Ay Işığı kitap kapağı

12. bölüm / 36

Ay Işığı

12. bölüm

Vaveyla Yazarı: N.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 12. bölüm

-Aynı günün akşamı.

Saat 5'i gösterirken operasyonda giyeceğim üniformayı alıp giyinme odasına inmeye başladım.

Koridorda gördüğüm hazırlanmış Murat'a baktım. 'Murat!' dedim yanına adımlarken. Murat bana bakıp başıyla selam verdi.

'Efendim savcım?'

'Kerem komutanın nerede?' düşündü.

'Savcım duş alıyordur şuan komutanım. Her operasyon öncesi duş alır o.'

'Tamam Murat, sağol.' gülümseyerek ilerledi. Sen şimdi görürsün Kerem Kartal.

Aşağı kata inmeye başladım. Banyolar aşağı kattaydı. Hangisindeydi? Bir sürü banyo vardı burada? Sadece bir banyodan su sesi geliyordu. Etrafa bakıp yavaşça içeriye girdim. Bu erkeklerin kapı kilitleme huyu yok muydu?

Elimdeki üniformayı askıya asıp botları yere koydum. 2 tane duş alanı vardı. Perde ile kapalıydı ikiside. Sırıtıp suyun aktığı duşun perdesini açtım. Kerem arkası dönük şekilde saçlarını duruluyordu.

Aniden sırtımın soğuk fayansa sertçe çarpmasıyla inledim. Kerem şaşkınca bana bakmaya başladı.

'Ecem? Ben özür dilerim seni başka birisi sandım. Canın çok acıdı mı?' kollarımdan tutup sağıma soluma bakmaya başladı.

'Öküz müsün sen ya? İnsan bi kim diye bakar. Omzun çıktı herhalde.' bana doğru yaklaştı.

'Özür dilerim, gerçekten başkası sandım. Hem ne işin var burada?' sırıtıp gözlerine baktım. Böyle her yeri ıslakken de ayrı seksi duruyordu.

'Öylesine bakayım diye gelmiştim.'

'Burada yakalanabilirsin. Dikkat et.' fayansın dibinden devam ederek yavaşça diğer tarafa ilerledim. Fıskiyeyi diğer tarafa çevirip Kerem'e baktım. 'Duş mu alacaksın benimle burada?' dedi sırıtarak.

İntikam alacağım Kartal.

'Hayır.' diyerek dibinde durdum. Başımı kaldırıp gözlerine baktım. Bir elimi ensesine koyup dudaklarımızı birleştirdim. Öpüşmemiz derinleşirken diğer elimle penisini kavradım. Kerem kasılmıştı.

Elimle okşamaya başladım. Kerem belimi kavrayıp fayansa yasladı bedenimi. Hala deliler gibi öpüşüyorduk. Elimin altındaki erkekliği fazlasıyla sert bir hal alınca dudaklarımızı ayırdım. Kerem alnıma yaslanıp gözlerime baktı.

'Ne istiyorsun?' dedi fısıldayarak. Ne istiyorsun acaba sevişelim mi yoksa ağzınla mı boşaltacaksın sorusu muydu? Kerem azıcık benden uzaklaşınca sırtımı yasladığım fayanstan çekilip Kerem'i arkamda bıraktım.

'Aa, bir şey istiyor gibi bir halim mi vardı? Yanlış anlamışsın Kerem. Biraz işim var, akşam görüşürüz.' perdeyi açıp çıkacaktım ki Kerem bileğimi kavrayıp bedenimi bedenine yapıştırdı. Sırtım dönük şekilde Kerem'in göğsüne yaslanmıştım.

'Sen, sen çok fena bir kadınsın savcı. Beni mahvedip öylece gidecek misin?' dedi kulağıma.

'Bir kaç saat önce sende aynısını yaptın Kerem. Nasıl bir hismiş anlamış oldun.' Kerem nefes verdi. Kolunu kaldırıp fıskiyeyi bize doğru çevirdi.

'Savcı, çıldırtma beni.'

'Beni neden ıslatıyorsun?! Çok vaktimiz kalmadı hazırlanmamız lazım.' Kerem beni göğsüne daha sıkı çekti. Elini pantolonumun üzerinde vajinama atıp okşadı.

'Sen zaten biraz önce ıslanmıştın savcı, ben sadece biraz da başka yerlesin ıslansın istedim.' başımı geriye doğru omzuna bastırıp inledim. Kalçamda hissettiğim sert erkekliği ayrı zevk veriyordu.

'Bana diyorsun ama asıl sen çok fena bir adamsın.' dedim kulağına doğru. Kerem boynumu kavrayıp dudaklarımızı birleştirdi.

'Çok vaktimiz yok savcı, ne istiyorsun?' dedi kulağıma doğru. Hala başım omzundaydı. Kulak memesini yaladım.

'Seni içimde istiyorum.' cümlem biter bitmez yüz üstü fayansa yasladı beni. Penisini kalçama sürttü. Elini pantolonumun düğmesine atıp açtı. Pantolonumu ve iç çamaşırımı aşağıya indirdi. Tamamen çıkartıp kenara itti ayağıyla. Ben hala yüz üstü fayansa yaslıyken üzerimdeki yeleği ve gömleğine de çıkartıp kenara bıraktı. Ensemden sırtıma doğru öpmeye başladı. Sütyenimin kopçasını açıp onunda kenara attı.

Göğüs uçlarım soğuk fayansa değince tüylerim ürperdi. Kerem belimden tutup kendine çevirdi. Dudaklarıma öpücük bırakıp boynumdan göğüslerime, göğüslerimden karnıma öpücük bırakarak inmeye devam etti. En son dizlerinin üzerine çöküp bana baktı. Bacaklarımı okşayıp vajinamı öptü. Saçlarını kavrayıp kısık sesle inledim.

Kerem sol bacağımı omzuna aldı. Karnımdan ve bacağımdan sıkıca kavramıştı beni. İç bacaklarımı öpüp vajinamı da öptü bir kaç kere. Ardından diliyle bir kere yaladı. Tırnaklarımı omuzlarına geçirdim. Siktir, ne yapıyordu?

Dilini vajinama tamamen değdirip yalamaya başladı. Öyle hoşuma gidiyordu ki.. sessiz olmaya dikkat ederek inliyordum. Vücudum titriyordu ve Kerem'e daha çok bastırıyordum kendimi.

Kerem yavaşça ayağa kalkıp belimden kavradığı gibi kucağına aldı beni. Penisini deliğime ayarlayıp hızla içime girdi. İnleyerek kollarımı boynuna doladım. Başımı omzuna koyup orada inlemeye devam ettim. Kerem beni kucağında zıplatarak git gellerine devam ediyordu.

'Sabaha kadar sikmek istiyorum seni Ecem, sabahlara kadar, hiç durmadan, her pozisyonda.' dudaklarıma kapandı. Beni fayansa yaslayıp daha hızlı girip çıkmaya başladı.

'Bende istiyorum. Saatlerce altında kıvranmayı, beni sertçe sikmeni bende istiyorum.' sözlerim onu daha da hızlandırmıştı.

Bir anda içimden çıkıp karnıma doğru inleyerek boşaldı. Aynı anda boşalmıştık bugün. Başını boynuma koydu. Orada derin nefesler alıp vermeye başladı. Ardından beni yavaşça fayansa oturttu.

'Duş alıp çıkmam lazım. İlk ben alayım, sana iç çamaşırı getiricem, sende o ara alırsın duşunu.' başımı salladım. Fazlasıyla yorulmuştum. Kerem duşunu alırken onu izledim. Beyaz vücudu, kaslı kolları, kaslı göğüsleri ve karnındaki baklavalarla mükemmeldi. Vücudunda bazı izler vardı. Kurşun izi ve dikiş izleriydi.

Kerem suyu kapatıp bana baktı. 'Ben hemen giyinip çıkıcam. Sen duşunu al, havluyla iç çamaşırı getircem sana.' Elimden tutup ayağa kaldırdı. Gülümsüyordu. 'Askeriyede de sevişmedik demeyiz artık.' gülümsedim.

'Git hadi! Saat kaç oldu kim bilir.' Kerem beline havlu sarıp çıktı duştan. Saçımdaki tokayı bileğime takıp suyu açtım. Duşumu almaya başladım.

Geçen dakikaların ardından tamamen durulanıp arkamı döndüm. Kerem'den ses yoktu ama astığı temiz havluları görünce gülümsedim. Bırakıp çıkmıştı sanırsam.

Havlunun birini bedenime, diğerini saçıma sarıp çıktım duştan. Kerem yoktu. Lavabonun yanına fön makinası bırakmıştı. Gülümsedim. Saat kaçtı acaba? Asılı olan temiz sütyeni giydim. O sırada üniformanın cebindeki kağıdı gördüm. Elime aldım hızla.

'Sıkıca giyin, oraya bıraktığım içlikleri muhakkak giy. Saçlarını kurut ve hazır olunca helikopter sahasına gel. Daha vaktin var, ama biz orada olucaz.' gülümsedim. Kerem'in ince düşünceliği öldürüyordu beni.

Pansuman bantlarını güzelce yapıştırıp getirdiği yün taytı ve atleti giydim. Ardından vücudumu saran yünlü badiyi giydim. Gerçekten sıcacıktı. Üniformayı giymeden önce saçlarımı kurutmaya başladım. İyice kurutunca aşağıdan bağlayıp eski haline getirdim. Duş aldığım fark edilmemeliydi.

Üniformayı giyip düğmelerini ilikledim. Kendimi garip hissetmiştim bir an. Ayağıma kalın çorapları da giyip botları giydim. Banyodaki aynadan kendime baktım. Asker gibi duruyordum. Sırıttım. Ne güzel olmuştum! Banyodaki ıslak eşlayalarımı poşete koyup çıktım duştan.

Hızla odama adımladım. Koridordaki askerler gülümseyerek bakıyordu bana. İnşallah komik gözükmüyorumdur ama bedenime tamda olmuştu.

Odama çıkınca eşyalarımı dolaba koyup gözlüğümü taktım. Dudağıma nemlendirici sürüp son kez kendime baktım. Güzelsin Ecem!

Tıklanan kapıyla boğazımı temizledim. 'Gel!' dememle içeriye Yavuz girdi.

'Vay vay vay, anasını ne güzel olmuşsun kız sen! Ne güzel yakışmış.' güldüm.

'Emin misin?' başıyla onayladı. Telefonunu çıkarıp resmimi çekti aniden.

'Ece'ye atıcam, merak ediyordu seni. Hemde küstü sana ona göre. Haber vermemişsin kıza, tribe girdi.' dedi.

'Unuttum ben haber etmeyi! Gelince alırım gönlünü.' Yavuz masanın üzerindeki bilgisayar çantasını aldı.

'Duş mu aldın sen?' aniden sorduğu soruyla yüzüne baktım.

'Ne alaka?'

'Erkek şampuanı kokuyorsun.' sırıtmaya başladı. 'Hmm, Kerem de almıştı duş. Oda böyle kokuyordu aynı.' omzuna vurdum hızla.

'Sus Yavuz! Sapık mısın psikopat mısın ya?! Her boku bilmek iyi değil.' kahkaha atmaya başladı.

'Gidelim hadi seni bekliyor herkes.' telefonumu alıp odadan çıktık. Odanın kapısını kilitledim. Aşağıa inmeye başladık.

'Cidden asker gibi duruyorsun şuan. Kerem seni görünce büyülenecek.' sırıttım.

'Ee bir zahmet.'

'Silah atışı yapacaksın gitmeden önce. Ne olur ne olmaz diye yarbayım öğrensin dedi.' sırıttım.

'Tamam, sorun yok.' helikoptere doğru yürürken herkesin gözü bizdeydi. Kendimi podyumda yürüyen manken gibi hissetmiştim.

'Bir kaç kişiyi aşık ettin kendine sanırsam.' dedi Yavuz gülerek. Bende güldüm.

'Saçmalama.' diyerek omzuna vurdum.

'Görürsün birazdan.' dedi kısık sesle. Yanlarında durduğumuzda Eren yarbay yanıma geldi.

'Amma yakışmış savcı hanım.' gülümsedim.

'Sağolun komutanım.' gözlerim Kerem'i bulduğunda zaten bana baktığını gördüm. Dudağını yalayıp nefes verdiğini görmüştüm.

'Benimle gel savcım, sana silah tutmayı gösterecekler.' atış alanına gitmiştik timle beraber. 'Kerem, göster savcımıza nasıl yapması gerektiğini.' Kerem'in adınu duyunca bile tüylerim diken diken oluyordu. Yarbay da timdekilerin yanına geçti. Kerem elindeki silahla yanıma geldi.

'Çok yakışmış üniforma. Çok güzel gözüküyorsun.' dedi elindeki silaha şarjör takarken.

'Teşekkür ederim Kaptan, beğenmene sevindim.'

'Kaptan mı?' dedi sırıtarak. Başımla onayladım.

'Yarbayım, karşıdaki hedef tahtalarını mı vurucam?' dedim.

'Evet savcı kızım. Tabancayla vuramayabilirsin ama amacımız silah tutmayı öğrenmen.' başımla onayladım.

'İzleyin ve görün yarbayım.' Kerem'in elinden silahı aldım.

'Ecem daha göstermedim.' dedi telaşla.

Karşıdaki hedef tahtalarına bakıp hedef aldım. 7 tahta vardı karşımda. Atış için doğru poziyonu alıp hızla ateş etmeye başladım. 7 tahtaya da birer kere atış yaptım.

'Ecem, kızım sen atış yapmayı zaten biliyor muydun?' dedi Eren yarbay. Silahı Kerem'e uzattım.

'Evet komutanım.' Yarbay gülümsedi.

'Aferin sana.' Kerem'e baktım.

'Atış yapmayı nasıl bilebilirsin? Hemde 6'sını 9'dan, 1 tanesini 10'dan vurabildin?' Kerem'in kulağına eğildim.

'Daha pek çok şeyi biliyorum Kaptan, hoşuna gitti mi atış yapmayı bilmem?'

'Çok.' dedi sırıtarak. Kimseye çaktırmadan kulağının altında dudaklarımı bastırıp geriye çekildim.

Timin yanına ilerledim. Bende daha be cevherler var bir bilseniz..

'Helal kız sana.' dedi Yavuz. Gülümsedim. Hep beraber alandan çıkıp helikopterin yanında durduk.

'Artık gitme vaktiniz. Dikkat edin ve hepiniz sağ salim gelin. Unutmayın, korumanız gereken birisi var aranızda!' bana baktı yarbay. 'Ne olursa olsun savcımızı koruyacaksınız! Ve o itleri sağ salim bana getireceksiniz. Anlaşıldı mı?'

'Anlaşıldı komutanım!' dedi hepsi aynı anda.

'Ecem, sana gönderdiğim bilgisayar çantasının içinde lazım olan her şey var ve ekstra Yavuz'a bazı malzemeler verdim belki işine yarar diye. Oraya gidince ajanımız seninle iletişime geçecek. Unutma bize bağlanacaksın oraya gider gitmez.'

'Anlaşıldı komutanım.' dedim. Yarbay gülümsedi.

'Yolunuz açık olsun. Allah'a emanetsiniz hepiniz! Unutmayın, önce Vatan!'

'Önce Vatan!' dediler hepsi. Yarbayla vedalaşıp helikoptere bindik. Murat ve Kerem'in ortasına oturmuştum. Kerem yanımdan 1 saniye bile ayrılmıyordu.

Helikopter kalkış yaptığında gizlece beline dokunduğum Kerem'in üniformasını sıkıca kavradım. Korkma Ecem, yalnız değilsin.
İlk defa helikoptere binmiştim ve fazlasıyla sesliydi. Uçak gibidir sanmıştım.

'Savcım silah kullanmayı nerede öğrendiniz?' diyen Emre'ye baktım.

'Daha henüz staj yaparken başsavcım öğretmişti. İstanbul da çalıştığım süre boyunca atış eğitimi aldım. Amerikaya yerleşmek zorunda kaldığımda poligonlarda atış yapa yapa kendimi geliştirdim.' dedim gülümseyerek.

'Vay be savcım daha bilmediğimiz şeylerin vardır senin kesin.' dedi Murat. Güldüm.

'Amerika da 4 yıl kaldım. Bu 4 yılın içinde hiç çalışmadım ve kendimi geliştirecek şeyler yaptım. Bir ara barlarda ücretsiz şarkı söyledim düşünün hiç para almadım.' dedim gülerek. 'Onun dışında pek bir şey yapmadım. Yani demem o ki bilmediğiniz pek bi yeteneğim yok.' Emre üzülmüş gibiydi.

'Anladım savcım, zor olmuştur sizin için. Zorla durmuşsunuz 4 yıl boyunca orada.' dedi Emre.

'Derin konular biraz onlar.'

'Babanız ne iş yapıyor savcım?' dedi Murat.

'Babam holding sahibi. İstanbulda şirketi.' Murat başını salladı.

'Vay anasını be, ne babalar var.' dedi Emre.

'Akın abi iyidir. Maşallah diyin.' dedi Yavuz. Gülümsedim.

'Akın mı? Ecem Özçelik..' dedi ağzının içinden. 'Akın Özçelik sizin babanız mı savcım?' dedi Emre.

'Evet de tanıyor musun sen babamı?' dedim tüm dikkatim Emre'deydi.

'Evet, tanıyorum.' dedi.

'İnişe geçiyoruz!' diye bağırdı bir asker. Herkes çantasını sırtına aldı. Emre'nin babamı nereden tanıdığını bilmem lazımdı.

Helikopter iniş yaptığında hepimiz yavaşça indik. Eren yarbayın kalmamız için ayarladığı dağ evinin önündeydik. Normalde askerler böyle evlerde bulunmuyormuş ama bugün ben yanlarında olduğum için böyle bi ev ayarladığını söylemişti.

Herkes çantasını sırtına alıp eve girmeye başladı. Burası çok soğuktu. İçerde bile donuyordu insan.

Murat sobanın yanında duran odunlarla kısa sürede sobayı yaktı. Hepimiz oturduğunda Emre'ye döndüm. Kerem tam karşımda, Emre de onun yanındaydı.

'Emre, babamı nereden tanıyorsun?' dedim sakin sesimle.

'Haberlerde gördüydüm savcım. Ulan bende diyom Ecem savcım birine çok benziyo ama kime.' gülüştük hepimiz.

Ah canım babam, görüyor musun kimler kimler biliyormuş seni.