6. bölüm / 50
SANA YENİLDİM6. Bölüm — Kanlı İmza
Bölümler 50Şu an: 6. Bölüm — Kanlı İmza
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ATEŞ
Ofisteki son evrakları da masanın üzerine dizdim. Bugün tamamlamam gereken birkaç imza daha vardı. İşlerimi bitirir bitirmez konağa dönmeyi düşünüyordum.
Ege kapının önünde bekliyordu.
“Ateş, her şey hazır. İmzaları atıp çıkabiliriz.”
Kalemi elime alıp son evrakı da imzaladım. Ardından ceketimi giyerek ayağa kalktım.
“Gidelim.”
Ege kapıyı açtı. Birlikte ofisten çıktık. Akşam güneşi yavaş yavaş kayboluyor, sokak lambaları yanmaya başlıyordu. Arabamız birkaç metre ilerideydi.
Tam arabaya doğru yürürken Ege'nin telefonu çaldı.
Telefonunu çıkarıp ekrana baktı.
“Bir dakika, buna bakmam gerekiyor.”
Ben yürümeye devam ettim.
O sırada arkamdan gelen hafif bir ayak sesi duydum. Başımı çevirmeye fırsat bulamadan keskin bir silah sesi sokakta yankılandı.
Pat!
Bir an her şey sustu.
Kolumda hissettiğim keskin acıyla olduğum yerde sendeledim. Elimi hemen koluma götürdüm. Ceketimin kumaşı kısa sürede kanla ıslanıyordu.
“Lanet olsun!”
Ege'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
“AĞAM!”
İkinci bir silah sesi duyulduğunda Ege beni kolumdan tutup park hâlindeki aracın arkasına çekti.
“İyi misin? Ağam, bana bak!”
Dişlerimi sıkarak yaralı kolumu tuttum.
“İyiyim.”
“İyi misin? Kolun kanıyor!”
“Bağırma, Ege!”
Ege başını kaldırıp sokağın diğer tarafına baktı. Silahı ateşleyen kişi karanlıktan faydalanarak çoktan uzaklaşmaya başlamıştı.
Ege telefonunu çıkarıp adamlarımızdan birini aradı.
“Ofisin önüne gelin! Ateş vuruldu. Saldırganı bulun ama dikkatli olun!”
Telefonu kapatıp bana döndü.
“Ambulans çağırıyorum.”
“Gerek yok. Hastaneye gideceğiz.”
“Ağam, saçmalama. Kan kaybediyorsun!”
Gözlerimi ona diktim.
“Arabayı getir.”
Ege birkaç saniye yüzüme baktı. Beni tanıyordu. Ne kadar inatçı olduğumu da biliyordu. Daha fazla tartışmadan arabanın kapısını açtı.
Arka koltuğa oturduğumda yaralı kolumu bastırmaya çalıştım. Acı omzuma doğru yayılıyordu ama yüzüme yansıtmamaya kararlıydım.
Ege direksiyona geçti ve arabayı hızla hareket ettirdi.
“Bunu kimin yaptığını bulacağım,” dedi öfkeyle.
Başımı koltuğa yasladım.
“Önce hastaneye ulaşalım.”
“Biri sana sokak ortasında silah sıktı, Ateş! Bunun hesabını soracağım.”
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
“Beni öldürmek isteseydi ikinci kez ateş ederdi.”
Ege bana döndü.
“Bunun seni rahatlatması mı gerekiyor?”
Cevap vermedim.
Aklımda tek bir soru vardı.
Bunu kim yapmıştı?
Babamın ölümünden sonra düşmanlarımın arttığını biliyordum. Ama kimsenin bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim.
Bu saldırı bir uyarı mıydı, yoksa çok daha büyük bir savaşın başlangıcı mı?
Bunu öğrenecektim.
Ve bunu yapan kişi, karşısında kimin olduğunu çok geçmeden anlayacaktı.
---
DEFNE
Acil servisteki son hastamla ilgilenip dosyayı kapatmıştım. Yorulmuştum ama henüz eve gitmeye hazır değildim. Masamın üzerindeki evrakları düzenlerken koridordan gelen telaşlı sesleri duydum.
“Doktor! Silahla yaralanmış bir hasta geliyor!”
Hemen ayağa kalktım.
“Hazırlıkları yapın. Müdahale odasını hazırlayın!”
Hemşirelerle birlikte acil servisin girişine yöneldim. Birkaç saniye sonra kapılar açıldı. İki adam içeri girdi. Biri diğerini destekliyordu.
Yaralı adamın siyah ceketi kan içindeydi.
İlk bakışta yüzünü seçemedim. Hemen yanına giderek kolundaki yaraya baktım.
“Silah yaralanması. Müdahale odasına alalım.”
Adamı sedyeye oturtmalarına yardım ettim.
“Beni duyuyor musunuz?” diye sordum.
Yaralı adam başını kaldırdı.
O an göz göze geldik.
Ateş Karahan.
Bir anlığına şaşırdım ama hemen kendimi toparladım. Şimdi şaşırmanın sırası değildi.
“Ateş Bey, beni duyuyor musunuz?”
“Duyuyorum, doktor hanım.”
Sesi acıya rağmen sakindi.
Yanındaki adam telaşla konuştu.
“Doktor hanım, kolundan vuruldu. Kanaması durmuyor.”
“Tamam, lütfen biraz geri çekilin. Müdahale etmem gerekiyor.”
Ateş'i sedyeye yatırdık. Hemşireye gerekli malzemeleri hazırlamasını söyledim ve yarayı dikkatlice incelemeye başladım.
“Ateş Bey, kolunuzu mümkün olduğunca hareketsiz tutun.”
“Emredersiniz, doktor hanım.”
İstemeden ona baktım.
“Şu an şaka yapmanın sırası değil.”
Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıpırdadı.
“Şaka yapmıyorum.”
“Güzel. O zaman söylediklerimi dinleyin.”
Ege arkamızda huzursuzca dolaşıyordu.
“Doktor hanım, ciddi bir şey var mı?”
“Şu an müdahale ediyoruz. Lütfen sakin olun.”
Yaranın kontrolünü yaparken hemşireye seslendim.
“Tansiyonunu ölçelim. Gerekli görüntülemeyi de hazırlayın.”
Ateş'in yüzü solgunlaşmıştı. Buna rağmen dişlerini sıkıyor, acısını belli etmemeye çalışıyordu.
“Acıyor mu?” diye sordum.
Bana baktı.
“Biraz.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Biraz mı?”
“Daha önce de canım yandı.”
Sözlerinin altında başka bir şey vardı ama üzerine gitmedim.
“Burada güçlü görünmenize gerek yok, Ateş Bey. Yaralısınız ve ben de sizi tedavi etmeye çalışıyorum. Bana yardımcı olun.”
Bu kez itiraz etmedi.
Müdahaleyi sürdürdük. Kanamayı kontrol altına aldıktan sonra gerekli kontrollerin yapılmasını sağladım. Yaralanmanın durumuna göre tedavi planını belirlemek için ek incelemeler gerekiyordu.
Bir süre sonra Ege'ye döndüm.
“Şimdilik kanamayı kontrol altına aldık. Ama tetkiklerin sonuçlarını görmeden kesin bir şey söyleyemem. Doktorumuz da değerlendirecek.”
Ege derin bir nefes aldı.
“Teşekkür ederim, doktor hanım.”
“Görevim bu.”
Malzemeleri toparlamak için döndüğüm sırada Ateş seslendi.
“Defne Hanım.”
Arkamı döndüm.
“Efendim?”
“Burada olmanız iyi oldu.”
Bu sözleri beklemiyordum. Bir an ne diyeceğimi bilemedim ama ardından sakin bir ifadeyle cevap verdim.
“Ben yalnızca işimi yapıyorum.”
Ateş gözlerini benden ayırmadı.
“Yine de teşekkür ederim.”
Başımı hafifçe salladım.
“Geçmiş olsun.”
Ardından odadan çıktım. Koridora adım attığımda derin bir nefes aldım.
Onu ikinci kez görüyordum ve ilk karşılaşmamızdan çok farklı bir hâlde karşıma çıkmıştı.
Bir insanın hayatı, birkaç saniye içinde nasıl değişebiliyordu?
Biraz önce sokakta yürüyen güçlü bir adam, şimdi hastane yatağında yarasının iyileşmesini bekliyordu.
Ama beni asıl düşündüren, bu saldırının nedeniydi.
---
ATEŞ
Defne odadan çıktıktan sonra gözlerimi tavana diktim.
Kolumdaki acı hâlâ devam ediyordu. Doktorların söylediklerini dinlemiş, yapılması gereken tetkikleri kabul etmiştim. Ama aklım yaralanmamdan çok saldırıdaydı.
Ege yanıma geldi.
“Adamlarımız ofisin önünde. Çevredeki kameraları inceliyorlar.”
“İyi.”
“Bir de annen aradı. Haberi duymuş.”
Başımı ona çevirdim.
“Ne dedin?”
“Şimdilik hastanede olduğunu söyledim. Fazlasını bilmiyor.”
Gözlerimi kapattım.
“Eve gittiğimizde onunla ben konuşacağım.”
Ege sandalyeye oturdu.
“Ateş, bu iş basit değil. Birisi seni açıkça hedef aldı.”
“Biliyorum.”
“Bence bu gece hastanede kalmalısın.”
“Buna doktor karar verir.”
Ege başını iki yana salladı.
“Seninle uğraşmak gerçekten zor.”
“Yeni mi fark ettin?”
Tam o sırada kapı açıldı. Defne içeri girdi. Elinde dosyam vardı.
“Kontrolleriniz devam edecek. Şimdilik dinlenmeniz gerekiyor.”
Ege ayağa kalktı.
“Doktor hanım, ne zaman çıkabilir?”
“Buna tetkik sonuçlarını gördükten sonra karar vereceğiz. Şu an acele etmemeliyiz.”
Ege bana baktı.
“Duydun mu?”
“Duydum.”
Defne dosyaya bir şeyler yazdıktan sonra bana döndü.
“Bir de kolunuzu gereksiz yere hareket ettirmeyin. Ağrınız artarsa hemen haber verin.”
“Peki, doktor hanım.”
Bu kez yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Böyle uyumlu olmanız güzel.”
“Her zaman böyleyimdir.”
Ege araya girdi.
“Buna inanmayın.”
Defne güldü.
İlk kez onu gülerken görüyordum.
Garip bir şekilde, odanın içindeki gerginlik bir anlığına azalmıştı.
Defne kapıya yöneldi.
“Birazdan tekrar kontrol edeceğim. Dinlenmeye çalışın.”
O çıktıktan sonra Ege bana döndü.
“Doktor hanım iyi biri gibi.”
Bakışlarımı ona çevirdim.
“Ne alaka?”
“Bir şey demedim.”
“Ege.”
“Tamam, tamam.”
Başımı yeniden yastığa yasladım.
Defne'nin söyledikleri aklımda kaldı. Bana yalnızca bir hasta gibi davranmıştı. Kim olduğumu bildiği hâlde benden çekinmemiş, gereksiz sorular sormamıştı.
Belki de bu yüzden yanında kendimi alışık olmadığım kadar rahat hissetmiştim.
Ama bu düşünceyi daha fazla sürdürmedim.
Hayatımda çözmem gereken çok daha büyük bir mesele vardı.
Beni vuran adam bulunacaktı.
Ve o adamın arkasında kimin olduğunu öğrenecektim.
---
DEFNE
Gece ilerlerken yeniden Ateş'in odasına gittim. Ege koridorda telefonla konuşuyordu. İçeri girdiğimde Ateş uyanıktı.
“Nasıl hissediyorsunuz?” diye sordum.
“Daha iyiyim.”
Kolunu kontrol etmek için yanına yaklaştım.
“Güzel. Yine de dinlenmeniz gerekiyor.”
Yaramı kontrol ederken yüzündeki ifadeye dikkat ettim. Acı çekiyordu ama bunu saklamaya çalışıyordu.
“Ateş Bey, her şeyi tek başınıza halletmek zorunda değilsiniz.”
Elim bir an durdu.
Bunu neden söylediğimi ben de bilmiyordum. Belki de hastaneye getirildiğinden beri etrafındaki herkesin onun adına konuştuğunu, onun ise hiçbir şey belli etmediğini fark etmiştim.
Ateş bana baktı.
“Bunu nereden çıkardınız?”
“Çünkü canınız yanarken bile kimseye belli etmemeye çalışıyorsunuz.”
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gözlerini benden ayırmadan konuştu.
“Bazen belli ederseniz, insanlar nereden vuracaklarını öğrenir.”
Bu söz içime dokundu.
Babamı kaybettiğimden beri ben de bazı şeyleri içimde tutmayı öğrenmiştim. İnsanlara güçlü görünmenin ne demek olduğunu biliyordum.
Ama onun gücü, benim alıştığım türden değildi.
“Her insan düşmanınız değil,” dedim sessizce.
Ateş'in bakışları değişti.
“Bunu zamanla öğrenirsiniz, Defne Hanım.”
“Belki de siz öğrenirsiniz.”
Sözlerimden sonra aramızda kısa bir sessizlik oluştu.
İlk kez bana yalnızca doktoruymuşum gibi bakmıyordu. Sanki söylediklerimi tartıyor, beni anlamaya çalışıyordu.
Ben de onu anlamaya çalışıyordum.
Ama ikimiz de birbirimiz hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorduk.
Dosyasını kapattım.
“Şimdilik her şey yolunda görünüyor. Bir sorun olursa haber verin.”
Kapıya yöneldiğimde arkamdan sesini duydum.
“Defne Hanım.”
Döndüm.
“Teşekkür ederim.”
Bu kez yalnızca başımı sallamakla yetinmedim.
“İyileşin de teşekkürünüzü o zaman kabul edeyim.”
Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Odadan çıktım.
Koridorda yürürken kendi kendime kızdım. Ben buraya çalışmaya gelmiştim. Ateş Karahan'ın hayatı, düşmanları ya da geçmişi beni ilgilendirmemeliydi.
Ama yine de aklımda tek bir soru dönüp duruyordu.
Kim, Ateş Karahan'ı öldürmek istemişti?
O gece ikimiz de aynı sorunun cevabını arıyorduk.
Ateş, kendisine kurulan tuzağın arkasındaki kişiyi bulmaya kararlıydı.
Ben ise bir doktor olarak yalnızca hastamın iyileşmesini istiyordum.
Henüz bilmiyorduk ki bu saldırı, yollarımızı yeniden kesiştirmekle kalmayacak, ikimizi de geri dönüşü olmayan bir hikâyenin içine sürükleyecekti.
Bölüm etkileşimi
