6. bölüm / 36
Ay Işığı6. bölüm
Bölümler 36Şu an: 6. bölüm
- 1 1. bölüm1.147 kelime
- 2 2. bölüm1.800 kelime
- 3 3. bölüm1.554 kelime
- 4 4. bölüm1.099 kelime
- 5 5. bölüm1.478 kelime
- 6 6. bölüm1.664 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. bölüm2.128 kelime
- 8 8. bölüm1.701 kelime
- 9 9. bölüm3.421 kelime
- 10 11. bölüm1.526 kelime
- 11 12. bölüm1.774 kelime
- 12 13. bölüm906 kelime
- 13 14. bölüm1.768 kelime
- 14 15. bölüm1.442 kelime
- 15 16. bölüm1.499 kelime
- 16 17. bölüm1.666 kelime
- 17 18. bölüm / Dönüm Noktası.1.514 kelime
- 18 19. bölüm1.681 kelime
- 19 20. Bölüm1.250 kelime
- 20 21. bölüm1.092 kelime
- 21 22. bölüm2.763 kelime
- 22 23. bölüm1.939 kelime
- 23 24. bölüm1.079 kelime
- 24 25. bölüm2.638 kelime
- 25 26. bölüm1.567 kelime
- 26 27. bölüm1.766 kelime
- 27 28. bölüm1.386 kelime
- 28 29. bölüm1.212 kelime
- 29 30. bölüm1.393 kelime
- 30 31. bölüm1.390 kelime
- 31 32. bölüm/Narin çiçek 🌸1.234 kelime
- 32 33. bölüm1.544 kelime
- 33 34. bölüm1.619 kelime
- 34 35. bölüm. Final.3.025 kelime
- 35 🌸141 kelime
- 36 ÖZEL BÖLÜM2.393 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Çünkü canımı epey bi sıkıyorsun..
Sabah 7 de askeriyeye gelmiş, 2 gündür gözüme uyku girmeden araştırdığım adam hakkında bulduğum şeyleri not alıyordum.
Evet bugün erken gelmiştim çünkü yine uyuyamamıştım. Dün ne oldu dersiniz? Dün Kerem Kartal ile ettiğim tek taraflı muhabbetten sonra Ece'nin ziline dahi basmadan uzaklaşmıştım ordan.
Ben böyle şeylere gelemezdim. Bana bir kelime dahi etmeden tavır alınmasına, açıklama yapılmamasına, hatam var mı yok mu bilmeden görmezden gelinmeye takatim yoktu.
Saat 11'i gösterirken ayağa kalkıp giydiğim siyah eteğimi düzelttim. Ardından adama ait bulduğum bilgileri not aldığım dosyamı alıp odadan çıktım.
Yarbayla görüşmem lazımdı.
Koridorda gördüğüm askerin yanına yaklaşıp baş selamı verdim. 'Günaydın Hüsnü, yarbayım müsait mi?'
'Günaydın sayın savcım. Şuan kurt timiyle toplantı yapıyorlar. Acil mi? Acilse ileteyim?' dedi samimi sesiyle.
'Yok, pek acil değildi araştırmamı istediği adsm hakkında bilgi vereceketim. Sonra gelirim.' dedim tebessümle.
'Durun savcım, yarbayım için o adam fazlasıyla önemli. Haber vereyim en azından kendisine, burada bekleyin lütfen.' başımı salladım. Elimdeki dosyaya bir kere daha bakıp beklemeye başladım.
Kaan odadan çıkıp kapıyı aralık bıraktı. 'Sayın savcım, yarbayım sizi bekliyor. Buyurun.'
'Teşekkür ederim Hüsnü. Kolay gelsin.' diyerek içeriye girdim. İçeride yaklaşık 7 asker vardı. Aralarında Yavuz, Kerem ve tanıdığım bir kaç asker daha vardı. Demek Kurt timi sizdiniz.
'Yarbayım, günaydın. Kusura bakmayın toplantınızı bölmek istemezdim.' Yarbay gülümsedi.
'Otur kızım şöyle, bir şey içer misin?' eteğimi düzeltip oturdum.
'Teşekkür ederim Yarbayım, bir şey içmeyeceğim.' Dosyayı önüne bırakıp ellerimi kucağımda kavuşturdum.
'Araştırmamı istediğiniz adamla ilgili neredeyse pek çok şeyi öğrendim. Hepsini dosyaya harfi harfine yazdım. Bazı söylenenlerin fotoğraflarını buldum onları da çıkartıp dosyaya ekledim.' Yarbay yüzüme bakıp genişce gülümsedi. Ardından dosyaya dönüp incelemeye başladı.
'Komutanım, daha 2 gün oldu siz görev vereli. 2 günde bu kadar şeyi bulması, biraz garip değil mi? Bence daha sağlam birisinin araştırması çok daha iyi olur.' dedi arkadaki asker. Bu adam benimle koridorda konuşandı. İsmi neydi hatırlamıyordum ama bana sanki hainmişim gibi muamele yapması hoşuma gitmemişti.
'Görevimi yaparken nasıl bi titizlikle ve zamanla yarışarak çalıştığımı bilmiyorsunuz. Yerime başka birisinin araştırmasını söylemek sizin haddinizi aşar, eğer böyle bir şeye gerek olursa sizin değil, yarbayım ve üst kurulların dediklerini önemserim. Sizden ricam sadece kendi işinizi yapmanız. Başka insanların işine karışmak hoş değil. Zira başkalarının işine karışmak sizi işinizden edebilir.' yalandan gülümseyerek yarbaya döndüm.
'Kusura bakmayın yarbayım, tutamadım kendimi.' dedim mahçup sesimle. Yarbayım dosyadan başını kaldırıp askere baktı.
'Kürşat, benim yerime savcıdan cevabını aldığını düşünüyorum. Bir daha böyle bi hadsizlik yapma. Bir daha uyarmam.' dedi sert sesiyle Eren yarbay.
O an Yavuz'la göz göze geldim. Yavuz elini tamam dercesine kaldırıp 'Aferin sana' dedi sessizce. Ağzını okumuştum. Gülümseyip göz kırptım ardından önüme döndüm.
'Aferim sana Ecem kızım. En önemli bilgileri bile öğrenmişsin. Sözümü dinlemedin değil mi? Dinlenmedin hiç?' gülümsedim.
'Yarbayım, görevimi en hızlı şekilde yapmaya çalıştım. Hızlı ve dikkatli. Dinlenmedim, 2 gündür sadece 1 saat uyudum ama inanın asla yorgun hissetmiyorum. Benim için önemli olan uykum değil, bana verdiğiniz işi kısa sürede en iyi şekilde çözüp size bilgi getirmek. İşinize daha çok yarayacağını düşündüğüm bilgilerin yanına kırmızı kalemle çizgi attım. Umarım işinize yarar.' yarbay genişçe gülümsedi.
'Şimdi eve git ve dinlen kızım. Teşekkür ederim. Beni yanıltmadın, sana güveneceğimi biliyordum. Bugün güzelce dinlen, artık daha yoğun günler seni bekliyor olacak.' dedi gülümseyerek.
Ayağa kalkıp saçlarımı geriye attım. Baş selamı verdim nazikçe. 'Yarbayım, müsadeniz olursa köylüler için kurduğunuz çadırı ziyaret edebilir miyim?' çok alakasız bir soru sormuştum. Aklıma gelmişti ne yapayım. Ece'yi de dün ektiğim için epey bir kızmıştı. Gönlünü almam lazımdı.
'Bunun için izin istemene gerek yok kızım. Gidebilirsin. Dikkatli ol yeter.'
'Sağ olun yarbayım. Başka bir isteğiniz yoksa müsadenizi istiyorum.'
'Yok kızım, tekrardan teşekkür ederim. Emeklerine sağlık.' gülümseyip geriye adımladım.
'Her zaman yarbayım.' kapıdan çıkacağım sıra Kerem'e kısa bir bakış attım. Ne zaman ona baksam bana bakıyor oluyordu. Hızla önüme dönüp çıktım odadan.
Boynumu ovalayıp odama çıktım. Yorgun değilim diyordum ama oturduğum yerde uyuyabilirdim.
Odama çıkar çıkar etrafı toparlayıp kabanımı giydim. Perdemi indirip çantamı aldım. Ece'ye süpriz yapacaktım. Çadırda çalışıyordu ve eminim oda çok yorgundu.
Gördüğüm askerlere baş selamı verip arabama yürüdüm. Kendimi aşırı rahatlamış hissediyordum. Arabama binip çalıştırdım. Çalıştırıp hızla buraya yarım saat uzaklıkta olan kampa sürmeye başladım.
Son dakika aklıma gelen şeyle gördüğüm ilk pastanede durup kutu kutu fıstıklı baklava ve çocukları düşünüp çeşit çeşit ekler aldım. Parasını ödeyip tekrardan hızla arabaya bindim.
Geçen dakikalardan sonra kampa yakın bir yerde arabamı park ettim. Yarım saatlik yolu 1 saatte gelmiştim. Çantamı boynumdan geçirip çapraz taktım. Aldığım tatlıları da elime alıp arabadan indim. Kampın girişine geldiğimde askerlere selam verdim.
'Savcı Ecem Öztürk. Askeriyede yeni görev yapmaya başladım.' asker cümlemi yarıda kesip kapıyı açtı.
'Hoş geldiniz savcım, haberimiz vardı. Buyurun lütfen.' gülümseyip içeriye geçtim. Burası çok büyüktü. Etrafta koşturan çocuklar, dışarda oturun kadınlar ve çok sayıda asker. Kapıdaki askere döndüm.
'Doktor Ece Demir hangi çadırda?'
'Doktor hanım 27 numaralı çadırda savcım.' gülümsedim.
'Teşekkür ederim. İyi çalışmalar. ' Çadırların üzerinde yazan numaralara baka baka yürümeye başladım.
'ECEM!' sağımdan duyduğum sesle döndüm. Ece'yi görünce gülümsedim. Bir dakika bir dakika Kerem ve Yavuz buraya hangi ara gelmişlerdi? Oturmuş Ece ile çay içiyorlardı.
Ece ellerimi dolu görünce kendisi sıkıca sarıldı bana. 'Ece! Boğuluyorum!' Ece geriye çekilip omzuma vurdu.
'Amma nazlısınız sizde sayın savcım. Hemen söylenmeye başladınız. Aa böyle savcı mı olur?'
'Bunu bana seni öpmeyi unuttuğum için bana 3 gün nazlanan sen mi söylüyorsun? Yemezler doktor hanım.' Ece gülmeye başladı.
'Bişeyin altında kalsan olmaz zaten.'
'Elindekiler ne Ecem?' dedi Yavuz.
'Tatlı almıştım gelirken. Çocuklar ve buradaki herkes yesin diye. Kime vereceğimi bilemedim öyle elimde gezdiriyorum.' Yavuz tatlı kelimesini duyar duymaz fırladı ayağa.
'Ne tatlısı aldın?' dedi heyecanla. Ece alttan alttan gülüyordu.
'Fıstıklı baklava ve ekler aldım.'
'Fıstıklı baklava mı?!' Yavuz elimdeki poşetleri çekiştirmeye başladı. Ellerimi geriye çektim hızla.
'Napıyosun deli? Saldırma hemen.' Ece elimdeki poşetleri aldı.
'Ben bunları aşçı abiye vereyim dağıtsın herkese.' dedi Ece.
'Tamam balım iyi olur. Kapıdaki askerleri unutmasın.' dedim.
'Hemen kaynaşmışsın buradakilerle de.' dedi Yavuz.
'Sıcak kanlı herkes.' dedim etrafa bakarak. Yavuz yanağımı sıkıp Ece'nin peşinden gitti. Yandan Kerem'e bakıp başka tarafa yürümeye başladım ama bacaklarıma çarpan şeyle tiz bir çığlık çıktı dudaklarımdan.
'Of, özür dilerim.' dedi küçük, zeytin gözlü bir oğlan çocuğu. Dizlerimin üzerine çöktüm hızla.
Çocuğun sağına soluna baktım. 'Sen iyi misin? Bir yerin acımıyor değil mi? Biraz sert çarptın.' gülümsemeye başladı.
'Seni görünce acımı unuttum güzel abla.' dedi. Şaşkınca gülmeye başladım.
'O nasıl laf öyle küçük adam?' yanağını okşadım.
'Kerem abi, bu güzel abla kim?' yanımızda dikilen Kerem'e baktım.
'Ecem benim ismim. Sen kimsin peki?' dedim gülümseyerek.
'Benim adım Samet, 5 yaşındayım. Sen kaç yaşındasın abla?'
'Samet demek ha, ne güzel ismin var senin. Hem bende 25 yaşındayım.' Samet şaşırdı.
'Sen çok küçük duruyosun ama.. saçların gerçek sarı mı? Çok güzeller. Altın gibi parlıyo.. boyunda çok uzun boyun kaç abla?' gülmeye başladım.
'Küçükken saçlarım sarıymış sonradan açık kumrala dönmüş ama şuanki gördüğün saçım boya. Boyum da pek uzun değil aslında, 1,74 boyum.'
'Ecem abla çok uzunsun! Kerem abim 1,93 biliyor musun? Sen Kerem abimle tanıştın mı? Çok iyi birisi o.' heyecanlıydı.
'Kerem abini tanıyorum azıcık. Kerem abin çok uzun demi? Sende büyüyünce onun gibi uzun olacak mısın?'
'Evet! Kerem abime benziycem ben. Onun gibi yakışıklı ve kaslı olucam. Onun kasları da çok güzel biliyo musun? Karnında böyle küçük küçük bir sürü dikdörtgen var!' gülmeye başladım.
'Kerem abin ve ben o kadar samimi değiliz. O sadece arkadaşımın arkadaşı. O yüzden bilmiyorum.'
'Samet, abicim sen çadırına git hadi. Ecem ablanın işleri var.' Samet başını salladı. Yanağımı kocaman öpüp saçımı sevdi.
'Yine gel Ecem abla. Saçların yumuşacık yanağın da öyle! Ben çok sevdim seni. Görüşürüz.' gülümseyip saçlarını sevdim
'Gelicem söz. Kendine çok dikkat et küçük adam.' koşarak uzaklaştı. Tabi koştuğu esnada bana dönüp el sallamayı ihmal etmemişti. Gülümseyerek ayağa kalktım.
Yanımda varlığını görmezden geldiğim Kerem vardı hala. Ona bakmadan dönüp gidecektim ama kolumu kavrayan eli izin vermemişti.
'Siz askerlerde genetik mi bu kol kavrama olayı?' dedim asabi sesimle.
'Ne? Kim dokundu sana?' dedi, ela gözleri yeşil gözlerime öyle bakıyordu ki..
'Hesap mı soruyosun?'
'Evet. Kim kavradı kolunu? Kim sen müsade etmeden sana dokundu savcı?' sesindeki ton tüylerimi ürpertmişti.
'Bugün sabah toplantı odasında işime karışan asker vardı ya, adını hatırlamıyorum o.'
'Kürşat sana dokundu mu?'
'Evet, kolumu aynen bu şekilde kavradı ama ben ona sert çıkışınca bıraktı. Ne önemi var? Ne geçti eline bunu öğrenince? Kahramanlık yapıp onu bana yaklaşmamasını konusunda uyaracak mısın yoksa? Hah, ne komiksin.' Kerem sert bi nefes verip kolumu daha sıkı kavradı. Arkamızdaki çadıra hızla girip bana döndü.
'Ne yapıyosun?' dedim sert sesimle.
Kerem üzerime eğilip dikkatle bakmaya devam etti.
'Bana bak savcı, kahramanlık yapmaya niyetim yok. Sadece, askeriye ve özellikle devlet için önemli olan bi kadını korumak derdim.' gözlerim saniyelik Kerem'in kurumuş pembe dudaklarına kaydı. Ve o an aklımda bir anı canlandı.
-Kerem beni yavaşça yatağa yatırmıştı. Yüzüme doğru eğildiğinde onu öpmüştüm. O bana karşılık vermemişti ama ben dudaklarımı hareket ettirmiştim.. Sonrasında ise geriye çekilmişti.-
Hatırladığım tek şey bu kadardı. Onu öpmüştüm.
'O gece, seni öptüm.' Kerem şaşırmış şekilde gözlerime baktı. 'Seni öptüm, karşılık vermeden geriye çekildin. Bana bu yüzden mi böyle davranıyosun? Seni öptüğüm için mi yüzüme bakmıyosun, konuşmuyosun, 2 yabancıymışız gibi davranıyorsun?'
Kerem dudağını diliyle ıslatıp ensesini kaşıdı. İçimde bir şeyler hareket ediyordu. Kırgındım ama aynı zamanda heyecanlıydım. Onu öpmemden bu kadar rahatsız mı olmuştu?
'Savcı,' deyip duraksadı. 'Nasıl hatırladın?' sinirle güldüm.
'Sence sorun bu mu? Sence sorun hatırlamam mı? Her şeyi hatırlamıyorum ama öptüğümde nasıl geriye çekildiğini çok iyi hatırlıyorum.'
'Savcı, sesini alçalt. O an sadece panik oldum, o yüzden geriye çekildim ve içimde kötü bi his olduğu için sana öyle davrandım.'
'Bahsettiğin kötü his neymiş?' dedim sertçe.
'Bilmiyorum, hatırlamıyorum ama hissettiğim şeyler yüzünden öyle davrandım.' gülmeye başladım.
'Kaç gündür kafayı yediğimden haberin var mı senin? Senin tavırlarını düşünmekten uyuyamadım bile! İşime odaklanmakta zorlandım. Birde senin şu rahat hallerine bak!'
'Savcı, isteyerek yapmadım. Ne yapacağımı bilemedim. Ne hissedeceğimi bilemedim. O yüzden öyle davrandım san-' üniformasının yakasından tuttuğum gibi dudaklarına kapandım.
Zaman durmuştu. Tüm sesler durmuştu, kendimi bulutların üzerinde hissediyordum. Kalbim depar atarcasına hızla çarpıyordu.
Dudaklarımı hareket ettirmedim. Gözlerim kapalı tam 1 dakika 23 saniye öylece durdum. Kerem ne hareket etti ne de geriye çekildi. Sesli bir şekilde dudaklarından ayrılıp kulağına eğildim.
'Artık bugün bu öpücükten sonra ne yapman gerektiğini ve ne hissetmen gerektiğini daha iyi düşünürsün.'
