17. bölüm / 50
SANA YENİLDİM17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR
Bölümler 50Şu an: 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları Şanlıurfa'nın taş sokaklarına düşerken Defne çoktan uyanmıştı.
Aslında doğru dürüst uyumamıştı bile.
Gece boyunca aklında aynı görüntü dönüp durmuştu: Siyah gömleğiyle sokaktan geçen Ateş Karahan… Belindeki silah… Karanlıkta kendisine çevirdiği o sert ama bir o kadar da yorgun bakışlar…
Defne yatağında doğrulup telefonunu eline aldı.
Kendi kendine kaçıncı kez aynı soruyu sorduğunu bilmiyordu.
Acaba başına bir şey geldi mi?
Telefonu yatağın üzerine bıraktı.
— Defne, kendine gel. Adamı bir kere gördün diye sabaha kadar onu düşünecek değilsin ya, diye söylendi.
Ama düşünüyordu işte.
Hem de istemediği kadar.
Yataktan kalkıp hazırlandı. Üzerine sade bir pantolon ve gömlek giydi, saçlarını topladı. Çantasını alırken aynadaki yansımasına baktı.
— Sadece konuşacaksın. Gece neden öyle dolaştığını soracaksın. Sonra da döneceksin.
Kendi kendine verdiği bu sözle evden çıktı.
Ateş'in şirketine gidecekti.
---
Karahan Holding'in önüne geldiğinde Defne birkaç saniye binaya baktı.
Burası, Ateş'in dünyasının merkeziydi. Büyük camları, yüksek duvarları ve kapısındaki güvenlik görevlileriyle dışarıdan bile insanın üzerinde baskı kuran bir yerdi.
Derin bir nefes aldı ve içeri girdi.
Resepsiyondaki görevli başını kaldırdı.
— Günaydın, nasıl yardımcı olabilirim?
— Günaydın. Ateş Karahan'la görüşmek istiyorum.
— Randevunuz var mıydı?
Defne hafifçe gülümsedi.
— Yok. Ama kendisine Defne Yılmaz'ın geldiğini söylerseniz beni tanıyacaktır.
Görevli kısa bir telefon görüşmesi yaptı. Ardından Defne'ye döndü.
— Buyurun, üst katta. Asistanımız size eşlik edecek.
Defne asansöre bindiğinde kalbinin neden bu kadar hızlı attığını anlamaya çalışıyordu.
Alt tarafı bir insanı merak ettin, Defne. Birazdan konuşup çıkacaksın.
Asansörün kapıları açıldı.
Koridorun sonunda Ateş'in odası vardı.
Kapının önünde Ege'yi görünce adımları yavaşladı.
Ege de onu fark etti.
— Doktor Hanım?
— Günaydın. Ateş Bey müsait mi?
Ege kaşlarını hafifçe kaldırdı.
— Sizin geleceğinizden haberi yok ama içeride. Bir dakika, haber vereyim.
Defne başını salladı.
Ege kapıyı tıklatıp içeri girdi. Birkaç saniye sonra yeniden çıktı.
— Buyurun. Sizi bekliyor.
Defne içeri adım attı.
Ateş masasının arkasında oturuyordu. Önünde dosyalar, açık bir dizüstü bilgisayar ve yarısı içilmiş bir kahve vardı. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı.
Başını kaldırdığında Defne'yi gördü.
Şaşırdı ama bunu belli etmemeye çalıştı.
— Doktor?
Defne kapıyı arkasından kapattı.
— Günaydın.
— Günaydın. Bir şey mi oldu?
Defne ellerini çantasının askısında birleştirdi.
— Aslında… Dün gece sizi gördüm.
Ateş'in yüzündeki ifade değişti.
— Nerede?
— Evimizin önünden geçiyordunuz. Geceydi. Yalnızdınız ve… elinizde silah vardı.
Ateş arkasına yaslandı.
— Demek gördün.
— Evet.
Kısa bir sessizlik oldu.
Defne bakışlarını ondan kaçırmadan devam etti.
— Merak ettim. Başınıza bir şey mi geldi? Bir tehlike mi var?
Ateş cevap vermedi.
Defne onun yüzündeki yorgunluğu şimdi daha net görüyordu. Gözlerinin altındaki hafif morluklar, günlerdir doğru düzgün uyumadığını düşündürüyordu. Her zamanki gibi dik oturuyordu ama sanki omuzlarında taşıdığı yük her zamankinden daha ağırdı.
— Ateş Bey?
Ateş ayağa kalktı.
— Bazen insanın bilmesi gereken şeyler vardır, doktor. Bir de bilmemesi gerekenler.
Defne kaşlarını çattı.
— Ben sadece iyi olup olmadığınızı sordum.
— Biliyorum.
Ateş masanın etrafından dolaşıp pencerenin önüne geçti. Bir süre dışarı baktı.
— Ama bu aralar iyi olmakla ilgili bir mesele değil.
Defne onun sesindeki kırılmayı fark etti. Ateş Karahan, kendisini ilk kez bu kadar yorgun ve çaresiz gösteriyordu.
— İsterseniz anlatabilirsiniz, dedi usulca.
Ateş başını iki yana salladı.
— Anlatamam.
— Neden?
— Çünkü ben bile ne olduğunu bilmiyorum.
Bu sözlerden sonra odanın içi sessizliğe gömüldü.
Defne bir adım yaklaştı.
— Dün gece sizi öyle görünce endişelendim. Hepsi bu.
Ateş ona döndü.
Göz göze geldiler.
Bir an boyunca Ateş'in yüzündeki sertlik dağıldı. Sanki içinde tuttuğu her şey bir saniyeliğine kontrolünden çıkmıştı. Defne'nin karşısında durduğunu, ona endişeyle baktığını gördü.
Ve hiç düşünmeden bir adım attı.
Defne ne olduğunu anlayamadan Ateş kollarını onun etrafına doladı.
Ona sarılmıştı.
Öyle planlanmış, düşünülmüş bir hareket değildi. Sanki uzun zamandır ayakta durabilmek için kendini zorlayan biri, ilk kez bir anlığına bütün yükünü bırakmıştı.
Defne'nin gözleri büyüdü.
Kolları iki yanında hareketsiz kaldı. Ateş Karahan'ın kendisine sarılacağını aklının ucundan bile geçirmemişti.
Ateş de yaptığı hareketin farkına varınca şaşkınlıkla durdu.
Ama hemen geri çekilmedi.
Başını hafifçe Defne'ye doğru eğdi. Sesi alışılmış sertliğinden uzaktı.
— Korkma, doktor… Ateş'e hiçbir şey olmaz.
Defne'nin kalbi hızla atmaya başladı.
Bu sözleri söyleyen adam, birkaç saniye önce kendisini herkesten uzak tutmaya çalışan Ateş'ti.
Şimdi ise ona sarılmış, sanki kendi kendine verdiği bir sözü onun da duymasını istemişti.
Defne yavaşça ellerini kaldırdı. Tam ona karşılık verecekken Ateş birden ne yaptığını fark etmiş gibi geri çekildi.
İkisi de oldukları yerde kaldılar.
Ateş bir an Defne'nin yüzüne, ardından kendi ellerine baktı.
— Ben…
Sözünü tamamlayamadı.
Defne de ne söyleyeceğini bilemiyordu.
Aralarında yalnızca birkaç saniye süren o sarılma, ikisinin de beklemediği bir şeydi.
Ateş boğazını temizledi ve yüzüne yeniden o tanıdık ciddi ifadeyi yerleştirmeye çalıştı.
— Kusura bakma, doktor. Bir an…
— Önemli değil, dedi Defne hemen.
Ama sesi, kendisinin bile beklediğinden daha yumuşak çıkmıştı.
Ateş bakışlarını kaçırdı.
— Doktor, eğer bana bir şey olmasını istemiyorsan soru da sorma.
Defne'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
Ateş devam etti:
— Çünkü ben de neyin içinde olduğumu bilmiyorum. Kime güveneceğimi, kimin bana yalan söylediğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey, geçmişimdeki bazı şeylerin yeniden karşıma çıktığı.
Defne sessizce onu dinledi.
— Ve bunlar sandığımdan daha tehlikeli olabilir, diye ekledi Ateş.
Defne bir adım daha yaklaştı.
— Peki, siz bu kadar şeyi tek başınıza mı taşıyacaksınız?
Ateş ona baktı.
— Başka ne yapabilirim?
— Bilmiyorum. Ama her şeyi tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz.
Ateş acı bir tebessümle başını eğdi.
— Benim dünyamda birine güvenmenin bedeli ağırdır, Defne.
Bu kez ona ilk kez adıyla seslenmişti.
Defne bunu fark etti ama üzerinde durmadı.
— Belki de herkes aynı değildir, dedi.
Ateş'in gözleri yeniden onun gözlerine döndü.
— Senin gibi mi?
Defne bir an cevap veremedi.
Ateş de söylediği sözün ardından sustu. Sanki ağzından çıkan cümleyi kendisi de beklemiyordu.
Aralarındaki sessizlik uzadı.
Defne onun yüzündeki yorgunluğu, öfkesini ve saklamaya çalıştığı korkuyu gördü. Ateş'in her soruya cevap veren, her sorunu çözen güçlü adam olmadığını ilk kez bu kadar açık biçimde hissetti.
Karşısında duran adamın da korkuları vardı.
Ve belki de en çok, neyle karşılaşacağını bilmemekten korkuyordu.
Defne bu kez düşünmeden hareket etti.
Bir adım atıp Ateş'e yeniden sarıldı.
Ateş'in gözleri şaşkınlıkla açıldı.
— Doktor…
— Bir dakika, dedi Defne.
Kollarını onun etrafında biraz daha sıkılaştırdı.
— Bu sefer ben istedim.
Ateş olduğu yerde kaldı.
İlk anda ellerini nereye koyacağını bilemedi. Sonra bir eli yavaşça Defne'nin sırtına geldi. Bu kez sarılması ani bir refleks değildi. Kısa bir an için de olsa onun yanında durmayı seçmişti.
Defne gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— Bakın, size ne olduğunu bilmiyorum. Anlatmak istemiyorsanız da zorlamayacağım. Ama bir şey olursa…
Biraz geri çekildi ve Ateş'in yüzüne baktı.
— Bana yazın.
Ateş'in kaşları hafifçe çatıldı.
— Ne?
— Bana yazın, dedim. İyi değilseniz, başınıza bir şey geldiyse ya da sadece konuşmak istiyorsanız… Bana yazabilirsiniz.
Ateş ona uzun uzun baktı.
— Ben gecenin bir yarısı seni ararsam açacak mısın?
Defne'nin yanakları hafifçe kızardı ama gözlerini kaçırmadı.
— Ararsanız açarım.
Ateş'in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— Bu kadar emin konuşma, doktor. Belki de pişman olursun.
Defne başını hafifçe yana eğdi.
— Belki de olmazsınız.
Ateş ilk kez o sabah gerçekten gülümsedi.
Küçük, kısa ve hemen kaybolan bir gülümsemeydi.
Ama Defne görmüştü.
Ve nedense, o küçücük gülümseme içindeki bütün endişeyi bir anlığına hafifletmişti.
Tam o sırada kapı çalındı.
— Ağam? diye seslendi Ege dışarıdan. Acil bir durum var.
Ateş'in yüzü bir anda değişti.
Defne de geri çekildi.
— Gir.
Ege içeri girdiğinde önce Ateş'e, sonra Defne'ye baktı. İkisinin arasında tuhaf bir sessizlik vardı. Ege bunu fark etti ama hiçbir şey söylemedi.
— Ağam, gece takip ettiğimiz adamla ilgili haber geldi.
Ateş'in yüzündeki bütün yumuşaklık silindi.
— Konuş.
— Adam eski depoya girmiş. Bir süre sonra oradan başka bir araç çıkmış. Aracın içinde baban var mıydı, henüz kesinleştiremedik. Ama…
Ege duraksadı.
Ateş'in bakışları sertleşti.
— Ama ne?
— Depoya giren adamın kimliğini bulduk.
— Kimmiş?
Ege, Ateş'e yaklaşıp alçak sesle konuştu.
— Devran Karahan'ın adamlarından biri.
Odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Ateş'in çenesi kasıldı.
Defne onun yüzüne baktı. Birkaç dakika önce kendisine sarılan, korkma diye fısıldayan adam gitmiş; yerine yeniden herkesin çekindiği Ateş Karahan gelmişti.
— Emin misin? diye sordu Ateş.
— Evet ağam. Adam yıllardır Devran'ın yanında çalışıyor.
Ateş masanın üzerindeki telefonunu aldı.
— Arabayı hazırlayın.
Ege başını sallayıp çıkmak üzere döndü.
Defne ise Ateş'e baktı.
— Gidecek misiniz?
Ateş bir an durdu.
— Gitmek zorundayım.
— Tehlikeli mi?
Ateş cevap vermedi.
Defne derin bir nefes aldı.
— Ateş Bey…
Ateş ona döndü.
Defne, sabah boyunca ilk kez bu kadar ciddi bir ifadeyle konuştu.
— Bana bir şey olursa yazın, demiştim. Ama siz de kendinize dikkat edin. Her şeyi öğrenmek uğruna kendinizi tehlikeye atmayın.
Ateş birkaç saniye onu izledi.
Sonra başını hafifçe eğdi.
— Merak etme, doktor.
Kapıya yöneldi ama çıkmadan önce yeniden durdu.
— Defne.
Defne başını kaldırdı.
Ateş'in sesi bu kez daha alçaktı.
— Geldiğin için… teşekkür ederim.
Defne hafifçe gülümsedi.
— Kendinize dikkat edin.
Ateş kapıdan çıktı.
Defne odada bir süre tek başına kaldı. Az önce yaşananları düşünüyordu. Onun kendisine sarılması, sonra söyledikleri ve ayrılırken sesindeki o kısa yumuşaklık…
Bunların ne anlama geldiğini bilmiyordu.
Belki de hiçbir anlamı yoktu.
Belki Ateş yalnızca çok zor bir dönemden geçiyordu.
Ama Defne bir şeyi biliyordu.
Artık onun başına bir şey gelmesinden korkuyordu.
---
Ateş, şirketin önünde kendisini bekleyen arabaya bindi. Ege de yanına oturdu.
Araç hareket ettiğinde Ateş telefonunu çıkardı. Ekranda Defne'nin numarası yoktu. Henüz birbirlerine numaralarını vermemişlerdi.
Bunu fark edince nedensizce kaşlarını çattı.
Ege yan gözle ona baktı.
— Bir şey mi oldu ağam?
— Hayır.
— Defne Hanım'la iyi anlaşıyor gibiydiniz.
Ateş başını çevirip ona baktı.
— İşine bak, Ege.
Ege gülümsemesini saklamaya çalıştı.
— Ben bir şey demedim ağam.
— Demesen daha iyi.
Ege sustu ama yüzündeki ifade değişmedi.
Ateş yeniden önüne döndü.
Defne'nin kendisine sarıldığı an gözlerinin önüne geldi. O an neden geri çekilmediğini, neden ona sarılmaya devam ettiğini kendisi de bilmiyordu.
Belki uzun zamandır ilk kez biri ondan bir şey istemeden yanında durmuştu.
Ne bir açıklama…
Ne bir hesap…
Ne de bir itiraf…
Sadece kendisine dikkat etmesini söylemişti.
Ateş gözlerini kapatıp başını koltuğa yasladı.
Sonra yeniden açtı.
Çünkü artık düşünmek için vakti yoktu.
Babası hayattaydı.
Devran'ın adamları onun peşindeydi.
Ve belki de bütün bu sırların ortasında, Ateş'in henüz güvenmeyi bile öğrenemediği bir insan vardı.
Defne Yılmaz.
Ateş, onun adını zihninden uzaklaştırmaya çalıştı.
Başaramadı.
Araba hızlanırken telefonuna yeni bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numaradan.
“Defne Yılmaz'ı bu işin dışında tutmak istiyorsan babanın peşini bırak, Ateş.”
Ateş'in yüzü buz kesti.
Mesajı bir kez daha okudu.
Sonra başını kaldırıp Ege'ye döndü.
— Rotayı değiştir.
— Nereye gidiyoruz ağam?
Ateş telefonu avucunda sıktı.
— Önce bu mesajı kimin gönderdiğini bulacağız.
Bir an durdu.
— Sonra da Defne'nin adını kimin ağzına aldığını öğreneceğiz.
Çünkü artık mesele yalnızca babasının dönüşü değildi.
Birileri Defne'yi de bu karanlığın içine çekmeye başlamıştı.
Ve Ateş Karahan, kendisine dokunan hiçbir tehdidi cevapsız bırakmazdı.
Bölüm etkileşimi
