Ay Işığı kitap kapağı

28. bölüm / 36

Ay Işığı

28. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 28. bölüm

Dün gece Kerem eve gelmemişti. Sabah 6.30 da taksiye binmiş evime gitmiştim. Duş alıp üzerimi değiştirdiğim gibi askeriyeye gelmiştim. Saat şuan 13:47 idi.

Askerlere Kerem'i sorduğumda aşağı dinlenme odasında uyuduğunu söylemişlerdi. Gece 5 de gelmişler ve Kerem oturduğu yerde uyuya kalmıştı. Aynen böyle söylemişlerdi.

Ayağa kalkıp üzerimdeki kalem, acı kahve eteği düzelttim. Üzerine giydiğim krem gömleği de düzeltip odamdan çıktım. Koridorda sadece topuklu ayakkabılarımın sesi vardı. Kimse yoktu. Askeriye bugün fazla sakindi.

Nefes verip Eren yarbayın kapısını tıklattım. Gel demesiyle içeriye girdim. 'Komutanım, beni çağırmışsınız.' dedim. Gülümsedi.

'Kızım, kampa gidebilir misin?' dedi. Gülümsedim.

'Tabi giderim. Neden?' ayağa kalktı.

'Bugün oradaki insanlara yardım gelecek. Kıyafet, çocuklara oyuncak gibi gibi. Yardımcı olabilir misin?' başımla onayladım.

'Seve seve komutanım. Hemen mi gideyim?' dedim.

'Evet kızım, askerler bu sıralar fazla yoğun. Yardıma gittiler ama ben seninde orada olmanı istiyorum.' dedi gülümseyerek.

'Nasıl derseniz, o zaman şimdi çıkayım.' başıyla onayladı. 'Görüşürüz komutanım.' diyerek çıktım odadan. Heyecanla odama indim. Kampa gitmeyi seviyordum. Hem Ece oradaydı hemde orası öyle sıcak, öyle samimi geliyordu ki..

Çantamı alıp odamdan çıktım. Gözlüğümü düzeltip otoparka indim. Arabama bindiğim gibi kampa sürmeye başladım.

Bugün imam nikahımız kıyılacaktı aslında ama Kerem'den ses çıkmamıştı. Hala uyuyordu gerçi. Beyimiz uyandığında umarım hatırlardı bir şeyleri.

Kampa geldiğimde arabamı park edip indim. 2 tane kocaman kamyon vardı kapının önünde. Çocukların heyecanlı seslerini duyuyordum. Yanlarında durduğumda gülümsedim. Hepsi heyecanla oyuncak almayı bekliyordu.

'Ecem!' ileride eliyle gel yapan Ece'yi görmemle yanına ilerledim. 'Hoş geldin balım!' diyerek boynuma sarıldı.

'Hoş buldum bebeğim. Ne yapıyorsun?' dedim.

'Buradan izliyorum sadece. Sen ne yapıyorsun? Dün nasıl geçti?' dedi heyecanla.

'Çok güzeldi her şey. Tabi geceyi saymazsak.' dedim. Ece bana döndü.

'Kerem'i en şey zamanda mı aradılar yoksa?!' dedi Ece.

'Yanii, tam olarak sayılmaz ama gece başlamadan bitti. Neyse, ama mutluyum.' dedim gülerek. Ece gülerek omzuma vurdu.

'Kerem her an üzerine atlayabilir. Kaç zamandır sabır ediyor, her an her yerde olabilir.' demesiyle sırıttım.

'Ah bi vakti olsa. Neyse, sen anlat nasıl gidiyor evlilik?' gülümsedi.

'Çok güzel, şükür. Ecem, bir şey daha diyeceğim.' demesiyle hm'ladım.
'Hamileyim.'

'NE?!' hızla Ece'ye döndüm. Ece eliyle dudaklarımı kapattı.

'Sessiz ol! Herkes bize bakıyor. Evet, 1.5 aylık hamileyim.' heyecanla Ece'ye sarıldım.

'Ay! Çok mutluyum, çok!' Ece de sıkıca sarıldı bana.

'Kimseye söylemedik daha. Bir tek sen biliyorsun. Çok erken değil demi?' demesiyle geriye çekilip gözlerine baktım.

'Bu yüzden mi kimseye demiyorsun? Çok çabuk hamile kaldın derler diye?' başıyla onayladı. 'Ece, balım kimene? Kalabilirsin, istemişsindir olmuştur. Kimsenin ağzını açıp 2 kelime etmeye hakkı yok. Ha diyen olursa da ağzının payını vereceksin. Mutluluğunla mutlu olmaları gerekiyorken yorum yaparlarsa kimseyle muhatap olma. Anlaştık mı?' dedim. Gülümsedi.

'Ne güzel konuştun kız! Tamam, öyle yapıcam söz. Yavuz ilerde bizi izliyor, sana söylememi o şe etti birazda.' Başımı çevirip tee kaç metre ötede bize bakan Yavuz'a el salladım.

'Yavuz demese, bana da demeyecektin yani?' dedim.

'Öyle değil, burada böyle demeyecektim balım. Yoksa senden saklar mıyım hiç?' sırıttım.

'Ha şöyle, böyle konuş canımı ye.' güldü.

'O yüzden böyle uzaktan izliyorum sadece. Yavuz bir şey falan olur, birisi ansızın çarpar falan diye izin vermedi yardım etmeme.' sırıttım.

'Helal olsun Yavuz'a. En iyisini yapıyor. Dur ne anlatmayı unuttum! Dün akşam yemeğe giderken yolda bir kadını doğurttum.' Ece şaşkınca bana döndü.

'Ne? Nasıl oldu o? Yapabildin mi?' dedi. Kampta diğer tarafa yürürken anlatmaya başladım.

Geçen dakikalardan sonra Ece Yavuz'un yanına gitmiş, bense girdiğim çadırda bir şeyler yiyordum. Saat 4 olmuştu. Yardım kamyonları gitmişti. Yemek saati gelmişti.

'Her yerde seni arıyorum.' diyerek arkamdan çadıra giren Kerem'e baktım. Ağzımdaki yemeği yutup ayağa kalktım. Tam önümde durduğunda dudağımın kenarını sildi parmağıyla. Ardından parmağını yaladı.

'Ne zaman geldin?' dedim. Ellerini belime koydu.

'Biraz önce. Sen erken gelmişsin baya. Hiç haber de vermedin.' demesiyle göz devirdim.

'Uyuyordun.' dedim. Gülmeye başladı.

'Dün gece, gelmediğim için sinirli misin sen?' dedi.

'Hayır.' diyerek yeniden sandalyeye oturdum. Yemeğimi yemeye devam ettim. Kerem yanıma oturup beni izlemeye başladı.

'Çok geç döndük güzelim. Oturur oturmaz uyuya kalmışım. Yoksa, gelmemezlik yapar mıyım? Hemde sen beni bekliyorken?' kaşığı bırakıp sandalyemi Kerem'e çevirdim.

'Biliyorum, öylesine trip atmak istemiştim. Günlerdir o anı bekliyorum, gelmediğin için bozuldum ama mecbur işin gereği yapacak bir şey yok.' sırıtıp elini bacağıma attı.

'Deliriyorsun değil mi?' dedi sessizce. 'Beni her gördüğünde, her sana böyle temas ettiğimde benimle sevişmek için deliriyorsun. Her dokunuşum da daha fazlasını istiyorsun, daha derinlere dokunmamı istiyorsun.' yanağını kavradığım gibi dudaklarımızı birleştirdim. Kerem bir elini yanağıma diğer elini saçlarımı atıp dillerimizi buluşturdu.

Yavaşça dudaklarından ayrılıp alnımı alnına yasladım. 'Söylediğin her şey doğru. Çok özledim seni. Yıllardır kimseye ne dokundum ne bedenime dokunmalarına izin verdim. Hep seni bekledim. Ne zaman istesem kendi işimi kendim hallettim. Çok özledim Kerem, tahmin edemeyeceğin kadar çok hemde.' dedim sessizce dudaklarına doğru. Kerem sert bir nefes verdi.

'Biliyorum hissettiğin şeyleri. Aynılarını hatta belki daha fazlasını bende hissediyorum. Bende istiyorum. Şimdi şurada, şu sedyeye yaslayıp deliler gibi sikmek istiyorum seni. Ellerin yüzümde, saçlarımda, sırtımda, kollarımda gezinsin istiyorum. Altımda zevkten kıvranmanı yeniden görmek istiyorum güzelim.' dudağımı yaladım. Biraz daha böyle konuşmaya devam ederse şurada üzerine atlayacaktım.

'Sus, sus nolur.' dedim ellerim yanaklarındayken. Kerem sırıtıp bir elimi eliyle kavrayıp erkekliğine götürdü. Heyecandan nefesim teklerken vücudum kasılıyordu.

'Bak, her zamankinden çok daha sert. Ne zamandan beri kendimi tuttuğumu tahmin bile edemezsin güzelim. O yüzden, sana söz veriyorum bu gece telafi edicem. Bu gece uyuma, bekle beni.' dudağıma öpücük bırakıp ayağa kalktığı gibi çadırdan çıktı. Arkasından sırıtarak bakarken başımı iki yana salladım hızla. Deliydi bu adam. Bekleyecektim, ama eğer yine gelmezse işte o zaman canına okurdum.

-Aynı günün akşamı.

Eve yarım saat önce girmiş, kendimi hızla duşa atmıştım. Kerem gelmeden hazırlanmak istemiştim. Duştan çıktıktan sonra bornozumla giyinme odama ilerledim.

Vücuduma nemlendirici sürüp birde üstüne güzel bir parfüm sıktım. Üzerimdeki bornozu kenara bırakıp aynanın karşısında çıplak vücuduma baktım. Biraz zayıflamıştım ama çirkin durmuyordu sanki. Göğsümdeki dikiş izi kendini belli ediyordu ama artık umrumda değildi. Geçip gitmişti o günler. Geçmişi hatırlatıp kendimi yormanın, üzmenin bir anlamı yoktu artık.

Dolabımdan siyah dantelli jartiyer takımı alıp giydim. Bunu yeni almıştım. Kerem için. Islak saçlarımı da tarayıp kuruttuktan sonra yüzüme hafif bir makyaj yaptım.

Bir kere daha aynadan kendimi süzdüm. İyi duruyordum. Üzerime siyah saten sabahlığı giyip aşağıya indim. Saat 11 olmuştu bile. Evdeki loş ışıkları açıp mutfağa geçtim.

Duşa girmeden önce yaptığım sandviçi yiyip bir bardak viski doldurdum kendime. Salona ilerlerken çalan kapı ziliyle elimdeki viskiyi salondaki sehpanın üzerine bırakıp kapıya yöneldim hızla.

Gelen Kerem'di. Nefes verip kapıyı açtım. Kerem elindeki kıpkırmızı güllerle gülümseyerek bana bakıyordu. Aynı şekilde karşılık verip elindeki gülleri aldım.

'İçeri gir bebeğim.' dedim gülleri vitrine bırakırken. Kerem kapıyı kapattığı gibi dudaklarımızı birleştirdi. Ellerimi yanaklarına koyup karşılık vermeye başladım. Belimden sıkıca kavramış, dikkatli adımlarla salona ilerliyordu.

Sehpanın üzerindeki viski bardağını alıp oturdu. Beni de kucağına oturttu. 'Devam et içkini içmeye, bol bol vaktimiz var sonuçta.' dedi sırıtırken. Elindeki bardağı aldım.

'Sana da getirmemi ister misin?' dedim.

'Sen iç, ben senin ağzından içeceğim.' cümlesiyle vüducum kasılırken viskiden bir yudum aldım. 'Yutma.' yutmadım. Kerem boynumu kavrayıp dudaklarıma kapandı. Ağzımdaki viskiden kendi ağzına da bulaşmasını sağlamıştı. Diliyle dudağımı yalayıp geriye çekildi.

'Amma güzelmiş tadı, bir daha içme hakkım var mı?' demesiyle kıkırdadım. Viskiden koca bir yudum daha alıp tuttum ağzımda. Kerem yeniden aynısını yapıp belimden tuttuğu gibi kendine daha çok bastırdı.

'Farklı bir tat var bunda. Sarhoş edici, mayhoş. Dilini çıkart.' her ne derse ikiletmeden yapıyordum. Elimdeki viski bardağını koltuğun üzerine bırakıp dilimi dışarıya çıkarttım. Kerem bir yandan yanağımı okşarken dilimi emmeye başladı. Tırnaklarımı omzuna geçirip kendimi Kerem'e daha çok bastırdım.

Sırıtarak geri çekildiğinde hızla beni kucağına alıp yukarıya çıkmaya başladı. Odama girdiğinde kırmızı ışıkları açıp beni yere bıraktı. Belimden tutup yavaşça bedenimi diğer tarafa çevirdi. Ona sırtımı dönmüştüm. Arkadan ellerini belime atıp üzerimdeki sabahlığın ipini çözdü. Yavaşça çıkartıp yere bıraktı.

'Çok güzelsin. Benim için bu şekilde hazırlandığını görmek.. Deli ediyorsun beni.' omzumu öptü. Gözlerimi kapatıp nefesimi tuttum. Omzumdan yavaş yavaş aşağıya inmeye başladı. Belime, belimden kalçama indi. Elleriyle bacaklarımı kavrayıp kalçamın açıkta kalan yerlerine sulu öpücükler bıraktı. İnleyerek başımı geriye attım. Delirtiyordu beni.

Yavaşça bacağımdan tutarak kendine dönmemi sağladı. Bana öyle aşağıdan baktıkça daha çok istiyordum Kerem'i.
İki dizinin üstünde yükselerek iç çamaşırının üzerinden vajinamı öptü. İnleyerek elimle omzundan destek aldım.

Sırıtarak ayağa kalktı. 'Hoşuna mı gitti?' dedi dudaklarıma fısıltıyla. Başımla onayladım.

Yıllar sonra yeniden tenlerimiz buluşmuştu. Ne kadar çok özlediğimi şimdi bir kere daha anlıyordum. Oda aynı şeyleri hissediyordu biliyordum. Her şeyi artık geride bırakmıştık ikimizde. Hatta hepimiz. Yavuz, Ece de dahil. Onlar da benimle beraber fazlasıyla yıpranmıştı ama şimdi herkes mutluydu. Herkes eskisinden daha iyi, mutlu ve huzurluydu.

Tek dileğim, her şeyin böyle güzel ilerlemesiydi.