5. bölüm / 36
Ay Işığı5. bölüm
Bölümler 36Şu an: 5. bölüm
- 1 1. bölüm1.147 kelime
- 2 2. bölüm1.800 kelime
- 3 3. bölüm1.554 kelime
- 4 4. bölüm1.099 kelime
- 5 5. bölüm1.478 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. bölüm1.664 kelime
- 7 7. bölüm2.128 kelime
- 8 8. bölüm1.701 kelime
- 9 9. bölüm3.421 kelime
- 10 11. bölüm1.526 kelime
- 11 12. bölüm1.774 kelime
- 12 13. bölüm906 kelime
- 13 14. bölüm1.768 kelime
- 14 15. bölüm1.442 kelime
- 15 16. bölüm1.499 kelime
- 16 17. bölüm1.666 kelime
- 17 18. bölüm / Dönüm Noktası.1.514 kelime
- 18 19. bölüm1.681 kelime
- 19 20. Bölüm1.250 kelime
- 20 21. bölüm1.092 kelime
- 21 22. bölüm2.763 kelime
- 22 23. bölüm1.939 kelime
- 23 24. bölüm1.079 kelime
- 24 25. bölüm2.638 kelime
- 25 26. bölüm1.567 kelime
- 26 27. bölüm1.766 kelime
- 27 28. bölüm1.386 kelime
- 28 29. bölüm1.212 kelime
- 29 30. bölüm1.393 kelime
- 30 31. bölüm1.390 kelime
- 31 32. bölüm/Narin çiçek 🌸1.234 kelime
- 32 33. bölüm1.544 kelime
- 33 34. bölüm1.619 kelime
- 34 35. bölüm. Final.3.025 kelime
- 35 🌸141 kelime
- 36 ÖZEL BÖLÜM2.393 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ecem'in gözünden devam ediyoruz.
Çalan alarmla gözlerimi ağır ağır açtım. Ağrıyan başımı ovup kalktım yataktan. Saat 6:14 geçiyordu. Sessizce odadan çıktım. Ece'nin evindeydim. Dün gece neler olmuştu?
Banyoya girip hızlı bir duş aldım. Ece'nin evinde yabancılık çekmiyordum. Hızlı kısa bir duşun ardından giyinme odasına gittim. Hava bugün epey kapalıydı. Yağmur yağacaktı sanırsam.
Altıma koyu gri palazzo pantolon giyip içime beyaz ince body giydim. Üzerine ise pantolondan bir tık açık gri kazak giyip önünü pantolonun içine sıkıştırdım. Islak saçlarımı düzgün bir şekilde ördüm. Perçemlerimi önden güzelce çıkartıp son kez kendime baktım. Güzelsin güzel.
Kaldığım odaya geçip çantamdan aldığım gözlüğümü taktım. Uzağı göremiyordum pek bu gözlüklerimi takmayınca da başım ağrıyordu.
Ece'yi uyandırmadan mutfağa inmeye başladım. Salon da yatan beyler dikkatimi çekince o tarafa yöneldim. Yavuz büyük koltukta, Kerem ise tekli koltukla başını geriye yaslamış şekilde uyuyordu. Gülümsedim.
Kapılarını yavaşça kapatıp mutfağa geçtim. Hızla kendime bir kahve yapıp kahvaltıyı hazırlamaya başladım.
Bir yandan patates kızatıyordum, bir yandan menemen yapıyordum. Kaynayan çayı da demleyip yavaştan sofrayı kurmaya başladım. Başım öyle ağrıyordu ki.. yatmak istiyordum aslında ama kahvaltı hazırlamak zorundaymış gibi hissediyordum kendimi.
Sofra tamamen hazır olduğunda çayları doldurmadan bizimkileri uyandırmaya gittim. Salona hızla girdim. 'KOĞUŞ KALK!' sesimin çıktığı kadar bağırdım. Kerem olduğu yerden hızla ayağa kalkarken bu haline gülmeden edememiştim.
Yavuz ise uzandığı yerden bana bakıyordu.
'Hadi, kahvaltı hazır. Elinizi, yüzünüzü yıkayıp geçin mutfağa.' dedim tebessümle.
'Dün gece sarhoş olan, deli gibi içmiş olan sen değilmişsin gibi bir de erkenden kalkıp kahvaltı mı hazırladın?' dedi Yavuz. Sırıttım.
'Ne olursa olsun sabah 6 da ayakta olurum ben. Hadi, oyalanmayın soğumasın yemekler.' dedim.
'Valla her seferinde şaşırtıyosun bizi sarı. Ece'yi ben kaldırırım, siz geçin mutfağa. ' başımı sallayıp mutfağa adımladım. Sofraya oturup telefonuma gelen maillere bakmaya başladım. Yarbayımdan mesaj vardı. Bana bir dosya göndermiş, uyandığında ara beni yazmıştı. Sabah 5 de atılmıştı mesaj.
Boğazımı temizleyip yarbayı aradım. Hemen açmıştı. 'Günaydın yarbayım, mesajınızı yeni gördüm, kusuruma bakmayın.' dedim.
'Sorun değil kızım, saat daha erkenmiş zaten.'
'Bir isteğiniz mi var benden? Sizi dinliyorum.' Mutfağa giren Kerem'le göz göze geldim. Ama dikkatimi ona vermeden telefonla konuşmaya odaklandım.
'Evet kızım, sana attığım dosyadaki adamı arıyoruz. Senden isteğim askeriyeye geçince onunla ilgili her şeyi öğrenmen. Bu adam fazlasıyla tehlikeli Ecem, devletimiz için pislik planları var. En kısa sürede bulmamız lazım. Sana güveniyorum. ' dedi tok sesiyle.
'Anlaşıldı yarbayım. İlk işim bu adamı bulmak, içiniz rahat olsun halledeceğim.' dedim net sesimle. Yarbayım güldü.
'Biliyorum, sana güveniyorum.'
'Sağ olun yarbayım.'
'Görüşürüz o zaman kızım. Dikkat et kendine.' dedi samimi sesiyle.
'Sizde yarbayım, görüşmek üzere.' diyerek kapattım telefonu.
'Ne olmuş Ecem?' diyen Yavuz'a baktım. Bir yandan çaylarımızı dolduruyor diğer yandan bana bakıyordu.
'Yarbayım bi kansızı bulmamı istedi. Onun hakkında konuşuyorduk.' Yavuz çayı ocağa bırakıp oturdu.
'Şu giden savcının gitme sebebi olan adam kesin.' dedi.
'Gitme sebebi mi? Neden? Kim bu herif?' Yavuz Kerem'e baktı.
'Tehlikeli birisi. Korkmuştu o adamdan, o yüzden dosyaya bakmak istemediğini söyledi. Eren yarbayım da üstüyle konuşup çıkışını vermişti.' dedi Kerem.
'Bu nedense bana pek inandırıcı gelmedi. Ben bu işin aslını öğrenirim. Şimdi müsadenizle gitmem gerek.' diyerek kalktım sofradan.
'Balım bi şey yemedin ki.' dedi Ece. Ece'ye yumuşak bi öpücük verip saçlarını okşadım.
'Aç hissetmiyorum. Afiyet olsun size.' diyerek çıktım mutfaktan. Çantamı almalıydım. Odaya girip kabanımı ve çantamı aldım. Kapıya yaslanmış, beni izleyen Kerem'i görünce yerimde sıçrasam da belli etmemeye çalıştım.
'Araban barın önünde. Oraya bırakayım seni, ordan geçersin askeriyeye.' başımı salladım.
'Tamam, teşekkür ederim.' çıkmak için yeltendiğimde kolumdan tuttu. Bedenimi kapıya yaslayıp gözlerime baktı.
'Dün gece olanları hatırlıyor musun?' dedi soğuk sesiyle. Ne olmuştu dün gece?
'Hayır, kötü bişey mi yaptım?' Kerem sadece gözlerime baktı. Nefes verip geriye çekildi.
'Gidelim.' arkasını dönüp merdivenleri inmeye başladı. Neydi bu tavırları?
Nefes verdim aşağıa indim peşinden. Ece'ye kapıdan öpücük atıp evden çıktım. Kerem'in o göze görkem arabasına binip kemerimi bağladım.
İkimizden de çıt çıkmıyordu. Ne o bir kelam ediyordu ne ben. Aslında o bir adım atsa ben konuşacaktım ama onda tık yoktu.
Elim yavaşça radyoya gitti. Rastgele bir kanal açıp geriye yaslandım. Güzel, sevdiğim bir şarkı çalıyordu.
Gülsen de ağlasan da neye yarar?
Asırlardır yakan mevzular
Sessizce şarkıyı mırıldanmaya başladım. Yüzümde güzel bi gülümseme vardı. Bu şarkı ısıtmıştı içimi.
Adam inat, kadın çok inat
Keçiler de kaçacak doğal olarak
Aşk, inadına aşk
Her şeye rağmen,herkese rağmen
İnadına aşk.
Nakarat bitince susup dışarıyı izlemeye başladım.
'Bugün hava çok güzel değil mi? Kasvetli, gri, soğuk.' dedim Kerem'e bakarak. Kerem dirseğini cama yaslamış ve elini dudağına koymuştu. Beni duymuş gibi durmuyordu.
Madem o konuşmuyordu, bende konuşmayacaktım. Kendisi bilirdi. Barın önünde durduğunda çantamı alıp kapıyı açtım.
'Sağol, zahmet verdim.' bişey demesini beklemeden -ki diyeceğini sanmıyordum- aşağıya inip kapıyı kapattım. Çantamdan arabamın anahtarını alıp bindim. Hala gitmemişti gıcık.
Aynadan son kez arabasına bakıp son gaz uzaklaştım ondan. Dün yanlış bişey mi demiştim? Alınacağı bişey mi söylemiştim? Çalan telefonumla tüm dikkatim dağılırken ekranda babam yazısını görünce boğazımı temizleyip açtım.
'Efendim babacım?' dedim samimi sesimle.
'Kızım, nasılsın? Hiç aramadın, haberdar etmedin beni.' gülümsedim.
'İyiyim baba, askeriyeye alışma, işler, ekstra ev işleri derken çok vaktim olmadı.'
'Kızım, yorma bu kadar kendini. Vitamin ilaçlarını içiyor musun?' duraksadım.
'İçiyorum baba.'
'Sakın bana yalan söylemeye kalkma. Vitaminleri iç, ihtiyacın var kızım. İhmal etme kendini tamam mı?'
'Tamam baba, söz düzenli içicem. Sen napıyosun?' askeriyeye girmiştim bir yandan.
'Üzerimi giyiniyorum, bugün önemli bi toplantım var kızım. Sana fotoğraf atarım, beğenmediğin bişey olursa söyle.' kıkırdadım.
'Babaa, amma süslüsün ha. Cici annem falan mı var yoksa?' dedim gülerek. Arabamı park edip indim. Askeriyeye doğru yürümeye başladım.
'Kız allah korusun de. Yok cici anne falan. Kapat hadi sıpa. Sabah sabah uğraşma benimle.' güldüm.
'Tamam tamam hadi kapatıyorum. Var mı bir isteğin?'
'Canına dikkat etmen güzel kızım. Birde atacağım fotoğrafa bak.'
'Tamam babacım, öpüyorum dikkat et.'
'Bende öpüyorum kızım, Allah'a emanetsin.' gülümseyip telefonu kapattım. Hızlanıp odama adımladım. Odama girer girmez kabanımı asıp masamın başına oturdum.
Yarbayımın söylediği adamı araştırmaya hemen başlamam lazımdı. Dosyayı açtığım da telefonuma gelen bildirime tıkladım. Babam resim atmıştı. Gülüp mükkemmel gözüktüğünü yazıp telefonu kenara bıraktım.
Gözlüğümü tam oturtup adamı araştırmaya başladım. Hakkında çıkan haberleri okumaya başladım. Büyük bir iş adamıydı. Hakkında hem iyi hemde fazlasıyla kötü haber vardı.
'Hakan Güven yer altı dünyası'
'Hakan Güven vahşi cinayet'
'Hakan Güven Türk'ler hakkında söylediği utanç verici sözler'
Bu haberler gibi daha çok şey vardı. Hepsinin kanıtı vardı. Kimisi videolu, kimi fotoğraflıydı. Daha çok araştırmaya başladım. Bugün bulacaktım bu piçin neyin nesi olduğunu.
Akşam..
Saat akşam 10'u gösteriyordu. Sabahtan beri tek yaptığım kahve içip adamı araştırmak olmuştu. Yemek bile yememiştim bugün. Adam hakkında pek çok şeyi öğrenmiştim ama tam istediğimi bulamamıştım.
Geriye doğru yaslanıp gözlüğümü çıkardım. Alnımı ovup oturduğum yerden kalktım. Masamı toparlayıp kabanımı giydim. Gözlüğümü tekrardan takıp odadan çıktım. Oturmaktan topuklu ayakkabılardan ayaklarım bile ağrımıştı.
'Savcı, iyi akşamlar.' konuşan adam Yavuz'ların masasında yemek yiyen komutanlardan birisiydi.
'İyi akşamlar.' diyerek yürümeye devam ettim. Kolumu tutan elle hızla arkama döndüm. 'Ne yapıyorsunuz? Başkasına müsade almadan dokunamazsınız. Elinizi çekin.' sert çıkışımı beklemiyor gibi bi hali vardı. Elini yavaşça çekip gözlerime baktı.
'Kusura bakmayın, boş bulundum.'
'Bir daha boş bulunmayın mümkünse. İyi akşamlar.' bişey demesini beklemeden hızla uzaklaştım yanından.
Tuttuğumu kolumu elimde silip nefes verdim. Kim bilir o elleriyle nerelere dokunmuştu.
'Savcım.' diyen yarbayıma döndüm. Tebessüm ettim.
'İyi akşamlar yarbayım.' elini omzuma koydu.
'Sabahtan beri sana söylediğim adamı araştırıyorsun, gözlerin kanlanmış. Sakın bir daha bu saate kadar yorma kendini. Yemekte yememişsin bugün. Aşçı söyledi. Bu kadar yüklenme kendine kızım.' gülümsedim.
'Haklısınız yarbayım, ama buna alışsanız iyi edersiniz. Ben her zaman böyleyimdir.'
Omzumu sıvazladı.
'Yorma kendini kızım. Şimdi git güzelce dinlen. İyi akşamlar. ' tebessümle baş selamı verdim.
'İyi akşamlar yarbayım.' arkasını dönüp uzaklaşınca hızla arabaya doğru yürüdüm. Üşümüştüm.
Arabamı çalıştırıp hızla evimin yolunu tuttum. Omuzlarım ağrıyordu. Kemiklerim batıyordu sanki. Bu saatte bu trafik hiç çekilecek gibi değildi gerçekten. Çalan telefonumu alıp açtım.
'Efendim balım?'
'Neredesin savcı hanım ya?' dedi Ece neşeli sesiyle.
'Trafikteyim, sen nerdesin?'
'Ne trafiği? Neredeydin?'
'Ece, beni sorguya mı çekiyosun sen?' Kıkırdadık ikimizde. 'İşten çıktım, eve gidiyorum doktor hanım.'
'Ecem saat 11.00? Sen bu saatte yeni mi çıktın işten? Bana gel direkt. Karnın açtır, yahni pilav pişirdim. Yersin burda.' şu anne ruhu.. beni bitiyordu.
'Tamam tamam, çok konuştun kapat hadi geliyorum. Bişey istiyo musun?'
'Yok, hızlı gel haydi.' nefes verdim.
'Ne yapayım Ece? Arabayı sırtıma alıp uçayım mı?' Ece kahkaha atmaya başladı.
'Dalga geçme, öptüm hadi bay.' bişey dememe müsade etmeden kapattı telefonu. Gülüp yan koltuğa bıraktım.
Haksız mıydım ama? Arabayı alıp koşa koşa gidecek halim yoktu ya. Trafik akıcı hale gelince sol şeritte son sürat sürmeye başladım. Öyle açtım ki.. Anlatılmaz yaşanırdı.
Geçen dakikaların ardından Ece'nin evinin önünde durup indim arabadan. Oğlanlarda buradaydı. Arabalarını ileriye park etmişlerdi.
Saçımı düzeltip kapıdan girdim. Bahçede ışığın altında sigara içen Kerem'i görmemle durdum olduğum yerde.
'İyi akşamlar.' dedim tebessümle. Kerem başını çevirip bana baktı. Bişey demeden sadece başını salladı. Neydi bu tavırları? Nefes verip eve girmeden yanına adımladım.
'Bu tavırların ne? Selam vermemeler, selam almamalar, görmezden gelmeler, gördüğü yerde kaçmalar ve daha neler neler. Gerçekten neden böyle davrandığını bilmiyorum Kerem Kartal, ama buna daha fazla devam edeceksen karşıma çıkma. Bu tavrını benden uzakta sürdür. Çünkü, canımı epey bi sıkıyorsun.'
