Ay Işığı kitap kapağı

3. bölüm / 36

Ay Işığı

3. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 3. bölüm

Sabah saat 6'yı gösterirken yattığım yerde doğruldum. Bugün ilk iş günümdü. Saat 9 da orada olmam gerekiyordu.

Kendimi hızla duşa atıp güzel bir duş aldım. Bugün her şey güzel geçsin lütfen. Duştan çıktığım gibi saçlarımı kurutup uçlarına dalga verdim. Hafif bi kış makyajı yapıp giyinme odasına geçtim.

Valizimden siyah göğüs kısmı büzgülü bir elbise çıkarıp giydim. Havanın soğuk olduğu aklıma gelince içi peluşlu siyah külotlu çorap giydim. Topuklu çizmelerimi de giyip büyük aynadan kendime baktım.

'Hmm, güzel oldun kııız! Abartı olmadım demi? Yok yok olmadım.' Üzerime gri kısa kabanımı da giyip siyah çantama eşyalarımı koyup son kez kendime baktım aynadan. Güzelsin güzel.

Odamı da hızla toparlayıp aşağıya indim. Babamın tıka basa doldurduğu dolaptan ağzıma bir şeyler sıkıştırdım.

'Yapay zeka, ben çıkıyorum eve sahip çık.' bu yapay zekayı sevmiştim ben ya. En azından evde tek değil gibi hissediyordum.

'Dikkat edin Ecem hanım. Kapıyı kilitlemeyi unutmayın. Güle güle.' gülümseyip çıktım evden. Babamın dün açık bıraktığı garaja girip duvarda takılı olan araba anahtarını ve kepenk kumandasını alıp arabaya bindim.

Dün telefonuma gönderilen konumu açıp çalıştırdım arabayı. Demir kapıyı da kumandayla açıp çıktım evden.

'Heyecanlıyım. Yeni işimde ilk günüm. Lütfen allahım güzel geçsin bugün.' duamı da ettikten sonra yola odaklandım. Askeriye evime 1 saat kadar uzaktaydı. Erken kalkmamda fayda vardı.

Geçen dakikaların ardından askeriyenin önünde durup askerlere baktım. 'Kimsiniz?' diyen askere savcı kimliğimi gösterdim.

'Hoş geldiniz savcım, buyurun.' gülümseyip içeriye sürdüm. Ne kadar büyüktü burası. En sonunda büyük binanın önünde araba görünce yanına park edip aşağıya indim.

Etrafta çok sayıda asker vardı. 'Orası büyük mevkilerin park alanı hanım efendi, lütfen aracınızı aşağı garaja park eder misiniz?' diyen askere baktım.

'Ah bilmiyordum. Aşağı garaj ne tarafta peki?' asker tam konuşacakken arkadan bir diğer asker yanıma gelip baş selamı verdi.

'Hoş geldiniz savcım. Lütfen kusura bakmayın içeriye geçelim hemen.' dedi güler yüzlü bi asker, gülümsedim.

'Sorun değil, aracımı garaja park edeyim sorun olursa.'

'Hayır sayın savcım, sorun olmaz. Yarbayım bekliyor buyrun.' diğer askere kaş göz yapmasıyla asker uzaklaştı bizden. İçeriye girdiğimizde bana bakanları görmezden geliyordum. İlk defa mı kız görüyorlardı? Yada benim giyinişimde bir sıkıntı mı vardı?

'Neden böyle bakıyolar bana?' dedim yanımdaki askere. Asker gülümsedi.

'Doktorlarımızdan başka kadın yoktu askeriyede savcım o yüzden garipsediler sanırım.' başımı salladım.

'İsmin ne senin?'

'Hüsnü savcım.'

'Ecem bende memnun oldum Hüsnü. Sanırım bana bugün sen eşlik edeceksin o yüzden adını bilmek istedim.' gülümseyerek başını salladı.

'Buyrun savcım yarbayımın odası burası.'

'Teşekkürler Hüsnü.' diyerek kapıyı tıklattım. İçerden 'Gel!' komutunu duyunca içeriye girdim.

'Hoşgeldiniz sayın savcı.' Eren yarbayın elini sıkıp oturdum.

'Hoş buldum.' dedim gülümseyerek.

'Çay kahve ne içersiniz?' dedi sıcak kanlılıkla.

'Kahve içerim yarbayım.'

'Oğlum 2 tane sütlü kahve getir sana zahmet.' diyerek kapattı telefonu. 'Evet savcım şimdi iş konuşalım. Başsavcım Giray beyi çok sever saygu duyarım. Senin hakkında çok güzel şeyler söyledi bize. Tuttuğunu koparır, hayatını işine adar dedi. Ve en önemlisi sana sonsuz güvenebileceğimizi söyledi. ' gülümdedim. Ah başsavcım.. Canımsınız.

'Evet yarbayım. Yanılmayacağınıza söz veriyorum. Çok uzun süre savcı olarak görev yapamadım, ailemin boşanmasıyla Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldım. Ama hiç bir zaman mesleğimi bırakmadım. Amerikada online olarak dava kontrollerine devam ettim. Başsavcımla sürekli iletişim halindeydim. Başsavcım'a yardım etmeye orada da devam ettim.' yarbay gülümsedi.

'Gözün açık Ecem, tam aradığım savcısın. Konuşma tarzın ve işine olan saygın ve bağlılığın takdire şayan. Seninle çalışmaktan mutluluk duyacağız.' açılan kapıyla yarbay kapıya döndü. 'Oğlum dingonun ahırına mı giriyosun nerede kapı çalma? Şu huyunu bırak artık bak.'

'Özür dilerim yarbayım.'asker bana bakıp kahvelerimizi verdi. Ardından odadan çıktı.

'Şu çocuklar cidden sınıyo bazen beni. Neyse savcım nerede kalmıştık? Hah, burada 2 öğün yemek yiyoruz. Sabah kahvaltı saati 11 öğlen yemeği saat 4 de. Yemekhanede istediğin zaman çay, kahve veya atıştırmalık yiyebilirsin. Geliş saatin sabah 9 çıkış saatin akşam 7. Maaşın zaten belli, onun dışında buradaki görevin askeri dosyalarla ilgilenmek. Hüsnü bugün sana yardımcı olacak. Ne nerede nerede ne yapılır sana öğretecek. Var mı sormak istediğin bir şey?' gülümsedim.

'Yok yarbayım, teşekkür ederim.' gülümsedi.

'Odanı ayarladık, Hüsnü göstersin sana. Rahat ol, aklına bir şey takılırsa odama gel.' ayağa kalkıp baş selamı verdi.

'Ha son bişey, artık seninde amcan, baban yada ne istersen o sayılırım çekinmeden her şeyi konuşmaya gelebilirsin.' genişçe gülümsedim.

'Sağ olun yarbayım. İyi çalışmalar.' diyerek odadan çıktım. Hüsnüye baktım. 'Gidelim hadi.'

'Size odanızı göstereyim savcım. Odanız bu katın bir aşağısında. Orada komutanlarımızın odaları var.' aşağıya indiğimizde sıranın ilk başındaki kapının önünde durduk. Kapıda ismim yazıyordu.

Cumhuriyet Savcısı Ecem Özçelik.

Mutluydum. Uzun zaman sonra kapılarda ismimi görmek, kendime ait odam olması, çalışıyor olmak mutlu etmişti beni. Odama girdiğimizde etrafa baktım. Çalışma masası, masa üstü bilgisayar, dolap ve kitaplık vardı. Masanın önünde 2 kişilik sandalye ve sehpa vardı. Güzel ve ferahtı. Stor perdeyi açıp ardından camı açtım. Ardından kabanımı ve çantamı dolaba kaldırdım.

'Toza alerjim var, havalansın biraz.' Hüsnü gülümsedi.

'Saat 11 savcım, kahvaltıya inelim buyrun.' başımı salladım.

'Burayı seveceksiniz. Sıcakkanlıdır buradaki insanlar.'

'İnşallah Hüsnü. Herkesin sıcakkanlı olduğu söylenemez.'

'Öyle de demeyin savcım. Kim olduğunuzu bilmedikleri için öyle davrandılar.' başımı sallayıp saçlarımı geriye yatırdım. Yemekhaneye yaklaştıkça sesler artıyordu.

'Maşallah ne kadar sessiz bir ortam.' dediğimle Hüsnü gülmeye başladı.

'Bu daha sessiz halleri savcım.' yemekhane fazlasıyla kalabalıktı. İçeriye girdiğimizde anlam verilmeyen bi sessizlik oluştu. İlerleyip elime tabak aldım, aşçının hazırladığı şeylere baktım.

'Ne vereyim güzel kızım? Patates kızartması? Haşlanmış yumurta?' teyzeye gülümsedim.

'2 tane haşlanmış yumurta alayım size zahmet.' gülümsedi.

'Ne zahmeti kızım. Yeni gelecek olan savcı mısın sen?' gülümseyerek başımı salladım.

'Evet tam olarak oyum.' gülerek tabağımı uzattı.

'Hoş geldin kızım. Yeni işin sana bolluk bereketlik ve huzur versin insallah.'

'Amin teyzecim, teşekkür ederim.' Hüsnü de yemeğini alınca ilerledik.

'Ecem!' tanıdık bi ses duymamla sesin geldiği yöne döndüm. Bu, bu bi şaka olmalıydı demi? Yavuzdu bu. Oturduğu yerden eliyle gel işaretini yapıyordu. İşin daha garip tarafı ise hemen karşısında Kerem oturuyordu.

'Yavuz komutanımla tanışıyor musunuz savcım?' Hüsnüye döndüm.

'Evet, hem Yavuzla hem Keremle tanışıyoruz.' yanlarına ilerledim. Yavuz yanında yer açınca oturdum yavaşça. Hüsnü ise bir arka masaya oturmuştu.

'Ecem bu ne sürpriz ya. Ne işin var burada?' Yavuza baktım.

'Giden savcının yerine geldim işte.' dedim.

'Hiç bahsetmedin o gün.'

'Ne bileyim konusu dönmeyince söylememişimdir. Şaşırdım açıkçası beklemiyordum.' kahvaltımı yapmaya başladım. Kerem'in gözlerini üzerimde hissediyordum. Neden öyle bakıyordu? Memnun değil gibi?

Kendimi yabancı ve dışlanmış gibi hissettirmişti. Oysaki bi umut gülümser, hoş geldin der sanmıştım.

'Size afiyet olsun.' diyerek masadan kalktım. Yumurtalarımı yememiştim bile. İştahım kaçmıştı. Masadaki diğer tanımadığım adamlara dönüp baş selamı verdim.

Tabağımı tezgahın üzerine bırakıp aşçı teyzeye döndüm. 'Elinize sağlık.' dedim gülümseyerek.

'Ne demek yavrum, afiyet olsun ama yememişsin ki.' dedi tabağımı alırken.

'Pek iştahım yoktu teyzecim.' peki dercesine başını salladı. Başımı sağa çevirmemle Kerem'le göz göze geldik. Yeniden önüme dönüp çıkışa adımladım.

'Savcım! Bekleyin beni!' olduğum yerde Hüsnüyü beklemeye başladım. Bu çocuk fazlasıyla yavaştı. Bana doğru hızlı adımlarla gelirken ayağının takılmasıyla sendeledi. Kıkırdayıp yemekhaneden çıktım.

'Savcım gülmeyin lütfen! Size yetişcem diye takıldım. Sanki biraz sinirli gibisiniz, yemeği mi beğenmediniz?'

'Yok iştahım kaçtı. Zaten evden çıkmayan atıştırmıştım.'

'Peki savcım. Şimdi dışarıyı gezdiricem size. Buyrun.' askeriyeden çıktığımızda bir ürperme gelmişti.

'Bu tarafta tuvaletler mevcut. Şurası eğitim alanı.' fazlasıyla büyük bir yerdi gösterdiği yer. Tahtadan yapılan barikatlar, koşu yerleri ve spor yerleri vardı. 'Orada haftada 4 kere eğitim görürüz.' ilerlemeye devam ettik. 'Şurada gördüğünüz hastane bölümümüz.' başımı salladım. 'Ve burası da helikopter yerimiz. Burada iniş yaparız genelde tabi bazen çatıya iniş yaptığımız da oluyor.'

'Çok havalı. Helikoptere binmek yani.' Hüsnü gülmeye başladı. 'Gülme be. Aaa sanki ne dedim.'

'Savcım cidden komik bir kadınsınız ya. Üşürsünüz, girelim içeriye. Hem sizde dinlenin biraz.' başımı salladım.

'Hüsnü sağol. Bugün ordan oraya benimle ilgilendin, teşekkür ederim.' Hüsnü gülümsedi.

'Ne demek savcım. Ben her zaman buradayım bir şey olursa, bir şey isteyecek olursanız çekinmeyin.' gülümsedim.

'Sağ olasın.' odama girip hızla pencereyi kapattım.

'Burayı açık bırakıp giden aklımı..' masama oturup telefonumu elime aldım. Hızla Ece'yi aradım. Bir kaç saniye sonra açtı.

'Bebeğim, efendim?' ayağa kalkıp pencerenin önüne geçtim.

'Napıyosun balım? Müsait miydin?' dedim.

'Müsaitim bebeğim bişey mi oldu?' nefes verdim.

'Kerem ve Yavuzla aynı askeriyede çalışıyorum.' bir kaç saniye ses gelmedi.

'NEEEEEEE?! BİZİM ASKERİYEDE İŞE Mİ AŞLADIN!' telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Evet Ece de bura çalışıyordu, tek mutlu olduğum şey bu olabilirdi şuan.

'Ece sesine tüküreyim kızım ya! Evet aynı yerde çalışıyoruz. Şok oldum görünce.'

'OH DE OH OOH OOHHHH!'

'Ece ne diyosun?'

'Kızım! Aşırı mutlu oldum! Akşam kutluyoruz bunu.' nefes verdim.

'Tamam kutlarız. Kapatıyorum şimdi.'

'Tamamm! Çook mutlu oldum çook. ÖPÜLDÜÜNN!' cevap vermemi beklemeden telefonu kapattı.

Kader miydi bu? Yoksa sadece tesadüf mü?

Aynı günün akşamı.

Kabanımı giyip çantamı elime aldım. Çıkış saatimi geçmiştim bile. Saat 8'i geçmişti. Saçlarımı düzeltip aşağıya inmeye başladım. Gördüğüm herkese iyi akşamlar dilemeyi ihmal etmedim tabi.

Çalan telefonumu açtım. 'Efendim Ece?'

'Aşağıda bekliyorum seni, in hadi süprizim var.' telefonu kapatıp sabır çektim. Bu kadar mutlu olma sebebi aynı yerde çalışıyo olmamız mıydı be?

Aşağıya inip gördüğüm askerlere iyi akşamlar dedim. Ece arabadan inip sıkıca boynuma sarıldı.

'Çok güzel bir yere götürücem seni. Bugünü kutlamasak asla olmaz!' dedi gülerek. Gülümsedim.

'Kutlayalım bebeğim.' dedim. Ece biraz çekinir gibi gözlerime baktı. Saçını kaşıyıp nefes verdi. 'Ece, ne diyeceksen de haydi?' dedim soru sorar gibi.

'Ecem, Yavuzla Kerem de gelse sorun olur mu?' Ece'ye baktım. Bu muydu? Kerem'e uyuz oluyordum ama gelmeleri sorun değildi.

'Gelsinler de nereye gideceğiz ki?' Ece sırıttı.

'Beni takip edin siz.' başımı sallayıp arabama bindim. Ece'yi takip etmeye başladık. Radyodan sevdiğim şarkıları açıp eşlik ede ede sürdüm arabamı.

Bugün gün boyu bu denk gelmeyi düşünmüştüm. Aynı yerde çalışıyor olmamızı düşündüm hep. Bundan sonra sık sık görüşeceğiz demekti bu. Bu iyi miydi yoksa tam tersi mi?

Kader miydi?
-Tesadüf de olabilir.