27. bölüm / 50
SANA YENİLDİMBÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI
Bölümler 50Şu an: BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, Şanlıurfa’nın üzerine ağır ağır çökmüştü.
Eski değirmenin çevresinde iki ayrı araç konvoyu duruyordu. Bir tarafta Karahan ailesi, diğer tarafta Yılmaz ailesi vardı. Yıllardır birbirlerine düşman olduklarına inandırılmış iki aile, aynı yerde, aynı gecede buluşmuştu.
Kimse neden çağrıldığını tam olarak bilmiyordu.
Ama herkesin içinde kötü bir his vardı.
Karahanların önünde Ateş duruyordu. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, çenesini sıkmıştı. Yanında Ege vardı. Birkaç adım gerilerinde Melek ve Devran bekliyordu.
Yılmazların tarafında ise Araz, annesi Asuman, Kaya, Berfin ve Helin vardı.
Defne de oradaydı.
Ateş onu görür görmez bakışları değişti. Defne’nin yüzü solgundu. Gözleri dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordu.
Ateş ona doğru bir adım attı.
“Defne…”
Defne başını iki yana salladı.
“Önce konuşacağız, Ateş.”
Araz hemen kız kardeşinin önüne geçti.
“Senin burada ne işin var, Karahan?”
Ateş gözlerini Araz’a çevirdi.
“Ben de aynı soruyu sana sorabilirim.”
Araz öfkeyle güldü.
“Bizi buraya çağıran senin ailen! Yıllardır babamızın başına ne geldiğini saklayan da sizsiniz!”
Kaya araya girdi.
“Abim haklı! Babamızın kaybolduğu gün sizin babanız da ortadan kaybolmuş. Bunu nasıl açıklayacaksınız?”
Karahan tarafındaki adamlardan biri öne çıktı.
“Dikkatli konuş! Karahanların adını ağzına alıyorsun!”
Araz bir anda adamın üzerine yürüdü.
“Sen kimsin de bana ne söyleyeceğimi öğretiyorsun?”
İki adam birbirinin yakasına yapıştı.
Ardından diğerleri de harekete geçti.
Bir anda eski değirmenin önü karıştı.
Bağırışlar, tehditler, itişmeler…
Yıllardır biriktirilen öfke, tek bir kıvılcımla alev almıştı.
“Ayırın şunları!” diye bağırdı Melek.
Ama kimse onu dinlemiyordu.
Ateş, Araz ile kendi adamlarından birinin arasına girdi.
“YETER LAN!”
Sesi gecenin içinde yankılandı.
Fakat kavga henüz dinmemişti.
Ateş, kendisine doğru yürüyen bir adamın kolunu tuttu ve sertçe geri itti.
“Bir adım daha atarsan önce benimle uğraşırsın!”
Defne kalabalığın arasından çıktı.
“ATEŞ!”
Ateş başını çevirdi.
Defne’nin gözlerindeki korkuyu görünce birkaç saniyeliğine olduğu yerde kaldı.
O sırada Araz yeniden öne atılınca Ateş kolunu uzatarak onu durdurdu.
“Kimse kimseye dokunmayacak!”
Araz öfkeyle bağırdı.
“Sen bize emir veremezsin!”
Ateş’in gözleri karardı.
“Emir vermiyorum. Hepinizin yıllardır bir yalanın peşinden koştuğunu söylüyorum!”
Bu sözler herkesi susturdu.
Ateş, Ege’ye döndü.
“Dosyaları getir.”
Ege aracın bagajından kalın bir dosya çıkardı. Ateş dosyayı alıp iki ailenin ortasındaki eski taş masanın üzerine bıraktı.
“Bu gece kimse buradan ayrılmayacak. Çünkü yıllardır birbirinize düşman olmanız için size anlatılan hikâyeyi bitireceğiz.”
Devran’ın yüzü gerildi.
“Ateş, bunun sırası değil.”
Ateş başını ona çevirdi.
“Sen susacaksın, Devran.”
Devran ilk kez söyleyecek söz bulamadı.
Ateş dosyayı açtı.
“Babamın ölümünü yıllarca gerçek sandım. Onun ardından kalan işleri devraldım. Şirketin başına geçtim. Karahanların adını korumaya çalıştım. Ama babamın geride bıraktığı belgeleri inceleyince, şirketin bazı sevkiyatlarının yasa dışı işlerde kullanıldığını öğrendim.”
Melek’in yüzü bembeyaz oldu.
Ateş devam etti.
“Para transferleri, sahte belgeler, gizli hesaplar… Babamın adının geçtiği dosyalar vardı. Bazılarında Devran’ın şirketleri de görünüyordu. Bunların hepsinin ne anlama geldiğini anlamak için araştırmaya başladım.”
Asuman elini göğsüne götürdü.
“Peki bizim ailemiz bunun neresinde?”
Ateş, önündeki bir belgeyi Asuman’a uzattı.
“Defne’nin babasının adı bu kayıtlarda geçiyor. Ama bu, onun suçlu olduğunu kanıtlamıyor. Tam tersine, bazı belgeler onun bu işleri ortaya çıkarmaya çalıştığını düşündürüyor.”
Asuman kâğıda bakarken elleri titremeye başladı.
“Bana öldüğünü söylediler…”
Ateş’in sesi yumuşadı.
“Ben de babamın öldüğüne inanıyordum.”
Defne gözlerini Ateş’ten ayırmıyordu.
“Peki, neden Şanlıurfa’ya döndün?” diye sordu.
Ateş ona döndü.
“Çünkü babamın arkasında bıraktığı pis işleri polise aktarmam gerekiyordu. Belgeleri teslim etmek, neler olduğunu öğrenmek ve bu işin içinde suçlu olan herkesin hesap vermesini sağlamak için döndüm.”
Bir an durdu.
“Babamın adını korumak için suçları örtbas etmeye gelmedim, Defne. Gerçeği ortaya çıkarmaya geldim.”
Ege masaya başka belgeler koydu.
“Bunlar da eski kayıtlar. İki ailenin birbirine düşman olmasına neden olan bazı olayların kasıtlı olarak farklı gösterildiğini düşünüyoruz. Fakat bütün belgeleri savcılığa ve polise teslim edeceğiz. Kimin ne yaptığını onların soruşturması ortaya çıkaracak.”
Araz’ın yüzündeki öfke yavaş yavaş yerini şaşkınlığa bıraktı.
“Yani babamızla Karahanların babası…”
“Birbirlerini düşman olarak görmüş olabilirler,” dedi Ateş. “Ama elimizdeki belgeler, ikisinin de aynı sırların içinde kaldığını gösteriyor. Birinin diğerine ihanet ettiğini söylemek için henüz yeterli kanıt yok.”
Devran geriye doğru bir adım attı.
Melek ona döndü.
“Sen ne biliyorsun?”
Devran cevap vermedi.
“Madem hiçbir şey bilmiyorsun, neden korkuyorsun?” diye sordu Melek.
Devran’ın sessizliği, herkesin dikkatini üzerine çekti.
Ateş masaya iki elini dayadı.
“Devran’ın adının bu belgelerde geçmesi, onu tek başına suçlu yapmaz. Ama bildiği bir şey varsa artık saklayamayacak. Polis ne gerekiyorsa araştıracak.”
Devran dişlerini sıktı.
“Beni kendi ailene karşı mı koyuyorsun?”
Ateş gözlerini kaldırdı.
“Ben kimseyi kimseye karşı koymuyorum. Yıllardır birbirimize düşman olmamız için uğraşanların oyununu bitiriyorum.”
Sonra Yılmaz ailesine döndü.
“Size de söyleyeceğim bir şey var. Ben Defne’yi ilk tanıdığımda ailenizin geçmişini bilmiyordum. Onun kim olduğunu, neyin içinde büyüdüğünü bilmiyordum. Onu hastanede tanıdım. Beni tedavi etti. Sonra hayatıma girdi.”
Defne’nin kalbi hızlandı.
Ateş gözlerini ondan ayırmadı.
“Ve ben ona âşık oldum.”
Kimse konuşmadı.
Ateş devam etti.
“Bunu söylemekten utanmıyorum. Defne’ye âşık oldum. Ailelerimizin geçmişinde ne yaşanmış olursa olsun, onun benim düşmanım olduğuna inanmıyorum. Çünkü Defne, babalarımızın yaptığı şeylerden sorumlu değil. Ben de babamın işlediği suçları örtbas etmeyeceğim.”
Defne’nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Ateş ona doğru yürüdü.
“Defne, sana bir söz vermiştim. Senden hiçbir şey saklamayacağımı söylemiştim. Bildiklerimi sana anlatmak istiyorum. Bilmediğim şeyler de var. Ama onları da birlikte öğreneceğiz.”
Defne’nin sesi titredi.
“Beni kaybetmekten korkmuyor musun?”
Ateş hafifçe gülümsedi.
“Her gün.”
“Peki ya ailelerimiz?”
Ateş elini ona uzattı.
“Onlar da gerçeği öğrendi. Bundan sonra ne yapacaklarına kendileri karar verecek. Ama ben seni bir yalanın arkasına saklamayacağım.”
Defne bir an tereddüt etti. Sonra elini Ateş’in eline bıraktı.
Araz bunu gördü. Yüzünde hâlâ endişe vardı ama bu kez Ateş’e saldırmadı.
“Defne benim kardeşim,” dedi Araz. “Onu üzer ya da tehlikeye atarsan, karşında beni bulursun.”
Ateş başını salladı.
“Haklısın. Ama ben onu korumak için hayatını kontrol etmeyeceğim. Yanında olacağım. Kararı kendisi verecek.”
Defne, Ateş’in elini biraz daha sıkı tuttu.
O gece iki aile ilk kez birbirlerine yumruklarını değil, yıllardır saklanan gerçekleri gösteriyordu.
Fakat bütün sırlar henüz çözülmemişti.
Çünkü Ateş’in babası hâlâ başka bir ülkedeydi.
Ve oğlunun ne yaptığını öğrenmek üzereydi.
---
Başka bir ülke — Aynı gece
Karanlık bir odada, pencerenin önünde duran adam telefonunu kulağına götürdü.
Karşısındaki kişi konuşmaya başladığında yüzü sertleşti.
“Evet, efendim. Ateş Karahan’ı buldum.”
Telefonun diğer ucundaki ses soğuktu.
“Ne yapıyor?”
“Şirketinde. Belgeleri inceliyor. Yılmaz ailesiyle de görüşmüş.”
Adam bir süre sustu.
“Demek sonunda dosyaları buldu.”
“Ne yapmamı istersiniz?”
Ateş’in babası sandalyesine yaslandı.
“Oğlumu takip etmeye devam edeceksin. Kiminle görüştüğünü, nereye gittiğini, neyi öğrendiğini bana bildireceksin.”
“Ya beni fark ederse?”
“Beni tanımıyorsun. Benim adımı kullanmayacaksın. Sakın kendini ele verme.”
Adam başını salladı.
“Anlaşıldı.”
Telefon kapandı.
Ateş’in babası masanın üzerindeki eski aile fotoğrafına baktı.
Fotoğrafta Melek, Ateş ve kendisi vardı.
Parmaklarını oğlunun yüzünün üzerinde gezdirdi.
“Beni anlamıyorsun, oğlum,” diye mırıldandı. “Gerçekleri öğrendiğinde benden daha çok nefret edeceksin.”
Fotoğrafı ters çevirdi.
Sonra başka bir numarayı aradı.
“Devran’ı takip edin. Ateş’in eline geçen belgelerin tamamını öğrenmek istiyorum.”
Bir süre dinledi.
“Hayır. Ateş’e dokunmayacaksınız.”
Sesi sertleşti.
“Kimse oğluma zarar vermeyecek. Bunu aklınızdan çıkarmayın.”
Telefonu kapattı.
Fakat gönderdiği adamın, Ateş’e yaklaşmasının nelere yol açacağını henüz bilmiyordu.
---
Ertesi gün — Karahan Holding
Ateş sabah erkenden şirkete geldi.
Dün gece iki aileye anlattığı gerçeklerin ağırlığı hâlâ üzerindeydi. Bir yandan polisle görüşmek için belgeleri hazırlıyor, diğer yandan babasının nerede olduğunu öğrenmeye çalışıyordu.
Ege kapıyı çalıp içeri girdi.
“Abi, adamlar hazır.”
Ateş masasından kalktı.
“Çağır hepsini.”
Birkaç dakika sonra holdingin geniş toplantı alanında Ateş’in adamları sıra hâlinde dizilmişti.
Ateş, ellerini arkasında birleştirerek önlerinde yürüdü.
“Dün gece burada bir şey öğrendim,” dedi. “Babamın adamlarından biri beni takip ediyor. Şirkette benimle ilgili bilgi topluyor. Kimin yaptığını biliyorsanız şimdi konuşun.”
Kimse cevap vermedi.
Ateş ilk adamın önünde durdu.
“Son bir haftada nerelerdeydin?”
Adam yaptıklarını anlattı. Ateş dinledi, birkaç soru sordu ve onu gönderdi.
Sonraki adamı sorguladı.
Ardından diğerini.
Kimi açıkça cevap veriyor, kimi heyecandan kelimeleri karıştırıyordu. Ateş her birinin yüzüne dikkatle bakıyordu.
“Benim yanımda çalışıyorsanız dürüst olacaksınız,” dedi. “Birinden para alıp bana yalan söyleyen varsa bunu kendisi söyleyecek. Çünkü ben gerçeği başkasından öğrenirsem sonuçları daha ağır olur.”
Sıradaki adam öne çıktı.
Ateş onu tanıyordu. Birkaç aydır holdingde çalışıyordu. Sessiz, dikkat çekmeyen biriydi.
Ateş karşısında durdu.
“Sen.”
Adam gözlerini kaçırdı.
“Son zamanlarda kiminle görüştün?”
“Kimseyle, ağam.”
Ateş bir adım yaklaştı.
“Yüzüme bak.”
Adam başını kaldırdı.
“Beni takip eden sen misin?”
“Hayır, ağam.”
Ateş’in sesi buz gibiydi.
“Yalan söyleme.”
Adamın alnında ter birikmeye başladı.
Ege de yaklaştı.
“Konuş. Kendini daha fazla batırma.”
Adam bir süre sustu. Ardından çaresizce nefes verdi.
“Beni baban gönderdi.”
Toplantı alanındaki herkes donup kaldı.
Ateş’in yüzü değişmedi.
“Ne dedin?”
“Baban… Beni seni takip etmem için gönderdi. Nerelere gittiğini, kimlerle görüştüğünü öğrenmemi istedi.”
Ateş yavaşça başını eğdi. Sonra yeniden adama baktı.
“Babamın nerede olduğunu biliyor musun?”
Adam cevap vermedi.
Ateş yakasına yapışacak gibi öne eğildi.
“NERDE LAN?”
Adam korkuyla geriye çekildi.
“Bilmiyorum! Bana sadece seni takip etmemi söyledi!”
Ateş’in gözleri öfkeyle karardı.
“Bana yalan söylemeye devam edersen…”
Adam aniden cesaretini topladı.
“Bana bir şey yaparsan babanı bir daha bulamayabilirsin!”
O an her şey değişti.
Ateş’in yüzündeki son sakinlik de silindi.
“Sen benim babamı bulmamı engellemekle mi tehdit ediyorsun?”
“Ben sadece—”
Ateş bir yumruk savurdu.
Yumruk adamın yüzüne isabet etti. Adam sendeleyerek yere düştü ve bilincini kaybetti.
Toplantı alanında derin bir sessizlik oluştu.
Ege hemen Ateş’in koluna dokundu.
“Abi!”
Ateş, yerde hareketsiz yatan adama baktı. Göğsü öfkeyle inip kalkıyordu.
“Doktor çağırın,” dedi sertçe. “Kendine gelene kadar başında biri beklesin.”
Ege onun önüne geçti.
“Ateş, adamın söyledikleri doğruysa baban hâlâ seni izliyor olabilir.”
Ateş yumruk attığı eline baktı.
“Biliyorum.”
“Şimdi ne yapacağız?”
Ateş’in sesi alçaldı.
“Önce bu adamın babamla nasıl iletişim kurduğunu öğreneceğiz. Sonra da o bağlantının peşine düşeceğiz.”
Ege başını salladı.
“Ya polis?”
Ateş gözlerini kaldırdı.
“Babamın yasa dışı işlerine dair belgeleri zaten polise aktaracağım. Bu adamın söylediklerini de kayda geçireceğiz. Ama babamı bulmadan önce elimizdeki her bağlantıyı anlamamız gerekiyor.”
Ege, Ateş’in yüzüne baktı.
“Defne’ye anlatacak mısın?”
Ateş birkaç saniye düşündü.
“Evet. Ama önce kendimi toparlamam lazım.”
Yumruğunu sıktı, ardından gevşetti.
“Bugün onun karşısına öfkemle çıkmayacağım.”
---
Karahan Konağı — Akşam
Ateş konağa girdiğinde yüzünde hiçbir şey yaşanmamış gibi sakin bir ifade vardı.
Ceketini çıkardı, bir hizmetliye verdi ve salona geçti.
Melek koltukta oturuyordu. Oğlunu görünce hemen ayağa kalktı.
“Oğlum, geldin mi?”
Ateş annesinin elini öptü.
“Geldim, anne.”
Melek yüzüne dikkatle baktı.
“Bir şey mi oldu?”
Ateş hafifçe gülümsedi.
“Yok. Şirket işleri.”
Melek ona inanmak istiyordu ama oğlunun sağ elindeki kızarıklığı fark etti.
“Elin neden öyle?”
Ateş elini cebine soktu.
“Bir yere çarptım.”
Melek kaşlarını çattı.
“Ateş…”
“Anne, iyiyim.”
Tam o sırada Ege içeri girdi. Ateş’e kısa bir bakış attı. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama Ateş gözleriyle onu susturdu.
Melek ikisinin arasındaki bakışmayı fark etti.
“Benden bir şey saklıyorsunuz.”
Ateş annesinin yanına oturdu.
“Şimdilik bilmen gereken tek şey, gerçeği ortaya çıkarmaya çalıştığım. Kimsenin canının yanmasını istemiyorum.”
Melek’in gözleri doldu.
“Baban da böyle söylerdi.”
Ateş’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ben babam değilim, anne.”
Melek sustu.
Ateş hemen annesinin elini tuttu.
“Sana kızmıyorum. Ama onun yaptığı şeylerin bedelini ben ödemek zorunda değilim. Kimse de onun suçlarını benim adıma saklamayacak.”
Melek oğlunun elini okşadı.
“Biliyorum.”
Ateş ayağa kalktı.
“Ben biraz dinleneceğim.”
Merdivenleri çıkıp odasına gitti. Kapıyı kapatınca derin bir nefes verdi.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmamıştı.
Ne şirketindeki adamı yumruklamıştı ne de babasının hâlâ kendisini takip ettirdiğini öğrenmişti.
Ama cebindeki telefon titredi.
Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj gelmişti.
“Oğlumu takip eden adamın başına gelenleri duydum.”
Ateş’in gözleri ekrana kilitlendi.
İkinci mesaj hemen ardından geldi.
“Öfkeni kontrol etmeyi öğren, Ateş. Bir gün karşında beni bulduğunda yumruk atmakla yetinemeyeceksin.”
Ateş’in çenesi kasıldı.
Telefonu sımsıkı kavradı.
“Demek hâlâ beni izliyorsun, baba…”
Bir süre ekrana baktıktan sonra cevap yazdı.
“Seni bulacağım. Ve bu kez bana hiçbir şey anlatmadan kaçamayacaksın.”
Mesajı gönderdi.
Ardından telefonunu masaya bıraktı.
Tam o sırada Defne’den mesaj geldi.
“İyi misin? Bugün içime kötü bir his düştü.”
Ateş’in yüzü yumuşadı.
“İyiyim, doktor hanım. Sen nasılsın?”
Defne’nin cevabı gecikmedi.
“Seni görmeden iyi olduğuma karar veremem.”
Ateş istemsizce gülümsedi.
“Yarın gel. Sana anlatmam gereken şeyler var.”
Defne birkaç saniye sonra cevap verdi.
“Benden yine bir şey saklamıyorsun, değil mi?”
Ateş’in gülümsemesi silindi.
Bu kez yalan söylemek istemiyordu.
“Saklamayacağım. Sana söz.”
Telefonu bıraktı ve pencereye yürüdü.
Bir tarafta babasının karanlık geçmişi, diğer tarafta sevdiği kadın vardı.
Ateş artık iki şeyden emindi.
Babası onu uzaktan izlemeye devam edecekti.
Ve Defne’yi sevdiği sürece, onu bu savaşın dışında tutmak sandığından çok daha zor olacak.
Bölüm etkileşimi
