9. bölüm / 50
SANA YENİLDİM9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır
Bölümler 50Şu an: 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ATEŞ
Babamın ölümünden sonra Karahan ailesine ait bazı evraklar elime geçmişti. İlk başta bunların sıradan ticari kayıtlar olduğunu düşünmüştüm. Ancak dosyaları ayrıntılı inceledikçe bazı şeylerin yolunda gitmediğini fark ettim.
Yıllar önce sınırın ötesine yapılan sevkiyatlar, açıklanamayan para transferleri ve babamın imzasını taşıyan belgeler…
Hepsi birbirine bağlanıyordu.
En kötüsü de bazı belgelerde babamın adının geçtiği işlerin yasal görünmemesiydi.
Babamın nasıl bir hayat yaşadığını bildiğimi sanıyordum. Meğer onun bile benden sakladığı şeyler varmış.
Çalışma odasında önümdeki dosyayı kapattım.
Kapı açıldı. Ege içeri girdi.
“Her şey hazır. Adamlar araçları bekletiyor.”
Ayağa kalktım.
“Kaç kişi geliyor?”
“Seninle ben dâhil altı kişi. Diğer ekip de sınırın yakınında bizi bekleyecek.”
Ceketimi giydim. Kolumdaki yara henüz tam iyileşmemişti ama bu yolculuğu erteleyemezdim.
“Kimseye haber vermedin, değil mi?”
“Hayır. Melek Hanım yalnızca kısa bir iş için gittiğimizi biliyor.”
Başımı salladım.
“Güzel. Oraya vardığımızda kimse kendi başına hareket etmeyecek. Önce neyin döndüğünü öğreneceğiz, sonra karar vereceğiz.”
Ege kapıya yöneldi, ardından durdu.
“Ateş, babanın bu işlere karışmış olması ihtimali seni düşündürüyor mu?”
Bir süre sessiz kaldım.
“Babamın ne yaptığını öğrenmek istiyorum. Gerçek ne olursa olsun.”
“Ya öğrendiğin şeyler ailenin adını lekeleyecek kadar kötüyse?”
Gözlerimi ona çevirdim.
“Gerçek, sakladığımız için değişmez, Ege.”
Daha fazla konuşmadan odadan çıktım.
O gece sınırın ötesine gidecektik. Belki de yıllardır saklanan bir sırrın kapısını aralayacaktım.
Ama beni bekleyen şeyin, yalnızca babamın geçmişi olmadığını henüz bilmiyordum.
---
DEFNE
Evde salondaki koltuğa oturmuş, elimdeki kitabın aynı sayfasına dakikalardır bakıyordum.
Aklım başka yerdeydi.
Ateş Karahan…
Onu düşünmek istemiyordum. Sonuçta o benim hastamdı. Görevimi yapmış, yarasını tedavi etmiştim. Bunun dışında aramızda hiçbir şey yoktu.
Ama ne zaman aklıma gelse, hastanedeki hâli gözümün önüne geliyordu.
Kolundan vurulmuş olmasına rağmen acısını belli etmemeye çalışması, herkese karşı mesafeli duruşu ve bana söylediği o söz…
“Bazen belli ederseniz, insanlar nereden vuracaklarını öğrenir.”
Kitabı kapattım.
“Defne, kendine gel.”
Kendi kendime konuştuğumu fark edince etrafıma bakındım. Neyse ki salonda benden başka kimse yoktu.
Tam o sırada annem mutfaktan çıktı.
“Kızım, kendi kendine ne konuşuyorsun?”
“Hiç anne. Bir şey düşünüyordum.”
Asuman yanıma oturdu.
“Son günlerde dalgınsın. Hastanede bir sorun mu var?”
“Hayır, her şey yolunda.”
“Emin misin?”
Anneme baktım. Ona Ateş'i anlatmak istemiyordum. Anlatsam bile neden onu düşündüğümü kendim açıklayamıyordum.
“Yalnızca yoruldum anne. Yeni işe alışmaya çalışıyorum.”
Annem saçımı okşadı.
“Biraz dinlen o zaman. Her şeyi kafana takma.”
Başımı annemin omzuna yasladım.
Keşke bu kadar kolay olsaydı.
Ateş'in saldırıya uğradığını düşününce içimde bir huzursuzluk oluşuyordu. Ya yeniden bir şey olursa? Ya hastaneye bu kez daha ağır bir durumda getirilirse?
Bu düşünceler yüzünden kendime kızıyordum.
Onu tanımıyordum bile.
Peki, neden başına bir şey gelmesinden korkuyordum?
Telefonum çaldı. Arayan Araz'dı.
“Efendim abi?”
“Ne yapıyorsun?”
“Evdeyim. Sen neredesin?”
“İşim vardı, onu hallediyorum. Akşam eve geçeceğim.”
Biraz konuştuktan sonra telefonu kapattım. Yeniden pencereye döndüm.
Dışarıda hava kararmıştı.
İçimde anlam veremediğim bir his vardı. Sanki bir şey olacakmış gibi huzursuzdum.
Ve nedense aklıma yine Ateş geliyordu.
---
SINIRIN ÖTESİ
Araçlarımız gece boyunca ilerledi. Şehrin ışıkları geride kalırken Ege yanımda oturuyor, önümüzdeki yolu dikkatle takip ediyordu.
Bir süre sonra telefonu çaldı. Arayan, bölgede bizi bekleyen adamlarımızdan biriydi.
Ege konuşmayı bitirdikten sonra bana döndü.
“Birkaç kilometre sonra ana yoldan ayrılacağız. Bize ulaşan bilgiye göre bu güzergâhta gece saatlerinde şüpheli araçlar görülmüş.”
“Bilginin kaynağı belli mi?”
“Şimdilik hayır. Ama adamlarımız doğrulamaya çalışıyor.”
Başımı salladım.
“Önce çevreyi kontrol edeceğiz. Kimse acele etmeyecek.”
Araçlarımız ana yoldan ayrılıp daha tenha bir güzergâha yöneldi. Bir süre sonra yol kenarında bekleyen adamlarımızı gördük.
Aracımız durdu. Ben aşağı indim.
“Ne durumdayız?” diye sordum.
Adamlarımızdan biri yanıma geldi.
“Yaklaşık yarım saattir burada bekliyoruz. Şu ana kadar olağan dışı bir hareketlilik görmedik.”
“Peki, aradığımız araç?”
“Henüz gelmedi.”
Ege etrafa baktı.
“Bize verilen bilgi doğruysa fazla beklemeyiz.”
Beklemeye başladık.
Dakikalar geçiyor, çevrede yalnızca rüzgârın ve uzaktan gelen araç seslerinin yankısı duyuluyordu.
Tam geri dönmeyi düşünmeye başlamıştım ki uzakta bir kamyonetin farları belirdi.
Ege bana baktı.
“Geldi.”
Elimi kaldırarak adamlarımıza sessiz olmalarını işaret ettim.
Kamyonet yavaşça ilerledi. Bir süre sonra yolun kenarında durdu. İçinden bir adam indi. Etrafına dikkatlice baktıktan sonra telefonunu çıkardı.
Bulunduğumuz yerden konuşmasını duyamıyorduk ama yüzündeki gerginlik açıkça görülüyordu.
Birkaç dakika sonra telefonu kapattı.
Ardından kamyonetin arkasına geçti ve bagaj kapağını açtı.
İçeriden orta büyüklükte, koyu renkli bir kutu çıkardı.
Kutuyu iki eliyle taşıyarak yolun ilerisindeki boş araziye yürüdü. Etrafını kontrol etti, sonra yere eğildi.
Adamlarımızdan biri sessizce yanıma yaklaştı.
“Ateş Bey, ne yapıyor bu?”
Gözlerimi adamdan ayırmadım.
“Bekle.”
Kamyonetin yanındaki adam elindeki kürekle toprağı kazmaya başladı. Bir süre sonra kutuyu açtığı çukura yerleştirdi. Üzerini toprakla kapattı ve çevreyi düzelterek hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı.
Sonra yeniden telefonunu çıkardı.
Kısa bir konuşma yaptı.
Telefonu cebine koyduktan sonra kamyonete döndü.
Ege'nin yüzü gerilmişti.
“Bir şey saklıyor.”
“Belli.”
Adam araca bindi. Motoru çalıştırıp geldiği yöne doğru uzaklaştı.
Onu hemen takip etmedik. Önce gözden kaybolmasını bekledik.
Ardından Ege'yle birlikte kutunun gömüldüğü yere yaklaştık.
Toprak henüz yeniydi. Adamın kazdığı yer belli oluyordu.
Ege çömelip yere baktı.
“Bunun sıradan bir şey olmadığını düşünüyorum.”
“Ben de.”
Adamlarımdan birine döndüm.
“Bölgeyi kontrol edin. Başka biri var mı, bakın.”
Çevre güvenli hâle getirildikten sonra kutunun bulunduğu yeri dikkatlice açığa çıkardık. Kutuyu topraktan çıkardığımızda üzerindeki koyu renkli kilidi fark ettim.
Ege bana baktı.
“İçinde ne var dersin?”
Cevap vermeden kutuyu inceledim. Üzerinde silinmeye çalışılmış bir işaret ve küçük bir metal plaka vardı.
Plakanın üzerindeki yazıyı görünce olduğum yerde kaldım.
Karahan.
Ege de yazıyı gördü.
“Ateş…”
Elimi kutunun üzerinde gezdirdim.
Babamın adı.
Yıllardır saklanan bir kutu.
Sınırın ötesinde, gecenin ortasında toprağın altına gömülmüş bir sır.
“Bunu buraya kimin getirdiğini bulacağız,” dedim.
Ege başını salladı.
“Kutuyu açacak mıyız?”
Bir süre düşündüm. Sonra adamlarıma döndüm.
“Önce kutunun fotoğraflarını çekin. Bulunduğu yeri kaydedin. Sonra dikkatlice açacağız. İçindeki hiçbir şeye zarar gelmeyecek.”
Kutunun kapağı açıldığında içinden birkaç dosya, eski fotoğraflar ve mühürlenmiş bir zarf çıktı.
İlk dosyayı elime aldım.
Sayfaları çevirdikçe yüzümdeki ifade değişti.
Bunlar sıradan ticari kayıtlar değildi. Bazı sevkiyatların tarihleri, isimler, imzalar ve para hareketleri yazılıydı.
Bir sayfanın altında babamın imzası vardı.
Bir diğerinde ise daha önce hiç görmediğim bir isim.
Ege dosyaya eğildi.
“Bu isim sana bir şey ifade ediyor mu?”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
Ancak zarfın üzerindeki yazıyı görünce içimde kötü bir his belirdi.
Zarfın ön yüzünde tek bir cümle vardı:
‘Bu belgeler ortaya çıkarsa Karahan ailesinin gerçek yüzü görülecek.’
Ege yavaşça başını kaldırdı.
“Babanın geçmişi sandığımızdan daha karanlık olabilir.”
Zarfı elime aldım.
“Bu belgeleri buraya gömen kişi, bulunmalarını istemiyor gibi görünüyor.”
“Ya da birinin bulmasını istiyor.”
Ege'nin sözleri üzerine ona döndüm.
Haklı olabilirdi.
Belki bu kutu, babamın sakladığı bir sırrı ortaya çıkaracaktı. Belki de birileri beni bilerek buraya yönlendirmişti.
Her iki durumda da artık geri dönemezdim.
---
DEFNE
Gece yarısını geçmişti. Yatağıma uzanmıştım ama uyku bir türlü gelmiyordu.
Telefonumu elime aldım. Bir süre ekrana baktıktan sonra hastanede Ateş'in dosyasını incelerken gördüğüm bilgileri düşündüm.
Sonra telefonu yeniden bıraktım.
“Ne yapıyorsun sen?” diye fısıldadım kendime.
Onu arayacak değildim. Zaten numarası da bende yoktu.
Yalnızca iyi olup olmadığını merak ediyordum.
Belki de onun hayatına dair hiçbir şey bilmediğim için aklım bu kadar karışıyordu. Herkes ondan bahsediyor, herkes onun güçlü olduğunu söylüyordu. Ama ben hastanede başka bir şey görmüştüm.
Yarasına rağmen kimseye zayıf görünmek istemeyen bir adam.
Geçmişinde ne vardı? Neden bu kadar temkinliydi? Onu kim vurmuştu?
Sorular birbirini kovalıyordu.
Yastığıma döndüm ve gözlerimi kapattım.
Tam uykuya dalacakken telefonumun ekranı aydınlandı. Araz'dan mesaj gelmişti.
“Yarın erken çıkacağım. Annemle ilgilen, olur mu?”
Mesaja cevap verdim ve telefonu komodinin üzerine bıraktım.
Aklımı başka şeylerle meşgul etmeye çalışsam da düşüncelerim yine aynı yere dönüyordu.
Ateş Karahan.
Belki de onu bir daha hiç görmeyecektim.
Ama içimdeki ses, hikâyemizin henüz bitmediğini söylüyordu.
---
ATEŞ
Kutuyu ve belgeleri güvenli şekilde muhafaza altına aldıktan sonra adamlarıma talimat verdim.
“Bu belgeler aramızda kalacak. Kimseye tek kelime edilmeyecek.”
Ege bana yaklaştı.
“Peki, konağa dönünce ne yapacağız?”
“Önce belgelerin gerçek olup olmadığını araştıracağız. Sonra babamın bu işlerdeki rolünü öğreneceğiz.”
“Ya belgeler doğruysa?”
Elimdeki dosyaya baktım.
“Doğruysa, kim olursa olsun gerçeği saklamayacağım.”
Ege sessiz kaldı.
Ben de sustum.
Babamın ölümünden sonra onun bıraktığı mirası devraldığımı düşünmüştüm. Ailemi, aşireti ve işlerimizi korumak benim görevimdi.
Ama şimdi, belki de yıllardır üzerine kurulduğumuz düzenin altında bambaşka bir gerçek yatıyordu.
Telefonumu çıkardım. Ekranda annemden gelen cevapsız aramaları gördüm. Onu endişelendirmek istemiyordum.
Aradım.
Annem hemen açtı.
“Ateş! Neredesin oğlum? Saat kaç oldu, meraktan öldüm!”
“İyiyim anne. İşler biraz uzadı.”
“Ne zaman döneceksin?”
“En kısa zamanda.”
“Bana bir şey saklamıyorsun, değil mi?”
Gözlerimi kapattım.
“Döndüğümde konuşacağız anne. Merak etme.”
Telefonu kapattığımda Ege bana baktı.
“Her şey değişebilir.”
Dosyayı çantaya yerleştirdim.
“Biliyorum.”
Uzakta günün ilk ışıkları belirmeye başlamıştı. Konağa dönecek, belgeleri inceleyecek ve babamın geçmişindeki sırları birer birer ortaya çıkaracaktım.
Ancak kutudan çıkan son fotoğrafı henüz kimseye göstermemiştim.
Fotoğrafta babamın yanında duran adamın yüzü açıkça görünüyordu.
Ve o adamı tanıyordum.
Çünkü o, yıllardır ailemizin en güvendiği insanlardan biriydi.
Bölüm etkileşimi
