5. bölüm / 31
SON BEY "Söz Namustur"BAŞLIYORUZ
Bölümler 31Şu an: BAŞLIYORUZ
- 1 KARANOĞLU AŞİRETİ1.661 kelime
- 2 KABULLENMEK3.259 kelime
- 3 EVET2.760 kelime
- 4 KAÇAMAK5.086 kelime
- 5 BAŞLIYORUZ4.288 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 EL ELE1.930 kelime
- 7 KIRGINLIK3.403 kelime
- 8 SAF DUYGULAR2.675 kelime
- 9 ÇEKİM3.154 kelime
- 10 ACI TATLI EKŞİ3.174 kelime
- 11 KAYIP1.681 kelime
- 12 GÖLGE2.580 kelime
- 13 ÇARESİZLİK2.691 kelime
- 14 GERÇEK DUYGULAR5.344 kelime
- 15 İTİRAF4.232 kelime
- 16 SINIR4.782 kelime
- 17 KAOS3.831 kelime
- 18 HİSSİZLİK4.397 kelime
- 19 AŞKIN SUSKUNLUĞU2.785 kelime
- 20 MEKTUP2.887 kelime
- 21 BU BOMBA KİMDE PATLAYACAK4.397 kelime
- 22 SÖYLENMEYEN HER ŞEYİN GÖLGESİNDE4.337 kelime
- 23 ATEŞTEN BİR GECE7.411 kelime
- 24 SON NEFES4.605 kelime
- 25 HUZUR VE SESSİZLİK3.220 kelime
- 26 MUCİZE Mİ BUNUN ADI5.000 kelime
- 27 TOHUM3.813 kelime
- 28 GÖZLERİ HEP BENDE5.572 kelime
- 29 ÇABA6.160 kelime
- 30 AŞK3.801 kelime
- 31 SON5.040 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yemekten sonra oturma odasında toplanmıştık. Züleyha hanım, annelik içgüdüsüyle balayının ayrıntılarını konuşmaya başlamıştı bile.
"Ben size birkaç yer önerdim. Deniz kenarı, sessiz sakin bir tatil..." dedi, arada Mahir'e bakarak onay bekler gibi.
Mahir hafifçe omuz silkti. "Daha önce hiç balayına gitmedim zaten."
Ben ise bir yandan bu sohbetin içinde olmaya çalışıyor, bir yandan aklım hâlâ Baran'ın o fotoğrafında takılı kalıyordu.
Tam Züleyha anne konuşurken kapı zili çaldı. Herkes şaşırdı. Kapıyı açmaya giden İpek'ti. Gözleri büyüdü ve arkaya döndü.
"Babam geldi!" dedi heyecanla.
Herkes şaşkınlıkla kapıya doğru yöneldi. Şehmuz Ağa, ağır adımlarla içeri girdi. Yüzünde her zamanki sert ifade, ama gözlerinde farklı bir anlam vardı.
"Benim burada neyim?" diye sordu, sesi kısık ve gergin.
Züleyha hemen yanına yaklaştı, "Şehmuz, sakin ol. Burada ailenle birlikteyiz, rahat ol."
Ama o bir adım bile geri atmadan odanın ortasında durdu. Gözleri Mahir ve bana takıldı.
"Balayı mı? Düğün mü? Daha önce hiç böyle bir şey duymadım. Bizim ailenin alışkanlıkları böyle değil. Benim haberim olmadan ne iş yapıyorsunuz?" Mahir onun sert bakışlarıyla karşılaştı, ama bu kez geri çekilmedi.
"Belki de değişmenin zamanı gelmiştir," dedi kararlı bir sesle.
Şehmuz'un yüzü daha da sertleşti. "Benim evimde böyle kararlar benim onayım olmadan alınmaz."
Gerginlik havada asılı kaldı. Herkes ne olacağını anlamaya çalışırken, ben derin bir nefes aldım.
Şehmuz Ağa'nın sözleri tokat gibi yüzümüzde patladı. Masada bir sessizlik oldu. Kimse bir şey diyemedi. Züleyha anne bile ağzını açamadı. Mahir bir adım attı, gözlerini babasına dikerek:
"Artık o kararlar yalnızca sana ait değil. Ben evliyim, ailemle ilgili kararları da eşimle birlikte alacağım."
Bu cümle odaya bomba gibi düştü. Şehmuz babanın yüzü bir anda kıpkırmızı oldu. Siniri damarlarına vurmuş gibiydi.
"Sen hâlâ çocuk olduğunu unuttun galiba!" diye bağırdı. "O kızla sırf şirketi almak için evlendin, şimdi bana mı kafa tutuyorsun?"
Ben o an içgüdüsel olarak Mahir'in koluna dokundum, gözleri öfkeyle yansa da bana döndüğünde kısa bir anlığına yumuşadı bakışları.
"Yeter baba," dedi bu kez daha sakin ama daha derin bir tonla. "Bu evlilik ne senin ne şirketin için yapıldı artık. Miray'a saygı duy. Bu ev bizim artık, onun da evi."
Şehmuz bir an dondu kaldı. Sonra bakışlarını bana çevirdi. Yargılayan, ağır bir bakıştı bu.
"Sana gelince..." dedi bana doğru iki adım atarak. "Kızım gibi görmeye çalışacağım. Ama bu kapıdan içeri girip de kuralları değiştirmeye kalkarsan, seni ilk ben çıkarırım bu evden."
Züleyha anne araya girdi hemen. "Şehmuz yeter artık, daha ilk günden kızı tehdit etme. Misafir gibi değil, gelinimiz gibi davran."
Şehmuz baba başını iki yana sallayarak döndü, hiçbir şey söylemeden ağır adımlarla yukarı çıktı. Ardında buz gibi bir hava bırakarak.
Mahirin parmakları istemsizce avuç içimdeydi hâlâ. Sıkmadan ama bırakmadan tutuyordu.
Bir süre daha sessizlik sürdü. Sonra Mahir başını eğdi, derin bir iç çekerek:
"İşte bu da bizim balayımızın başlangıcı oldu," dedi alaycı bir tebessümle.
Ben istemsizce gülümsedim.
&&&
Güneş henüz tam doğmamıştı ama konağın içi erkenden hareketlenmişti. Züleyha bizden önce kalkmış, hazırlıkları tamamlamıştı. Mahir sabahın ilk ışığıyla yanıma gelip kapıyı tıklattı.
"Hazır mısın?" dedi kısık ama yumuşak bir sesle.
Başımla onayladım. İçimde hem bir huzursuzluk hem de tuhaf bir merak vardı. Belki bu kısa kaçamak, nefes almamı sağlayacaktı.
Konağın kapısından çıkarken Züleyha bizi uğurladı. "Birbirinizi tanımaya çalışın, olur mu?" dedi gülümseyerek. Mahir başını salladı, ben sadece göz göze gelip hafifçe gülümsedim.
Yola çıktığımızda arabada uzun süre konuşmadık. Radyo hafif bir melodi çalarken, camdan dışarı bakıyordum. Her kilometrede arkamızda kalan baskılarla birlikte, içimde bir hafiflik oluşuyordu.
Mahir bir süre sonra sessizliği bozdu:
"Gideceğimiz yeri söylemedim, çünkü sürpriz olsun istedim."
Başımı ona çevirdim. "Umarım beni çölde bir yere bırakıp kaçmazsın," dedim alayla.
"Henüz o kadar delirmedim," dedi gülümseyerek. Sonra ciddileşti. "Ama bu tatil sana iyi gelsin istiyorum. Konaktan, aile baskısından, her şeyden uzak. Sadece senin için."
Bu sözler içime işledi ama belli etmeden başımı çevirdim.
Yaklaşık üç saatlik bir yolculuktan sonra denize bakan, küçük ama şık bir butik otele vardık. Bembeyaz duvarları, mor begonvillerle sarılmıştı. Mahir arabadan indi, bana kapıyı açtı. Bu hareketi ilk defa nazik geldi gözüme.
Odamız deniz manzaralıydı. İçeri girer girmez dalga sesi yankılandı. Miray Karataş, İklim değil de sanki bambaşka biri gibi hissettim o an.
Valizimi bırakırken Mahir bana döndü:
"Artık ne senin ailen, ne benimkiler burada. Dilersen iki yabancı gibi davranabiliriz, dilersen gerçekten tanımaya çalışabiliriz birbirimizi. Seçim senin, Miray."
Bir an durdum. Sonra başımı salladım. "İlk defa kendi seçimimi yapıyor gibiyim," dedim. "O zaman... başlayalım."
Otelin lobisinden çıkıp, zarif ahşap merdivenleri tırmanarak ikinci kattaki odamıza vardık. Mahir kapıyı açarken bir an duraksadı, sonra yana çekilip geçmeme izin verdi. İçeri girdiğimde hafif lavanta kokusu karşıladı beni. Oda sade ama şıktı; açık renklerde döşenmişti. Geniş bir yatak, camdan içeri süzülen deniz manzarası, pencerenin hemen yanında iki kişilik küçük bir masa...
Valizimi yatağın kenarına bırakırken Mahir koltuklardan birine oturdu, gözlerini odada gezdirdi.
"Burası... sessiz. Garip şekilde huzurlu," dedi, ses tonunda alışık olmadığım bir dinginlik vardı.
Dolabı açıp kıyafetlerimi yerleştirmeye başladım. Askıya birkaç elbise astım, küçük kozmetik çantamı lavabonun yanına bıraktım. Aynaya baktığımda, yüzümde alışılmadık bir yumuşama gördüm.
Mahir yerinden kalktı, kendi valizini de açtı ama öyle düzenli yerleştirmedi, birkaç tişörtü rafa koyduktan sonra dönüp bana baktı:
"İki gün boyunca en azından birbirimizin alanına saygı duyalım, olur mu?" dedi. Tonu ne sertti ne de yumuşak. Sadece gerçek.
Başımı salladım. "Alan ihlali yapmayı düşünmüyordum zaten."
Aramızda birkaç metre vardı ama bu mesafe bile bir dağ gibi hissediliyordu.
Sonra Mahir camın önüne geçti. Gözlerini denize çevirdi. Dalgaların ritmik sesi odaya doldu. Ben sessizce yatağa oturdum, ellerim dizlerimde. Sanki bir fırtınadan çıkmış da ilk kez sakin bir limana varmış gibiydim.
"İlk defa nefes alabiliyor gibiyim," dedim, kime söylediğimi bilemeden.
Mahir omzunun üstünden baktı. "Ben de."
Sessizlik yeniden aramıza doldu ama bu kez rahatsız edici değildi.
"Yarım saat sonra sahile inelim mi?" diye sordu Mahir, gözlerini kaçırmadan.
"Olur," dedim, hafifçe gülümsedim. Belki bu kez... her şey biraz daha farklı olabilirdi.
Yarım saat sonra, ikimiz de fazla abartmadan ama özenli giyinip odadan çıktık. Mahir kapıyı sessizce kapattı, ardından yanımda yürümeye başladı. Otelden sahile inen taşlı patikadan geçerken, akşam güneşi ufka doğru iniyor, gökyüzünü turuncu ve pembeye boyuyordu.
Kumsala vardığımızda, etrafta fazla kimse yoktu. Dalgaların kıyıya çarpan sesi, ikimizin arasındaki sessizliği dolduruyordu. Kumların üstünde çıplak ayakla yürümeye başladım. Mahir arkamdan geldi. Birkaç adım sonra, o konuştu.
"Buraya geldiğimizden beri... daha az savunmadasın."
Omzuma hafifçe baktım, ardından önüme döndüm. "Belki sadece kendimle baş başa kaldığımı hissediyorumdur. Belki burada kimse benden bir şey beklemiyordur."
Mahir durdu, yüzüme baktı. "Ben de senden bir şey beklemiyorum, Miray. Sadece... tanımaya çalışıyorum."
Bir an duraksadım. Dalgaların köpüğü ayağıma değdiğinde içimde garip bir ürperti hissettim. "Tanımaya mı çalışıyorsun, yoksa tanıdıkça daha çok uzaklaşmaya mı?"
Mahir başını salladı. "İkisi aynı anda da olabilir. Sen kolay bir kadın değilsin, İklim Miray Karan."
"Sen de kolay bir adam değilsin, Mahir Efe Karan."
İkimiz de hafifçe gülümsedik. Sonra ikimiz de bir şey söylemeden yürümeye devam ettik. Sessizlik vardı ama ilk kez rahatsız edici değildi. Belki bu kez suskunluk, bir şeyleri tamir etmenin yolu olabilirdi.
Yürüyüşün sonunda otelin küçük iskelesine vardık. Tahta banklardan birine oturduk. Güneş artık neredeyse tamamen batmış, gökyüzü mora dönmüştü.
Mahir, bir anda kolundaki saati çıkardı ve bana uzattı. "Bu dedemin saati. Bana 'bu saatin tıkırtısı sana sabrı hatırlatsın' derdi. Bende pek sabır kalmadı ama... senin yanında biraz öğreniyorum gibi."
Şaşkınlıkla saate baktım. "Bunu bana mı veriyorsun?"
"Sadece emaneten. Dönüşte alırım," dedi, göz kırpar gibi hafifçe gülümsedi.
İçim biraz ısındı. Belki de tanımaya çalışmak bu tür küçük anlarla başlıyordu.
Denize karşı oturmuş, hafif esen rüzgarın saçlarımızı karıştırmasına izin veriyorduk. Sessizlik artık huzur vericiydi. Derken, arkadan gelen bir topuk sesi ve parfüm kokusu sessizliği bıçak gibi kesti. Başımı çevirdiğimde uzun boylu, gösterişli bir kadın karşımızdaydı. Gözleri Mahir'e kilitlenmişti.
"Gerçekten Mahir Efe Karan seni buraya kadar getirdi ha?" dedi alaycı bir gülümsemeyle. Ardından gözlerini bana çevirdi, tepeden tırnağa süzdü beni.
Mahir yerinden kalktı, sesi gergin ama kontrollüydü. "Burada ne işin var Eda?"
Kadın kollarını kavuşturdu, burnunu havaya kaldırdı. "Tesadüf. Tatil için geldim ama bu manzarayı beklemiyordum doğrusu. Hele de senin karın olduğunu iddia eden bu hanımefendiyi."
O an damarlarımda kan dondu. Bir şey söylemeden Mahir'e baktım. Eda ise bir adım yaklaştı ve sesi biraz daha yükseldi.
"Bula bula bu kızı mı buldun Mahir? Her gün başka başka kızlarla gece kulüplerinde boy gösteren sen, şimdi evli misin yani? Hadi ya!" Kahkaha attı. "Kandırıldın sanırım güzelim," diye bana döndü. "Bu adam seni bir ay içinde kapının önüne koyar. Çünkü o, hiçbir kadına bağlı kalamaz."
Boğazım düğümlendi ama belli etmemeye çalıştım. Mahir öfkeyle Eda'ya döndü. "Yeter artık Eda. Git buradan."
Eda gözlerini kıstı. "Ah, tabii. Şimdi yeni karının önünde küçük düşüyorsun, değil mi? Ne günlerdi be Mahir. Dönüp bakmazsın sandım ama hâlâ aynı hırs, aynı kibir..."
Mahir, dişlerini sıktı. "GÜN bitti Eda. Git."
Kadın omuz silkti, bana son kez baktı. "Sana kolay gelsin, gelin hanım. Bu işin sonu canını yakacak." dedikten sonra uzaklaştı.
Gidişini izledim. İçimde tanımlayamadığım bir karışım: öfke, utanç, kıskançlık ve kırgınlık. Sessizlik oldu birkaç saniye. Sonra Mahir bana döndü.
"Miray, bak ben sana-"
"Elini kaldırma." dedim. "Bu açıklamayı yapmaya çalışman bile beni daha çok kırar. Her gün başka kız mı dedin o kadın? Ve ben bu evliliğin içinde güven mi duymalıyım sana şimdi?"
Mahir gözlerini kaçırdı, bir şey demedi. İçimde kıskançlıkla yükselen yangını bastıramıyordum ama aynı zamanda kontrolümü de kaybetmek istemiyordum.
"Ben odama dönüyorum," dedim. "İyi geceler, Mahir."
Ve hiç arkamı dönüp bakmadan yürüdüm.
Otele girip odaya çekildiğimde sinirle üstümdeki ceketten kurtuldum.
Kapıyı sertçe açtı Mahir. Yüzü öfkeyle gerilmiş, çenesi kilitlenmişti. Adımlarını duyar duymaz içimde bir şeyler kıpırdadı, ama başımı çevirmedim. Pencerenin önünde, ellerimi birbirine kenetlemiş öylece duruyordum.
"Sana açıklama yapmaya çalıştım ama sen yine bildiğini okudun," dedi, sesi yüksek ama kontrolsüzce değil. Öfkesini bastırıyordu.
Başımı yavaşça çevirdim. "O kadının söyledikleri mi canını sıktı, yoksa gerçekten geçmişindeki her şey doğru muydu?"
O an Mahir patladı.
"Gerçekten anlamıyorum seni!" dedi, bir adım daha attı. "Bizim seninle gerçek bir ilişki falan yok! Herkes biliyor bunu. Sen, ben... Bu evlilik baştan bir oyundu. Bir anlaşma. Sen neden bu kadar kafayı taktın? Kıskançlık mı bu, merak mı, gurur mu? Ne?"
Boğazım düğümlendi. Gözlerim dolmaya başladı ama ona göstermek istemedim. "Ben sadece... Kendimi aptal gibi hissetmek istemiyorum. Kimse tarafından küçümsenmek, kullanılmak istemiyorum. Bu kadar zor mu bunu anlamak?"
Mahir başını iki yana salladı. "Zor değil. Ama sen de anlamıyorsun. Beni sorgulamak, hesap sormak senin hakkın değil."
Göz göze geldik. Birkaç saniye boyunca sadece bakıştık. Sessiz ama kırıcı bir savaş gibi...
Sonra Mahir arkasını döndü. "Balkona çıkacağım. Bu konuşma da burada bitsin."
Kapı arkasından kapanırken ben hâlâ nefes almaya çalışıyordum. Gözümdeki yaşlar yanaklarıma düşmeden ellerimle sildim. İçimdeki gurur, kalbime yük gibi oturmuştu.
İçimde patlamaya hazır bir volkan gibi kabarıyordu her şey. Sonra onun o umursamaz tavrıyla balkona çıktığını duyunca daha fazla dayanamadım. Ayaklarım beni düşünmeden oraya taşıdı.
Kapıyı hızla açıp balkonun serinliğine adım attım. Mahir, sırtı bana dönük, sigarasını yakmaya çalışıyordu.
"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Biz birbirimize hiçbir şekilde karışamayız, öyle mi?" diye bağırdım, sesim titreyerek yükseldi. "Ben senin karın sayılırım Mahir! İnsan karısına bu kadar uzak mı durur? Herkesin içinde beni savunup, sonra yalnızken duvar örmek bu mu senin oyunların?"
Mahir başını geriye atıp derin bir nefes verdi. Ardından bana döndü, gözleri karanlık, sesi buz gibiydi.
"Doğru olan bu, Miray. Ne sen beni tanıyorsun ne de ben seni. Bu evlilik kâğıt üstünde. Sen hâlâ bana hesap soramazsın. Ben de sana karışamam. Kendini bu kadar kaptırma. Ne yaşandıysa, ne hissediyorsan... yanlış bir beklenti."
Yutkundum. Kalbim sıkıştı. Sanki ciğerlerime hava dolmuyordu. "Beklenti değil bu," dedim kısık sesle. "Ben sadece insan gibi saygı bekliyorum. Seninle aynı çatıyı paylaşırken, beni yok saymanı kabul edemem."
Mahir başını iki yana salladı. "Seninle çatışmak istemiyorum Miray. Ama duygusal anlamda benden bir şey bekleme. Bu evlilik benim için bir görev. Gerisi... sadece sessizlik."
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Gözlerimi kaçırdım. "Tamam," dedim, sesim buz gibi oldu. "O zaman sen o sessizliğinde boğul Mahir Efe. Çünkü ben konuşmadan yaşayacak biri değilim."
Arkamı döndüm, gözümden düşen yaşla birlikte kapıyı çekip çıktım balkondan.
Gece saat 22.45...
Gecenin serinliğinde hafifçe aydınlanıyordu. Misafirler gelmiş, otelin bahçesinde bir masa kurulmuştu. Karanoğullarının eski bir dostu, karısıyla birlikte gelmişlerdi.Bahçede çaylar içiliyor, sohbet ediliyordu.
Ben, yani İklim Miray Karan, bu gece alışılmışın dışında biraz gülüyordum. Belki sinirden, belki kırgınlığımı gizlemek için... Ama onun orada olduğunu unutmadan.
Mahir, arka taraftaki merdivenlerin ucunda durmuş, gölgelerin arasından beni izliyordu. Masadaki adam İsmail Bey'in yeğeni Mert yanımdaki sandalyeye oturmuştu. Bana bir şeyler anlatıyor, ben de başımı hafifçe eğerek gülümseyerek dinliyordum.
Mahir'in gözleri, kıskançlıkla daraldı. Parmaklarını yumruk yaptı. Gözleri kadrajı bozmayan bir öfkeyle bana kilitlenmişti. Her kahkahamda, her başımı yana eğişimde, içinden fırtınalar kopuyordu.
Yanımıza geldi. Zaten lavabo ihtiyacı için masadan kalkmıştı ama bir süredir uzaktan bizi izliyordu.
Sesi beklenenden daha sertti. "İklim, gel biraz konuşalım."
İklim mi? Bana daha önce hiç ilk ismimle seslenmemişti. Daha doğrusu ilk defa iklim diyen kişi oydu. Başımı kaldırdım. "Şimdi mi?"
"Sence?" diye sordu, sesi sertti ama içinde bastıramadığı bir kırılganlık da vardı.
Mert hafifçe bozuldu ama bir şey demedi. Mahir'in o gözleri, açıklama yapmayı gereksiz kılmıştı.
Ben ayağa kalkarken Mahir bileğimden tuttu, hafifçe ama kararlılıkla. Bahçeden çıktık, arka terasa geçtik.
"Ne yapıyorsun sen?" dedi ani bir çıkışla. "Her önüne gelenle böyle kahkahalar mı atıyorsun? Bu kadar mı rahatsın?"
Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım. "Pardon? Sen bana birkaç saat önce, duygusal bir bağ kurmamam gerektiğini söyledin. Ben de sadece sohbet ettim. Gülmem seni neden bu kadar ilgilendiriyor Mahir Efe?"
Gözlerini kaçırdı ama çenesi sıkıydı. "O herif sana nasıl bakıyordu farkında mısın?"
"Sen neden bu kadar bakıyorsun?" dedim kısık sesle. "Umursamadığın birini neden kıskanırsın Mahir Efe?"
Bir adım yaklaştı. Aramızdaki mesafe tehlikeli derecede azaldı. Gözleri gözlerime kenetlendi. "Ben kimseye ait olmadığını bile bile seni bu hâlde görmek istemem, İklim. Bu evlilik sahte bile olsa, o sandalyede başkasıyla gülmen... beni delirtiyor."
Kalbim, o an göğsümden fırlayacak gibiydi. Ama gururum hâlâ ayaktaydı. "İşte bu yüzden anlaşamıyoruz," dedim. "Sen ne hissettiğini bile bilmiyorsun. Sadece sahiplenmek istiyorsun, ama sevmeyi bilmiyorsun."
Mahir susmuştu. Ama suskunluğu kabulleniş değil, itiraf gibiydi.
"Misafirlerine iyi geceler dileklerimi iletirsin. Ben biraz sahilde hava alacağım." dedim ve onu beklemeden oradan ayrıldım.
&&&
Yıldızlar denize yansımış, hafif esen rüzgar palmiye yapraklarını usulca sallıyordu. Otelin açık alanında, akşam organizasyonundan kalan birkaç kişi hâlâ etraftaydı. Canlı müzik bitmiş, sadece loş ışıklar kalmıştı geriye.
Ben, yani Miray, içimde fırtınalarla yürüyordum. Mahir'in çıkışı, kıskançlığı... Tüm o sertliklerin altında başka bir şeyler gizliydi, bunu hissediyordum. Ama onun o inişli çıkışlı tavırları beni çıldırtıyordu.
Elbise askım omzumdan hafif kaymıştı. Sahile inip ayakkabılarımı çıkardım, çıplak ayakla kumlara bastım. Serinlik iyi geliyordu.
Arkamdan ayak sesleri duyuldu.
Mahir.
"Sakın yine çıkışma," dedim dönmeden. "Bir gecede on ikinci ruh hâlin bu."
"Niye geldin buraya tek başına?" dedi, sesi bu kez yumuşaktı ama içinde kıvılcımlar vardı.
"Sana sahile geleceğimi söylemiştim."
Sadece boş gözlerle bakmakla yetindi. "Boğuluyorum, Mahir. Bu evlilik, bu oyun, senin kararsızlıkların... Hepsi üstüme geliyor. Nereye kaçayım?"
Yanıma geldi, birkaç saniye sessizlik oldu. Sonra bir adım daha attı, omzumun hizasında durdu.
"Ben... seni görünce bazen aklım duruyor, tamam mı? Kendi kendime sinir oluyorum. Çünkü her şeyi planlamışken, sen hep planlarımı alt üst ediyorsun. O adamla gülmeni kaldıramadım."
Yavaşça başımı çevirip ona baktım. "Mahir Efe Karan, sen ciddi ciddi beni kıskandın."
"Evet!" diye patladı. "Ve beni en çok sinirlendiren şey de bu zaten!"
"Ne?" dedim, şaşkınlıkla.
"Seninle sahte bir evlilik yaptığımı bile bile, seni kıskanıyorum. Bu saçma, bu anlamsız ama gerçek!"
Kumların üstünde sessizce durduk. Göz göze geldik. Rüzgar saçlarımı uçuruyordu, o ise kıpırdamıyordu.
Tam o sırada otelden çıkan bir kadın sesi yükseldi.
"Mahir... Mahir, bu ne hız! Yine mi yeni biriyle tatildesin?" dedi, kahkahalı bir alayla.
İkimiz birden döndük.
Kadın, Mahir'in eski sevgilisi Elif'ti. Üzerinde kısa bir yazlık elbise, yüzünde tanıdık bir iğneleyici gülümseme vardı. Bir günde iki kuş. Harika.
"Elif?" Mahir şaşkındı ama öfkeliydi de. "Sen ne diyorsun?"
Kadın bana bakarak güldü. "Tatlım, geçmiş olsun. Mahir'le çıktığın yola dikkat et. Onun 'evlilik' oyunu, eski kızlarına da bir yerden tanıdık gelir."
İçimden bir buz parçası geçmiş gibi oldu. Mahir bir adım öne çıktı. "Elif, haddini bil."
"Bilmezsem ne olur?" dedi. "Gerçekleri mi anlatırım?"
Ben adım attım. "Bence bu gece burada bitmeli."
Elif arkasını dönerken hâlâ gülümsüyordu.
Mahir bana döndü. "Sakın ona inanma. Bu kıza bir dönem acıdım, hayatıma aldım, sonra yıllarca peşimden koştu. Ama sen..."
"Ben?" diye sordum.
"Sen gerçek bir karmaşasın İklim. Ve ben sendeki buzları çözmeden peşini bırakmaya niyetim yok."
4 GÜN SONRA
Sabahın ilk ışıkları odaya süzülürken uyanmıştım. Kendi odamdaydım. 2 gündür annemlerde kalıyorduk. Çünkü babamın sürprizi vardı. Gözlerimi açar açmaz kendimi camın önünde buldum. Konağın bahçesi her zamanki gibi sakindi, ama içimde garip bir huzursuzluk vardı. Rüyamda babamla konuşmuşum... Yüzü net değildi ama sesi, içime işlemişti.
Derin bir nefes alırken konağın büyük kapıları açıldı. İçeri giren araçlar dikkatimi çekti. Lüks, koyu renkli arabalar... İçimden, "Kim geldi bu saatte?" dedim.
Araçtan inen adamı görünce kaşlarımı çattım. Babamın gençliğinde sürekli adını andığı kişi... Rauf. Yanındaki kadın, belli ki eşi. Ama son inen... beni en çok şaşırtan oydu.
Genç, kendinden emin, bir bakışıyla etrafı ölçüp biçen bir adam. Göz göze geldik. Bir saniye, belki iki... ama sanki içimden bir şey geçti o an. Soğukkanlılığımı korumaya çalışarak hemen geri çekildim pencerenin kenarından.
Kalbim tuhaf atıyordu. Rahatsız edici bir his değildi ama alışık olmadığım bir yoğunluk vardı.
Aşağıda babamla tokalaştılar. Yüzlerinden yılların yükü okunuyordu. Annem henüz uyanmamıştı, Zeynep de odasında olmalıydı. Ama ben... ben bu gelenlerin, özellikle o genç adamın bu konağa gelişinin sadece bir "misafirlik" olmadığını hissediyordum.
"Kimdin sen?" dedim kendi kendime.
Ve neden gözlerinin içi bu kadar tanıdık geldi...
Konağın taş merdivenlerinden inerken ayak seslerimi bile duyuyordum. Kalbim garip şekilde çarpıyordu. Salona vardığımda herkes ayaktaydı. Babam, gelen misafirlerle koyu bir sohbete dalmıştı. Yanındaki kadın mahcup bir tebessümle etrafa bakıyor, ama o genç adam... hâlâ o aynı soğukkanlı ve ölçülü duruşuyla salonun havasını ele geçirmişti sanki.
Babam beni görünce elini kaldırıp beni yanına çağırdı. "Miray, gel kızım. Eski dostum Rauf ve ailesi. Bu da yeğeni Kadir."
Kadir. Adının bu kadar yakışabileceği biri olabileceğini hiç düşünmezdim. Göz göze geldik. Gülümsedi. Ben sadece başımı eğerek selam verdim, ama gözlerimin içine öyle dikkatle baktı ki... sanki ne hissettiğimi okuyacaktı.
"Memnun oldum," dedim kısa ve mesafeli bir ses tonuyla.
Kadir, sakin bir şekilde "Biz de öyle," dedi. Ama o an Mahir girdi salona. Ve aniden havadaki hava değişti.
Mahir'in bakışları önce babama, sonra Rauf'a, en sonunda da Kadir'e döndü. Gözleri daraldı, çenesi sıkıldı. Beni Kadir'le yan yana görünce, kelimelere dökülmeyen bir öfke kabardı içinde. Bunu hissedebiliyordum.
Yanıma geldi, beni omzumdan hafifçe geriye alarak önüne geçti. Sessiz ama sahiplenen bir hareketti. Ve yüzünü Kadir'e çevirip, sahte bir tebessümle:
"Hoş geldiniz. Ben Mahir Efe Karan. Miray'ın... eşi."
Kadir bir adım geri çekilmedi. Aksine gözlerinin içine bakarak aynı sakinlikle elini uzattı. "Tanıştığımıza memnun oldum."
Ama Mahir elini sıkmadı. Sadece başını eğdi. Ortam bir anda buz kesti. Annem yukarıdan seslendiğinde herkes dağıldı ama Mahir kolumdan tuttu ve fısıldadı:
"Bu çocuğa dikkat et. Ne düşündüğünü bile bilmiyorum ama onunla fazla yakınlaşmanı istemiyorum."
Gözlerimi devirdim. "Bana karışamazsın demiştin hani? Şimdi neden yön veriyorsun Mahir Bey?"
Yüzüme dönüp fısıltıyla, ama dişlerinin arasından konuşur gibi dedi:
"Çünkü artık bu evlilikte her şey değişti, Miray. Ne düşündüğünü bilmiyorum ama... ben artık izlemeyeceğim sadece."
&&&
Kadir'le bahçeye çıktığımızda hava biraz serindi ama bu serinlik iyi gelmişti. Konağın içindeki gerginlikten uzaklaşmak istedim belki de. Kadir, karşımdaki bankta oturmuş, yere düşen yapraklarla oynuyordu.
"Buralar pek değişmemiş," dedi, çocukluğunu hatırlıyor gibi.
Gülümsedim. "Pek değişmez zaten... İnsanları gibi."
"Sen değişmişsin," diye ekledi. Bakışlarını gözlerime diktiğinde kaçmak istedim ama kaçmadım. Ne demek istediğini bilmiyordum. Ama Mahir'in gölgesi düşünce üzerimize, içim buz kesti.
Başımı çevirdiğimde Mahir, avlunun taş zemininde sessizce bize yaklaşıyordu. Gözleri sadece Kadir'deydi. Sessizce geldi, aramıza girmeyecek kadar mesafeli ama sınırı çizecek kadar yakındı.
"Miray," dedi, sesi normaldi ama gözleri kıvılcımlar saçıyordu, "içeri geçme vaktin gelmedi mi?"
Kadir araya girdi: "Sadece konuşuyorduk Mahir. Rahatsız olman garip."
Mahir başını hafifçe eğdi, sonra bir adım daha attı. "Ben sadece eşimi almaya geldim. Yanlış anlaşılmasın. Ama senin... geçmişin garip. Her gün başka biriyle dedikodun çıktıysa, sana karışmak bana düşmez ama onun yanına yaklaşmanı istemem."
Sözleri sertti. Kadir dudaklarını sıktı ama bir şey demedi.
Elimi Mahir'in kolundan çektim. "Beni eşyaymışım gibi ortadan alamazsın Mahir. Sadece arkadaşça konuşuyorduk. Kıskanıyorsan bile bari bunu daha insanca yap."
"Ben kıskanmıyorum," dedi Mahir, gözlerini benden kaçırarak. "Ama uyarıyorum."
Gözlerini Kadir'den bir kez daha ayırmadan içeri doğru yürümeye başladı. Kalbim deli gibi atıyordu.
Kadir başını eğdi. "Senin için gerçekten üzülüyorum Miray. Güzel bir kalbin var ama o göremiyor."
Sözleri beni darmadağın etti. Onun ardından ben de sessizce konağa döndüm.
&&&
Konağa geri dönmüştük. Ama annem babamda bizimle gelmişti. Akşam yemeğine. Kadirler ise ailecek dolaşmak için evden biraz uzaklaşmışlardı.
Konağın büyük salonunda yemek masası kurulmuştu. Herkes yerini almıştı ama havada soğuk, keskin bir sessizlik vardı. Mahir ve ben masanın karşılıklı iki ucundaydık, göz göze bile gelmemeye çalışıyorduk. Tabak sesleri, gergin nefesler... Züleyha Hanım kaşığını bıraktı.
"Bu sofrada artık ne huzur kaldı ne birlik. İki genç evlenmiş ama aynı çatıda birbirine selam vermiyor!" dedi, sesi çatallı, belli ki patlamaya hazır.
Mahir başını kaldırmadan önündeki yemeğe odaklandı. Ben gözlerimi masadan kaçırdım, bir şey söylersem kalbim patlayacaktı.
İpek lafa karıştı.
"Her şey düğünden beri ters gidiyor. Kocamın ailesi resmen darmadağın oldu. Gelen gideni belli değil, şimdi bir de Mehmet Bey'in geçmişten gelen dostları çıkageldi. Onlar kim, ne amaçla geldiler belli değil!"
Babam kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun İpek? Dostumdur, yıllardır görmemişim."
İpek gözlerini devirdi. "O konak, eski tanışların buluşma noktası değil. Senin misafirinin oğlu kızını izliyor, Mahir kıskanıyor, sonra da patlıyor ortalık!"
Züleyha Hanım tok bir sesle: "Haklı. Herkes haddini bilecek. Kimse bu sofraya gölge düşüremez."
Şehmuz Ağa birden sesini yükseltti.
"Yeter artık! Ben burada kimseyi didişsin diye bir araya getirmedim. Mahir, sen bu evliliği kabul ettin. Adam gibi sahip çıkacaksan çık, yoksa çek git bu sofradan!"
Mahir sandalyesini geri itti, ayağa kalktı. "Benim kimseye hesap verecek halim yok. Ne Miray'a, ne bu sofraya. Evlilik kağıt üstünde oldu. Geri kalanını siz istediğiniz kadar şekillendirin!"
Ben de kalktım, sinirle. "Ben bu evde sadece yüküm. Öyle görüyorsunuz ya, ben de öyle davranacağım. Kimseden anlayış beklemiyorum. Kendi yolumda yürüyeceğim!"
İçimde bir yangın büyüyordu, Mahir'le aramızda görünmeyen duvar her geçen saniye kalınlaşıyordu. Herkesin içinde patlamak istemezdim ama artık sınırdaydım.
İpek alaycı bir gülümsemeyle "Aferin. Bari birbirinizi açık açık nefret ederek yaşayın, bu gizli savaş çok yorucu oldu."
Herkes masadan dağılmış, kimisi odasına çekilmişti ama gerilim hâlâ havada asılı kalmıştı. Şehmuz baba, babamla arka salona geçerken İpek koridorda Züleyha annenin peşinden yürüyordu.
İpek alttan alta sinirle "Bana bak Züleyha Hanım, bu evde sadece sizin oğlunuzun duyguları önemli değil. Benim eşim bu evin ilk oğlu. Ama herkesin ilgisi Mahir'le Miray üstünde. Hakkımız yeniyor."
Züleyha anne yüzünü ona çevirip soğukça "Senin hakkın kendi kocandan. Oğlumla kıyaslamayı bırak. Bu konağın direği Mahir'dir. Bunu sen de biliyorsun."
İpek gözlerini devirdi. İçinden bir şeyler mırıldanarak uzaklaştı. Tam o sırada konak kapısı sertçe açıldı. Girişte Kadir, bana doğru yaklaşıyordu. Mahir üst kata çıkarken duydu ayak seslerini.
Kadir "İyi misin? O sofrada herkes sana saldırdı. Dayanamayıp konuşmak istedim." duymuşlardı her şeyi. Gitmemişlerdi.
Yorgun ama net bir sesle "İyiyim Kadir. Sağ ol. Ama artık hiç kimseye yaslanacak gücüm yok."
Kadir bir adım daha attı. Mahir yukarıdan görüyordu olanı, yüzü kaskatıydı. İçindeki öfkeyi bastıramıyordu.
Kadir "Bak, istersen biraz dışarı çıkalım. Hava alırsın. Seni burada boğuyorlar."
Mahir'in sesi yankılandı o sırada. "Burada kimse kimseyi boğmuyor. Özellikle sen değil."
Kadir irkildi. Mahir yavaşça merdivenlerden indi. Gözleri çelik gibiydi.
Mahir "Misafirliğin sınırını aşma Kadir. Miray'la ilgili ne düşündüğünü bilmiyorum ama burası senin oyun alanın değil."
Kadir hafif sinirli sesiyle "Ben kimsenin sınırını aşmıyorum. Ama sen Miray'ı bir sahipleniyorsun bir itiyorsun. Kız ne yapacağını şaşırdı."
Araya girdim. "Yeter! Herkes bir susabilir mi? Ben kimsenin sahipleneceği bir eşya değilim. Ne senin, ne senin, ne de başka birinin!" diye bağırdım. Sesim konağın duvarlarında yankılandı.
Züleyha hanım yukarıdan kapıyı açtı, İpek salona indi. Şehmuz baba da koridordan çıkmıştı. Herkes bir anda salonun ortasında buluştu. Bakışlar birbirine değiyor, kimse bir şey demiyor ama herkesin içinde patlamaya hazır birer bomba vardı.
Züleyha anne "Bu ne rezillik? Mahir, sen karını kendi odana götür. Herkes haddini bilsin."
Mahir gözleri kıpkırmızı bir öfkeyle bana baktı. "Ben bıktım bu tiyatrodan. Herkes ne isterse onu düşünsün. Ama bu evde saygıyı bir tek ben gösterecek değilim."
"Saygı gösteren biri önce insan gibi konuşmayı öğrenir Mahir Efe!" dedim.
Mahir, dişlerini sıktı. Herkesin içinde daha fazla gerilmek istemedi. Kolumdan tutup yukarı yöneldi. Arkasından fısıltılar yükselirken, konağın havası kurşun gibi ağırdı.
Kolumu sertçe kavradığında bütün gözler üzerimizdeydi. Ne hissettiğimi anlatamam. Mahir'in eli canımı yaktı mı? Belki evet. Ama o an canımdan çok gururum sızladı.
Merdivenleri hızla çıkarken arkamızdan fısıldaşmalar yükseliyordu. Herkesin gözü, dilinin ucundaki konu bizdik artık. Oysaki ben, görünmez olmayı isterdim. Sessiz, dikkat çekmeyen bir gölge olmayı. Ama Mahir her adımıyla beni daha çok görünür, daha çok tartışılır hâle getiriyordu.
Odamızın kapısını sertçe kapattı. Arkasından ben girdim. Sessizlik ağırdı. Konuşmadı. Ben de susmadım.
"Neyin öfkesi bu? Herkesin önünde kolumu çekip sürüklemen yetmedi mi? Şimdi de burada mı bağıracaksın?" dedim gözlerim dolu dolu.
Bana dönüp baktı. Gözleri... Tanıyamadığım kadar yabancı. Soğuk ama içinde sanki bir sızı gizli.
"Sessiz kalmanı istedim sadece. Daha fazlasını değil." Gülümsedim ama acı bir gülümseme oldu bu.
"Sen benden sadece sessizlik istiyorsun. Oysa ben huzur istiyorum Mahir. Huzur. Ne sen verebiliyorsun ne bu konak. Bu ev beni yavaş yavaş tüketiyor." O an içimde bir şey kırıldı mı bilmiyorum. Ama o sessizlikte yutkunurken, Mahir bana yaklaşmadı. Bir şey söylemedi. Bu da en çok acıtan şeydi.
MAHİR EFE KARAN
Evde gerginlik doruktaydı. Kadir'in son bakışı hâlâ gözümün önündeydi. O kibirli, her şeye sahipmiş gibi duran tavırları... Ve Miray'a olan bakışları. Her şeyin farkındaydım. Onun gelişiyle evdeki dengeler değişmeye başlamıştı. Bunu fark eden sadece ben değildim.
Kapıyı sertçe açtım. Gecenin soğuğu yüzüme çarptı. Silahımı aldım, belimde taşıyordum ama bu gece... bu gece içimde bir şeyler taşmıştı.
Kadir'i avluda buldum. Kahkaha atıyordu. Yanında biri daha vardı, ama duyduğum o tek cümle kanımı dondurdu:
"Miray da sonunda buranın düzenine alışacak. Ben alıştırsam fena mı olur?"
Gözüm karardı. Ayak sesimi bile duymamıştı. Yaklaştım, elim tetikteydi.
"Ne dedin sen?" diye bağırdım.
Kadir döndü, alaycı bir gülümsemeyle: "Ne var Mahir? Kız güzel, itiraf et. Senin gibi bir adamdan çok daha fazlasını hak ediyor."
O an içimdeki her şey patladı. Silahı çektim. Uyarı bile vermeden ateş ettim.
Bang!
Kadir yere düştü. Avlu bir anda sessizleşti. Uzaklardan kadınların çığlıkları yükseldi. Ben ise sadece Miray'ın adını geçirdiği o cümlede takılı kalmıştım.
"Miray... benim olanı kimse alamaz."
Bölüm etkileşimi
