Ay Işığı kitap kapağı

22. bölüm / 36

Ay Işığı

22. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 22. bölüm

●2 SENE SONRA..

-Yavuz'un gözünden.

Giydiğim krem gömleğin düğmelerini ilikledim. Altımdaki siyah kumaş pantolonu düzeltip siyah güneş gözlüklerimi taktım.

'Ece! Güzelim hazır mısın?' diye bağırdım evin içinde. Ece banyodan küpesini takarak çıktı.

'Hazırım bi'tanem.' dedi önümde dururken. Ellerimi beline doladım. Gülümsedim. Bebek mavisi bir elbise giymişti. Elbise giyince ayrı bir güzel oluyordu.

'Heyecanlı mısın?' dedim saçını okşarken. Başıyla onayladı.

'Yavuz yarın düğünümüz var! Nasıl heyecanlı olmam? Yıllardır bu anın hayaliyle yaşadım ben. Çok mutluyum, çok.' dudağına bir buse kondurdum.

'Biliyorum geç kaldım.' dedim. Geçtiğimiz 2 ay önce evlenme teklifi etmiştim Ece'ye. Uzatmadan düğün tarihini ayarlamıştık.

Ona aşıktım. Artık tamamen hayatımı ona adama vaktiydi. Eve geldiğimde boş bir ev beni karşılamayacaktı. Evde neşeli, güler yüzlü bir kadın olacaktı. Sıcacık bir yuva, beraber yenen yemekler, beraber içilen sıcacık çay beraber bir ömrü geçireceğim birisi vardı artık. Ece benim karım olmuştu. Ona doya doya karım diye hitap ediyordum artık.

İmam nikahımız geçen hafta kıyılmıştı. Sahil kenarında müstakil bir ev almıştım. Bir hafta içinde evimize yerleşmiştik. Daha henüz evimizde kalmıyorduk ama eşyalarımız burada olduğundan burada hazırlanıp işlerimizi halletmeye gidiyorduk.

Ece bu 1 haftadır Ecem'in evinde kalıyordu. Bense ablamın evinde kalıyordum. Ve evet 2 ablam 1 abim vardı. Ablalarım evliydi. Birisi Bursa da, diğeri burada oturuyordu. Abim de evliydi ve Ankara da oturuyordu. Hepsi düğünüm için buradalardı. Annem ve babam trabzondan gelmişti. Öyle neşeli, öyle coşkuluydu ki bu 1 hafta.

Tüm ailem, arkadaşlarım benimleydi. En mutlu olduğum günlerimdi. Evleniyordum.

Ece'nin yanağını öptüm yavaşça. 'Gidelim hadi. Ecem anamızı ağlatacak yoksa.' gülerek evimizden çıktık. Ece'nin kalan eşyalarını ve gelinliğini almaya gidiyorduk. Hepsi Ecem'in evindeydi. Sabahtan beri bizi bekliyordu.

Arabaya binip Ecem'in evinin yolunu tuttum. 'Kerem gelecek mi düğüne balım?' diyen Ece'ye baktım. Nefes verdim. Kerem..

'Gelmeyeceğim dedi. Ecem'i öyle yakından görürsem dayanamam dedi dün telefonda.'

'E zaten 2 yıldır kızı uzaktan takip ediyor Yavuz. Neden böyle yapıyor hala? Ecem'in perişan olduğunu gördü, içindeki acıyı hissetti neden hala devam ediyor buna?' nefes verdim.

'Bilmiyorum güzelim. Ne var kafasında anlamıyorum.' Kerem'in başından beri nerede olduğunu biz biliyorduk. Babası hapisten çıkınca Antalya'ya onun yanına gitmek zorunda kalmıştı. Gitmesi gerekmişti, Ecem'e söyleyebilirdi ama babasının geçmişini, olmayan ailesinin geçmişte yaptığı kötü şeyleri bilmesini istememişti. Bir erkek olarak onu anlıyordum. Haklıydı ama haksız olduğu yerlerde vardı. Ecem'in 2.5 yış boyunca neler yaşadığını, nasıl mahvolduğunu görmüştük. Kerem'in oraya gitme amacı aslında babasının bir daha pislik işlere bulaşmasını engellemekti amacı ama bazı sorunlar çıktı gelemiycem diyerek gelmemişti.

Bu 2 sene içerisinde Ecem'i her gün sormuştu bana. Dayanamayınca uzaktan izlemeye başlamıştı. Yanlış yapmıştı. Ecem öyle kin besliyordu ki Kerem'e, dışarıya bile yansıtıyordu bunu. Ecem bu 2 sene içinde fazlasıyla kilo vermişti. Geceleri uyuyamadığını, sürekli uyandığını söylemişti Ece. Tek yaşadığı iyi şey, Murat'la ikisi bu sürede biraz yakınlaşmışlardı.

'Ecem eğer bizim bildiğimizi öğrenirse bizimle konuşmayı keser Yavuz.' dedi Ece.

'Neden? İyi de Kerem'in zoruyla susuyoruz. Ben söylemek istemedim mi sanıyorsun? Onu gece ağlayarak uyandığını görünce, yediği yemeği kustuğunu duyunca, ne kadar üzüldüğünü hissettiğimde söylemek istedim. Ama olmaz Ece. Zaten bu saatten sonra Ecem için bir şey ifade etmez Kerem.' dedim. Evine az kalmıştı.

'Yavuz, Murat'la sık sık bir arada ama bilmiyorum sanki hala Kerem'i seviyor gibi hissediyorum. Murat'a bakarken gözleri gülmüyor gibi.. ne bileyim hala aklı Kerem'de gibi. Murat ona iyi geldi bu süreçte, ama bilmiyorum.' dedi Ece. Haklıydı. Murat ve Ecem mutlu duruyorlardı, sevgili değillerdi ama sık sık bir aradalardı. Belkide sevgililerdi ama bize söylemiyorlardı. Kerem'i hala seviyor muydu? Emin değildim.

'Her zaman söylerim, her şeyin hayırlısı olsun. Başka bir şey demeye lüzum yok. Bırakalım da Murat'la daha sık vakit geçirsin.'

Ecem'in evine geldiğimizde açık olan büyük demir kapıdan içeriye girdim. Biz geliyoruz diye açmıştı kesin. Arabayı park edip indik aşağıya.

Bahçesinin her yanına renkli renkli güzel çiçekler ekmişti. Ben seviyorum diye yeşil erik ağacı, Ece seviyor diye şeftali ağacı dikmişti. Bizi sevdiğini sözlü olarak söylemese bile bu yaptıkları bize yetiyordu.

Zile basıp beklemeye başladık. Kapıyı açınca omzunda temizlik bezi, başında yemeni bağlı olan Ecem'i görmeyi beklemiyorduk. Gülerek Ecem'e baktık ikimizde.

'Ay, geçin geçin. Evi dip köşe temizliyordum.' dedi. İçeriye girdik. Beraber salona geçtiğimizde Ecem omzundaki bezi sehpaya bıraktı. Ellerini ıslak mendille silip sıkıca sarıldı bize.

'Niye yoruyorsun kendini? Çağırsana bir kadın.' dedim otururken.

'Güvenmiyorum ben onlara. Hemde iyi geliyor temizlik yapmak bana.' dedi. Ece ve ikisi yan yana oturuyordu. 'Hem siz naptınız anlatın bakim! Heyecan var mı?' dedi gülümseyerek.

'Çok! Aşırı heyecanlıyım ben balım.' dedi Ece neşeli sesiyle. Ecem gülümsedi. Bir yanı buruktu, bir yanı mutluydu biliyordum. Evleniyoruz diye mutluydu ama Ece'nin her anına şahit olmak onu hüzünlendirip, mutlu ediyordu.

'Bende heyecanlıyım valla ne yalan söyleyim. Evleniyoruz neticede. Artık karı koca oluyor olmamız hayal gibi geliyor.' dedim. Ecem gülümsedi.

'Ay çok heyecanlı bu! Artık karından izinsiz gidemezsin bir yere!' dedi Ecem. Üçümüzde gülmüştük buna.

'E bir zahmet! Artık hanım sözü dinleyeceğim.' dedim gülümseyerek.

'Balım benim eşyaları verde biz gidelim. Seni tutmayalım hemde kuaföre provaya gideceğim daha.' dedi Ece. Ecem ayağa kalktı.

'Yavuz eşyaları hemen şu odada. Alıversene sana zahmet.' dedi Ecem çarprazda kalan odayı kastetmişti. Ayağa kalktım.

'Tabi hanım ağam! Alırım.' diyerek odaya girdim. 2 valizi, ve gelinliğin durduğu poşet midir nedir her neyse onu aldım.

'Ece, güzelim 2 tane poşet kaldı onları alır mısın sana zahmet?' diyerek dış kapıya yanaştım.

'Alırım bebeğim.' diyerek gitti odaya. Ecem kapıyı açıp çıkmama yardım etti. Arabanın arka kapısını da açıp yardımcı oldu.

'Unutma, Ece'yi gelinlikle ilk gördüğünde çok güzel olmuşsun de! Sakın unutma. Senden bunu duymayı bekleyecek çünkü.' dedi Ecem. Gülümseyerek baktım yüzüne.

'Tamam gı! Anam! Ecem 1 haftadır beynimi yedin.' dedim gülerek. Gülerek omzuma vurdu.

'Sus! Sizi düşünüyorum!' dedi. O sırada Ece yanımıza gelip poşetleri arabaya koydu. Ecemle sıkıca sarılıp vedalaştık.

'Yarın sabah erkenden yanında olurum.' dedi Ece'ye.

'Tamam bebeğim, haberleşiriz zaten. Unutma elbiseni, çantanı neyin varsa alda gel.' başıyla onayladı Ecem. Arabaya bindiğimizde el salladı gülümseyerek.

Gözleri dolu dolu el sallıyordu. Ece'nin evlenmesi mi onu duygulandırıyordu yoksa başka bir şeyler mi hissediyordu bilmiyordum ama üzülmesini istemiyordum. Kardeşimdi o benim. Kardeşim diyecek kadar sevdiğim bir arkadaşımdı. Dışarıya gülümsüyordu ama içinde neler kopuyordu, eski Ecem gibi hissediyor muydu bilmiyordum. En çokta buna öfkeliydim. Herşeyi içine ata ata sık sık hastalanmıştı.

Ecem'in gözünden..

Yavuz ve Ece'yi gönderdikten sonra cebimdeki kumandadan dış kapıyı kapattım. Nefes verip gökyüzündeki güneşe baktım.

'Hava çok güzel. Herkes mutlu, yakın arkadaşlarım yarın evleniyor. Daha ne olsun be!' gülümseyerek eve girdim.

Son salonunda tozunu alıp yukarı odama çıktım. Duşa girdim hızla. Sabahtan beri çamaşır suyunun içinde yüzüyordum!

Sıcak suyla güzel bir duş aldım. Bol keseyle vücudumu rahatlattım. Hem yarın düğünde cildimin güzel ve pürüzsüz durması gerekiyordu.

Duştan çıkınca saçımı kurulayarak giyinme odama geçtim. Siyah şort eteği giyip üzerime v yaka, kolsuz yeleği giydim. Dışarıya çıkacaktım o yüzden böyle hazırlanıyordum.

Saçlarımı hızla düzleştirip alttan sıkıca bağladım. Bordo çantamı da alıp gözüme güneş gözlüğümü taktım. Siyah topuklu ayakkabılarımı da giyip aşağıya indim.

Tam kapıyı açtığım sıra gördüğüm yüzle yerimde sıçradım. 'Murat?' dedim gözlüğümü tepeme takarken. Murat gülmeye başladı.

'Özür dilerim Ecem, korkutmak istemedim. Tam kapıyı çalacaktım açtın.' dedi. Güldüm.

'Ne yapıyorsun burada?' dedim.

'Seni görmeye gelmiştim. Birde bir isteğim olacaktı ama dışarıya çıkıyorsun sanırım.' dedi.

'Evet de sorun değil, iste bakayım. Hem istersen içeriye geçelim.' dedim.

'Yok yok, şey diyecektim. Yarın için takım elbise almam lazım. Beraber gitsek diyecektim.' dedi ensesini kaşıyordu. Sırıttım. Şapşaldı bu oğlan.

'Bende avmye gidecektim zaten. İyi ki gelmişsin, gidelim hadi.' dedim gülümseyerek. Murat'ın gözlerinin içi parlamıştı.

Kapıyı kilitleyip Murat'ın arabasına ilerledik. 'Sen ne yapacaktın avm de?' dedi arabaya bindiğimizde. Bir yandan yola odaklanmıştı.

'Ya aldığım çantayı pek beğenmedim ondan yenisine bakacaktım.' dedim. Murat başıyla onayladı.

'Yarın benim eşim olur musun?' demesiyle şaşırmıştım. Ne?

'Eşin mi?' dedim. Murat gülüyordu.

'Kavalyen olayım diyorum işte.' dedi. Güldüm.

'Öyle desene manyak! Olur, yanımda dağ gibi, yakışıklı bir adamla girerim içeriye.' dedim. Murat sırıtıyordu. Hoşuna gitmişti biliyordum.

'Hangi renk giyeceksin yarın?' dedi gözleri yoldayken.

'Bordo giyeceğim.' dedim. Murat gülümsedi.

'Yakışıyor.' dedi ağzının içinden. Avmye geldiğimizde arabayı park edip indik.

'Şimdi, sana ne alacağız?' dedim.

'Takım elbise, ayakkabı kemer falan işte.' dedi bir yandan mağazalara bakıyordu.

'Hmm tam takım alacağız.' başıyla onayladı. Gördüğüm takım elbise mağazasına soktum Murat'ı.

'Merhabalar efendim hoş geldiniz. Neye bakıyorsunuz?' diyerek yanımıza gelen adama baktık ikimizde.

'Siyah takım elbise bakacağız.' dedi Murat.

'Nişanınız mı var yoksa düğününüz mü?' dedi adam.

'Arkadaşlarımızın düğünü için.' dedim gülümseyerek. Adam aynı şekilde karşılık vererek bize takımları göstermeye başladı.

'Murat şu takım içine beyaz gömlekle sana çok yakışır. Bence dene bi.' dedim gördüğüm takımı gösterirken.

'Hanımefendi zevkiniz mükemmel. Beyefendinin omuzları geniş, boyu ise fazlasıyla uzun. Tam taşıyacağı bir takım elbise bu.' Murat gülümseyerek bans baktı.

'Eşimin istediği gibi olsun. Deneyeyim onu.' dedi. Eşimin mi? Dikkatle Murat'a baktım. Murat bana göz kırpıp adamın uzattığı takımı eline aldı. Kabine giyinmeye gidince koltuğa oturdum.

'Ben sizleri arkadaş sanmıştım, ne zaman beri berabersiniz?' diyerek karşıma oturan adama baktım.

'Uzun süredir.' dedim yalandan gülümseyerek. Bu adam bana yanaşmasın diye mi öyle söylemişti Murat?

'Ne iş yapıyor sevgiliniz?' dedi adam. Sanane be adam?

'Bitanem bir bakar mısın?!' kabinden bağıran Murat'la ayağa kalktım.

'Geliyorum!' diyerek adama döndüm. 'Bordo bereli kendisi.' dedim sırıtarak. Ardından Murat'ın giyindiği kabinin kapısı tıklattım.

'Murat? Ne oldu?' dedim sessizce. Murat kabin kapısını açıp kolumdan tuttuğu gibi içeriye çekti beni. Üzerini giyinmişti ama gömleğin düğmelerini daha iliklememişti.

'Zekisin savcı. Oyunuma ayak uydurduğun için teşekkürler. Şimdi de uydurmaya devam et.' dedi gömleğinin düğmelerini iliklerken.

'Murat!' dedim sessizce bağırmıştım. 'Ne yapıyorsun sen? Benim ne işim var kabinde?' dedim. Murat bana dönüp üzerime yürüdü. Küçücük kabinde köşeye sıkışmıştım. Murat kollarını iki yanımdan duvara yasladı.

'Ben giyinirken izle diye çağırdım. İyi yapmış mıyım?' dedi sırıtarak.

'Dalga geçmenin sırası mı?!' dedim. Murat parmağıyla dudağıma bastırdı.

'Çok sesin çıkıyor kızım, çok. Sessiz ol biraz. Adam sana yavşamasın diye eşim dedim. Şimdi de inansın diye kabinde benimlesin.' dedi. O kadar yakındı ki, bu beni hem heyecanlandıryor hemde sinirlendiriyordu. Aylar, yıllar sonra bi adam bana bu kadar yakındı. Belki de bu yüzden heyecanlanıyordum. Ama sinirim.. neden sinirleniyordum?

Murat kulağıma yaklaştı. 'Oyunu devam ettir, kendi iyiliğin için.' kulağımı gıdıklayan nefesi, değen soğuk dudaklarıyla Murat'ı hızla ittim. Sırıtan Murat'a baktım. Nefes verip çıktım kabinden.

Bir kaç dakika sonra takım elbiseyle çıktı Murat. Ne yalan söyleyim, gerçekten fazla iyi duruyordu. Çok yakışmıştı. Geniş omuzları, uzun bacakları, ideal kilosuyla mükemmel taşımıştı.

'Çok yakışmış.' dedim Murat'ı süzerken. Siyah saçlarını ahenkle geriye attı. Ardından göz kırptı. Gülerek başımı iki yana salladım.

'Çok yakışmış beyefendi. Siz nasıl buldunuz?' dedi adam.

'Karım beğendi, karım beğendiyse bana laf düşmez. Alıyorum. Birde size zahmet koyu bordo yaka mendili ayarlayabilir misiniz?' dedi adama. Murat'a baktım. K
Bordo yaka mendili? Ne yapıyordu bu deli? Benimle uyumlu mu giyiniyordu şimdi?

'Tabi efendim hemen ayarlıyorum. Siz çıkartın takımı, kasada detayları konuşalım.' diyerek bizden uzaklaştı adam.

'Demek karım ha?' dedim kollarımı göğsümde bağlarken. Murat sırıttı.

'Sana gerçekten öyle seslenmeyi isterdim.' bir şey dememi beklemeden kabine girdi. Sana gerçekten öyle seslenmeyi isterdim.. Murat neden bugün benimle alay eder gibiydi?

Nefes verip Murat için güzel bir kol düğmesi seçtim. Giymesi için siyah çorap alıp kasada beklemeye başladım. Takım gerçekten çok yakışmıştı.

Dakikalar sonra yanıma gelen Murat'a baktım. 'Kol düğmesi seçtim senin için. Birde çorap aldım.' dedim gülümseyerek. Murat'ta aynı şekilde gülümsedi. Elini belime atıp elindeki takım elbiseyi kıza uzattı.

Gözlerim belimdeki eline kaydı. Sıkıca tutuyordu. Arkamızdaki adamı görünce bilerek yaptığını anlamıştım. Nefes verip kıza döndüm.

Murat aldıklarının parasını ödeyince elimi kavradı. 'Kolay gelsin!' dedi bizimle ilgilenen adama. Adam teşekkür edince çıktık mağazadan. Murat hala elimi tutuyordu. Ses etmedim.

'Ben almayacağım bişey. Burada pek mağaza yok, hemde aldığım çanta güzeldi ya.' dedim. Murat bana baktı.

'Nasıl istiyorsan. Ne yapalım şimdi?' dedi gözlerime bakarak. Bir şeyler yapmak istiyordu.

'Yemek mi yesek?' dedim. Murat gülümsedi.

'Geçen gittiğimiz yere gidelim mi? Oranın balığını sevmiştin.' dedi. Gülümsedim.

'Gidelim hadi. Hem midye de yeriz.' dedim heyecanla. Murat gülümsedi.

'Yiyelim şapşal. Midyeyle bile mutlu olan birisin.' dedi.

'Evet, böyle küçük şeylerle mutlu olurum.' dedim. Murat tuttuğu elimi daha sıkı kavradı. Elimi hala tuttuğunu biliyordu. Bilerek tutuyordu.

Murat, bana karşı hislerin mi var?

Avmden çıkıp yemek yiyeceğimiz mekanın yolunu tuttuk. Gideceğimiz yer sahilin kenarındaydı. Bir kaç kere daha gitmiştik ve gerçekten yemekleri efsaneydi.

'Yarın kaçta alayım seni?' dedi Murat.

'Ece'nin yanına kuaföre gideceğim. Oradan alırsın olur mu? Haber veririm sana.' dedim. Başıyla onayladı.

'Nasıl dersen patron.' dedi. Sırıttım. Sohbetle geçen onca dakikadan sonra mekana gelmiştik. Hava kararmıştı bile. Arabadan inip içeriye girdik. Cam kenarında boş bulduğumuz masaya geçtik.

'Yazın ayrı güzel burası be!' dedi Murat camdan dışarıya bakıyordu. Gülümsedim.

'Favori mekanımız oldu burası.' dedim gülerek. Murat gözlerime bakıp gülümsedi.

'Seninle olduktan sonra her yer benim favorim Ecem.' dedi. Gülümsedim. 'Yanakların kızardı.' dedi Murat gülerek. Ellerimle yanaklarımı tuttum.

'Burası sıcak, ondandır.' dedim. Murat gülerek geriye yaslandı. Uzun zaman sonra bir erkeğin bana iltifat etmesi yüzünden kızarıyordum.

'Bana yalan söyleme savcı. Seni tanıyorum.' dedi.

'Beni tanıyorsun öyle mi?' dedim bende geriye yaslandım. Ellerimi göğsümde bağlayıp Murat'a baktım. Murat başıyla onayladı beni.

'Çayını şekersiz içiyorsun, filtre kahveye bayılıyorsun, genelde et ve sebze yiyorsun, şarkı söylemeyi, dans etmeyi ve piyano çalmayı seviyorsun. Utandığında kızarıyorsun, sinirlendiğin zaman alnındaki sol damarın belirginleşiyor, çalışırken, kitap okurken ses olmasından hoşlanmıyorsun. Çalışırken eğer hoşuna gitmeyen bir şey okursan gözlüğünü kaşların çatılmış halde orta parmağınla düzeltiyorsun. Ve en önemlisi çiçeklere bayılıyorsun.' Murat'ın söyledikleriyle şaşkınca ona öylece baktım. 'Tanıyor muyum seni?' dedi göz kırparken.

'Evet,' dedim duraksadım. 'Evet, çok iyi tanıyorsun. Et ve sebze sevdiğimi nasıl biliyorsun?' dedim.

'Her hafta çarşamba pazarına gidip oradan taze sebze alıyorsun. Kasaptan da kendine her hafta et ayırttırıyorsun.' dedi.

'Oha! Psikopat gibi beni mi takip ediyorsun? Hadi pazara beraber gittik ama ya kasap?' dedim yaslandığım yerden doğruldum.

'Yahu Ecem pazardan sonra kasaba da gittik ya. Orada adamla konuşurken duydum. Tövbe, sapık damgası yiycem yakında senin yüzünden.' gülmeye başladım.

'Beni güldürüyorsun deli çocuk.' dedim.

'O yüzden seninle bir araya gelmeyi seviyorum. Seni gülerken görmeyi seviyorum. Hep gül istiyorum.' dedi. Bu çocuk asla lafını esirgemiyordu. Kızarıyordum, heyecanlanıyordum ama içimde eksik bir şeyler vardı.

Siparişlerimiz gelince yemeye başladık. Yine çok güzeldi hepsi. Bol gülmeli, bol çekişmeli sohbet eşliğinde yedik yemeğimizi. Hep böyle oluyordu. Murat'la yediğim yemeğin tadını alıyordum.

'Yarın için çok heyecanlıyım. Yakın arkadaşım evleniyor, o kadar garip bir şey ki bu.' dedim geriye yaslanırken. Doymuştum.

'Heyecanlı olursun tabi, anlıyorum. Hem bende heyecanlıyım. Komutanım sonunda evleniyor.' gülmeye başladım.

'Evde kalmıştı bu yaşa kadar.' dedim. Murat güldü bir yandan hesabı istedi. 'Bu sefer ben ödeyim Murat.' dedim hızla. Murat ters bir bakış attı.

'Benim olduğum masada sen sadece keyifle yemeğini ye. Başka bir şey yapma.' sustum.

'Peki başkan.' dedim gülerek. Murat hesabı ödeyince yavaştan kalktık. 'Sahilde yürüyelim mi biraz?' dedim mekandan çıkarken.

'Bu nasıl soru? Sen istiyorsan yürürüz.' gülümsedim. Sahile doğru yürümeye başladık. Hava çok güzeldi bugün. 'Ecem,' dedi Murat. Murat'a bakarak yürümeye devam ettim.

'Hm?'

'Yok bir şey.' dedi. Koluna girip yüzüne doğru eğildim.

'Söylesene.'

'Yok, unuttum gitti.' üfledim. En gıcık olduğum şeydi cümlesini söylemeden yarıda kesenler.

'Küserim bak ha!' Murat güldü.

'Küsme, başka zaman söylerim.' dedi.

'Peki ne diyim.' dedim. Tribe girmiştim.
İlerde şarkı söyleyen çocuklar vardı.
'Ne güzel söylüyorlar baksana.' dedim. Murat gülümsedi.

'Gidelim mi bizde yanlarına?' başımla onayladım. Kalabalığın arasına bizde girdik. Genç 17-18 yaşında çocuklar söylüyorlardı. Birisi gitar, birisi darbuka çalıyordu. Murat'ın kolundan çıktım.

'Ne oldu?' dedi Murat. Gülümseyerek darbuka çalan çocuğun yanına geçtim. Kulağına çalması gerekeni söyleyip mikrofonu uzatan çocuğun elinden aldım.

Kalbimdeki tatlı sızı
Sensin bu gönlümün yazı
Bakışların öyle güzel
Öldürüyor beni nazın

Yanımdaki genç oğlan gülümseyerek bana eşlik etmeye başladı. Etraftaki insanlar şarkının ritmiyle oynuyordu.

Karda açan çiçek gibi
Çölde yağan yağmur gibi
Sevincimsin mutluluğumsun
Sana öyle hasretim ki

Gözlerim Murat'ı bulduğunda gülümseyerek bana baktığını, elindeki telefonla bir yandan beni çektiğini anlamıştım. Gülümseyip göz kırptım.

Gülüm benim gülüm benim
Derdim aşkım canım benim
Ayırmasın mevlam bizi
Budur inan tek dileğim

Nakaratı 2 kere söyledikten sonra mikrofonu diğer çocuğa uzattım. 'Teşekkür ederim çocuklar, müsade ettiğiniz için.' dedim.

'Abla, çok iyi söyledin be. Arada gel söyle böyle olur mu?' diyen oğlana gülümsedim.

'Yolum düştükçe inşallah.' çantamdan çıkarttığım nakit parayı 2'ye bölüp iki oğlanın eline sıkıştırdım.

'Abla, ne gerek vardı?' dedi.

'Şş, daha fazlasını hak ediyorsunuz. Kendinize iyi bakın.' diyerek yanlarından ayrıldım. Murat'ın yanına geçip gülümsedim. Murat yanağımdan bir makas aldı.

'Ne güzel söyledin. Ağzına sağlık. Herkes eğlendi sayende.' dedi gülümseyerek. Bende gülümsedim. Koluna girip yürümeye başladım.

'Şarkı söyleyen insanların arasına girip söylemeyi de çok seviyorum. Lise zamanından beri yaparım bunu. Neyse, gidelim hadi.' dedim. Biraz ilerlediğimizde Murat kolunu tuttuğum elimi kavradı. Karşımda durup gözlerime baktı.

'Ecem,' dedi. Gergin olduğunu titreyen elinden, sürekli dudağını yalamasından anlıyordum.

'Evet?' dedim gülümseyerek. 'Ne oldu?'

Murat yanağımı kavradığı gibi dudaklarıma kapandı. İki eli yanaklarımdaydı. İki yanımda havada kalmış ellerimle öylece kaldım. Beynim uyuşmuştu sanki. Murat dudaklarını hareket ettirdiğinde hızla ittim onu.

'Ne yapıyorsun?!' dedim geriye adımlarken. 'Murat, bir daha sakın, sakın rızam yokken bana dokunma. Sakın!' onu orada yıkılmış şekilde bırakıp arkamı döndüğüm gibi yürüdüm.

İstemiyordum. Kimsenin beni öpmesini istemiyordum. Yıllar sonra ilk defa bir başkası öpmüştü beni ama öyle tiksinmiştim ki az önce.. kimse beni öpsün, bana dokunsun istemiyordum. İşte tamda bu yüzden sinirleniyordum.

Ben hala vücudumda Kerem Kartal'ın izlerini, en son bıraktığı hatıraları, dokunuşları hatırlıyordum..