15. bölüm / 50
SANA YENİLDİM15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK
Bölümler 50Şu an: 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KARAHAN KONAĞI — GECE
Karahan Konağı'nın bahçesinde her zamanki telaş vardı. Çalışanlar akşam yemeği için hazırlık yapıyor, mutfaktan tabak sesleri geliyor, konağın adamları avluda kendi aralarında konuşuyordu.
Melek, salonun penceresinin önünde durmuş, gözlerini konağın büyük kapısından ayırmıyordu.
Oğlunun hastaneden çıktığını öğrenmişti.
Ama Ateş'in eve ne hâlde döneceğini bilmiyordu.
Telefonunu eline aldı. Aramak istedi, vazgeçti. Bir kez daha aramak istedi, yine vazgeçti.
Çünkü oğlunun sesini duyduğunda ona ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Tam o sırada dışarıdan araba sesi geldi.
Melek hızla pencereye döndü.
Siyah araba avluya girdiğinde bahçedeki çalışanlardan biri kapıya yöneldi. Araç durdu, önce Ege indi. Ardından arka kapı açıldı.
Ateş arabadan çıktı.
Üzerinde siyah bir gömlek, koyu renk bir pantolon ve omuzlarına aldığı siyah bir ceket vardı. Gömleğinin yakası açıktı. Saçları dağılmış, yüzü her zamankinden daha solgun görünüyordu.
Ama Melek'in dikkatini asıl çeken bunlar değildi.
Oğlunun yüz ifadesi değişmişti.
Ateş'in gözlerinde alışık olduğu o sert, kendinden emin bakış yoktu. Sanki içinde bir şey kırılmıştı. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinin ardında fırtınalar kopuyordu.
Ege bir şeyler anlatmaya çalıştı.
Ateş cevap vermedi.
Yalnızca başını hafifçe salladı ve konağa doğru yürüdü.
“Ateş!”
Melek'in sesi bahçede yankılandı.
Ateş durdu.
Yavaşça annesine döndü.
Melek oğlunun yüzüne baktığında boğazı düğümlendi. Ona doğru birkaç adım attı.
“Oğlum, iyi misin?”
Ateş annesinin gözlerine baktı.
Bir saniye…
İki saniye…
Sonra hiçbir şey söylemeden bakışlarını kaçırdı.
Melek elini uzattı.
“Ateş, bir şey söyle. Beni korkutuyorsun.”
Ateş'in çenesi gerildi.
Ama yine konuşmadı.
Annesinin yanından geçip konağın merdivenlerine yöneldi.
“Ateş!”
Bu kez Melek'in sesi titremişti.
Ateş durmadı.
Salondaki herkes sessizleşmişti. Çalışanlar başlarını kaldırmış, Ege ise olduğu yerde durmuştu.
Kimse Ateş Karahan'ı böyle görmemişti.
Öfkelendiğinde bağırırdı.
Kızdığında karşısındakinin gözlerinin içine bakardı.
Canı yandığında bile bunu kimseye belli etmezdi.
Ama şimdi…
Şimdi sanki söyleyecek tek bir kelimesi bile kalmamıştı.
Ateş merdivenleri çıktı, koridoru geçti ve odasına girdi.
Kapıyı arkasından kapattı.
Ardından kilidin sesi duyuldu.
Melek olduğu yerde kaldı.
Gözleri dolmuştu.
Çünkü oğlunun sessizliğinin ardında ne olduğunu tahmin ediyordu.
Ve korktuğu şeyin artık gerçekleştiğini biliyordu.
---
ATEŞ'İN ODASI
Ateş kapıyı kapattıktan sonra birkaç saniye boyunca kıpırdamadan durdu.
Sonra ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı.
Saatini bileğinden çıkardı, komodinin üzerine koydu.
Her zamanki gibi hareket ediyordu ama hiçbir şey eskisi gibi hissettirmiyordu.
Yavaşça pencereye yürüdü.
Bahçede insanlar vardı. Birileri gülüyor, birileri işine devam ediyor, hayat herkes için sürüyordu.
Ama Ateş için zaman, havaalanındaki o birkaç dakikada durmuştu.
Babası.
Karşısında durmuştu.
Yaşıyordu.
Ateş iki elini pencerenin kenarına koydu ve başını eğdi.
Bir anlığına çocukluğuna döndü.
Babasının kendisini omuzlarına aldığı gün…
At binmeyi öğretirken arkasından tuttuğu an…
İlk kez bir işi başardığında başını okşayışı…
Ve en son, babasının cenazesinde toprağa bakarak verdiği söz.
Bu aileyi ayakta tutacağım baba. Sana verdiğim sözü tutacağım.
Ateş gözlerini kapattı.
Yıllarca o sözü tutmak için yaşamıştı.
Babasının yokluğunda annesini korumuş, ailesinin yükünü omuzlamış, Karahan adının yere düşmesine izin vermemişti.
Peki ya bütün bunlar bir yalanın üzerine kurulmuşsa?
Ya babası yaşadığı hâlde onu yalnız bırakmışsa?
Ateş'in nefesi ağırlaştı.
“Niye?”
Kelime karanlık odada kayboldu.
Başını kaldırıp aynaya baktı.
Karşısında kendisi vardı.
Ateş Karahan…
Herkesin korktuğu, kimsenin karşısında sesini yükseltemediği adam.
Ama aynadaki adamın gözlerinde korku vardı.
Babasıyla karşılaşmaktan değil.
Ona sarılmak isteyip istemediğini bilmemekten korkuyordu.
Bir yanı koşup boynuna sarılmak, yıllardır biriktirdiği özlemi tek bir sarılışla bitirmek istiyordu.
Diğer yanı ise onu karşısına alıp hesap sormak…
Neden bizi terk ettin?
Neden anneni yalnız bıraktın?
Neden beni mezarının başında ağlatırken başka bir yerde yaşamaya devam ettin?
Ateş elini yüzüne götürdü.
Sonra yatağın kenarına oturdu.
Telefonu çaldı.
Ekranda Ege'nin adı yazıyordu.
Ateş aramayı açtı.
“Konuş.”
“Ağam, aşağıda bekliyorum. İstersen yukarı geleyim.”
“Gerek yok.”
“Ateş…”
Ege ilk kez ona ağam demeden seslenmişti.
“İyi misin?”
Ateş cevap vermedi.
Ege derin bir nefes aldı.
“Bak, ne yaşadığını biliyorum. Ama bunu tek başına taşımak zorunda değilsin.”
Ateş gözlerini kapattı.
“Ege, sana bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Bir insan babasını yıllarca ölü bilse… Sonra onun yaşadığını öğrense… Sence ne hissetmeli?”
Ege bir süre sustu.
“Bilmiyorum.”
Ateş acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
“Ben de bilmiyorum.”
Telefonun diğer ucunda sessizlik oluştu.
Ardından Ateş devam etti.
“Onu gördüm, Ege. Birkaç metre önümdeydi. İsteseydim gidip karşısına çıkabilirdim.”
“Peki, neden çıkmadın?”
Ateş'in gözleri doldu ama sesi sert kaldı.
“Çünkü beni görünce ne diyeceğini duymaktan korktum.”
Ege bir şey söylemedi.
Ateş devam etti.
“Ya bana yabancı biri gibi bakarsa? Ya yıllardır neden dönmediğini açıklayamazsa? Ya beni hiç özlemediğini anlarsam?”
Son kelimeler dudaklarından güçlükle çıktı.
Ege'nin boğazı düğümlendi.
“Bence seni özlemiştir.”
Ateş başını iki yana salladı.
“Özleyen insan döner.”
Bu sözün ardından telefonu kapattı.
Telefonu yatağın üzerine bıraktı ve karanlıkta öylece oturdu.
İlk kez bir cevap aramıyordu.
Yalnızca içinde büyüyen boşluğun dinmesini istiyordu.
Ama bazı boşluklar, insanın hayatına en çok özlediği kişi geri döndüğünde bile dolmuyordu.
---
KARAHAN KONAĞI — SALON
Melek salonda oturmuştu. Önündeki çay çoktan soğumuştu.
Devran içeri girdiğinde başını kaldırdı.
“Ne oldu?” diye sordu Devran.
Melek ona sert bir bakış attı.
“Bilmiyor musun?”
Devran karşısındaki koltuğa oturdu.
“Ateş mi?”
Melek'in gözleri doldu.
“Bugün babasını gördü.”
Devran'ın yüzü bir anlığına gerildi.
“Ne?”
“Havaalanında. Babası karşısındaymış ama Ateş kendini kaybetmiş. Sonra da hiçbir şey söylemeden odasına çıktı.”
Devran gözlerini kaçırdı.
Melek bunu fark etti.
“Sen biliyor muydun?”
Devran başını kaldırdı.
“Neyi?”
“Onun yaşadığını biliyor muydun?”
Devran birkaç saniye boyunca sustu.
Ardından sakin bir sesle cevap verdi.
“Melek, yıllardır bu ailenin içinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt etmek kolay değil. Hepimiz bazı şeyleri bilmeden yaşadık.”
Melek ayağa kalktı.
“Bana böyle konuşma! Ben sana bir soru sordum.”
Devran da ayağa kalktı.
“Hayır. Ben onun yaşadığını bilmiyordum.”
Melek yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Peki, neden dönmedi? Neden oğlunu bu hâle getirdi?”
Devran cevap vermedi.
Çünkü o da bu sorunun cevabını bilmiyordu.
Ama bildiği bir şey vardı.
Ateş artık gerçeğin peşini bırakmayacaktı.
Ve gerçek ortaya çıktığında, bu konakta hiç kimse eskisi gibi kalmayacaktı.
---
DEFNE — GECE
Defne, hastaneden eve döndüğünde yorgunluktan bitkin düşmüştü.
Üzerini değiştirip odasına geçti. Telefonunu komodinin üzerine bıraktı, sonra yatağına oturdu.
Tam dinlenmeye hazırlanıyordu ki telefonu titredi.
Selin'den mesaj gelmişti.
“Ateş Karahan bugün havaalanında fenalaşmış. Hastaneye götürmüşler ama sonra taburcu edilmiş. İyi olduğunu duydum.”
Defne mesajı birkaç kez okudu.
Ateş fenalaşmış mıydı?
Neden?
Son görüşmelerinde gayet iyi görünüyordu. Yarasını kontrol etmiş, birlikte kahvaltı etmişlerdi. Hatta giderken ona her zaman gelebileceğini söylemişti.
Defne telefonu eline alıp arama ekranını açtı.
Ateş'in numarası yoktu.
Bir an durdu.
Sonra telefonu yatağın üzerine bıraktı.
“Ne yapıyorsun sen, Defne?”
Kendi kendine kızdı.
O, yalnızca bir doktor olarak hastasının durumunu merak ediyordu.
En azından kendisine söylediği buydu.
Tam o sırada telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.
Defne kaşlarını çatarak mesajı açtı.
“Ateş Karahan'ın başına gelenleri merak ediyorsan, gerçekleri yalnızca kendisine sorma. Bazen en büyük sırlar, insanın kendi ailesinde saklıdır.”
Defne'nin kalbi hızlandı.
Mesajı yeniden okudu.
Ardından numarayı aradı.
Telefon çaldı.
Bir kez…
İki kez…
Üç kez…
Kimse açmadı.
Defne telefonu yavaşça indirdi.
Ateş'in başına gelenlerin basit bir fenalaşmadan ibaret olmadığını hissediyordu.
Bir şey olmuştu.
Hem de hayatını değiştirecek kadar büyük bir şey.
---
ATEŞ'İN ODASI — GECE YARISI
Ateş hâlâ uyumamıştı.
Yatağından kalktı, komodinin çekmecesini açtı ve yıllardır sakladığı küçük bir kutuyu çıkardı.
Kutunun içinde babasına ait birkaç eşya vardı.
Eski bir saat…
Bir çift kol düğmesi…
Ve küçük bir fotoğraf.
Fotoğrafta babası, Ateş'i kucağına almıştı. Ateş henüz küçücüktü. Babası gülümsüyor, kendisi de başını onun göğsüne yaslamış duruyordu.
Ateş fotoğrafı eline aldı.
Parmaklarıyla babasının yüzüne dokundu.
“Ben seni bekledim baba.”
Sesi kırıldı.
“Her gün bekledim.”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Senin öldüğünü söylediklerinde sana inanmak istemedim. Ama herkes aynı şeyi söyledi. Ben de sonunda kabullendim.”
Fotoğrafı göğsüne bastırdı.
“Peki, şimdi ben ne yapacağım?”
Cevap yoktu.
Yalnızca odanın sessizliği vardı.
Ateş fotoğrafı kutuya koydu, kutuyu kapattı ve pencerenin önüne yürüdü.
Şanlıurfa'nın gecesi karanlıktı.
Uzakta birkaç ışık görünüyordu.
Bir zamanlar babasının kendisine öğrettiği bir söz geldi aklına:
“Karahan erkeği, ne yaşarsa yaşasın ayakta kalır.”
Ateş başını kaldırdı.
“Ben ayakta kalırım baba.”
Gözlerini sildi.
“Ama sana eskisi gibi sarılabilir miyim, onu bilmiyorum.”
Telefonunu eline aldı.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
Gönderen Ege'ydi.
“Ağam, babanın kaldığı yeri bulduk. Yarın görüşmeye gidebiliriz.”
Ateş mesajı okudu.
Sonra tek bir cevap yazdı:
“Yarın değil. Bu gece.”
Telefonu cebine koydu, ceketini aldı ve kapıya yöneldi.
Bu kez sessizliğin arkasına saklanmayacaktı.
Babasının karşısına çıkacaktı.
Ona yıllardır biriktirdiği bütün soruları soracaktı.
Ama kapıyı açmadan önce durdu.
Bir anlığına gözlerini kapattı.
İçindeki çocuk hâlâ babasına sarılmak istiyordu.
İçindeki adam ise hesap sormaya hazırlanıyordu.
Ateş hangisinin kazanacağını bilmiyordu.
Bildikleri tek bir şey vardı.
Bu gece, ya yıllardır kaybettiği babasına kavuşacaktı ya da onu ikinci kez kaybedecekti.
Bölüm etkileşimi
