11. bölüm / 50
SANA YENİLDİM11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK
Bölümler 50Şu an: 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KARAHAN KONAĞI — SABAH
Karahan konağında sabah her zamankinden daha sessiz başlamıştı.
Ateş, çalışma odasında gece boyunca incelediği belgelerin başında oturuyordu. Masanın üzerinde babasına ait eski fotoğraflar, sevkiyat kayıtları ve kimsenin görmesini istemediği notlar vardı.
Gözleri yine aynı fotoğrafa takıldı.
Babası ve Devran Karahan…
Yan yana duruyor, objektife bakarak gülümsüyorlardı. Fotoğrafın arkasında bir tarih vardı. Babasının ölümünden yalnızca birkaç ay önce çekilmişti.
Ateş fotoğrafı eline alıp uzun uzun inceledi.
“Bana ne sakladın baba?” diye mırıldandı.
Kapı çalındı.
“Gel.”
İçeri Ege girdi. Elinde telefon, yüzünde alışılmadık bir ciddiyet vardı.
“Bir şey buldum.”
Ateş başını kaldırdı.
“Anlat.”
Ege masaya yaklaşıp telefonu uzattı.
“Dün gece araştırdığımız şirket var ya… Hani o eski sevkiyat kayıtlarında adı geçen?”
“Devam et.”
“Şirketin yıllar önce kullandığı depolardan birini buldum. Resmî kayıtlarda kapatılmış görünüyor ama dün gece oraya bir araç girmiş.”
Ateş’in bakışları sertleşti.
“Plaka?”
“Aracın plakası değiştirilmiş. Ama güvenlik kamerasından sürücünün kim olduğunu seçebildik.”
Ege telefonu masaya bıraktı ve görüntüyü açtı.
Ateş ekrana eğildi.
Görüntü net değildi. Adamın yüzü tam olarak seçilemiyordu. Fakat yürüyüşü, omuzlarının duruşu ve elindeki baston dikkat çekiyordu.
Ateş’in kaşları çatıldı.
“Devran.”
Ege başını salladı.
“Ben de öyle düşündüm. Ama görüntü tek başına bir şey kanıtlamaz.”
Ateş telefonu masaya bıraktı.
“Kanıtlayacağız.”
“Peki, Devran’a ne diyeceksin?”
Ateş sandalyesinden kalktı. Ceketini aldı, düğmelerini ilikledi.
“Hiçbir şey.”
Ege şaşkınlıkla baktı.
“Hiçbir şey mi?”
“Şimdilik hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacağız. Eğer gerçekten bir şey saklıyorsa, kendini ele vermesini sağlayacağız.”
Ateş kapıya yöneldiğinde durdu.
“Bir de şu var, Ege.”
“Ne?”
“Bu görüntüyü kimse görmeyecek. Annem bile.”
Ege bir an sustu.
“Annenin bu işle bir ilgisi olduğunu mu düşünüyorsun?”
Ateş’in yüzündeki ifade değişmedi.
“Artık kimsenin bu işle ilgisi olmadığından emin değilim.”
---
KARAHAN KONAĞI — BİRKAÇ DAKİKA SONRA
Ateş merdivenlerden inerken annesinin salonda Devran’la konuştuğunu gördü.
İkisi de onu fark edince sustu.
Bu küçük hareket, Ateş’in gözünden kaçmadı.
“Günaydın,” dedi sakin bir sesle.
Melek hemen toparlandı.
“Günaydın oğlum. Kahvaltı etmeden çıkma.”
“İştahım yok.”
Devran koltuğundan kalktı.
“Ateş, seninle konuşmam gereken bir konu var.”
Ateş ona döndü.
“Dinliyorum.”
Devran kısa bir süre Melek’e baktıktan sonra konuştu.
“Babanın eski işlerinden bazıları yeniden gündeme gelmiş. Bu meselelerin peşine düşmenin sana faydası olmayabilir.”
Ateş’in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bunu neden şimdi söylüyorsun?”
“Çünkü seni düşünüyorum. Babanın ardından bu ailenin bütün yükü senin omuzlarında. Gereksiz düşmanlar edinmeni istemem.”
“Düşmanlarımın kim olduğunu bilmek benim işim.”
Devran’ın yüzündeki ifade sertleşti ama çabucak toparlandı.
“Bazen bilmediğin şeyler, bildiklerinden daha tehlikelidir.”
Ateş bir adım yaklaştı.
“Bunu bana mı söylüyorsun, yoksa kendine mi hatırlatıyorsun?”
Salona ağır bir sessizlik çöktü.
Melek ayağa kalktı.
“Yeter artık! Sabah sabah neyin hesabını soruyorsunuz birbirinize?”
Ateş gözlerini Devran’dan ayırmadan cevap verdi.
“Ben kimseye hesap sormuyorum anne. Sadece konuşuyorum.”
Sonra ceketinin yakasını düzeltti.
“Devran amca, merak etme. Babamın geçmişini araştırmayı bırakmayacağım.”
Devran’ın gözlerinde bir anlığına beliren öfke, Ateş’in dikkatinden kaçmadı.
“Umarım buldukların seni pişman etmez,” dedi Devran.
Ateş arkasını dönüp yürüdü.
“Pişmanlık, gerçeği öğrendikten sonra gelir.”
Kapıdan çıkarken annesinin kendisine seslendiğini duydu ama durmadı.
Çünkü artık bir şeyden emindi.
Bu konakta herkes bir şey biliyor, fakat kimse bildiğini söylemiyordu.
ŞANLIURFA DEVLET HASTANESİ
Defne, hasta dosyalarını düzenlerken önündeki kâğıda üçüncü kez aynı bilgileri yazdığını fark etti.
Derin bir nefes alıp kalemi bıraktı.
“Defne!”
Selin’in sesiyle başını kaldırdı.
“Efendim?”
“Ben sana beş dakikadır sesleniyorum. Sen hâlâ başka dünyalardasın.”
Defne kaşlarını çattı.
“Yok öyle bir şey. İşimi yapıyorum.”
Selin masaya yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi.
“Tabii. Zaten insan işini yaparken aynı dosyayı üç kez düzenler.”
Defne gözlerini devirdi.
“Selin, başlama.”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Diyeceğin şeyi yüzünden okuyabiliyorum.”
Selin gülümseyerek biraz daha yaklaştı.
“Peki, o zaman ben başka bir şey sorayım. Geçen gün kolundan yaralı gelen hastamızın durumu nasıl acaba?”
Defne’nin eli havada kaldı.
“Ateş Karahan mı?”
Selin’in gülümsemesi büyüdü.
“Bak, adını bile unutmamışsın.”
“Selin!”
“Tamam, tamam. Şaka yapıyorum.”
Defne dosyayı kapattı.
“Adam vuruldu. Onun için endişelenmek normal. Ben doktorum.”
“Ben de zaten doktorluğundan şüphe etmiyorum.”
Selin’in sesi bu kez yumuşadı.
“Ama senin son birkaç gündür aklının başka yerde olduğunu görüyorum. Seni tanıyorum Defne. Bir şey seni rahatsız ediyor.”
Defne bir süre sustu.
Ateş’in hastanede kendisine baktığı anı hatırladı. Acısını belli etmemeye çalışmasını, her şeye rağmen sakin duruşunu…
“Bilmiyorum,” dedi sonunda. “Belki de son zamanlarda yaşananlar yüzündendir. Bir insanın gözünün önünde vurulması kolay unutulmuyor.”
Selin başını salladı.
“Olabilir.”
Sonra saatine baktı.
“Bu arada acile yeni bir hasta getirildi. Polis eşliğinde geliyor. Yaralıymış.”
Defne hemen ayağa kalktı.
“Haydi, gidelim.”
İkisi koridora çıktıklarında sedyeyle getirilen adamı gördüler. Adamın gömleği kan içindeydi. Yanındaki polislerden biri sağlık ekibine bilgi veriyordu.
Defne eldivenlerini takıp hastanın yanına eğildi.
“Beni duyabiliyor musunuz? Adınız ne?”
Adam gözlerini güçlükle açtı.
Dudaklarından dökülen ilk kelime, Defne’nin elini bir anlığına durdurdu.
“Karahan…”
Defne hemen kendini toparladı.
“Ne dediniz?”
Adam nefes almakta zorlanarak tekrar konuştu.
“Karahanlar… Onlara söyleyin…”
Ardından bilincini kaybetti.
Defne hastanın müdahalesine devam ederken polise döndü.
“Ne oldu bu adama?”
Polis ciddi bir ifadeyle cevap verdi.
“Eski bir depoda bulundu. Kimliği henüz kesinleşmedi. Olay yerinde bir de evrak çantası vardı.”
“Peki, neden Karahan ailesinin adını söylüyor?”
Polis omuzlarını gerdi.
“Bunu öğrenmeye çalışıyoruz, doktor hanım.”
Defne yeniden hastaya döndü.
Aklından tek bir düşünce geçiyordu.
Ateş’in vurulması, eski sevkiyat kayıtları ve şimdi de hastaneye getirilen bu adam…
Bütün bunlar gerçekten birbirinden bağımsız olabilir miydi?
KARAHAN KONAĞI — ÖĞLE SAATLERİ
Ateş, Ege’yle birlikte konağa döndüğünde çalışma odasının kapısının aralık olduğunu gördü.
Az önce kilitlediğine emindi.
Yavaşça kapıya yaklaştı.
İçeri girdiğinde ilk dikkatini çeken şey, masanın üzerindeki dosyaların yerlerinin değişmiş olmasıydı.
Birisi belgeleri karıştırmıştı.
Ateş hızla masaya yöneldi. Babasının fotoğrafı hâlâ oradaydı. Sevkiyat kayıtları da duruyordu.
Fakat kapalı zarf yoktu.
Ateş’in çenesi gerildi.
“Ege!”
Ege hemen içeri girdi.
“Ne oldu?”
“Zarf kayıp.”
Ege odanın çevresine baktı.
“Az önce burada mıydı?”
“Buradaydı.”
Ateş’in sesi buz gibiydi.
“Bu odaya kimlerin girdiğini öğren. Konağın bütün kamera kayıtlarını istiyorum.”
Ege hemen telefonunu çıkardı.
Ateş ise masanın üzerindeki fotoğrafa baktı. Babasıyla Devran’ın yan yana durduğu fotoğraf, artık eskisinden daha farklı görünüyordu.
Birisi belgelerin içindeki gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyordu.
Ve o kişi, Ateş’in en yakınında olabilirdi.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Bilinmeyen numara.
Ateş aramayı açtı.
“Konuş.”
Karşı taraftan değiştirilmiş, boğuk bir ses geldi.
“Yanlış yerde arıyorsun, Karahan.”
Ateş’in gözleri karardı.
“Zarfı sen mi aldın?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Zarfı kimin aldığı önemli değil. Önemli olan, içindekilerin kimin hayatını mahvedeceği.”
“Kim olduğunu söyle.”
Karşıdaki kişi alaycı bir kahkaha attı.
“Babanın ölümünü gerçekten araştırmaya başladığında, belki de kendi ailenden nefret edeceksin.”
Ateş’in eli telefonun etrafında sıkılaştı.
“Beni tehdit mi ediyorsun?”
“Hayır. Seni uyarıyorum.”
Ardından hat kesildi.
Ateş birkaç saniye boyunca kıpırdamadan durdu.
Sonra telefonu masaya bıraktı.
“Ege…”
Ege ona döndü.
“Efendim?”
Ateş’in bakışları keskinleşti.
“Artık yalnızca beni vuran adamı aramıyoruz.”
Bir an durdu.
“Babamın ölümünde ne olduğunu da öğreneceğiz.”
HASTANE — AKŞAMÜSTÜ
Defne, acil servisteki yoğunluğun biraz azalmasıyla birlikte doktor odasına geçti. Getirilen yaralı adamın durumu şimdilik kontrol altındaydı. Ancak polisler hâlâ onunla ilgili araştırma yapıyordu.
Kapı çalındı.
“Girebilir miyim?”
Defne başını kaldırdı.
Kapıda Araz duruyordu.
“Abi? Senin burada ne işin var?”
Araz içeri girip kapıyı kapattı.
“Annem aradı. Son zamanlarda dalgın olduğunu söyledi. Bir de hastanede Karahan ailesiyle ilgili bir olay yaşandığını duydum.”
Defne şaşkınlıkla baktı.
“Bu kadar çabuk mu yayıldı?”
“Burası Şanlıurfa, Defne. Hele konu Karahan ailesiyse haberler hızlı yayılır.”
Defne sandalyesine oturdu.
“Abi, sana bir şey soracağım.”
Araz karşısına geçti.
“Sor.”
“Karahan ailesinin geçmişi hakkında ne biliyorsun?”
Araz’ın yüzündeki ifade değişti.
“Neden soruyorsun?”
“Bugün hastaneye yaralı bir adam getirildi. Bilincini kaybetmeden önce Karahanların adını söyledi. Olayın eski bir depoyla bağlantısı varmış.”
Araz bir süre düşündü.
“Defne, o ailenin işlerine karışmanı istemiyorum.”
“Ben zaten karışmıyorum. Hastamla ilgileniyorum.”
“Biliyorum. Ama bazen bir olayın ortasında kalmak için o olaya karışman gerekmez.”
Defne başını kaldırdı.
“Sen bir şey mi biliyorsun?”
Araz cevap vermekte gecikti.
“Yıllar önce babamız hayattayken Karahanlarla ilgili bazı şeyler duymuştum. Ama bunların ne kadarının doğru olduğunu bilmiyorum.”
Defne dikkatle dinliyordu.
“Ne duydun?”
Araz sesini alçalttı.
“Babalarının ölümünden sonra aile içinde büyük bir anlaşmazlık yaşandığını… Bazı insanların o ölümün doğal olmadığını düşündüğünü.”
Defne’nin kalbi hızlandı.
“Ateş’in babası mı?”
Araz kardeşine dikkatle baktı.
“Ateş Karahan’ın adını neden bu kadar çok anıyorsun?”
Defne hemen gözlerini kaçırdı.
“Çünkü vurulan oydu. Sonra da ailesiyle ilgili bir hasta geldi. Aralarında bağlantı olup olmadığını anlamaya çalışıyorum.”
Araz bir süre onu izledi.
“Defne, dikkatli ol. Merak bazen insanı hiç bilmediği bir karanlığın içine çeker.”
Defne cevap vermedi.
Çünkü artık o karanlığın kapısının aralandığını hissediyordu.
Ve kapının diğer tarafında ne olduğunu öğrenmek istiyordu.
KARAHAN KONAĞI — GECE
Ateş çalışma odasında tek başınaydı.
Masasına yeni bir kâğıt bırakılmıştı. Kâğıdı kimin getirdiğini kimse görmemişti.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle yazıyordu:
“Babanı öldüren kişi, sandığından çok daha yakında.”
Ateş kâğıdı buruşturmadı. Yırtmadı da.
Dikkatle katlayıp cebine koydu.
Sonra pencereden konağın avlusuna baktı.
Yıllardır aynı çatı altında yaşadığı insanlar…
Birlikte yemek yediği, sırtını dayadığı, ailesi bildiği insanlar…
Acaba hangisi ona ihanet etmişti?
Tam o sırada kapının önünde bir gölge belirdi.
Ateş başını çevirdi.
“Kim var orada?”
Gölge hareket etmedi.
Ateş kapıya doğru yürüdü ve kapıyı açtı.
Koridor boştu.
Yalnızca yerde küçük, siyah bir zarf duruyordu.
Ateş eğilip zarfı aldı. İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta babası vardı.
Ama bu kez yalnız değildi.
Yanında, yıllardır ailesinin bir parçası olarak gördüğü Devran Karahan duruyordu.
Fotoğrafın arkasında ise bir tarih ve iki kelime yazılıydı:
“Son görüşme.”
Ateş’in bakışları karardı.
Çünkü yazılan tarih, babasının öldüğü günden yalnızca bir gece öncesine aitti.
Ve o gece babasının yanında kimlerin bulunduğunu öğrenmeden, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
