3. bölüm / 31
SON BEY "Söz Namustur"EVET
Bölümler 31Şu an: EVET
- 1 KARANOĞLU AŞİRETİ1.661 kelime
- 2 KABULLENMEK3.259 kelime
- 3 EVET2.760 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 KAÇAMAK5.086 kelime
- 5 BAŞLIYORUZ4.288 kelime
- 6 EL ELE1.930 kelime
- 7 KIRGINLIK3.403 kelime
- 8 SAF DUYGULAR2.675 kelime
- 9 ÇEKİM3.154 kelime
- 10 ACI TATLI EKŞİ3.174 kelime
- 11 KAYIP1.681 kelime
- 12 GÖLGE2.580 kelime
- 13 ÇARESİZLİK2.691 kelime
- 14 GERÇEK DUYGULAR5.344 kelime
- 15 İTİRAF4.232 kelime
- 16 SINIR4.782 kelime
- 17 KAOS3.831 kelime
- 18 HİSSİZLİK4.397 kelime
- 19 AŞKIN SUSKUNLUĞU2.785 kelime
- 20 MEKTUP2.887 kelime
- 21 BU BOMBA KİMDE PATLAYACAK4.397 kelime
- 22 SÖYLENMEYEN HER ŞEYİN GÖLGESİNDE4.337 kelime
- 23 ATEŞTEN BİR GECE7.411 kelime
- 24 SON NEFES4.605 kelime
- 25 HUZUR VE SESSİZLİK3.220 kelime
- 26 MUCİZE Mİ BUNUN ADI5.000 kelime
- 27 TOHUM3.813 kelime
- 28 GÖZLERİ HEP BENDE5.572 kelime
- 29 ÇABA6.160 kelime
- 30 AŞK3.801 kelime
- 31 SON5.040 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odama girdiğimde üstümdeki her şey ağır geliyordu.
Elbisem, saçlarım, hatta tenimin ağırlığı...
Kendimi yatağa attım ama uyumak ne mümkün.
Tavan bomboştu ama kafamda binlerce düşünce dönüyordu.
Kapı tıkırdadı.
Başımı çevirdim.
Zeynep... küçük kız kardeşim Yirmi dört yaşındaydı. Aramızda iki yaş vardı.
Sessizce içeri süzüldü.
Yüzünde merakla korku arasında gidip gelen bir ifade vardı.
"Ablacım..."
Gözlerim doldu o anda.
Yutkundum ama boğazımda bir yumru vardı.
Koltukta oturup yer açtım.
O gelip yanımda oturdu.
Elleri ellerime uzandı. "Annem ağladı. Mahir Kara'yla evleneceğini söyledi. Doğru mu bu?"
Başımı salladım
"Doğru... hem de yarın."
Zeynep'in gözleri kocaman oldu. "Ama sen istemiyorsun. Değil mi? Gözlerinden belli."
Gülümsedim, ama acıyla. "İstememek yetmiyor Zeynep.
Bazen koca bir hayat, sen istemesen de seni bir yöne sürüklüyor."
Bir süre sessizce durduk.
Zeynep başını omzuma koydu. "Peki mutlu olacak mısın abla?" Derin bir nefes aldım.
Büyümüştü. Ona yalan söyleyemezdim. "Bilmiyorum.
Belki de hiç olmayacağım. Ama seni, annemi, babamı üzmemek için birileri gibi kaçmadım.
Kaldım. Katlandım. Ve savaşacağım."
Zeynep gözyaşlarını tuttu.
Ama sesi titriyordu. "Ben senin yerinde olsam kaçardım abla.
Cesur olduğun için değil... kalbinin kırılmaması için."
Onu sıkıca kucakladım. İçimde bir anda derin bir huzur ama aynı anda ağır bir hüzün doldu.
Küçücük bir çocuğun sözleri, dünyamı darmadağın etmişti.
> "Biliyor musun Zeynep...
Belki de benim cesaretim, kalbim kırılmasına rağmen gitmemekteydi."
Zeynep başını kaldırdı. "Ama ben seni gelinlik içinde mutlu görmek istiyordum. Gülümserken. Kalbinle. Gözlerinle."
Gözyaşlarım süzüldü. Ona sarıldım.
"Belki bir gün... belki bir gün o da olur. Şimdi hazırlan. Karanoğlu aşiretinin meşhur oğlu bize yemeğe davetli."
AKŞAM SAAT 7
Masada kalabalık olmamıza rağmen sessizlik hâkimdi.
Çatal-bıçak sesleri bile kulak tırmalıyordu.
Her zamanki gibi büyük yemek masasında oturuyorduk.
Ama bu kez o masa... mezar taşı gibiydi.
Ben sol baştaydım.
Yanımda Mahir.
Annem karşımda, babam onun yanında.
Zeynep ise Mahir'in tam karşısında, başı önünde.
Yemek vardı ama tat yoktu.
Ekmek vardı ama iştah yoktu.
Annem elini dizlerine koymuş, başını eğmiş, dua eder gibi bakıyordu tabağına.
Babamın kaşı, gün boyu olduğu gibi çatık.
Zeynep...
Kız kardeşim, kalbimin aynası.
O bile bu sofrada yabancı gibiydi.
Bir çatal aldım.
Et buz gibiydi.
Ama onun kadar soğuk olan başka biri daha vardı:
Mahir.
Hiç konuşmadı.
Sadece yemeğine baktı, birkaç lokma aldı.
Ama bakışları bana hiç uğramadı.
Göz göze gelmemeye çalışıyorduk... sanki gözlerimiz dokunsa patlayacaktı içimizdeki bütün gerçekler.
Birden Zeynep başını kaldırdı.
Sesi öfkeyle karışık endişeliydi. "Bu saçmalığa hâlâ göz yumuyorsunuz yani..."
Masada çatallar durdu. Annem ürperdi.
Babam sertçe döndü: "Zeynep, kes!"
Ama Zeynep dinlemedi. "Ablamın gözlerine bakın! Göz göre göre mutsuz bir hayatın içine atıyorsunuz onu.
Aile olmak, bu mu gerçekten? Onun canını hiçe saymak mı?"
Annem gözyaşlarını tutamadı.
Ben yerimde kıpırdamadan durdum. Mahir başını yavaşça Zeynep'e çevirdi.
Sesi buz gibi çıktı. "Bu konu seni ilgilendirmiyor."
Zeynep dimdik durdu. "Yanılıyorsun. Miray benim ablam. Onun gözünden yaş aktığında, benim kalbim acıyor.
Beni senden daha çok ilgilendiriyor bu konu."
Masada hava iyice gerildi.
Ben nefes bile alamıyordum. Babam sinirle ayağa kalktı.
"Yeter! Bu ev, bu aşiret, bu düzen sizin duygularınıza göre dönmez.
Herkes haddini bilecek."
Zeynep de ayağa kalktı, başını bana çevirdi. "Abla... bunu istemiyorsan, son şansın. Şimdi konuşmazsan, bir daha susmak zorunda kalacaksın."
Tüm gözler bana döndü.
Ama ben...
Elimdeki çatalı bırakıp başımı öne eğdim.
Konuşmadım.
Konuşamadım.
Zeynep'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
Sonra döndü ve odasına çıktı.
Mahir bir an bana baktı.
İlk kez bakışında öfke değil, kırgınlık vardı.
Ama hemen o duvar geri geldi. "Yarın her şey bitecek," dedi.
"Artık ne hissettiğin değil, kim olduğun önemli."
Zeynep odasına çıkarken evin içi bir süre sadece onun ayak sesleriyle yankılandı.
Sofraya yeniden sessizlik çöktü.
Babam, tabaklara öfkeyle baktı, sonra sandalyesini gıcırdatarak arkasına yaslandı.
Annem ise sessizce peçetesini katlayıp dizine koydu.
Ama Mahir...
Gitmedi.
Ben başımı indirmiştim, çatalımın yanında hâlâ dokunulmamış yemek duruyordu.
Kısa bir sessizlikten sonra Mahir'in sesi geldi. Düşük ama sert. "Kardeşin dobra konuşuyor."
Başımı hafifçe kaldırdım ama ona tam bakmadım. "Haklı çünkü."
Mahir bir an sustu.
Sonra, beklemediğim kadar net bir şey söyledi. "Senin bu evliliği istemediğini biliyorum Miray."
Gözlerimi ona çevirdim. Bu ilk kez oluyordu. O da bana dönmüştü. Bakışları donuk ama içinde bastırılmış bir kıpırtı vardı. Sanki ilk kez maskesizdi.
"Sadece benim için değil. Bu evlilik ikimiz için de bir yük."
Kaşlarımı çatıp fısıldar gibi sordum. "O zaman neden olur veriyorsun buna?"
Cevabı gecikmedi.
Bir yudum su aldı, sonra "Çünkü bu evliliği istememekle, reddetmek aynı şey değil."
İçimde bir şey titredi. Sanki ne söylediğini değil, ne söylemediğini daha iyi anlıyordum. "Bazı yükleri taşımak zorundayız," dedi. "Senin gibi. Ben de. İstesek de istemesek de."
"Ama biz insanlar değil miyiz Mahir? Sırf soyadımız yüzünden kalbimiz yok mu sanıyorlar?" Bu kez doğrudan gözümün içine baktı. Gözleri hâlâ sertti ama o sertliğin içinde bir çatlak açılmıştı.
"Kalp... bizim gibi adamlara lüks Miray. Ben bunu çoktan öğrendim.
Sen de öğreneceksin."
Elini masadan çekti. Ama bu kez kalkmadı. Sadece arkasına yaslandı. İkimiz, yan yana... ama aramızda soğuk bir savaşın yıllar sürecek ilk gecesi vardı.
Annem usulca sözü aldı. "Yemek yiyin çocuklar. Soğudu." Mahir tabağına bir parça et aldı.
Ben de sessizce pilavdan bir kaşık...
Ama artık hiçbir şeyin tadı yoktu.
Çünkü o gece... kader bizim için çoktan kararını vermişti.
Sofradan kalkarken dizlerimin titrediğini hissettim.
Ayakta bile kalmakta zorlanıyordum ama odamın kapısını kapatır kapatmaz derin bir nefes aldım.
Bir fırtına kopmuştu içeride.
Ama dışarısı daha fırtınalıydı.
Kendimi aynanın karşısına attım.
Yüzüme baktım.
Bu gözlerde umut olmalıydı. Şimdi sadece yorgunluk var...
Elimle saçımı geri ittim.
Tam yatağıma doğru dönerken kapı çaldı.
Bir kez.
Sonra ikinci kez...
Aralamaya bile niyetim yoktu ama o kişi aralamadı bile.
Mahir, kapıyı kendisi açıp içeri girdi.
Hiç izin istemedi. "Ne işin var burada?" dedim sertçe.
Kapıyı arkasından kapattı.
Yavaşça bana yaklaştı ama tehditkâr değil, hesap sorar gibiydi.
"Yarın evleniyoruz.
Artık aynı evin, aynı soyadın, aynı geleceğin içindeyiz."
Güldüm.
Acı bir kahkaha. "Seninle aynı hiçbir şeyde olmak istemiyorum."
Mahir ifadesizdi.
Yüzünde ne öfke vardı ne pişmanlık.
Sadece tek bir şey: hesaplı bir kararlılık.
"Bunu ben de istemiyorum.
Ama bazen insan istediği için değil, gerektiği için evlenir."
Yanağımda bir damla süzüldü.
Bir adım geri çekildim. "Senin için bu sadece bir anlaşma.
Babana kendini kanıtlamak için bir fırsat."
Başını eğmedi.
Hiç inkâr etmedi. "Doğru. Bu evlilik bana şirkete giden kapıyı açacak.
Ama sana da huzurlu bir hayat sunacak.
Bu da bir tür anlaşma, değil mi?"
Öfkeden titriyordum artık. "Senin huzur sandığın şey benim mezarım, Mahir.
O kapının ardında ben yokum. Sadece adım var."
Yaklaştı.
Ama ilk kez sesi düşüktü.
Neredeyse fısıltı. "Miray...
Beni sevmeni istemiyorum.
Hatta beni hiç sevme. Ben zaten seni sevmiyorum. Tipim değilsin bir kere.
Ama bu evlilikten geri adım atma.
Çünkü bu sadece benim geleceğim değil.
Senin aileni de kurtaracak." devam etti. "Yarın sabah, o salona geleceksin. Ve benimle birlikte o deftere imzayı atacaksın."
Gözlerimi kaçırdım.
Çünkü gözlerinin içindeki karanlığı görmüştüm.
Ama orada bir şey daha vardı: Kazanmak isteyen bir adamın gözünde, aşka dair hiçbir şey yoktu.
Arkasına dönüp odadan çıktı.Kapı kapandıktan sonra duvara yaslandım.
Nefesim düzensizdi.
Kalbim göğsümden dışarı çıkacak gibiydi ama bu bir heyecan değil, bir isyandı.
Mahir'in sözleri hâlâ kulaklarımdaydı. "Bu sadece benim geleceğim değil. Senin aileni de kurtaracak."
Yavaşça yürüyüp pencerenin perdesini araladım. Dışarısı karanlıktı. Gökyüzünde bir yıldız bile yoktu sanki.
Tam içimdeki gibi...
Küçükken bu odaya her gelişimde bir hayal kurardım.
Beyaz gelinliğimi giydiğim günü düşünürdüm.
Aşık olacağım adamı, ellerimi tutup "Seninle bir ömür," diyeceği anı...
Şimdi o hayalin yerinde sadece bir soğukluk vardı.
Yatağımın ucuna oturdum.
Ellerim kucağımda birleşti.
Başımı eğdim. "Ben... bunu istemiyorum." Fısıldadım.
Ama kendi içimde yankı bulmadı.
Sesim bile bana yabancıydı artık.
Zeynep'in gözleri geldi aklıma.
Yemekte nasıl ağlamıştı...
Baran'ın eli elimdeyken ne kadar güçlü hissettiğimi hatırladım.
Ama onunla birlikte olsam bile babamdan, aşiretten, bu düzenden kaçabilir miydim?
Annemin gözleri geldi sonra...
Yorgun ama kabullenmiş.
Sanki "Senin için savaşamıyorum" diyordu sessizce.
Ve babam...
Tüm sertliğiyle kafama çakılmış tek bir cümle: "Bu ailede bir tek sana güveniyorum." Yutkundum.
Evet, beni sevmeden evlenmek istiyor Mahir.
Ama benim bu düzenin ağırlığını taşımaktan başka şansım var mı?
Ayağa kalktım.
Dolabımı açtım. Orada, annemin bu sabah astığı gelinlik duruyordu.
Bembeyaz.
Ama bana göre değil gibi.
Elimle parmak ucundan dokundum.
Tüy gibi hafifti. Ama içinde hissedeceğim yük, bir dağ kadardı.
Yine de...
Bir adım geri çekilip gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım.
Ve ilk kez fısıldayarak kendi kendime söyledim: "Kabul ediyorum. Bu evlilik olacak. Ailem için. Kendimden vazgeçerek."
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.
Yavaşça yastığa uzandım.
Tavanı izleyerek sabahın gelmesini bekledim. Bu gece, bir genç kızın hayali gömüldü. Yarın, başkasının rüyası için yaşayacak olan yeni bir kadın doğacak.
MAHİR EFE KARAN
Arabanın içinde ellerim direksiyonda... ama zihnim çok uzakta.
Miray'ın odasındaki bakışları hâlâ gözümde.
Ne garip.
Bir kadının gözleri bu kadar kırık olur da hâlâ bu kadar güçlü bakabilir mi?
Arabayı gece yarısı ara sokaklardan birine çevirdim.
Eve gitmeden önce biraz hava almam gerekiyordu.
O anda...
Köşedeki kafede birini gördüm.
Baran.
İlk başta emin olamadım ama siyah deri ceketi, o dik yürüyüşü...
Ta kendisiydi.
Yanındaki kadına yaslanmış gülüyordu.
Kadın başını Baran'ın omzuna koydu.
Baran da onun yanağından öptü.
Gözlerimi kısıp izledim.
O sahnede ne aşk vardı ne mahcubiyet.
Farları kapattım.
Arabayı sokak lambasının görmediği bir köşeye çektim.
Gözüm Baran'daydı.
Şansa bak...
Şu hayatta tek tesadüfe yer vermem ama bazen kader senin önüne delili altın tepside koyuyor.
Yanındaki kıza nasıl baktığını görüyorum. Kolunu boynuna dolamış. Kız kahkahalarla gülüyor.
Baran ise eliyle onun yanağını sıvazlıyor.
Miray'ın adı geçmiyor, yüzü bile yok şu an adamın aklında.
"Onsuz yapamam," demişti.
Ulan, senin için kimse vazgeçilmez değilmiş.
Elimi yavaşça ceket cebime attım.
Telefonumu çıkardım.
Sessiz modda. Titremiyor, ışık yanmıyor.
Baran, kızı dudaklarından öperken deklanşöre bastım.
Bir.
İki.
Üç.
Üç farklı açıdan.
Yeterli.
Telefon ekranına baktım.
Fotoğraflar net.
Yalanı değil, gerçeği anlatıyor.
Derin bir nefes aldım. Bu fotoğraf bir savaş başlatmaz...
Ama bir savaşı bitirebilir.
İstediğimde Miray'ın önüne koyabilirim.
Ya da... hiç göstermem.
Doğru zamanı beklerim.
Bir borç gibi saklarım. Çünkü bu artık sadece Miray'ın hikâyesi değil.
Bu, benim de oyunum.
Ve ben bu oyunu kuralına göre değil, gücü elinde tutan olarak oynayacağım.
Telefonumu yeniden cebime koyarken aynaya baktım.
Yüzümde ne bir tebessüm vardı ne de öfke.
Sadece tek bir şey:
Soğukkanlı bir karar. Bu gece... Miray'ı gerçekten ilk kez anladım.
Ama hâlâ anlamasına izin vermeyeceğim.
Arabayı çalıştırdım.
Sabaha birkaç saat var.
Yarın, oyunun yeni perdesi açılacak.
Ve ben... sahnede en önde olacağım.
İKLİM MİRAY KARATAŞ
GECE - SAAT 03:12
Çalan ekran: "Mahir"
Bir an tereddüt ettim.
Açmasam mı?
Ama sabah evleneceğim adam, bir şey demek için arıyorsa... duymam gerek.
Miray:
- Evet?
Mahir:
- Uyuyor muydun?
Miray:
- Zor bir gece. Sence uyuyabilir miydim?
Sessizlik.
İkimizin arasında kısa bir boşluk oluştu.
Mahir:
- Birazdan sabah olacak.
Biliyor musun, hayatımda bu kadar hesaplı bir kararı hiç bu kadar garip hissetmemiştim.
Miray:
- Hesaplı kararların duygularla pek uyuşmadığı doğrudur.
Mahir:
- Miray...
Bugün bir şey gördüm. Baran'la ilgili.
O an kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Adını anması bile mideme taş gibi oturdu.
Miray:
- Ne gördüğünle ilgilenmiyorum. O defter kapandı.
Mahir:
- Emin misin?
Çünkü gördüğüm şey, hâlâ onun için savaşacak halin kalmamışsa seni rahatlatabilir.
Sessizlik.
Cevap veremedim.
Baran'ı düşünmek bile istemiyordum ama Mahir'in ses tonu...
Bir şey biliyordu.
Ve bana göstermiyordu.
Miray:
- Gördüysen, kendine sakla.
Ben bu oyunu artık duygularla değil, akılla oynuyorum.
Mahir:
- Güzel.
Çünkü yarın sabah biz ikimiz sahneye çıkıyoruz. Ve perde kapandığında kimse hangi duyguyu bastırdığımızı anlamayacak.
Miray:
- Rol yapmaya alışığız değil mi?
Mahir:
- Ama ben gerçeklere de alışığım.
O yüzden... zamanı geldiğinde bu gece ne gördüğümü sana göstereceğim.
Miray:
- Gerek yok. Ben zaten her şeyi görmezden gelmeyi seçtim.
Mahir:
- Gömmek başka, unutmak başka.
Ama neyse... sabaha az kaldı. İyi geceler, İklim Miray.
Miray:
- Sana da, Mahir Efe.
Telefon kapandı.
Ekran karardı.
Ama içimde yankısı kaldı.
"Zamanı geldiğinde..."
Ne zaman?
Ve neden?
MAHİR EFE KARAN
Sabahın erken saatleri. Uykusuzum, ama bu gece uyumak mümkün değil. Babam mutfakta kahvesini içerken beni bekliyordu. Sert bakışlarıyla arkamdan sessizce izliyordu.
"Uyuyamadın mı?" dedi.
"Hayır," diye cevap verdim, "uyuyacak bir gece değildi."
Beni dikkatle süzdü. Yüzünde sertlik vardı, ama bir yerde hafif bir memnuniyet de hissettim. "Miray odasına kapanmış. Kaçmadığına göre, bu iş tamam," dedi.
Başımı kaldırdım, gözlerimin içine baktı. "Evet, kaçmadı. Ben de kaçmayacağım."
O da başıyla onayladı, omzuma dokundu. O an, babamın güvenini kazandığımı hissettim.
"Söz verdiğin gibi olacak değil mi? Evlilikten sonra şirketle ilgili geçiş başlayacak," dedim.
"Kendine güven, sözüm söz. Ama bu sadece başlangıç. Ailenin güvenini, aşiretin saygısını, iş dünyasının gözünü kazanman gerek. Ben kapıyı açarım, yürümek sana kalır," dedi babam.
Başımı hafifçe salladım. Bu evlilik sandığımdan daha zor olacak. Miray kolay teslim olmaz, biliyorum. Ama ben de kolay vazgeçmem.
"Teslim olmasa da olur. Yeter ki yanında dursun. Aşiret böyle işler. Yalnız olanı değil, birlik olana saygı duyarlar," dedi.
Bana düşen de tam olarak bu. Birlik olmak, ama ipleri elinde tutmak.
"Hazırlan. Düğüne saatler kaldı," dedi.
"Hazırım baba. Bugün herkes neye evet dediğimizi görecek," dedim kararlılıkla.
İşte şimdi sıra bende. Sahne benim.
İKLİM MİRAY KARATAŞ
Sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş odamı aydınlatıyordu. Gözlerimi zor açarken içimde tarifsiz bir ağırlık vardı. Bugün hayatımın en önemli günüydü; evleniyordum. Ama kalbimde fırtınalar kopuyordu, hissettiğim karışıklığı kimse bilmiyordu.
Yavaşça yatağımdan kalktım. Aynanın karşısına geçtim, yüzüme baktım. O güçlü, kararlı kadın olmalıydım. Hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranmalıydım. Dışarıdan bakanlar için her şey mükemmel görünmeliydi.
Annemi seslendiren hafif adımlar duydum. Kapı aralandı, Ayşe içeri girdi. Gözleri biraz endişeliydi ama sıcak bir tebessümle, "Haydi Miray, bugün senin günün. Her şey yolunda gidecek, merak etme," dedi.
"Tamam anne," dedim, sesimde biraz titreme vardı ama güçlü görünmeye çalışıyordum.
Küçük kardeşim Zeynep kapının eşiğinde belirdi, "Abla, güzel olacaksın. Mahir çok şanslı," dedi masumca. Onun saflığı içimi biraz yumuşattı.
Hazırlanırken bir yandan kendi kendime düşündüm. Baran'ın hayatımdan tamamen çıktığını, Mahir'le bu yeni yola adım attığımı tekrarladım kendime. Ama içimde yine de bir soru işareti vardı; neden her şey bu kadar karmaşık ve ağırdı?
Ama bugün, güçlü olmak zorundaydım.
&&&
Son kez aynaya baktım. Yüzümdeki ifade sert, kararlı olmalıydı. İçimde ne fırtınalar kopuyorsa, dışarıya hiç yansıtmamalıydım. Annem, yanımda durdu; elinde duvak vardı. Gözlerindeki hem gurur hem de endişeyi görüyordum.
"Hazırım anne," dedim, sesimi olabildiğince sağlam çıkarmaya çalışarak. Ama içimde karışıklık vardı, kelimelere dökmek zor. "Yalnız... bu hisleri kimseye gösteremem."
Annem elimi tuttu, sıcaklığını hissettim. "Biliyorum, bugün güçlü olmalısın. Hem kendin hem de ailemiz için."
O anda küçük kardeşim Zeynep kapıdan içeri koştu. "Abla, hadi! Herkes seni bekliyor."
Derin bir nefes aldım. Bu yolun sonu değil, yeni bir başlangıçtı belki de. "Tamam, gidiyoruz."
Ve böylece, hayatımın en zor sınavına doğru adım attım.
Düğün salonunun kapısından içeri adımımı attığımda, tüm gözler üzerimizdeydi. İçimde bir soğukluk vardı, kalbim hızlı hızlı atıyordu. Mahir'i gördüm; yaklaştıkça yüzündeki ifadeyi okumaya çalıştım. Sert, kararlı, biraz da uzak... O an anladım ki, bu evlilik ikimiz için de bir oyun, bir sınavdı.
"Merhaba," dedim sesimi kontrol ederek.
"Merhaba," diye yanıtladı, gözlerini benden kaçırmadan.
Bir süre sessizlik oldu, sadece göz göze geldik. İçimde kopan fırtınayı gizlemeye çalışırken, onun bakışlarındaki sertliği hissettim.
Bu evlilik, kolay olmayacaktı. Ama bir şekilde birlikte yürümek zorundaydık.
Odaya çekildiğimizde, kalbim deli gibi atıyordu. Mahir gözlerimin içine baktı, yüzündeki sert ifade yerindeydi. Cebinden bir fotoğraf çıkardı ve bana uzattı. Ellerim titreyerek aldım. Gözlerim fotoğrafın üzerinde dolaşırken içimde donuk bir his yükseldi.
"O... Bu ne demek Mahir?" diye sordum, sesi titrek ama kararlı.
Baktığıma inanmak istemedim ama gerçek oradaydı. O an anladım ki, bu evlilik sadece bir oyun değil, aynı zamanda bir savaşın da başlangıcıydı. İçimde öfke, korku ve kırgınlık birbirine karıştı.
"Beni neden bu kadar kolayca satıyorsun?" diye fısıldadım. "Ben sadece kendi hayatımı yaşamak istiyorum."
Ama Mahir'in bakışlarındaki kararlılık, bu savaşın daha uzun süreceğini söylüyordu. Ve ben, istemesem de içine çekilmiştim.
Oda sessizdi, elimdeki fotoğrafa bakarken kalbim hızla çarpıyordu. Görüyordum; Baran, başka bir kızla yan yanaydı, elleri belinde, gülüşleri samimiydi. İçimde bir şeyler kırıldı, yıkıldı.
"Mahir... Bu... Baran değil mi?" diye fısıldadım, gözlerim dolu dolu.
"Evet," dedi sertçe. "O şimdi geçmişte kaldı, Miray. Sana zarar verecek herkesten seni korumak zorundayım."
"Nasıl koruyorsun? Beni bu yalanlarla, zoraki evlilikle mi?" diye çıkıştım.
O an anladım ki, hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ve ben, istemediğim bir oyunun içine çekiliyordum.
&&&
Düğün salonunun kapısından el ele girdik. Gözler üzerimizde, kalplerimizde ise bin bir düşünce... Nikah masasına doğru yürürken içimdeki tüm fırtınaya rağmen yüzümde bir kararlılık vardı.
Mahir yanımda durdu, gözleri bana kilitlenmişti. Nikah memuru sordu:
"Mahir Bey, evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Mahir yüzüne sahte bir gülümseme takınıp "EVET!" dedi ve alkışlar alkışlarr.
Nikah memuru aynı soruyu bana sordu. "Miray Hanım, Mahir Bey'le evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Tam ağzımı açıp cevap verecekken, salonun kapıları aniden açıldı. Herkesin dikkati o yöne kaydı.
Baran, durmaksızın yürüyerek yanıma geldi. Sesini duyuracak kadar yüksek ve kararlıydı:
"Miray, bizden vazgeçme! Senin mutluluğun bizimle. Lütfen, bu yola birlikte devam edelim."
Salondaki hava değişti, herkes nefesini tuttu. O an gözlerim fotoğraftaki o anıya, Mahir'in sözlerine, kendi içimdeki savaşa kaydı.
Derin bir nefes aldım, yüzüme güç geldi ve gür bir sesle bağırdım: "EVLENMEYİ KABUL EDİYORUM! EVET!"
Salon alkış ve sevinç çığlıklarıyla inledi. O an, tüm karmaşaya rağmen hayatımda yeni bir sayfa açılıyordu.
Bölüm etkileşimi
