. Bakma öyle, sanki hala seviyormuş gibi bakma. Özlemiş gibi bakma. Yapma Kerem, bana bunu yapma.

Horon bittiğinde oyun havası çalmaya başladı. Herkes nefes nefeseydi. Yavaşça masaya geçtim. Babam Murat'la oyun havası oynuyordu. Güldüm. Kafa dengi birisini daha bulmuştu.

Düğün çok güzel ilerliyordu. Herşey o kadar güzeldi ki. En önemlisi Ece mutluydu. Yavuz'la beraber oyun havası oynuyordu. Çantamdaki parayı alıp piste geçtim.

Oynayan Yavuz ve Ece'yi alkışlayıp elimdeki 100'lükleri üzerlerine yavaşça attım. 'Kız yere atma! Bebeler sahneye dadanır şimdi! Cebime koy!' dedi Yavuz. Gülerek omzuna vurdum. Salaktı bu çocuk ya. Cidden süzme salaktı.

Geçen onca saatten sonra düğünün sonuna gelmiştik. Saat gecenin 12'si olmuştu. Öyle güzel eğlenmiştik ki.. Oyun havaları, horonlar, roman havaları.. her şey çok güzel geçmişti.

Düğün salonunun önünde Yavuz ve Ece'yle vedalaştık. Ece'ye sıkıca sarıldım. 'İyi bak kendine. Balayında iyice dinlen.' dedim kulağına. Ece kulağıma yaklaştı.

'Korkuyorum şuan.' dedi.

'Neden?' dedim kulağına aynı şekilde.

'Bu gece için işte.' gülmeye başladım. Sıkıca kavradım kolunu.

'Kendini kasma, rahat ol gerisi kolay.' dedim geriye çekilirken. Sıkıca sarılıp ayrıldım. Yavuz'la da vedalaşıp Murat'ın arabasına bindim.

'Oh be, yorulduğumu oturunca anladım.' dedim yanımda oturan Murat'a bakarken. Murat gülümsedi.

'Hiç oturmadın resmen.' dedi arabayı çalıştırırken. Başımla onayladım. Başımı geriye yaslayıp dışarıyı seyrettim.

'Kerem de oradaydı. Neden döndü?' kendi kendime içimden konuşuyorum sanmıştım ama dışımdan söylemiştim.

'Bilmiyorum, Yavuz komutanımla konuşurken duydum. Bir daha gitmeyeceğini söylüyordu.' güldüm.

'Bir kere yapan bir daha yapar.' dedim. Cama damlayan yağmur damlalarına baktım. Temmuz'un ortasında ne bu yağmur?

Geçen yarım saatin ardından Murat kapımın önünde durdu. Neredeyse hiç konuşmamıştık.

'Teşekkür ederim bugün için Murat.' dedim gülümseyerek. Murat'ta aynı şekilde gülümsedi.

'Dikkat et, görüşürüz. Hızlı git yağmurdan ıslanma.' gülümseyerek indim arabadan. Kerem olsaydı torpido gözündeki şemsiyeyi alır, iner sonra kapımı açıp benim inmemi isterdi. Islanmayayım diye şemsiyeyi en çok bana tutar, bir yandan sarıldığı gibi koşarak eve girerdi benimle beraber. Nefes verdim. El sallayıp girdim demir kapıdan içeriye. Demir kapıyı kapatıp yaslandım geriye.

Gökyüzüne bakıp yağmur damlarının yüzüme damlamasını sağladım. İçim ağlıyordu. İçim yine paramparçaydı. O, yıllar sonra çıkıp gelmişti. Mutluydu bir yanım ama bir yanım hala buruktu. Kırgındı, üzgündü, güvensizdi.

Ben onu unuttum sanmıştım ama hayır, unutmamıştım. Onu sevmeyi bıraktım, içimdeki aşkı bitirdim sanmıştım ama hayır, bitirmemiştim. Sadece üzerini örtmüştüm.

Kapıdan ayrılıp eve doğru yürüdüm. Canım çiçeklerim, bugün keyfiye sulanıyorsunuz. Hadi yine iyisiniz.

'Ecem!' arkamdan duyduğum sesle olduğum yerde durdum. Sesi kulaklarım da yankılanmıştı. 'Ecem! Dur!' yavaşça arkamdan bağıran Kerem'e döndüm. Sırılsıklamdı.

Yanıma gelip gözlerime baktı. 'Ecem,' dedi ensesini kaşırken.

'Kerem, defolup git buradan.' dedim.

'Hayır. Gitmeyeceğim. Yeter artık. Günlerdir, haftalardır, aylardır uzaktan dokunamadan, koklayamadan izliyorum seni. İzin ver, şimdi yanında olayım. İzin ver konuşayım Ecem. İzin ver, anlatayım nolur.' gülmeye başladım.

'Birde gittiğin yetmezmiş gibi peşime adam mı taktın?' dedim.

'Adam değil, ben izledim. Ben nereye gidersen oraya gittim. Şu evde, yatak odanın camına çık diye sabahlara kadar bekledim. Göreyim istedim. Uzaktan izlemek zorundaydım Ecem.' daha fazla güldüm. Yağmurdan yüzüme yağışan perçemlerimi kulağımın arkasına sıkıştırdım.

'Kerem, ne dersen de, ne yaparsan yap, gözümde hiç değişmeyeceksin. Korkak, yalancı bir adam olarak kalacaksın. Daha fazla konuşma, defolup git evimden.' arkamı döndüğüm sırada kolumu sıkıca kavrayıp bedenlerimizi birleştirdi. Belimi sıkıca kavrayıp alnını alnıma yasladı.

'Dur! Artık dur! Dinle beni!' dedi. Öyle sıkı tutuyordu ki, belim acımıştı. 'Dinle beni! Sus, dinle sadece!' nefesi dudağıma çarpıyordu.

'Babam adam öldürmekten hapise girmişti Ecem 17 sene önce. Öldürdüğü adamın kardeşleri dört gözle babamın çıkmasını bekliyordu. Babam hapisten çıkınca gitmek zorunda kaldım. Babamı durdurmak zorundaydım Ecem. Ne kadar ondan nefret de etsem onu öldürmelerini göze alamazdım. Sonra 2 günde onu güvenli bir yere götürdüm. 2 gün sonra dönecektim. Olmadı Ecem. Gelemedim.'

'NEDEN KEREM?! NEDEN! NEDEN GELMEDİN!' dedim gözümden akan yaşlarla.

'Babamı öldürdüler Ecem. Güvenli sandığım evde babam öldü.' dedi. Yutkunup göğsüne vurmaya başladım.

'Beni mahvettin Kerem. Beni paramparça ettin! Beni dağıttın! Beni geride bıraktın sen! Bana söyleyebilirdin! Bana deseydin böyle böyle diye, neden Kerem neden yapmadın? 2,5 sene, Kerem 2,5 sene şu yüreğim kan ağladı. Gelse dedim, gelse de şurada benimle eskisi gibi otursa dedim. Gelse de beni güldürse, gelse eskisinden daha mutlu olsak, gelse güvende hissetsem dedim! Gelse de yeniden içimdeki çiçekler açsa dedim! Gelse de o güzel yüzüne dalıp gideyim dedim! Ama sen öylece arkana bakmadan gittin! Sen bunların hiç birini düşünmedin! Sen beni düşünmedin! Sen benim sana olan sevgimi, bağlılığımı, güveni görmezden gelip siktir olup gittin Kerem! Gittiğin gün öldün benim için. Öldün ve içimdeki seni, seni seven Ecem'i de öldürdün!' dedim bir yandan art arda göğsüne vuruyordum.

'Yapamadım. Diyemedim sana. 6 ay sonra döndüm İstanbula. Geldiğimde ne kadar dağıldığını gördüm. Kilo verdiğini, her yerde ağladığını gördüm, duydum. Ece sakın şuan ona gözükme dedi. Zaten üzüldü dağıldı toparlanmasına izin ver dedi. Bende uzaktan izledim seni. Kaç kere şu pencerede ağladığına şahit oldum Ecem! Gelmek istedim, sana öyle bir sarılmak istedim ki.. yapamadım. Kolay mıydı sanıyosun?' yavaşça geriye çekildim.

'Git Kerem. Git lütfen.' dedim.

'Hayır, gitmeyeceğim.' Yağmurdan sırılsıklam olmuştuk ikimizde. Eğer böyle kalırsa hasta olurdu. Nefes verip eve girdim. Umrumda değildi. Kapımı kilitleyip yukarıya çıktım.

Hızla duşa girip kendime geldim. Pijama takımımı giyip ıslak saçlarımı taradım. Odamın penceresine yaklaşıp aşağıda yere oturmuş, sırtını kapıya yaslamış halde bana bakan Kerem'e baktım. Hastalanacaktı. Eve girsin, üstünü değiştirsin istiyordum ama yapmayacaktım. Camın önünden ayrılıp perdeyi çektim. Tüm ışıkları söndürüp camın önüne oturdum.

Hala orada oturuyordu. Başını dizleri arasına eğmişti. Üşüyor musun Kerem? Bizene?!

Başımı geriye yaslayıp gözlerimi bir saniye bile ondan çekmedim. Beni mahvettin ama hala seni seviyorum Kerem Kartal. Seni öyle çok seviyorum ki, canımı yakman umrumda bile değil.

Bana acımadı ama, sever o beni.