31. bölüm / 36
Ay Işığı31. bölüm
Bölümler 36Şu an: 31. bölüm
- 1 1. bölüm1.147 kelime
- 2 2. bölüm1.800 kelime
- 3 3. bölüm1.554 kelime
- 4 4. bölüm1.099 kelime
- 5 5. bölüm1.478 kelime
- 6 6. bölüm1.664 kelime
- 7 7. bölüm2.128 kelime
- 8 8. bölüm1.701 kelime
- 9 9. bölüm3.421 kelime
- 10 11. bölüm1.526 kelime
- 11 12. bölüm1.774 kelime
- 12 13. bölüm906 kelime
- 13 14. bölüm1.768 kelime
- 14 15. bölüm1.442 kelime
- 15 16. bölüm1.499 kelime
- 16 17. bölüm1.666 kelime
- 17 18. bölüm / Dönüm Noktası.1.514 kelime
- 18 19. bölüm1.681 kelime
- 19 20. Bölüm1.250 kelime
- 20 21. bölüm1.092 kelime
- 21 22. bölüm2.763 kelime
- 22 23. bölüm1.939 kelime
- 23 24. bölüm1.079 kelime
- 24 25. bölüm2.638 kelime
- 25 26. bölüm1.567 kelime
- 26 27. bölüm1.766 kelime
- 27 28. bölüm1.386 kelime
- 28 29. bölüm1.212 kelime
- 29 30. bölüm1.393 kelime
- 30 31. bölüm1.390 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 32. bölüm/Narin çiçek 🌸1.234 kelime
- 32 33. bölüm1.544 kelime
- 33 34. bölüm1.619 kelime
- 34 35. bölüm. Final.3.025 kelime
- 35 🌸141 kelime
- 36 ÖZEL BÖLÜM2.393 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 ay sonra.
Sabah erkenden kampa gitmiş gelen yardım kolilerini taşımaya yardım etmiştim. Şimdiyse askeriyeye gelmiş, dosya dolduruyordum. Gün benim için sabah 6 da başlamıştı.
Çalan telefonumu elime aldım. Kerem görüntülü arıyordu. Bağladığım saçlarımı düzeltip telefonu açtım.
'Benim güzeller güzeli karım ne yapıyor?' demesiyle gülümsedim. Tüm yorgunluğum gitmişti sanki.
'Senin güzeller güzeli karın oradan oraya koşturuyor. Peki, benim yakışıklı kocam ne yapıyor?' dememle Kerem de gülmeye başladı. Hoşuna gidiyordu biliyordum.
'Dikkat et, çok yorma kendini. Ne yapayım Yavuz'un sıçmasının bitmesini bekliyorum.' gülmeye başladım. Yavuz ve Kerem cidden nasıl bunca zamana kadar arkadaş kalabilmişti anlamıyordum. Hatta nasıl arkadaş olmuşlardı ona bile inanamıyordum. İkisi o kadar zıttı ki..
'Amma önemli bir şey yapıyormuşsun. Ne zaman dönüyorsunuz?'
'Yakında döneceğiz güzelim. Dönerken haber vereceğim. Bu maymunlardan sonra ilk karımın yüzünü görmek istiyorum.' sırıttım.
'Dikkatli ol. Şimdi kapatmam lazım, konuşuruz sonra tamam mı bebeğim?'
'Neden kapatıyorsun? İşin acil mi?' yukarıdan bilinmeyen bir numaradan mesaj geldiği için kapatmak istiyordum. Bende Kerem'le konuşmayı özlemiştim ama mesaj önemli olabilirdi.
'Evet balım, Eren yarbaya çıkmadan vermem gereken 4 dosya var.'
'Tamam o zaman güzelim. Dikkat et kendine. Çok seviyorum seni.' gülümsedim.
'Bende seni çok seviyorum. Görüşürüz.' diyerek telefonu kapattım. Gelen mesaja tıklayıp atılan tek açımlık fotoğrafı açtım. Gördüğüm fotoğrafla hızla ayağa kalktım.
Babam, babam sandalyeye bağlanmıştı. Ağzı bantlı öylece sandalyede oturuyordu. Fotoğrafı atan numarayı aradım hızla. Direkt açmıştı.
'Kimsin sen? Babam, babam neden o halde?' dedim titreyen sesimi bastırarak.
'Kim olduğumu biliyorsun. Atacağım konuma gel. Yoksa o askeriyede ki boktan odanda ölürsün savcı.' sesi kendi sesi değildi. Cihazdan konuşuyordu. Hem, beni görüyor muydu?
'Kimsin dedim?'
'Çok soru soruyorsun savcı. Ayrıca mavi gömlek yakışmış. Etrafına bakma beni göremezsin.' beni izliyordu. Kimdi bu? Askeriyede beni nasıl izleyebilirdi? İçimizden birisi miydi? Bunu anlamanın tek bir yolu vardı.
'Tamam geleceğim.' dedim masamın başına geçerken. Telefon hala kulağımdayken masada kağıda not yazdım. Ses çıkmamıştı. Bu demek oluyordu ki beni askeriye dışında görmüştü o yüzden biliyordu ne giydiğimi. Etrafa baktığımı söylemişti çünkü kim olsa izlediği söylenince etrafa bakardı.
Notu dosyanın arasına koyup odamdan çıktım.
'Telefonunu dinliyoruz savcı. Sakın kimseye haber vermek gibi bir hata yapma. Ve unutma, seni izliyoruz.' diyip telefonu kapatmıştı. Eren yarbaya acil çıkmam gerektiğiyle ilgili bir mesaj yazıp göndermiştim. Arabama bindiğimde çantamdan diğer telefonu çıkarttım hızla. Bu telefon normalde yedek duruyordu sadece. Kullanmıyordum ama bugün işe yarardı belki.
Telefonun konumunu açıp sesini kapattım. Şoför koltuğunun altında duran sıkışık yere koyup konum attıkları yere sürdüm. Bu sırada babamı aramıştım ama açmamıştı. Babam neden o haldeydi? Beni nereden tanıyorlardı? Babamla bağlantılı mıydı?
Alnımı ovup 2 saat uzağımda olan yere sürmeye başladım. Hiç bir şey düşünme Ecem. Bir şey olmayacak, babanla beraber eve döneceksin.
-2 saat sonra..
Boş depo gibi bir yere gelmiştim. Yarım saat uzaklıkta benzinlik dışında başka hiç bir şey yoktu burada. Deponun yakınları tamamen boş araziydi.
Belimdeki silahımı yoklayıp depoya girdim. Babam neredeydi?
'Oo sandığımdan erken geldin savcı. Gelişin bi 3 saati bulur sanıyordum.' sadece ses duyuyordum. Kimse yoktu. Depoda köşelerde duran küçük hoparlörden geliyordu sesi.
'Babam nerede? Neden bu kadar korkuyorsun da karşıma geçmek yerine uzaktan konuşuyorsun?' dedim ilerlerken.
'Savcı, senin gibi zeki bir kadın nasıl olurda bu yeme tav olur anlamıyorum.' dedi arkamdan adım sesleri duymuştum. Silahımı belimden çıkarıp hızla arkama döndüm. Karşımdaki adama silahı doğrultum.
'Sen..' dedim adamı süzerken. Bu adam asliyede çalışırken çökertiğim çetenin lideriydi. Hapise girmişti, nasıl bu kadar kısa zamanda çıkmıştı içerden?
'Şuan o hapis köşelerinde sürünüyor olman gerekiyordu. Nasıl çıktın?' dedim. Gülmeye başladı.
'Beni çok hafife alıyorsun savcı. Hemde çok. Ben ceza almam, bunu hala anlamayamışsın.' güldüm.
'Sen kimsin ki senden korkup, seni yücelteceğim Çınar Köse? Benim için başından beri sürünen bir böcektin, hala öylesin. Ve sanırım kaçaksın ha? Her yerde seni arıyorlar ama sen yüzündeki şu boktan maskeyle dolaşmak zorundasın ha?' güldüm. Sinirlenmişti. Biliyordum. Yüzündeki maskeyi çıkartıp sinirle fırlattı.
'Burada tek başınasın savcı. 1 saat sonra parçası dahi bulunamayacak bir cesete göre fazla cesaretlisin.' sırıttım. Korkmadığımı biliyordu. Aslında korkuyordum ama bunu belli edemezdim. Korkma sebebim dağın başında gerçekten de tek başıma olmamdı. Beni bulmaları için not bırakmıştım ama onlar gelene kadar büyük ihtimalle tırnağım dahi kalmayacaktı.
Çınar Köse fazla güçlü bir adamdı. Arkası sağlamdı. Çetesini çökertirken bile neredeyse 1 seneye yakın uğraşmıştık. Burada tek değildik, biliyordum. Birazdan başıma gelecekleri de tahmin ediyordum ama sorun değildi. Elinde sonunda bu adam yine bulunacaktı, hapse tıkılacaktı.
'Ölmeyeceğim Çınar, senin o hapishaneye yeniden girdiğini görene kadar ölmeyeceğim. Babamın fotoğrafını nereden buldun da öyle bi shop yapabildin?' bana doğru hızla bir adım atıp elimdeki silahı tekmesiyle sola savurdu. Çenesine sert bir yumruk atıp karnına attığım tekmeyle kendimden uzaklaştırdım.
'Kendini daha mı çok geliştirmişsin ne savcı? Elin sertleşmiş, aferin. Babana gelecek olursak, adam bilindik iş adam. Zor olmadı resmini bulmak.' yüzüne yumruk atacakken bileğimden tuttuğu gibi beni arkaya doğru sertçe itti. Sırtım sert bir rafa çarparken yere düşmüştüm. 'Ama şunu unutma, ben her zaman senden daha güçlüydüm. Hala da öyleyim.' ayağa kalkıp silahıma uzanacağım sıra çeneme yediğim sert tekmeyle yere yeniden düşmüştüm. Yerde öylece uzanıyorken çenemi tutup ağzımdaki kanı tükürdüm.
Allah'ım, lütfen bebeğime bir şey olmasın.
Yanıma çöküp saçımı tuttu. 'Ne oldu savcı? Kalkmaya gücün yok mu?' dedi gülerek. Ağzımda tuttuğum kanı yüzüne tükürüp dirseğimle kafasına vurdum. Şimdi yere düşen oyken hızlı davranıp üzerine atladım. Altımda yatan adamı sertçe yumruklamaya başladım.
Kollarıyla beni itmeye çalışıyordu ama öyle vuruyordum ki, kolları sürekli geriye düşüyordu. Deponun kapısı açılınca hızla oraya döndüm. Oraya dönmemle sırtıma tekme yemem bir olmuştu. Vücudum yana doğru düşerken son gördüğüm içeriye giren takım elbiseli çok sayıda adamlarıydı.
-Saatler sonra.
Gözlerimi ağır ağır açtım. Yerde bir demire bağlanmış haldeydim. Üzerim ıslaktı. Ağzımda sadece kan tadı vardı ve burası çok soğuktu.
'Günaydın savcı. Nasıl dövdüysem seni 2 gündür uyuyorsun.' karşıma çöküp gözlerime bakarak konuştu. Başımı geriye yaslayıp etrafa baktım zar zor açtığım gözlerimle. Adamları sırıtarak bizi izliyordu.
'2 gün mü?' dedim kuruyan boğazımla.
'Evet, 2 gündür. Telefonun ilk gün hiç susmadı bende mecbur parçalara ayırdım. Ne o çok sevdiğin baban, ne de o çok sevdiğin kocan ne de arkadaşların seni almaya gelmediler savcı. Arkanda sandığın, güvendiğin, sevdiğin kim varsa seni almaya gelmediler savcı. Çok üzücü değil mi?' gözlerim doluyordu ama ağlamayacaktım. Ağlayamazdım.
Canım yanıyordu. Kolum da öyle keskin bir ağrı vardı ki.. canımı yakıyordu ama ses çıkartamıyordum. Gözüm acıyordu, çenem acıyordu. Tüm vüducum acıyordu. Tek düşündüğümse bebeğimdi. İyi miydi? İyi olmalıydı. Ne olursa olsun ona zarar gelmesini engellemeye çalışmıştım. Başarmış mıydım?
'Neden düğün yapmadın savcı?' dedi. Benimle sohbet ediyordu aklı sıra.
'Keyfim öyle istedi.' dedim. Sırıttı.
'Hamile misin yoksa? Hamile kaldığın için mi böyle acele düğün yaptın?' dedi. Suratım bir an için endişeli bir hal alacak gibi olmuştu ama buna direndim. Güldüm.
'Acele mi? Hamile kaldığım için değil, düğün ve abartı şeyler sevmediğim için sadece nikah istedim. Her şeyi biliyorsun, bunu nasıl öğrenemedin?' dedim.
'Hamile misin savcı?'
'Olsam bu halde olur muyum sence? Düğün olalı 4 ay oldu. Hamile olsam göbeğim bariz belli ederdi kendini değil mi?'
'Hamileysen eğer daha az zarar verecektim savcı. O yüzden sordum. Yoksa inan ki sikimde değil.' diyerek ayağa kalktı. Senin gibi bir piçin sözüne inanmamı bekleme. Hamile olduğumu öğrenirse daha çok canımı yakacaktı. Hedefi tek ben değil, bebeğim de olacaktı. Ciğerini biliyordum.
'Olsam inan böyle sakin kalmazdım.'
'Suyu getirin.' dedi adamlarına. 2 adamı beni ayağa kaldırırken diğerleri su dolu bir varil getirdi.
'Susamıştım, iyi olur.' dedim gülerek. Gözlerime bakıp sırıttı.
'Öleceksin savcı.' önümde duran varile baktım. Adamı başımdan tuttuğu gibi suyun içine soktu kafamı. Dayandım. Kafamı sertçe çıkarttı. Nefes almama izin dahi vermeden geri suya soktu. Bir süre tekrar etti bunu ama direndim.
Çınar yanıma yaklaşıp boğazımı sıktı. 'Suya dayandın ama elektriğe dayanabilecek misin savcı?' çarpılmamı mı istiyordu? Gülmeye başladım.
'Benim canımı böyle yakamazsın Çınar. Daha zor şeyler düşün ve yap.' dedim. Adamları beni sandalyeye oturturken sinirle bakıyordu sadece yüzüme.
'Gömleğini çıkartın.' dedi adamlarına. Adamları üzerimdeki gömleği çıkartıp kenara koydu. Çınar arkama geçip omuzlarımı ovmaya başladı. 'Rahatladın mı savcı?'
'Hissettiğim tek şey iğrenme. Ellerini çek üzerimden.' daha çok ovdu. Omzumdan sırtıma dokundu. Ardından geriye çekildi.
'Getir.' dedi adamlarına. Adamlar önümde elektroşokla durdu. Çınar dağılmış saçlarımı yukarıdan bağladı. O bana dokundukça iğreniyordum. Kusmak istiyordum.
Adamlar elindeki cihazla ilk önce koluma şok verdiler. Dişlerimi sıkıp bağırdım. Kolumdan sonra sağ göğsümün biraz üzerine tuttu. 'YAPMA!' dayanamıyordum. Sesimin çıkmaması için her şeyi yapmıştım ama dayanamıyordum. Kendimi beynimden vurulmuş gibi hissediyordum. Gözlerim kapanıyordu.
'Ne oldu savcı? Canın mı yandı? Tüh nasıl üzüldüm.' bir daha aynı yere şok verdiğinde sesimin çıkmaya dermanı kalmamıştı.
Böyle mi ölecektim? Ben, ben daha Kerem'e son kez sarılamamıştım. Daha bebeğimizi ona söyleyememiştim. Bana kızma Kerem tamam mı? Senden sakladığım için kızma bana.
Ve, beni affet.
