Ay Işığı kitap kapağı

18. bölüm / 36

Ay Işığı

18. bölüm / Dönüm Noktası.

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 18. bölüm / Dönüm Noktası.

-2.5 ay sonra.

saat 7'ye geliyordu. Aynanın karşısına geçmiş hazırlanıyordum. Havalar ısınmıştı artık. Ee Nisan'a girmiştik daha ne olsundu?

Üzerime ince, kolları manşetli bordo bir gömlek giydim. Altıma giydiğim siyah eteğin içine sıkıştırıp kendime baktım. Yine kilo mu vermiştim?

Külotlu çorap giyip giymemek arasında kalmıştım. Nefes verip direkt siyah topuklu ayakkabılarımı giydim. Üzerime siyah blazer ceketimi de giyip aşağıya indim.

Yaptığım sandviçi yiyip çantamı alıp evden çıktım. Yüzüme vuran güneş, duyduğum kuş sesleri, temiz hava baharın geldiğini en güzel şekilde gösteriyordu.

Bahçeye daha fazla çiçek dikmiştim. Çiçeklerim bile açmaya başlamıştı yavaş yavaş. Gülümseyerek arabama bindim. Hızla askeriyenin yolunu tuttum.

2,5 aydır doğru düzgün eve girmiyordum. Kerem ve Yavuz hala gelmemişti, bu yüzden Ece'nin yanında olmuştum sık sık. Başına bir şey gelmesinden korkmuştum.

Bunca zaman Kerem yazdığım hiç bir mesaja cevap vermemişti. Mesajlarım hep tek tik olmuştu. Ne zaman gelecekleri, nasıldı hiç bir haber alamamıştım. İyi misin Kerem? İyisin değil mi?

Askeriyeye girdiğimde arabamı park edip indim. Askerlerin bazıları koşuyordu bazıları ise spor yapıyordu dışarıda. Ee bu güzel havayı herkes değerlendiriyordu.

'Herkese günaydın arkadaşlar.' dedim. Onlar da aynı şekilde karşılık verince gülümseyerek içeriye girdim. Odama çıkar çıkmaz perdemi ve camımı açıp odamı bir güzel havalandırdım. Çantamı ve ceketimi dolaba bırakıp masamın başına oturdum.

Odama vuran güneş öyle içimi açıyordu ki. Çalışma isteğim artıyordu. Gözlüğümü takıp çalışmaya koyuldum. Bilgisayarımdan kısık sesli bir müzik açtım. Bugün nedense böyle çalışasım vardı.

Mutluluğu bilirsin, mutsuzluğu bana sor..

Çalışırken arabesk dinleyen savcı mı olur demeyin, oluyor işte.

Tıklanan kapımla 'Gel.' dedim. İçeriye giren Kaan elinde dosyalarla bana baktı.

'Savcım, iyi çalışmalar. Bir kaç doşya daha getirmiştim ama.' gülümsedim.

'Getir Kaan, senden bir isteğim daha olacak 217. dosyayı getirebilir misin?' elindeki dosyaları masamın üzerine bıraktı.

'Tabiki savcım. Sabah sabah bana sor dinlemenizi neye borçluyuz savcım?' dedi gülerek.

'İçimden geldi ne bileyim.' dedim gülerek. Başını sallayıp çıktı odamdan. Getirdiği dosyaları alıp ufak bir göz gezdirdim. Bugün çok işim vardı.

Tıklanan kapıyla 'Gel.' dedim yeniden. Kapı açılınca doldurduğum dosyadan kafamı kaldırmadan Kaan'a elimle işaret ettim. 'Kaan şuraya koy onu.' Kapı kapandı. Masama konulan 2 elle kafamı kaldırdım.

'Kerem?' dedim kısık sesimle. Kerem karşımda gülümseyerek bana bakıyordu. Gözlüklerimi çıkartıp gözümü ovdum. Yeniden Kerem'e baktım. Yavaşça ayağa kalktım. Kerem'e doğru yürürken sendeleyince masaya tutundum. Kerem hızla yanına gelip kollarımı kavradı.

'Sakin ol, benim, buradayım Ecem. Hayal görmüyorsun, buradayım ben.' dolan gözlerimle gözlerine baktım. Kollarımı sıkıca boynuna doladım.

'Kerem,' dedim titreyen sesimle. 'Çok, çok özledim seni.' Kerem sıkıca sarmıştı belimi. Yüzü boynumdaydı.

'Bende çok özledim güzelim. Aylardır burnunda tütüyorsun. Aylardır bu anı bekledim.' daha sıkı sarılıp başımı omzuna yasladım. Gözümden akan yaşlar, içimde uçuşan kelebekler, içime çektiğim o güzel kokusu, belimi sıkıca sarışı, artık yanımda olması her şey, her şey rüya gibiydi. Çok güzeldi.

'İyisin değil mi?' dedim geriye çekilirken. Başıyla onayladı beni. Tıklanan kapıyla Kerem'den tamamen ayrıldım. Kerem'i kapının arkasına doğru itip kapıyı açtım. Kaan'ın uzattığı dosyayı alıp kısa bir teşekkür ettim. Kapıyı kapatıp kilitledim. Dosyayı masanın üzerine bırakıp açık olan camı kapattım. Perdeyi de çekip Kerem'e döndüm.

'Neden mesajlarıma dönmedin?' Kerem yanıma gelip belimi kavradı. Odamdaki büyük koltuğa ilerleyip beni de kendiyle beraber çekti. Oturup bana baktı. Bacaklarımı iki yana atıp kucağında yerimi aldım. Kerem başını geriye yaslayıp bir elini belime, diğer elini yanağıma koyup okşamaya başladı.

'Şarjım bitti. Biliyorsun orada telefon şarj edecek yer yok. Özür dilerim, merakta bıraktım seni.' başımla onayladım. Kerem beni kendine çekip vücutlarımızı birleştirdi.
'Çok özledim seni. Öyle çok özledim ki kafayı yiyecek gibiydim.' gülümsedim.

'Bende, sanki kime baksam seni görüyordum. Bir şey oldu sandım. Sen cevap vermeyince başına bir şey geldi sandım.' Kerem çenemi kavrayıp dudaklarıma kapandı. Ellerimi yanaklarına koyup öpüşüne karşılık verdim.

Kerem bir eli belimde diğer eli topuz yaptığım saçımı okşuyordu. Öpüşmemiz daha tutkulu bir hal almıştı. Alt dudağım dudakları arasındayken, bense üst dudağını almıştım dudaklarım arasına.

Kerem belimden kavradığı gibi sırtımı koltukla buluşturdu. Üzerimde yerini almışken dudaklarımızı ayırıp gözlerime baktı. 'Bu eteğin altında neden bir şey yok?' dedi sırıtırken.

'Hava sıcak diye giymemiştim.' dedim nefes nefese. Kerem yavaşça gömleğimin düğmelerini açtı. Gözlerimin içine bakarak göğüslerimi öptü.

'Bu sefer siyah giymişsin.' dedi. İç çamaşırlarımdan bahsediyordu. Karnıma sulu öpücükler bırakmaya başladı. Eteğimi çıkarmak yerine yukarıya doğru sıvadı. Giydiğim siyah dantelli iç çamaşırı hoşuna gitmişti, bunu gözlerinden görebiliyordum.

İç çamaşırının üzerinden kasıklarımı ardından vajinamı öptü. Eliyle iç çamaşırımı yana çekip gözlerime baktı. 'Rahat bırak kendini.' dedi sessizce. Yavaşça öptü. Ardından klitorisimi yalamaya başladı. Elimle ağzımı kapatıp olabildiğince sessiz inlemeye çalıştım.

Klitorisimi yalamaya devam ederken içimde parmaklarını hissettim. Bir yandan yalarken diğer yandan parmakları ile gel git yapıyordu. Altında kıvranırken sessiz olmaya çalışıyordum.

Aldığım zevkle daha fazla dayanamayarak tırnaklarımı omzuna geçirip boşaldım. Titreyen bacaklarımı tuttu yavaşça. Gülümseyip iç bacaklarımı öptü. Eliyle iç çamaşırımı düzeltip eteğimi de düzeltti.

Üzerimden kalktığında kendi üzerini de düzeltip boğazını temizledi. Uzandığım yerde dikleştim. 'Gidiyor musun?' dedim.

'Evet, kaç gündür duş alamadım. Duş alıp dinlenmem lazım.' elini kavradım sıkıca. Üzerimde düğmeleri açık olan gömleği çıkartıp koltuğun üzerine bıraktım. Ayağa kalkıp Kerem'e yaklaştım. Elimi penisine koyup dudaklarına fısıltıyla konuştum.

'Bu halde mi gideceksin?' Kerem sırıttı.

'Gitmem lazım. Duş almadan sana böyle bişey yapmam, yaptırmam.' Kerem'i tüm gücümle koltuğa ittim. Eğilip bacaklarını iki yana açtım. Bacaklarının arasına, yere diz çökerek oturdum. Pantolonun kemerini açıp indirmeye zorladım. 'Ecem, olmaz.' dedi nefesi hızlanmıştı. İstiyordu ama ondan tiksinirim diye mi yok diyordu? Duş almamış olabilirdi, sorun yoktu.

'İndir.' aşağı çekmeye çalıştım. Kerem biraz kıçını havaya kaldırıp indirmeme yardımcı oldu. Gözlerinin içine bakarak penisinin başını öptüm. Yavaşça kökünden başına kadar yaladım. Kerem başını geriye yaslayıp nefes verdi.

Bir elimle bacağını, diğer elimle büyük aletini kavradım. Islattığım aletini ağzıma alıp gel git yapmaya başladım. Kerem sessizce ara ara inliyordu. Bir eliyle saçımı kavradı. Daha da köküne kadar almamı istiyordu. Bu benim için biraz zordu ama yapabilirdim.

Köküne kadar alıp hızlı hareket etmeye başladım. Kerem aldığı zevkle kafamı daha çok bastırıyor, aynı zamanda inlemeleri kesmiyordu.

'Çekil, çekil geleceğim.' dediğinde çekilmeyip git gel yapmaya devam ettim. Kerem dayanamayıp ağzıma boşalmıştı. Ağzımdaki meni tutarak geriye çekildim. Gözlerime baktı.

'Tükür.' dedi avucunu açıp. Gözlerinin içine bakarak ağzımdaki meni yuttum. 'Yut-yuttun mu?' dedi şaşkınca. Dudağımın kenarını silip parmağımı yaladım.

'Evet, yuttum.' ayağa kalktım. Gömleğimi giyip üzerimi düzelttim. Kerem sırıtarak ayağa kalktı. Pantolonunu düzeltip yanıma yaklaştı.

'Şimdi gitmem lazım. Seni seviyorum. Dikkatli ol.' sıkıca sarıldı bana. Öyle sıkı sarılmıştı ki kemiklerim kırılacak gibiydi. Saçlarımı kokladı uzunca. Bende aynı şekilde ona sarıldım.

'Akşam görüşürüz, seni seviyorum.' dedim boynundan öperken. Kerem geriye çekilip alnımı öptü. Sonra odamdan çıktı. Neşeyle olduğum yerde tepindim. Gelmişti çok şükür. Yanımdaydı.

Perdemi açıp masamın başına oturdum. Akşam güzelce hazırlanıp evine gidecektim. Gülümsedim.

Simsiyah hayatına renk getirdin Kerem Kartal. Işığım oldun, hayatı sevmeme sebep oldun.

Aynı günün akşamı!

İçime kırmızı dantelli iç çamaşırı giydim. Üzerime siyah saten elbise giyip üzerime ceket giydim. Altıma gül desenli külotlu çorap giyip topuklu ayakkabılarımı giydim.

Son kez kendime bakıp hızla çıktım evden. Saat 9'a geliyordu. Kapıdan çıkar çıkmaz yağan yağmura baktım. Nefes verdim. Tam zamanıydı cidden!

Koşarak arabama bindim. Son sürat Kerem'in evine sürdüm. Öyle mutluydum ki, içim içime sığmıyordu.

45 dakikanın sonunda Kerem'in evine gelmiştim. Arabamı park edip yağan yağmura baktım. Torpido da duran şemsiyemi alıp indim arabadan. Şemsiyemi açıp eve doğru yürümeye başladım. Kapıdan girip, evine doğru adımladım. Kerem de benim gibi ormanın ortasında oturuyordu. Bu evine 2. kez gelişimdi. Daha önce içeriye girmemiştim ama kapıdan Kerem'i almıştık.

Nefes verip zile bastım. Gerilmiştim. Neden? Yabancı değil o Ecem, kendine gel. Kapıyı açmamıştı. Yeniden bastım zile. Üşümüştüm. Kapı yine açılmadı. Biraz uzaklaşıp eve baktım. Işıklar yanmıyordu, uyuyor muydu yoksa? Telefonumu çıkartıp Kerem'i aradım.

Aradığınız kişiye şuanda ulaşılamıyor. Lütf-

Telefonu kapattım. Neredeydi? Bir kere daha bastım zile. Aynı zamanda kapıyı da tıklattım. 'Kerem!' dedim kapıyı tıklatırken. Hayır, kapıyı açan kimse yoktu.

Yavuz'un yanında olabilir miydi? Hemen Yavuz'u aradım. Yavuz bir kaç saniye sonra açtı.

'Yavuz, ne yapıyorsun?' dedim. Üşüyordum ama önemi yoktu.

'İyi Ecem oturuyordum sen naban?' dedi.

'Bende iyiyim, Kerem'e ulaşamıyorum. Evine geldim kapıyı da açmıyor.' dedim tek nefeste. Yavuz'dan ses çıkmadı. 'Yavuz? Alo?' dedim hızla.

'Ecem,' dedi Yavuz. Biraz durdu. 'Kerem gitti Ecem. İstanbulda değil.'

'Ne? Ne zaman gelecek? Nereye gitti?' dedim telaşlı sesimle.

'Ecem, gelmeyecek. Nereye gitti bilmiyorum. Askeriyeden ayrıldı, gidiyorum dedi gitti.' elimdeki şemsiye yere düştü. Gözümden 2 damla yaş ise yağmurla beraber yere düştü.
'Benim evime gel, burada konuşal-' telefonu kapattım.

Gitti mi? Gitmiş miydi? Ama neden? Neden öylece bir şey demeden gitmişti? Kapının önünden yavaşça uzaklaştım. Evine baktım son kez. Gözümden akan yaşlar bir bir düşüyordu yere.

Dizlerimin üzerine düşünce daha fazla dayanamadım. Hüngür hüngür ağlamaya başladım.

'NEDEN! NEDEN GİTTİN? NEDEN BENİ BÖYLE ARKANDA BIRAKTIN DA GİTTİN KEREM?! NEDEN?! HİÇ Mİ ACIMADIN? HİÇ Mİ BU KIZA NE OLACAK DEMEDİN?! Neden bıraktın beni arkanda? Neden söylemedin? Neden? Hiç mi sevmedin beni?' başımı öne eğip ağlamaya devam ettim.

Annem haklıydı. Ben bu hayatta asla mutlu olamayacaktım.

Düştüğüm yerden kalkıp arabama ilerledim. Acıyan dizlerim öyle sızlıyordu ki ama kalbimdeki acının yanına hiç bir şeydi.
Arabama binip nereye sürdüğümü bilmeden öylece ilerledim.

Çalan telefonum umurumda değildi. Elimin tersiyle akan göz yaşlarımı sildim. Nasıl dayanacaktım?

Ana yola çıkmıştım. Nereye, kime gidecektim? Ne yapacaktım bundan sonra? Ben onu kendimden bile çok severken, bunu bana neden yapıyordu? Hıçkıra hıçkıra ağladım.

Yüksek sesli çalan kornayı, camıma yansıyan farları görmemiştim. Tek düşündüğüm, nedenlerdi.

Arabamın takla atması ve bilincimin kapanması kısa süre içinde olmuştu.

Ölmüştüm artık. Kerem'in yarım bıraktığı iş tamamlanmıştı. Canım yanmıyordu artık.