19. bölüm / 50
SANA YENİLDİM19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA
Bölümler 50Şu an: 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA
- 1 1. BÖLÜM — DÖNÜŞ1.048 kelime
- 2 2. BÖLÜM-YENİ BİR HAYAT991 kelime
- 3 3.BÖLÜM - BEKLENMEDİK HABER1.001 kelime
- 4 4.BÖLÜM-GEÇMİŞİN İZLERİ1.332 kelime
- 5 5.BÖLÜM-İLK KARŞILAŞMA1.325 kelime
- 6 6. Bölüm — Kanlı İmza1.371 kelime
- 7 7. Bölüm — Şüphe967 kelime
- 8 8. Bölüm — Gizli Düşman1.073 kelime
- 9 9. Bölüm — Toprağın Altındaki Sır1.417 kelime
- 10 10. Bölüm — Güvenin Bedeli1.087 kelime
- 11 11.BÖLÜM-SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ GERÇEK1.522 kelime
- 12 12.BÖLÜM- BİR DOKUNUŞ MESELESİ2.353 kelime
- 13 13.BÖLÜM- DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.569 kelime
- 14 14.BÖLÜM- ÖLÜLERİN DÖNÜŞÜ1.779 kelime
- 15 15.BÖLÜM-BİR BABAYA YABANCI OLMAK1.363 kelime
- 16 16.BÖLÜM- GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE1.132 kelime
- 17 17.BÖLÜM- KORKMA DOKTOR1.767 kelime
- 18 18.BÖLÜM-AKLIMDA SEN,İÇİMDEKİ FIRTINA622 kelime
- 19 19.BÖLÜM- AKLIMDA SEN, İÇİMDE FIRTINA2.166 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20.BÖLÜM- BU DEFA SEN GELDİN1.833 kelime
- 21 BÖLÜM 21 — SANA BİR ŞEY OLMASINA İZİN VERMEM1.611 kelime
- 22 BÖLÜM 22 — SANA UZANAN ELLERİ KIRARIM1.292 kelime
- 23 23.BÖLÜM- ADINI KOYAMADIĞIMIZ1.379 kelime
- 24 BÖLÜM 24 — SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEYLER1.628 kelime
- 25 BÖLÜM 25 — SAKLADIĞIN MEKTUP1.732 kelime
- 26 BÖLÜM 26 — HERKESE KARŞI SEN1.374 kelime
- 27 BÖLÜM 27 — DÜŞMANIN OĞLU, SEVDİĞİMİN YARASI1.982 kelime
- 28 BÖLÜM 28 — SARHOŞ GECENİN SONU1.373 kelime
- 29 BÖLÜM 29 — SENİNLE EVLENECEĞİM1.090 kelime
- 30 BÖLÜM 30 — BİR YÜZÜK, BİR YEMİN2.193 kelime
- 31 BÖLÜM 31 — LE BUKE( Gelin kim?)1.816 kelime
- 32 BÖLÜM 32 — BİR TARİH, BİR ÖMÜR1.347 kelime
- 33 BÖLÜM 33 — BİR ÖMÜR SENİNLE1.188 kelime
- 34 BÖLÜM 34 — APTAL KOCAM2.153 kelime
- 35 BÖLÜM 35 — BİZİM EVİMİZ2.347 kelime
- 36 BÖLÜM 36 — ORTAK BİR HAYAL1.945 kelime
- 37 BÖLÜM 37 — GECEYE KALANLAR1.334 kelime
- 38 BÖLÜM 38 — YENİ BİR HAYAT1.684 kelime
- 39 BÖLÜM 39 — HOŞ GELDİN, AZAD KARAHAN1.382 kelime
- 40 BÖLÜM 40 — İLK KELİME923 kelime
- 41 BÖLÜM 41 — BİR EVİN HUZURU1.058 kelime
- 42 BÖLÜM 42 — KÜÇÜK MUTLULUKLAR1.020 kelime
- 43 BÖLÜM 43 — AZAD'IN İLK ADIMLARI1.190 kelime
- 44 BÖLÜM 44 — AİLEYLE İLK TANIŞMA1.055 kelime
- 45 BÖLÜM 45 — KONAKTAKİ GÖLGE960 kelime
- 46 BÖLÜM 46 — BİR AKŞAM, İKİ KALP1.053 kelime
- 47 BÖLÜM 47 — KALBİMİN EN SESSİZ YERİ1.267 kelime
- 48 BÖLÜM 48 — GEÇMİŞ KAPIDA1.120 kelime
- 49 BÖLÜM 49 — SESSİZLİĞİN ARDINDA1.291 kelime
- 50 50. Bölüm — Keşke Gerçeği Söyleseydim1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Şanlıurfa’nın sokakları sessizliğe gömülmüş, şehirdeki ışıkların çoğu sönmüştü. Ancak Ateş Karahan’ın içinde kopan fırtınanın dinmeye hiç niyeti yoktu.
Siyah aracın arka koltuğunda oturuyor, gözlerini camdan dışarı dikmiş hâlde önünden geçen sokak lambalarını izliyordu. Yanında Ege vardı. İkisi de konuşmuyordu.
Çünkü bu gece kurulacak tek bir yanlış cümle, yıllardır içlerinde biriken öfkeyi harekete geçirebilirdi.
Ege telefonuna baktı.
“Adamın kaldığı oteli bulduk ağam. Şehir merkezinde. Başkasının adına kayıt yaptırmış.”
Ateş’in çenesi kasıldı.
“Kaçıncı kat?”
“Üçüncü kat. Oda numarasını da öğrendik.”
Ateş başını yavaşça çevirdi.
“Arabayı durdur.”
Ege ona baktı.
“Ağam, emin misin? Önce biraz daha bilgi toplasak—”
“Yirmi yıldır ölü bildiğim adam bu gece karşımda duracak, Ege. Daha ne kadar bekleyeceğim?”
Ege sustu.
Ateş kapıyı açıp araçtan indi. Siyah ceketinin düğmesini ilikledi, belindeki silahı kontrol etti ve otelin girişine doğru yürüdü.
Arkasından Ege ve iki adam daha geldi.
Ateş asansörü beklemedi. Merdivenleri ağır ama kararlı adımlarla çıktı. Her basamakta yıllardır içinde tuttuğu sorular biraz daha ağırlaşıyordu.
Beni neden bıraktın?
Annemin gözyaşlarını hiç düşündün mü?
Ben seni mezarında yas tutarak ararken sen neredeydin?
Üçüncü kata ulaştığında koridorun sonunda durdu.
Ege yanına geldi.
“Ağam…”
Ateş elini kaldırarak onu susturdu.
“Kapıyı açın.”
Adamlarından biri kapıya yöneldi. Kilitle uğraşmak yerine kapıyı sertçe kırarak açtı.
Ateş içeri girdi.
Odanın penceresinin önünde duran adam, çıkan gürültüyle arkasını döndü.
Yıllar yüzünü değiştirmişti. Saçlarına ak düşmüş, yüzüne derin çizgiler yerleşmişti. Ama Ateş o yüzü tanıyordu.
Çocukluğunda kendisini omuzlarında taşıyan, bir gün geri döneceğine inanarak mezarının başında ağladığı adamı…
Babası.
Ateş olduğu yerde birkaç saniye boyunca kıpırdayamadı.
Adamın dudakları aralandı.
“Ateş…”
Bu ismi duymak, Ateş’in içinde kalan son sabrı da tüketti.
“Sen ne biçim insansın lan?!”
Sesi odanın duvarlarında yankılandı.
“Biz seni öldü biliyorduk! Annem seni yıllarca bekledi! Ben senin mezarının başında durdum! Senin için ağladım!”
Babası bir adım attı.
“Oğlum, dinle beni.”
“Bana oğlum deme!”
Ateş’in gözleri dolmuştu ama gözyaşlarının düşmesine izin vermiyordu. Öfkesinin ardında, yıllardır kimseye göstermediği bir çocuk vardı. Babasının bir gün geri döneceğine inanmak isteyen o çocuk…
“Sen bizim hayatımızdan çıktığında kaç yaşındaydım, biliyor musun?” diye sordu. “Her gece kapının sesine uyanırdım. Annem üzülmesin diye sana dair bir şey sormazdım. Ama içimden hep aynı şeyi geçirirdim: Babam gelecek.”
Babası başını eğdi.
“Ateş, seni korumak için gittim.”
Ateş acı bir kahkaha attı.
“Beni korumak mı?”
Bir adım yaklaştı.
“Beni korumak için ölmeni mi beklettin? Annemi korumak için onu yıllarca yas içinde mi bıraktın? Beni korumak için bütün çocukluğumu elimden mi aldın?”
“İşin içinde sandığından daha büyük meseleler vardı. Tehditler, sevkiyatlar, para işleri… O dönem yanlış insanların arasına girmiştim. Sana ve annene ulaşmalarından korktum.”
“Peki şimdi neden döndün?”
Babası cevap vermeden önce gözlerini kaçırdı.
Ateş bunu fark etti.
“Konuş!”
“Bazı şeyler yeniden hareketlenmeye başladı. Geçmişte kapandığını düşündüğümüz dosyalar açılıyor. Bazı insanlar hâlâ peşimizde.”
“Bizim peşimizde mi, senin peşinde mi?”
Babası sustu.
Ateş başını iki yana salladı.
“Demek hâlâ anlatmadığın şeyler var.”
“Her şeyi bir anda anlayamazsın.”
“Ben yirmi yıl boyunca hiçbir şey anlamadım zaten!”
Ateş’in sesi bu kez kırılmıştı.
“Ben senin arkanda bıraktığın pislikleri temizliyorum, sen öldün diye. Ailemizin başına gelenlerle uğraşıyorum. Herkes benden bir cevap bekliyor. Ama sen buradasın… Yaşıyorsun… Ve bana hâlâ gerçeği anlatmıyorsun.”
Babası yaklaşmak istedi fakat Ateş elini kaldırdı.
“Sakın.”
Adam olduğu yerde kaldı.
“Devran’ın bu işlerde ne kadar payı var?” diye sordu Ateş.
Babası gözlerini ona dikti.
“Devran hakkında duyduklarının hepsine inanma.”
“Bu bir cevap değil.”
“Bildiğim her şeyi söylersem seni daha büyük bir tehlikenin içine sokabilirim.”
Ateş’in yüzü buz kesti.
“Ben zaten senin yüzünden o tehlikenin içindeyim.”
Bir süre birbirlerine baktılar.
Ateş’in karşısındaki adam, onun çocukluğundaki kahraman değildi artık. Yabancı biriydi. Hakkında binlerce anısı bulunan ama gerçekte tanımadığı bir yabancı…
“Beni bir daha arama,” dedi Ateş. “Annemin karşısına çıkma. Ailemin yanına yaklaşma.”
“Ateş, ben senin babanım.”
Ateş kapıya doğru döndü.
“Benim babam yıllar önce öldü.”
“Böyle konuşma oğlum.”
Ateş son kez arkasına baktı.
“Bir daha karşıma çıkarsan seni affedip affetmeyeceğimi bile düşünmem. Çünkü şu an senden nefret etmekten başka bir şey hissedemiyorum.”
Kapıdan çıktı.
Ege arkasından geldi. Koridorda Ateş’in yüzüne baktı ama tek kelime etmedi.
Bazı acıların karşısında teselli etmek bile insanın haddini aşardı.
---
Saat 02.07.
Ateş bir barın en arka köşesinde oturuyordu. Önündeki bardağa baktı, sonra onu eline alıp tek seferde içti.
Hayatında ilk kez kendisini bu kadar çaresiz hissediyordu.
Aşiretinin karşısında dimdik durabilirdi. Düşmanlarının gözlerinin içine korkusuzca bakabilirdi. Bir kurşunla yaralandığında bile acısını belli etmezdi.
Ama babasının yaşadığını öğrenmek…
Bu başka bir şeydi.
Çünkü insan bazen düşmanıyla savaşmayı öğrenebilirdi de sevdiği birinin ihanetine nasıl dayanacağını bilemezdi.
Bardağı yeniden doldurdu.
Ege telefonla aradı.
Ateş aramayı açtı.
“Ağam, neredesin?”
“Bana konum sorma.”
“İyi değilsin. Eve dön, konuşalım.”
Ateş gözlerini kapattı.
“Eve gidemem.”
“Neden?”
Çünkü annesinin yüzüne bakınca babasını hatırlayacaktı. Çünkü odasına girince çocukluğunu hatırlayacaktı. Çünkü herkesin güçlü bildiği Ateş Karahan, bu gece kendi içinde yıkılmıştı.
Ama bunların hiçbirini söylemedi.
“Sonra konuşuruz.”
Telefonu kapattı.
Bir süre daha oturdu. İçtikçe düşüncelerinin dağıldığını sanıyordu ama babasının sesi hâlâ zihnindeydi.
Oğlum…
Ateş dişlerini sıktı.
“Bana oğlum deme…”
Kendi sesini bile zor duydu.
Bir süre sonra ayağa kalktı. Adımları eskisi kadar dengeli değildi. Şoförünü aramak yerine kendi başına dışarı çıktı. Soğuk gece havası yüzüne çarptığında derin bir nefes aldı.
Sonra aklına bir yüz geldi.
Koyu gözleri, sakin sesi, kendisine kızarken bile endişesini saklayamayan o kadın…
Defne.
Nedenini bilmiyordu. Belki onun yanında güçlü görünmek zorunda hissetmediği için… Belki Defne ona baktığında yalnızca Karahan aşiretinin ağasını değil, canı yanan bir insanı da görebildiği için…
O an görmek istediği tek kişi oydu.
---
Hastanenin koridorları gece sessizliğine bürünmüştü.
Defne, nöbet odasında dosyaları inceliyordu. Birkaç dakika önce kahvesinden bir yudum almış, gözlerini dinlendirmek için arkasına yaslanmıştı.
Kapının hafifçe açıldığını duyunca başını kaldırdı.
“Araz, sana kaç kere söyledim, nöbetteyken—”
Cümlesi yarıda kaldı.
Kapının önünde Ateş duruyordu.
Siyah gömleğinin yakası dağılmıştı. Saçları karışmış, yüzü solmuştu. Gözleri her zamankinden daha yorgundu.
Defne hemen ayağa kalktı.
“Ateş?”
Ateş cevap vermedi.
Kapıyı arkasından kapatıp birkaç adım attı. Defne onun yürüyüşündeki dengesizliği fark edince yanına gitti.
“İyi misin sen?”
Ateş başını kaldırıp yüzüne baktı.
“Defne…”
Sesindeki kırgınlık Defne’yi şaşırttı.
“Ne oldu? Yaralandın mı?”
Elini koluna uzattığında Ateş bir an ona doğru eğildi ve onu kendine çekerek sarıldı.
Defne donup kaldı.
Ateş’in kolları omuzlarının çevresindeydi. Başını onun omzuna yaslamıştı. Sanki bütün gece ayakta kalmasını sağlayan güç bir anda tükenmişti.
“Ateş, ne oluyor?”
Ateş gözlerini kapattı.
“Bir dakika… Ne olur.”
Defne’nin yüzündeki şaşkınlık yavaşça endişeye dönüştü. Onu itmedi ama sarılmanın ardında ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Ateş, bana bak.”
Ateş başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Bir anlık sessizlikten sonra Ateş, düşünmeden Defne’ye doğru eğildi ve dudaklarını doyasıya öptü.
Defne irkildi.
Ardından iki eliyle göğsüne hafifçe bastırıp onu kendinden uzaklaştırdı.
“Ateş!”
Ateş sendeleyerek bir adım geri çekildi. Defne’nin yüzündeki şaşkınlığı görünce yaptığının farkına vardı.
“Ben…”
Defne ona yaklaştı. Gözlerinde öfkeyle karışık bir endişe vardı.
“Sen kendinde misin?”
Ateş cevap veremedi.
Defne elini kaldırdı ve yanağına yavaşça bir tokat attı.
Tokat sert değildi ama odadaki sessizliği delmeye yetmişti.
Ateş başını hafifçe yana çevirdi. Sonra yeniden Defne’ye baktı.
Defne’nin sesi titriyordu.
“Bu kendine gelmen için. Benim ne hissettiğimi anlamadan böyle davranamazsın.”
Ateş gözlerini yere indirdi.
“Haklısın.”
“Alkol mü aldın sen?”
“Evet.”
“Ne kadar?”
Ateş cevap vermedi.
Defne derin bir nefes aldı.
“Bana bak, Ateş. Sana bir şey olmuş olabileceği için endişeleniyorum. Ama bu, benim sınırlarımı yok sayabileceğin anlamına gelmiyor.”
Ateş başını salladı.
“Biliyorum.”
“Özür dilemek yetmez. Bir daha böyle yapmayacaksın.”
“Yapmayacağım.”
Bu kez sesinde savunma yoktu. Ne bir bahane ne de kendisini haklı çıkarma çabası…
Sadece pişmanlık vardı.
“Seni öpmemeliydim,” dedi kısık bir sesle. “Sana bunu sormam gerekiyordu. Özür dilerim, Defne.”
Defne bir süre yüzüne baktı.
Onun bu kadar kırılmış görünmesi içini burkuyordu ama ne yaşadığını bilmeden her şeyi görmezden gelemezdi.
“Bana ne olduğunu anlat.”
Ateş dudaklarını birbirine bastırdı.
“Babam yaşıyor.”
Defne’nin gözleri büyüdü.
“Ne?”
“Ölmedi. Bunca yıl… Herkes onu öldü bildi. Annem, ben, herkes. Ama yaşıyor.”
Defne yavaşça bir sandalyeye oturdu.
“Onu gördün mü?”
Ateş acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Bu gece. Karşıma çıktı. Bana kendisini korumak için gittiğini söyledi. Bizi korumak içinmiş…”
Son sözlerini alayla söyledi.
“Peki, sen ne söyledin?”
“Bir daha karşıma çıkmamasını.”
Defne sessiz kaldı.
Ateş ellerini yüzüne götürdü.
“Yıllarca mezarının başında durdum. Annem ağlamasın diye güçlü olmaya çalıştım. Herkesin karşısında dimdik durdum. Şimdi öğreniyorum ki bütün bunlar yalanmış.”
Sesindeki kırılma Defne’nin kalbine dokundu.
“Bunca yıl neden dönmediğini bilmiyorsun,” dedi usulca.
“Bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğim.”
“Öğreneceksin.”
Ateş başını kaldırdı.
“Bu kadar emin olma.”
“Çünkü sen vazgeçmeyecek birisin.”
Ateş acı acı güldü.
“Bu gece vazgeçmek istedim.”
Defne’nin yüzü ciddileşti.
“Neden?”
Ateş uzun süre sustu.
Sonunda gözlerini onunkilere kaldırdı.
“Çünkü güçlü olmaktan yoruldum.”
Bu cümle, Defne’nin bütün savunmasını sessizce sarstı.
Ateş Karahan… Herkesin çekindiği, kimsenin karşısında kolay kolay sesini yükseltemediği adam… İlk kez birine ne kadar yorulduğunu söylüyordu.
Defne yanına oturdu.
“Her zaman güçlü olmak zorunda değilsin.”
Ateş ona baktı.
“Senin yanında değilmişim gibi hissediyorum.”
Defne’nin kalbi hızlandı ama hemen cevap vermedi.
Ateş başını eğdi.
“Bunu söylememem gerekiyordu. Şu an kendimde değilim. Yarın söylediklerimden utanabilirim.”
“Belki de yarın daha sakin olursun,” dedi Defne. “Ama bu gece dinlenmen gerekiyor.”
Ateş elini dizinin üzerine koydu. Bir süre sonra, tereddüt ederek Defne’ye baktı.
“Elini tutabilir miyim?”
Defne bu kez onun gözlerine dikkatlice baktı. Sarhoştu, üzgündü ve kendisini toparlayamıyordu. Yine de bu defa sormuştu.
Defne birkaç saniye düşündükten sonra elini uzattı.
Ateş parmaklarını onun elinin çevresine kapattı. Sıkmadı. Yalnızca elini tuttu.
“Teşekkür ederim,” diye fısıldadı.
Defne hafifçe başını eğdi.
“Bunun için teşekkür etmene gerek yok.”
“Var.”
Ateş’in bakışları ellerine indi.
“Bu gece herkes benden cevap bekliyor. Annem benden bir şey saklıyor olabilir. Devran’ın neyin içinde olduğunu bilmiyorum. Babamın neden döndüğünü bilmiyorum.”
Duraksadı.
“Bir de sen varsın.”
Defne kaşlarını hafifçe çattı.
“Ben mi?”
Ateş başını kaldırdı.
“Seni bu işin içine çekmek istemiyorum. Sana bir şey olmasından korkuyorum.”
Defne’nin sesi yumuşadı.
“O zaman beni korumak istiyorsan önce kendini korumalısın.”
Ateş cevap vermedi.
Bir süre sonra başını geriye yasladı. Gözlerini açık tutmakta zorlanıyordu.
Defne ayağa kalktı.
“Tamam. Artık uzanıyorsun.”
“Ağam değilim burada, doktor hanım.”
Defne ona şaşkınlıkla baktı.
Ateş’in dudaklarının kenarında yorgun bir gülümseme belirdi.
“Bana emir veriyorsun.”
“Çünkü hastamsın. Hem de söz dinlemeyeninden.”
“Ben kimsenin sözünü dinlemem.”
“Bu gece dinleyeceksin.”
Ateş hafifçe güldü. Defne koluna girerek onu yatağa götürdü. Ateş yürümekte zorlanınca Defne onu dikkatlice oturttu, ardından uzanmasına yardım etti.
Ayakkabılarını çıkarmasını istedi. Ateş itiraz edecek gibi oldu ama sonunda dediğini yaptı.
Defne üzerine ince bir örtü örttü.
“Biraz burada dinleneceksin. Sonra durumuna bakacağım. Gerekirse seni muayene edeceğim.”
Ateş başını yastığa çevirdi.
“Gitme.”
Defne durdu.
Ateş gözlerini ona çevirdi.
“Biliyorum, sana emir veremem. Sadece… Biraz daha kalabilir misin?”
Defne sandalyesini yatağın yanına çekti.
“Bir süre kalacağım.”
Ateş gözlerini kapattı ama birkaç saniye sonra yeniden açtı.
“Defne?”
“Buradayım.”
“Yarın beni görünce bu geceyi hatırlayacaksın, değil mi?”
Defne’nin içinde buruk bir his oluştu.
“Evet. Ama yalnızca bu gece yaptığın hatayı değil, sonrasında özür dilediğini de hatırlayacağım.”
Ateş’in bakışları yumuşadı.
“Bana kızgın mısın?”
“Evet.”
Ateş başını hafifçe salladı.
“Olmalısın.”
Defne devam etti:
“Ama başına ne geldiğini de merak ediyorum. İkisi aynı anda olabilir, Ateş.”
Ateş uzun süre ona baktı.
“Senin yanında her şey biraz daha sessiz oluyor.”
“Şimdi uyumaya çalış.”
“Yarın konuşacak mıyız?”
“Evet. Ama ayıldığında.”
Ateş’in gözleri yavaşça kapandı.
Defne bir süre onun nefes alışını dinledi. Yüzündeki gerginlik yavaş yavaş çözülüyordu. Birkaç dakika sonra uykuya daldı.
Defne ayağa kalkıp örtüsünü düzeltti. Kapıya yöneldiğinde Ateş’in elinin örtünün üzerinden hafifçe kıpırdadığını gördü. Uyuyordu; ona uzanmıyordu, hiçbir şey istemiyordu.
Defne kapının yanında durup son kez arkasına baktı.
“Seninle işim hiç kolay olmayacak, Ateş Karahan,” diye fısıldadı.
Sonra odadan çıktı ve nöbetçi doktora haber vererek Ateş’in durumunun kontrol edilmesini sağladı.
Koridorda yürürken dudaklarına dokundu. Az önce yaşanan öpücüğü düşünüyordu. İçinde öfke vardı, çünkü Ateş onun sınırını aşmıştı. Ama onun yüzündeki acıyı da unutamıyordu.
Bu ikisini birbirine karıştırmayacaktı.
Ateş ayıldığında konuşacaklardı. Her şeyi açıkça söyleyecekti.
---
Sabahın ilk ışıkları hastanenin pencerelerine vurduğunda Ateş gözlerini araladı.
Başının içinde ağır bir ağrı vardı. Nerede olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü.
Sonra gece yaşananlar birer birer aklına gelmeye başladı.
Otel odası…
Babası…
Bar…
Defne’nin yüzü…
Ve hastanedeki o öpücük.
Ateş aniden doğrulmaya çalıştı ama başı döndüğü için yeniden yatağa yaslandı.
“Allah kahretsin…”
Ellerini yüzüne kapattı.
Defne’ye ne yaptığını hatırlıyordu. Onun kendisini ittiğini, ardından yanağına yavaşça tokat attığını ve kendisine gelmesini söylediğini…
Haklıydı.
Ateş hayatında ilk defa birinin karşısında kendisini savunacak tek bir cümle bulamıyordu.
Kapı açıldı.
Defne elinde bir bardak suyla içeri girdi. Ateş’in uyandığını görünce durdu.
“Günaydın.”
Ateş ona baktı. Gözlerinde utanç vardı.
“Defne…”
“Önce su iç. Sonra konuşacağız.”
Bardağı uzattı. Ateş suyu içip bardağı geri verdi.
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonunda Ateş başını eğdi.
“Dün gece için tekrar özür dilerim. Seni öpmeye hakkım yoktu. Ne yaşarsam yaşayayım, bunu sana yapmamalıydım.”
Defne sandalyesini çekip karşısına oturdu.
“Bunu bir daha yapmanı istemiyorum.”
“Yapmayacağım.”
“Bana bir şey hissettiğini düşünüyorsan bile bunu benim yerime kararlaştıramazsın. Benim de ne hissettiğimi kendim anlamam gerekiyor.”
Ateş gözlerini kaldırdı.
“Anlıyorum.”
“Güzel.”
Defne kısa bir süre sustu.
“Şimdi babanı anlat. Ama bu kez hiçbir şeyi atlama.”
Ateş pencereye baktı. Dışarıda şehir uyanıyordu. Yeni bir gün başlamıştı ama onun hayatındaki hiçbir şey eskisi gibi değildi.
“Tamam,” dedi sonunda. “Sana her şeyi anlatacağım.”
Defne gözlerini ondan ayırmadı.
“Öyleyse bu kez gerçekten doğruyu söyle, Ateş.”
Ateş başını salladı.
“Bu kez hiçbir şey saklamayacağım.”
Fakat ikisi de henüz bilmiyordu…
Ateş’in babasının dönüşü, geçmişte gömülü kalan sırların yalnızca başlangıcıydı.
Ve Defne Yılmaz, farkında olmadan o sırların tam ortasına adım atmıştı.
Bölüm etkileşimi
