SANA YENİLDİM kitap kapağı

50. bölüm / 50

SANA YENİLDİM

50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim

Yazar: Yaren Özcanlı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 50Şu an: 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim
  1. 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
  2. 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
  3. 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
  4. 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
  5. 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
  6. 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
  7. 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
  8. 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
  9. 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
  10. 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
  11. 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
  12. 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
  13. 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
  14. 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
  15. 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
  16. 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
  17. 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
  18. 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
  19. 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
  20. 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
  21. 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
  22. 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
  23. 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
  24. 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
  25. 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
  26. 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
  29. 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
  30. 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
  31. 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
  32. 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
  33. 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
  34. 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
  35. 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
  36. 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
  37. 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
  38. 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
  39. 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
  40. 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
  41. 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
  42. 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
  43. 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
  44. 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
  45. 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
  46. 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
  47. 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
  48. 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
  49. 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
  50. 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime · Okuduğun bölüm

Defne, mutfakta Azad’ın kahvaltısını hazırlıyordu. Küçük çocuk, mama sandalyesinde oturmuş elindeki ekmek parçasıyla oynuyordu. Ateş ise mutfağın kapısına yaslanmış, ikisini sessizce izliyordu.

“Baba!” diye seslendi Azad.

Ateş’in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. Yanlarına gelip oğlunu kucağına aldı.

“Efendim, aslanım?”

Azad iki elini babasının yüzüne koyup burnunu sıktı. Defne gülerek başını iki yana salladı.

“İkiniz de birbirinizin aynısısınız.”

Ateş, Defne’ye bakarak oğlunu yanağından öptü.

“Bence annesine çekmiş.”

“Tabii, suç benim!”

Üçü bir süre güldüler. Dışarıdan bakıldığında sıradan, mutlu bir aileydiler. Ateş, Defne’nin alnına bir öpücük kondurduğunda genç kadın gözlerini kapattı.

Keşke her şey gerçekten böyle kalsaydı.

Keşke bazı gerçekler hiç ortaya çıkmasaydı.

Ama bazı yalanlar, en mutlu anların bile içine sızardı.

---

Eve döndüklerinde Defne’nin yüzündeki gülümseme çoktan silinmişti.

Ateş, ceketini çıkarıp koltuğun üzerine bıraktı. Azad, salondaki oyuncaklarına doğru koşarken Defne kapının yanında hareketsiz duruyordu.

“Ateş.”

Genç adam karısına döndü.

“Efendim?”

“Seninle konuşmamız gerekiyor.”

Defne’nin sesindeki soğukluk, Ateş’in yüzündeki ifadeyi değiştirdi.

“Ne oldu?”

Defne çantasından telefonunu çıkardı. Ekranı açıp Ateş’in karşısına geçti.

“Selin kim?”

Ateş’in yüzündeki renk bir anda çekildi.

Defne bunu gördü.

Ve o küçücük tepki, içinde kalan son umudu da paramparça etti.

“Cevap ver!” diye yükseldi sesi. “Selin kim, Ateş?”

Ateş bir an gözlerini kapattı.

“Defne, dinle beni.”

“Ben sana bir soru sordum!”

“Geçmişimden biri.”

Defne acı acı güldü.

“Geçmişinden biri mi? Eski nişanlın olduğunu da mı söyleyeceksin, yoksa onu da mı benden saklayacaksın?”

Ateş sustu.

Defne’nin gözleri doldu. Başını yavaşça salladı.

“Demek doğruymuş.”

“Defne…”

“Bana bak!” dedi Defne, parmağını Ateş’in göğsüne bastırarak. “Ben senin karınım. Çocuğunun annesiyim. Aynı evde yaşıyoruz, aynı yatağa başımızı koyuyoruz. Sen bana nasıl böyle bir şeyi söylemezsin?”

“Her şeyi anlatacaktım.”

“Ne zaman?” diye bağırdı Defne. “Selin kapımıza gelip her şeyi yüzüme vurduktan sonra mı? Yoksa ben tesadüfen öğrenmeseydim ölene kadar saklayacak mıydın?”

“Öyle değil!”

“Peki, nasıl? Söyle bana! Bir kere olsun doğruyu söyle!”

Ateş ona yaklaşmak istedi ama Defne geri çekildi.

“Bana dokunma.”

Ateş olduğu yerde kaldı.

“Defne, seni kaybetmekten korktum.”

Defne’nin gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Beni kaybetmekten korktuğun için mi benden gerçeği sakladın? Sen benim yerime karar verdin, Ateş. Bana neyi bilip neyi bilmeyeceğimi sen seçtin!”

“Ben seni seviyorum.”

Defne başını kaldırdı. Gözlerindeki kırgınlık, Ateş’in bugüne kadar gördüğü hiçbir öfkeye benzemiyordu.

“Seviyor musun?”

“Evet.”

“Peki, sevdiğin kadına nasıl yalan söylersin?”

Ateş cevap veremedi.

Defne, dudaklarını birbirine bastırdı. İçindeki öfke, acı ve hayal kırıklığı artık taşıyamayacağı kadar büyümüştü.

Ve o an…

Ateş’e ilk kez tokat attı.

Tokadın sesi salonda yankılandı.

Ateş’in başı yana döndü. Elini yavaşça yanağına götürdü ama Defne’ye tekrar baktığında karşısında öfkeli bir kadın değil, paramparça olmuş karısını gördü.

“Bunu bana sen yaptırdın,” diye fısıldadı Defne. “Sana inanmıştım.”

Ateş’in gözleri doldu.

“Defne, ne olur…”

“Sus!”

Defne sehpanın üzerindeki çerçeveyi aldı. İçinde düğün günlerinden kalma bir fotoğrafları vardı. Birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. O gün, birbirlerine hiçbir zaman yalan söylemeyeceklerine inanmışlardı.

Defne fotoğrafa baktı.

Sonra çerçeveyi yere bıraktı.

Cam paramparça oldu.

“Defne!” diye seslendi Ateş.

Ama Defne artık durmuyordu. Masanın üzerindeki vazoyu yere fırlattı, bir başka çerçeveyi duvara çarptı. Eşyalar birbiri ardına kırılırken gözyaşları yüzünden akıyordu.

Ateş ona yaklaşmaya çalıştı.

“Yeter, kendine zarar vereceksin!”

“Bana ne!” diye bağırdı Defne. “Benim canım zaten yanmış!”

O sırada salona giren Ege, gördüğü manzara karşısında olduğu yerde kaldı.

Kırılmış eşyalar…

Ağlayan Defne…

Sessizce duran Ateş…

Ve köşede olup bitenleri anlamaya çalışan küçük Azad.

Ege, Ateş’e baktı. Onun yüzündeki ifadeyi görünce hiçbir şey sormadı. Doğrudan Azad’ın yanına gidip çocuğu kucağına aldı.

“Gel bakalım, aslanım. Biz biraz dışarı çıkalım.”

Azad başını Ege’nin omzuna koydu.

Ege salondan çıkarken Ateş’e son bir kez baktı. Ateş’in bakışları Defne’den ayrılmıyordu.

Ege kapıyı kapattıktan sonra bahçeye çıktı. Azad’ı kucağında tutarken önce Ateş’in annesi Melek’i, ardından Defne’nin ailesini aradı.

“Abla, hemen konağa gelmeniz gerekiyor,” dedi Melek’e. Sesi gergindi. “Ateş’le Defne arasında çok kötü bir şey oldu.”

Ardından Defne’nin ailesini aradı.

“Lütfen hemen gelin. Defne çok kötü durumda.”

Telefonu kapattığında Azad’ın saçlarını okşadı.

“Keşke böyle olmasaydı, küçük adam.”

---

Defne odasına gitti.

Ateş arkasından yürüdü ama kapının eşiğinde durdu. Defne dolabı açıp çantasını çıkardı. İçine birkaç parça eşya koydu. Ardından Azad’ın kıyafetlerini ve ihtiyaçlarını hazırlamaya başladı.

Ateş’in kalbi hızla atıyordu.

“Ne yapıyorsun?”

Defne cevap vermedi.

“Defne, nereye gidiyorsun?”

Genç kadın oğlunun çantasını kapattı.

“Buradan gidiyorum.”

Ateş’in yüzü bembeyaz oldu.

“Hayır.”

Defne ona baktı.

“Beni durduramazsın.”

“Defne, bir dakika dinle beni.”

“Yeterince dinledim seni!”

Defne, Azad’ı almak için salona döndü. Küçük çocuk annesini görünce kollarını ona uzattı.

“Anne!”

Defne oğlunu kucağına aldı. Yüzünü onun boynuna gömerek derin bir nefes aldı. Gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu.

“Benim güzel oğlum…”

Ateş kapının önüne geçti.

“Defne, ne olur gitme.”

Defne başını kaldırdı.

“Çekil.”

“Bunu yapamazsın. Azad’ı da alıp gidemezsin!”

“Azad benim de oğlum!”

“Ben onun babasıyım!”

“Bunu inkâr eden mi var?” Defne’nin sesi titredi. “Ama sen benim kocamken bile bana yabancıymışım gibi davrandın.”

Ateş’in gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Her şeyi açıklayabilirim!”

Defne durdu. Birkaç saniye boyunca kocasının yüzüne baktı. Bir zamanlar uğruna her şeyi göze alabileceği adama…

“Ben sana güvenmiştim, Ateş. Herkese karşı seni savundum. Seninle bir hayat kurdum. Sana oğlumu, kalbimi, bütün hayatımı verdim.”

Bir nefes aldı.

“Sen ise bana gerçeği söylemeye bile layık görmedin.”

“Defne, seni seviyorum!”

“Ben de seni sevmiştim.”

Bu cümle Ateş’in içine saplandı.

Defne kapıya yöneldi.

Ateş’in sesi bütün konağı doldurdu.

“DEFNE! AÇIKLAYABİLİRİM!”

Defne durdu ama arkasını dönmedi.

Sonra başını hafifçe çevirip ona baktı.

“Ben yalancılarla evli kalamam.”

Ve kapıdan çıktı.

---

Defne bahçeye ulaştığında iki ailenin de geldiğini gördü.

Melek telaşla ona doğru yürüdü. Asuman’ın gözleri doluydu; Araz, kardeşinin önünde durmaya çalışıyordu. Kaya, Berfin ve Helin de arkalarındaydı. Kimse ne söyleyeceğini bilmiyordu.

Melek, Defne’nin koluna uzandı.

“Kızım, ne olur bir dakika dur. Birbirinizi dinleyin.”

Defne başını iki yana salladı.

“Anne, lütfen.”

Asuman kızının karşısına geçti.

“Defne, böyle gitme. Biraz sakinleş, sonra konuşursunuz.”

“Konuşacak bir şey kalmadı.”

Araz’ın sesi sertleşti.

“Defne, Azad’ı da alıp nereye gideceksin? En azından kendine gelene kadar bekle.”

Defne kardeşine baktı.

“Ben kendimdeyim, Araz. İlk kez ne yapmam gerektiğini bu kadar iyi biliyorum.”

Tam o sırada Ateş bahçeye çıktı.

Yüzü solgundu. Gözleri Defne’nin üzerindeydi. Ona doğru birkaç adım attı ama Defne’nin kucağındaki Azad’ı görünce durdu.

“Defne, ne olur…”

Defne oğlunun başını okşadı.

Ateş’in sesi kırıldı.

“Bizi böyle bırakıp gitme. Bana kız, bağır, ne istersen yap. Ama gitme.”

Defne gözyaşlarını sildi.

“Seninle kalırsam her gün aynı şeyi düşüneceğim. Bana başka neler söylemediğini, hangi gerçeği benden sakladığını… Artık sana bakınca bile hangisinin gerçek olduğunu bilemeyeceğim.”

“Ben seni hiç aldatmadım!”

“Beni yalnızca başka biriyle aldatmak zorunda değilsin, Ateş. Bazen bir insanın güvenini kırmak için tek bir yalan yeter.”

Ateş başını eğdi.

Melek ağlayarak Defne’ye sarılmak istedi ama Defne geri çekilmediği hâlde de kollarını açmadı. Artık kimsenin tesellisini kabul edecek durumda değildi.

“Beni affet,” diye fısıldadı Ateş.

Defne ona son kez baktı.

“Keşke benden af dilemek zorunda kalacağın bir şey yapmasaydın.”

Arkasını döndü.

Asuman peşinden gitmek istedi. Berfin ağlayarak annesinin koluna tutundu. Araz bir adım attı ama Defne’nin kararlı yürüyüşünü görünce durdu.

Kimse onu durduramadı.

Ateş ise olduğu yerde kalmıştı.

Ege bahçede değildi. Azad’ı da alıp olay yerinden uzaklaşmış, ailelere haber vermişti. Ateş’in öfkesiyle karşı karşıya kalmamak için aralarına girmemişti.

Defne konağın kapısından çıktı.

Bir elinde çantası, kucağında Azad vardı. Gözyaşları yüzünden akıyor, her adımı onu hayatının en zor kararına biraz daha yaklaştırıyordu.

Yolun kenarına geldiğinde durdu.

Arkasına baktı.

Ateş, konağın kapısında duruyordu.

Aralarında birkaç metre vardı ama sanki koca bir ömür uzanıyordu.

Ateş’in dudakları aralandı.

“Defne…”

Defne onun sesini duydu.

Bir anlığına, bütün yaşananları unutup ona doğru koşmak istedi. Kollarına sığınmak, her şeyin bir kâbus olduğunu duymak istedi.

Ama sonra Selin’i hatırladı.

Saklanan gerçeği…

Kırılan güveni…

Ve kalbinde açılan yarayı.

Azad’ın alnına bir öpücük kondurdu.

“Her şey yoluna girecek, oğlum,” diye fısıldadı.

Sonra yola doğru döndü.

Her şey bir anda oldu.

Fren sesi duyuldu.

Ardından çığlıklar yükseldi.

Defne’nin elindeki çanta yere düştü. Genç kadın çarpmanın etkisiyle savrularak yolun kenarına düştü. Azad ise annesinin kollarından ayrılarak birkaç adım öteye savrulmadan, yere yakın bir noktada kaldı; onu gören Asuman hemen koşup çocuğu kucağına aldı.

“DEFNE!”

Ateş’in haykırışı bütün sokağı doldurdu.

Yola koştu. Dizlerinin üzerine düşerek Defne’nin yanına geldi.

Defne yerde hareketsiz yatıyordu. Elbisesi kana bulanmış, yüzü solmuştu. Gözleri kapalıydı.

“Defne… Defne, aç gözlerini!”

Ateş elleri titreyerek karısının yüzüne dokundu.

“Bana bak! Duyuyor musun beni? Ne olur gözlerini aç!”

Cevap yoktu.

Araz ambulans çağırırken Melek ağlayarak ellerini yüzüne kapattı. Asuman, Azad’ı göğsüne bastırmış, titreyen sesiyle sürekli oğluna iyi olduğunu söylemeye çalışıyordu.

Azad ağlamaya başladı.

Ateş başını kaldırıp oğluna baktı. Sonra yeniden Defne’ye döndü.

“Hayır… Hayır, bunu bana yapamazsın. Defne, ne olur!”

Karısının elini avuçlarının arasına aldı.

“Daha sana her şeyi anlatmadım. Beni bırakıp gidemezsin. Bana kızacaktın, benden nefret edecektin, ne istersen yapacaktın… Ama gidecektin diye düşünmedim.”

Sesi hıçkırıklara boğuldu.

“Ne olur, Defne. Ne olur…”

Uzaklardan ambulansın sireni duyuldu.

---

Saatler sonra…

Hastanenin koridorunda kimse konuşmuyordu.

Beyaz duvarların önünde iki aile yan yana oturmuştu. Melek ellerini birleştirmiş, dudaklarının arasında dualar fısıldıyordu. Asuman’ın gözleri şişmişti. Araz, başını duvara yaslamış, tek kelime etmeden bekliyordu.

Ege de haberleri alıp hastaneye gelmişti. Azad, Asuman’ın yanında oturuyordu; gözyaşları yanaklarından süzülüyor, küçük elleriyle annesini arıyordu.

“Anne nerede?” diye soruyordu durmadan.

Kimse cevap veremiyordu.

Ateş ise koridorun en ucunda, elleri kana bulanmış hâlde ayakta duruyordu. Gömleğinin üzerindeki kan lekelerine bakıyor ama hiçbir şey göremiyordu. Aklında yalnızca Defne’nin son bakışı vardı.

Ona son kez bakmıştı.

Ve Ateş, o bakışın veda olduğunu anlayamamıştı.

Ameliyathane kapısı açıldı.

Doktor dışarı çıktı.

Herkes aynı anda ayağa kalktı.

Ateş, doktorun yüzüne baktı. Dudaklarından tek bir kelime çıkmadı.

Doktor gözlerini yere indirdi.

“Çok üzgünüm…”

Koridorda çıt çıkmıyordu.

Doktor başını kaldırdı ve herkesin hayatını iki kelimeyle değiştirdi.

“Başınız sağ olsun.”

Bir anlığına dünya durdu.

Ardından Asuman’ın çığlığı duyuldu.

“Hayır!”

Melek olduğu yere yığıldı. Araz duvara tutunarak gözlerini kapattı. Berfin ve Helin birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar. Ege başını öne eğdi; gözyaşlarını saklayamadı.

Azad, annesinin adını haykırdı.

“ANNE! ANNE!”

Küçük çocuk kollarını açıp koridora doğru uzandı.

“Anne gelsin! Ben annemi istiyorum!”

Ateş oğlunun sesini duydu.

Ama hareket edemedi.

Doktorun sözleri zihninde yankılanıyordu.

Başınız sağ olsun.

Hayır.

Olmazdı.

Defne ölemezdi.

Daha birkaç saat önce onunla aynı evdeydi. Ona gülümsemişti. Oğullarını birlikte kucaklamışlardı. Defne ona bakmış, gözlerinin içine gülümseyerek konuşmuştu.

Ateş dizlerinin üzerine çöktü.

Ellerini başına götürdü.

“Hayır…”

Sesi güçlükle çıktı.

Sonra bütün koridoru titreten bir çığlıkla bağırdı:

“KEŞKE ONA GERÇEĞİ SÖYLESEYDİM!”

Başını geriye attı. Gözyaşları yüzünden akarken yumruklarını yere vurdu.

“KEŞKE HER ŞEYİ ANLATSAYDIM! KEŞKE BİR KEZ OLSUN KENDİMİ DEĞİL, ONU DÜŞÜNSEYDİM!”

Kimse onu susturamadı.

Ateş, başını ellerinin arasına alarak ağladı.

“Beni neden anlamadın, Defne?” diye fısıldadı. “Ben seni kaybetmekten korktum…”

Sonra gerçeğin acısı bütün ağırlığıyla üzerine çöktü.

Defne onu anlamamış değildi.

Defne, onun kendisine gerçeği anlatmasını beklemişti.

Ama Ateş susmuştu.

Ve artık söyleyebileceği hiçbir söz, geri getiremeyeceği bir kadının ardından havada asılı kalacaktı.

Azad’ın ağlaması koridorda yankılanıyordu.

Ateş başını kaldırıp oğluna baktı. Asuman, küçük çocuğu kollarında tutuyor, onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Azad ise annesini istiyordu.

Ateş ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları onu taşımıyordu. Yeniden dizlerinin üzerine çöktü.

Defne’nin yüzü gözlerinin önüne geldi.

Gülüşü…

Seslenişi…

Ona son kez baktığı an…

Ateş gözlerini kapattı.

Bir zamanlar herkese diz çöktürebileceğini sanan adam, şimdi tek bir kadının yokluğunda ayakta duramıyordu.

Karahan ailesinin lideriydi.

Bir konak dolusu insan ondan emir beklerdi.

Ama şimdi hiçbir gücü yoktu.

Ne parası…

Ne adamları…

Ne de adı.

Hiçbiri Defne’yi geri getiremezdi.

Ateş, boş koridora bakarak son kez fısıldadı:

“Ben sana yenildim, Defne…”

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Ve bu kez… gerçekten kaybettim.”

Koridorun sonunda Azad hâlâ annesini çağırıyordu.

Ateş oğlunun sesini dinlerken başını eğdi.

O gece bir kadın hayata veda etmişti.

Bir çocuk annesini kaybetmişti.

Ve bir adam, söyleyemediği gerçeğin bedelini hayatının sonuna kadar ödemek üzere geride kalmıştı.

Çünkü bazı yalanlar affedilebilirdi.

Bazı ayrılıklar telafi edilebilirdi.

Ama bazı vedalar, insanın elinden bütün ihtimalleri alırdı.

Ve Ateş Karahan için artık hiçbir sabah eskisi gibi olmayacaktı.

SON.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…