EL ELE

Vaveyla Yazarı: Fatma Kaleş

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 31Şu an: EL ELE

İKLİM MİRAY KARATAŞ

Avludan yükselen o silah sesi içime saplanan bir hançer gibiydi. İçimde bir şeyler aniden koptu… Koşmaya başladım. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Ayaklarım yere değil, sanki boşluğa basıyordu. Kadir’in çığlığı, kadınların feryatları… Ve aralarında en çok tanıdığım ses: Züleyha Hanım’ın “Mahir!” diye haykırışıydı.

Avluya vardığımda zaman durmuş gibiydi. Kadir, yerdeydi. Gömleği kana bulanmıştı. Babam ağzı açık, titreyen elleriyle bir şeyler mırıldanıyordu. Şehmuz baba öfkeyle Mahir’in yakasına yapışmıştı ama Mahir... Mahir kıpırdamıyordu. Elindeki silah hâlâ aşağı doğru sarkıyordu. Yüzü kaskatıydı. Gözleri bana takılmıştı.

“Naptın sen?” dedim. Sesim kısılmıştı ama titreyen dudaklarımdan dökülen her hece bir çığlıktı aslında. “Mahir, sen… sen gerçekten sıktın mı?”

Yanına koştum ama elimi uzatınca geri çekildi. Sanki yanına yaklaşmam bile istemiyordu.

“Ne yapmam gerekiyorsa onu yaptım.” dedi. Gözleri donuktu. O sert, katı Mahir gitmiş, yerinde başka biri kalmıştı. “O herife haddini bildirdim.”

“Onu öldürdün mü?” dedim. Sesim çatallandı.

Cevap vermedi.

Şehmuz baba hâlâ bağırıyordu. “Delirdin mi sen Mahir? O çocuk buraya Mehmet’in hatırına geldi! Böyle mi sahip çıkıyorsun aileye? Bu mu liderlik?”

Mahir’in gözleri hâlâ benim üzerimdeydi. Dudakları aralandı, sesi sadece bana duyulacak kadar kısıktı:
“Senin için yaptım İklim…”

Bir adım geriye çekildim. Kalbim, o an ikinci kez kırıldı. İlk kırılışı babamın borçlarıydı, şimdi ise… Mahir’in göz göre göre bir insanı vurmasıydı.

“Ben böyle bir şeyi istemedim… Böyle korunmak istemedim.” dedim.

Arkamı dönüp içeriye doğru koştum. Gözyaşlarım kontrolümden çıkmıştı. O gece, ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım, Mahir’in o donuk gözleri peşimi bırakmadı.

ERTESİ SABAH

Sabaha dek gözümü kırpmadım. Herkesin sustuğu, her şeyin sustuğu o gece boyunca tek konuşan, kafamdaki sorulardı. Mahir gerçekten onu benim için mi vurdu? Ya o sözler… “Senin için yaptım.” Ne demekti? Ben kimsenin canı yansın istemedim ki!

Sabah avluya indiğimde hava kasvetliydi. Güneş doğmuştu ama konaktaki herkesin yüzü karanlıktı. Fısıldaşmalar kulağıma iğne gibi batıyordu. Züleyha Hanım sinirden elleri titreyerek hizmetçilere bağırıyor, Şehmuz baba ise misafir salonunda birilerini bekliyordu. Babam ortalarda yoktu. Ve Mahir… Mahir de ortada yoktu.

“Bunu duyacaktınız elbet!” diye yükselen bir sesle arkamı döndüm. Kadir’in halası, sabahın köründe valizleriyle çıkagelmişti. Yanında da birkaç akrabası. Gözleri öfkeyle doluydu.

“Bu nasıl iştir ha?” diye bağırdı. “Biz barış için, dostluk için bu konağa geldik. Ama oğlumun canına kastedildi! Bu işin bedelini ödeyeceksiniz!”

Şehmuz baba yerinden fırlayıp kadının karşısına dikildi. “Kimsenin canına kasteden olmadı. Mahir sadece… sinirine hâkim olamadı. Gerekli özrü de dileriz.”

“Özür mü?” Kadın kahkaha attı. “Özürle ölen çocuk dirilir mi?”

Tam o sırada Mahir ağır adımlarla içeri girdi. Eli sargılıydı. Yüzü solgun ama bakışları kararlıydı. Herkes susup ona döndü.

“Ben yaptığımın arkasındayım.” dedi. “Kadir sadece konağın misafiri değil, aynı zamanda Miray’ın sınırlarını da aşan bir adamdı. Ben o kurşunu sadece sinirimle değil, ailemi korumak için sıktım.”

O an herkes buz kesti. Kadın bir adım attı. “Demek öyle! O halde biz de bu aşiretten dost değil, düşman bildik sizi!”

“İstediğiniz gibi düşünün.” diye karşılık verdi Mahir, sesi buz gibi. “Ben kimseye kendimi sevdirmek zorunda değilim.”

Kadının gözleri bana döndü. “Sen… sen de utanmadan hâlâ burada duruyorsun öyle mi?”

İçimdeki öfke köpürdü. “Ben kimseyi vurmadım! O kararı ben almadım! Ama her şeyin suçlusu benmişim gibi davranmanız beni korkutmuyor.” dedim.

Bir anda ortamın tansiyonu daha da yükseldi. Bağırışlar, tartışmalar… Ve babam en sonunda içeri daldı, “Yeter!” diye bağırdı. “Bu konu burada kapanacak. İsterseniz gidin, isterseniz kalın ama bu aşiretin huzurunu kimse bozamaz!”

Sessizlik çöktü.

Kadın burnundan soluyarak, “Bu iş burada kalmaz.” deyip çıktı. Yanındakiler de peşinden.

Geride kalan sadece gerilimdi.

Mahir bana bakmadan yukarı çıkarken sadece tek bir cümle fısıldadı:
“Ben hâlâ seni korumaya çalışıyorum… ama sen bunu istemiyorsun.”

Ve ben o an, aslında neyi isteyip neyi istemediğimi kendim bile bilmiyordum.

&&&

Herkes dağıldıktan sonra konağın üst kat koridorları bile diken üstündeydi. Sessizlik, gerginliğin surete bürünmüş hali gibiydi. Mahir’in o sözü hâlâ kulağımda çınlıyordu: "Ben hâlâ seni korumaya çalışıyorum… ama sen bunu istemiyorsun."

Odama girdim, kapıyı kapattım ama içimdeki fırtınayı kapatamadım. Kalbim çarpıyor, ellerim titriyordu. Nefes almakta zorlanıyordum. Aşağıda herkes kendi yarasına sarılmıştı. Peki ya benim?

Bir süre sonra dışarıdan ayak sesleri geldi. Önce geçip gider sandım ama durdu. Kapı tıklatıldı. Açmak istemedim ama içimdeki bir ses “konuşmalısın” dedi.

Kapıyı araladığımda Mahir karşımdaydı. Gözleri yorgundu ama yine de bakışlarındaki o sertlik geçmemişti.

“Sana birkaç şey söylemem gerek,” dedi, sesi diğer zamanlara göre daha yumuşaktı.

“Benim söyleyecek bir şeyim yok.” dedim. “Bu ev zaten bana dar geliyor, içinde seni de taşımaya gücüm yok.”

İçeri adım attı. Kapıyı kapattı arkasından. “Bak Miray… Ben yanlış yapmış olabilirim. Belki o kurşun orada sıkılmamalıydı ama senin yanında bir tehdit varken sessiz kalamazdım. Kalmak istemedim.”

Kafamı iki yana salladım, gözyaşlarımı zor tutuyordum. “Ama bu senin zorbalığını değiştirmez. Ben senin yanında kendimi güvende hissetmiyorum Mahir! Bugün Kadir'di, yarın biri daha... Her şeyi kendi bildiğin gibi yapıyorsun.”

Bir an sustu. Sonra yaklaştı, yüzüme dikkatle baktı. “Beni bir kez dinlesen… sadece bir kez.”

Yutkundum. “Anlat.”

“Seni ilk gördüğümde istememiştim bu evliliği. Ama zamanla… bilmiyorum. Seni düşünürken buluyorum kendimi. Senin bir başkasının yanında gülüşünü düşündüğümde içim sıkışıyor. Ama bir yandan da biliyorum… ben senin için hâlâ bir zorbalıktan ibaretim.”

Gözlerim büyüdü. “Bunları niye şimdi söylüyorsun?”

“Çünkü bugün anladım ki… seni kaybetme fikri, beni delirtebilir.”

Sessizlik çöktü. Bu sefer ben konuştum.

“Ben de bazen seni düşünürken yakalıyorum kendimi. Ama sonra bir bakıyorum, kalbimde bir yara kabuk bağlamış, üstüne senin sesin dokununca tekrar kanıyor.”

Birbirimize baktık. Gözlerimizde sessiz bir yangın vardı. Kelimeler yetmiyordu, ama sustuğumuzda da her şey anlatılıyordu.

Tam o anda, konakta büyük bir çığlık yankılandı.

Kapıdan dışarı fırladım. Merdivenlerden inerken herkesin salona doğru koştuğunu gördüm. Gözüm Mahir’i aradı, o da benimle birlikte hareket etti. Aşağı indiğimizde kalabalığın ortasında yere yığılmış birini gördüm.

Kadir’in amcasıydı.

Yüzü bembeyaz, gözleri açık ama cansızdı. Babam onun başında diz çökmüş, ne yapacağını bilemeden ağlıyordu. Şehmuz baba bir köşede küfürler savuruyor, Züleyha anne ise Alya’yı kucağına alıp arkasına saklıyordu.

Konağın havası bir kez daha boğucu hale gelmişti. Kan, gözyaşı, nefret ve sırlardan örülü bir düğüm giderek büyüyordu.

Kadir’in amcasının kanlar içindeki bedeni, bize ait olmayan bir hikâyenin içine daha derin saplandığımızı gösteriyordu. Bu artık sadece bir evlilik meselesi değildi. Bu bir savaşın ortasıydı. Ailelerin, çıkarların, kinlerin savaşı…

Bir ara Mahir yanıma yaklaştı. Elini omzuma koydu ama anında sıyrıldım.

“Dokunma bana Mahir. Gerçekten… yeter.”

Kaşlarını çattı. “Ne oluyor yine?”

“Her şey oluyor! Her şeyin ortasında biz varız. Ve bu benim kaldıramayacağım kadar ağır!”

Sinirle elimi yumruk yaptım. “Seninle aramızda ne vardı ki zaten! Ben seni tanımıyorum bile. Tanıdığım tek şey, kontrol manyağı, öfkesine yenilen, sözde koruyucu biri!”

Bu kez Mahir bir adım yaklaştı. “Ben sadece seni korumaya çalıştım Miray! Herkes susarken, ben ayağa kalktım!”

“Senin ayağa kalkışların hep birilerine mezar oluyor Mahir!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülerek.

Mahir’in yüzü sertleşti. Dudaklarını sıktı. “Senin için yaptığım her şeyi çöpe atıyorsun.”

“Ben senden bunu istemedim!” dedim titreyerek. “Ben sadece huzur istedim. Sessiz, kendi halinde bir hayat. Ama sen… sen bana koca bir cehennem sundun!”

Bir sessizlik oldu. Mahir’in bakışları buz kesmişti.

“Sana güvenmeye başladığım an kendimden şüphe ettim,” dedim fısıltıyla. “Kalbim ne zaman çarptıysa, hemen ardından yeni bir yıkım geldi. Belki de bu yüzdendi senden kaçışım.”

O an Mahir’in gözleri doldu ama bunu hemen sakladı.

“Seninle her şeye rağmen bir yol bulmaya çalıştım,” dedi. “Ama anlıyorum… sen o yolu baştan kapatmışsın.”

“Evet.” dedim, başımı kaldırarak. “Çünkü ben bu karanlıkta kaybolmak istemiyorum Mahir. Seninle yürürsem kendimi yitireceğim.”

Birbirimize son bir kez baktık.

Ve o an, aramızdaki bağ kırıldı.

Belki de o kırılma anıydı bizi gerçekten ayıran. Kalbimiz hâlâ çarpıyordu, ama artık farklı ritimlerde…

Konağın içinde kargaşa devam ederken, biz sessizce dağılıyorduk. Ambulans sesleri. Polis siren sesleri. Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Kim vurmuştu bu adamı?
Salonda sadece mahir ve ben yoktuk. Diğer herkes buradaydı. Silah yerdeydi.

İpek yerdeki silahı peçeteyle alarak titreyen elleriyle bana uzattı. Gözlerinde hem korku hem de suçluluk vardı. “Miray, ne olur sakın dokunma, sakin ol ve peçete olan yerden tut. Sonra da kilere sıkıştır polisler gelene kadar." dedi ama ben çoktan silahı peçeteden kurtarıp kavramıştım.

Kalbim deli gibi atıyordu. O an her şey yavaşladı; herkesin yüzü donmuştu, sesler uzaklaşmıştı. Kadir’in amcasının kanları yerde, hayatı ellerinden kayıp gidiyordu.

“Bu ne lanet bir hikaye böyle...” İpek’in endişeli bakışları üzerimdeydi, ama ben onu duymuyordum. İçimde kopan fırtınayla silahı sıkıca tuttum, sanki o küçük soğuk metal parçası her şeyi değiştirebilirdi.

Mahir yanımdan geçerken gözleri benim elimdeki silaha takıldı, yüzünde karışık duygular belirdi; öfke, korku ve çaresizlik. “Bırak onu, İklim” dedi sertçe ama sesi titriyordu.

“Bırakamam, Mahir. Bu kâbusun içinde bir çıkış yolu arıyorum ben.” dedim, nefesim kesilerek.

Ben orada, kalbim paramparça olmuş, ellerim hâlâ silahın üzerindeyken, bir yandan da bu ailenin içindeki karanlığın ne kadar derin olduğunu anladım.

Ve o an, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ama bu evden kurtulacaktım.
Kapı aniden açıldı, ve dışarıdan polislerin ayak sesleri duyuldu. Herkes bir anda gerildi, salonun havası daha da ağırlaştı. Polisler içeri hızlıca girip ortamı kontrol etmeye başladı.

Başkomiser sert bir sesle, “Kim vurdu?” diye sordu. Gözler hemen birbirine çevrildi, herkes suskun kaldı.

Ben hâlâ elinde silahla donmuş, kalbim deli gibi atıyordu. Mahir yanımda dikilmişti, yüzündeki ifade korku ve endişeyle karışıktı.

Polisler, olayı incelemek için etrafı toparlamaya başladı. Silah delil olarak alındı, yaralı için ambulans zaten çağrılmıştı.

O an, konağın içinde daha önce hiç yaşanmamış bir gerginlik ve korku vardı. Herkesin içinde gizlenen sırlar, yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başlamıştı.

Ve ben, Miray olarak, bu karmaşanın içinde kendi yolumu bulmak zorundaydım.

Başkomiser silahı eldivenli elleriyle aldı, delil poşetine koyarken gözleri bana çevrildi. “Silahı elinizde gördük hanımefendi. Bu durumda karakola kadar bizimle gelmeniz gerekecek,” dedi. Sesinde yargı yoktu ama net ve kesindi.

Bir adım geri attım, boğazım kurumuştu.

Mahir hemen araya girdi. “Komiser, Miray silahı sonra yerden aldı. Olay yerini bozmamış olabilir ama vurulan kişi biz odaya girmeden önce yere yığılmıştı. Burada herkesin ifadesi alınmalı. Özellikle o an salonda olanların.”

Başkomiser Mahir’e dikkatle baktı. “O halde hepinizi ayrı ayrı dinleyeceğiz. Kimse bir yere ayrılmasın. Ambulans geldiğinde de sağlık ekiplerine müdahale izni verin.”

Salonda çıt çıkmıyordu. Züleyha hanım bir köşede dua ederken, İpek gözlerini bana dikmişti. Gözlerinde belli belirsiz bir memnuniyet parlıyordu. Sanki bu olay onun işine yaramıştı.

Ambulans kapıya yanaştı, sedye içeri girdiğinde herkes geri çekildi. Kadir’in amcasının cansız bedeni battaniyeye sarılıp çıkarılırken kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.

Mahir yanımda, omzuma hafifçe dokundu. “Sakin ol. Her şey ortaya çıkacak.”

Gözlerimi ona çevirdim. Onun gözlerinde sadece öfke değil, beni koruma çabası da vardı. Ama ben biliyordum... Bu gece sadece birinin değil, hepimizin hayatı değişmişti.

Aniden bir adım öne çıktım. Kalabalığın, ambulans ışıklarının, sirenlerin uğultusu arasında kendi sesimi zor duydum ama söylediklerim netti. “Ben vurdum. Silahı ben ateşledim.”

Ortam bir anda buz kesti. Züleyha annenin duası yarım kaldı. İpek'in gözlerindeki sinsi ışıltı bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı. Mahir donakaldı. Başkomiser bana döndü, yüz ifadesi hiç değişmedi.

“Ne dediniz hanımefendi?”

Yutkundum, gözlerim Mahir'inkilerle buluştu. Ne de olsa silah benim elimdeydi. Zaten herkes bana bakıyordu. Bu karmaşada gerçeği kim anlayacaktı ki?

“Ben vurdum,” dedim yeniden, daha yüksek bir sesle. "Ben vurdum. O an... o an korktum. Kendimi kaybettim.”

Başkomiser başını salladı. “O zaman bizimle geliyorsunuz Miray Hanım. Gerekli prosedürleri uygulayacağız. Ama olay yeri inceleme tamamlanmadan kimse çıkmasın.”

Mahir hemen yanıma geldi, kolumdan tuttu. “Miray, ne yapıyorsun sen? Bu saçmalık. Sen değildin. Silaj sesini duyup geldim zaten salona.”

Ama artık çok geçti. Dönüp ona baktım, gözlerim doluydu. “Bazen birilerinin ateşi üzerine alması gerekir Mahir. Bazen... cehennemin ortasında sadece bir adım geri kalmak herkesi yakar. Sen sus.”

Polis bileklerime kelepçeyi takarken Mahir’in öfkeli nefesi ensemdeydi. Ama hiçbir şey söylemedi. Belki beni durdurmak için doğru kelimeyi bulamadı. Belki de bu sefer susmak gerektiğini hissetti.

Konağın kapısından çıkarken arkamda kalanlara son bir kez baktım. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ve ben, en büyük sırrı sustuklarımdan değil, “ben yaptım” deyişlerimden saklayacaktım.

Her şey bir plandan ibaretti. Karanoğlu aşiretinin en küçüğü Berfin Avin Karan.
Yurtdışından geldi.
Kendisi benim en yakın dostum olur. Ve benim için amerikadan gelip kadirin amcası yani rauf'u uzaktan vurmuştu.
Ben istediğim için.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.