34. bölüm / 35
KARA ŞEHRİN PEMBE IŞIKLARI33. PERİ PADİŞAHININ KIZI VE KARA VEZİR
Bölümler 35Şu an: 33. PERİ PADİŞAHININ KIZI VE KARA VEZİR
- 1 GİRİŞ5 kelime
- 2 1. HİÇ KİMSELER HİÇBİR YERDE YAŞAR2.588 kelime
- 3 2. AĞLAYAN GELİNİN KÜLLERİ2.863 kelime
- 4 3. ARACI İLE İLK BULUŞMA2.617 kelime
- 5 4. PAMUK ŞEKER ÜLKESİ3.429 kelime
- 6 5. BİR TERMOS DOLUSU KAHVE3.753 kelime
- 7 6. BATAN GEMİNİN MALLARI2.891 kelime
- 8 7. SİHİRLİ DEĞNEK2.379 kelime
- 9 8. YANLIŞ ZAMAN YANLIŞ MEKÂN2.542 kelime
- 10 9. GİDERİZ BELKİ TÜM ŞEHİRLERE2.382 kelime
- 11 10. GÖKYÜZÜNE ATLAMAK2.175 kelime
- 12 11. GEÇMİŞ OLSUN KARA VEZİR2.098 kelime
- 13 12. BİR KELEBEĞİN ÖMRÜ KADAR1.957 kelime
- 14 13. KÂĞITTAN GEMİLER1.754 kelime
- 15 14. YAN ETKİLER1.901 kelime
- 16 15. GEREKSİZSE SÖNDÜR2.590 kelime
- 17 16. İNCİ KÜPELİ KIZ1.253 kelime
- 18 17. BİR ZAMANLAR1.546 kelime
- 19 18. BİZ DÜNYALILAR1.896 kelime
- 20 19. YARIM VE YALNIZ1.693 kelime
- 21 20. RÜYALARDA BULUŞURUZ1.997 kelime
- 22 21. DÖNÜŞ BİLETİ2.009 kelime
- 23 22. ÇIKMAZ SOKAĞA TÜNEL KAZMAK2.482 kelime
- 24 23. NORMALLER VE DİĞERLERİ2.624 kelime
- 25 24. BALKABAĞINA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE1.664 kelime
- 26 25. İKİ DELİ BİR DÜNYA2.124 kelime
- 27 26. TİCARET TİMSALİ2.354 kelime
- 28 27. BİRE BİR3.166 kelime
- 29 28. AYNI YAĞMURUN FARKI2.546 kelime
- 30 29. MÜREKKEP KALPLER2.075 kelime
- 31 30. YERİNİ SEVEN HASTALIK1.588 kelime
- 32 31. TERAZİNİN DENGESİ ŞAŞMAZ2.636 kelime
- 33 32. VARLIĞI YOKKEN GÜZEL OLAN1.246 kelime
- 34 33. PERİ PADİŞAHININ KIZI VE KARA VEZİR1.495 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 34. TELAFİ EDİLEN ÖLÜM (FİNAL)1.311 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KEYİFLİ OKUMALAR!
*
kara vezir
Çağrı'dan istediğim şeyler jet hızında bırakılmıştı odamın eşiğe. Onunla ilgili takdir ettiğim şeylerden birisi buydu işte. Olabildiği kadar hızlıydı. Bekletmiyor, onun deyimiyle ikiletmiyordu.
Küçük, dikdörtgen valizi -tekerleri kırılmıştı- sürükleyerek banyoya çektim. Banyonun yer döşemesi temizdi. Son olaydaki kanımın izmaritleri kusursuzca temizlenmişti. Büyük ihtimalle bu temizlik Katya'nın eseriydi. Gitmeden önce, eğer Katya'ya rastlarsam beğenilerimi ileteceğimi kenara not alıyorken valizin fermuarını açtım. Beni karşılayan ilk şey bir paket ağrı kesiciydi. Ağrı kesicilere olan hasretimi hasıraltı edecek olmak mutlu ediyordu beni. Son defa, kutudaki ilaçları -musluk suyuyla- kana kana ve tek seferde içtim. İkinci sıraya sipariş ettiğim takım elbise koyulmuştu. Hastane tişörtünü üstümden sıyırıp -kırışıklığı kaybolsun diye- beyaz gömleği çırptım. Açılan kırışıkların mükemmelliğine kanaat getirdiğimde ise pamuklu kumaşı omuzlarıma geçirmiştim. Lavabonun üstündeki ayna ile göz göze geldik. Gömleğimin düğmelerini iliklemeye başladım.
peri padişahının kızı
Haberi aldığımdan beri kesilmiyordu gözyaşlarım. Delicesine, içim parçalanırcasına ağlıyordum. Durmanın ya da durabilmenin imkânı yoktu. Bu mevzuda yalnız da değildim hani. Eren de dağılmıştı benim gibi fakat kontrolüne sahip çıkabiliyordu ne iyi. "Daha hızlı sür şu lanet şeyi," diye bağırırken radyonun üzerine indirdim yumruğumu. Eren konuşmadı. Diğer arabaların el verdiği ölçüde gaza yüklenmişti. Öte yandan hastaneye giden yolaysa yol katılıyordu sanki.
kara vezir
Gömleğin eteklerini keten pantolonun içine sokup rugan kemeri belimi sıkmayacak raddede ayarlayarak taktım. Siyah ceketi gömleğin üstüne giyip yine siyahtan hak çalmış -kadife kaplama- spor ayakkabıların bağcıklarını düğümlemiştim. Valizden çıkarttığım kurutma makinesinin fişini prize taktım. Fön fırçasını saçlarımın arasından geçirerek de görünüşümü kusursuzlaştırmak adına kata kat çıkmıştım.
peri padişahının kızı
Hıçkırıklarım çoğalıyordu. Hastaneye yaklaştıkça Eren de ağlamaya koyulmuştu. Kara Vezir ile yaşadığım anların tümü film şeridine sarılıymışçasına geçiyordu gözümün önünden. O an farkına varmıştım ki; gerçekten de bir şeylerin sonundaydık. En güzel anlar en son dakikalarda geliyordu gezmeye.
kara vezir
Saçlarım bozulmasın diye sprey yayarak fönü sabitledim. Valizin dibinde tek bir şey kalmıştı. Kapağına F damgası yemiş; elmas şeklinde kesilmiş şişeye aktarılmış bir parfüm şişesi... Şişenin kapağını kıvırarak kaldırdım. İçindeki kokulu, soluk pembe sıvıyı giydiğim cekete döktüm. Boş şişe kayıp yere düştüğünde parçalanmamış ancak ceketime düşen sıvı kumaşı belirgince ıslatmıştı. Prizden çekmediğim kurutma makinesi ile ıslaklığı kuruttum. Koku bahtiyar kaldı. Banyodaki işimi tamamlamıştım. Klozetin gardiyanlığına bıraktığım silahı işaret parmağıma takıp banyodan çıktım.
Gelmek üzere olduklarını tahmin ediyordum. Fazla beklemeyecektim. Camın önüne geçip -onlar gelinceye değin- inzivaya çekilmiş kuşları kolaçan etmeye giriştim.
peri padişahının kızı
Park yerine girmekle uğraşmamıştık. Fren arabanın hareketini durdurduğunda ikimiz de inmiş; koşuyorduk. Çıplak ayaklarımı kesen çakıl taşlarının sivri yapısı, canım acısına acı katıyorken umursamazca koşuyordum. Elbisem bacaklarıma dolanırken umursamazca koşuyordum.
Gece yarısı vurduğundan ötürü çevrede kimse yoktu. Aslında bu iyiydi. Bir de insanlara telaşımın lafını anlatmaya katlanamazdım. Hastanenin içi de dışının sakinliği kadardı. Koridorları koştuk. Merdivenleri koştuk. Kapıların bitişinden koştuk. Kara Vezir'in odasına damdan düşercesine daldığımızda camın önünde görmüştüm onu. Arkasına kenetlediği elinde silahla dışarıyı seyrediyordu. Günün biri geldi. İş işten geçti İlke.
Başıma geleceğini sahiden bilseydim, Orion'un efsanesini her gece hayal etmezdim.
kara vezir
İlke Çağbağlar ve Eren Bakırcı aynı anda, "Karan!" diyerek haykırdı.
"Trafik mi vardı?" diye sordum yönümü ağır ağır onlara döndüğümde. "Daha erken bekliyordum sizi." Çağrı'dan silah istediğim saniyeden itibaren İlke ve Eren'e haber uçuracağını biliyordum. Nitekim öyle de olmuştu. İkilinin peşinden nefes nefese odaya giren Çağrı suçsuz görünüyordu. Zaten onu suçlamıyordum. Beni kurtarmak istiyordu. O, bir dediğimi ikiletmese dahi beni korumak için çırpınan yufka yürekli bir mafya babasıydı.
"Bı-bırak," dedi Eren Bakırcı telaşla. Elinin teki önünde, tetikteydi. İki-üç adımı arka arkaya atarak, çaktırmadan, bana yaklaşmaya çalışıyordu. Neyse ki aramızda yatak vardı. Dilese bile yaklaşamazdı. Dilese bile bana mani olamazdı. "Bırak silahı Karan. Yalvarırım!" gözleri yaşlıydı. Alnı kırışmıştı. Üzülüyordu. Üzüyordum kanımı. "Otur konuşalım. Hadi. Yalvarırım," dedi. Hem alfabeyle hem beden diliyle yalvarıyordu önümde. Saygıdeğer veliahdı ne hale getirdin sen böyle?
"Ben kendimle konuştum," dedim yavaşça. Silahın namlusunu vurgu niyetiyle göğsüme yaslamıştım. Karşımdaki üç çift göz, tedirginlikle sıçradı. "Mektup yazmak tarzım değil. O yüzden şimdi de sizinle konuşacağım ve beni dinleyeceksiniz." Yine namlu aracılığıyla üçünü kastettim. "Sözümü kesmenizi istemiyorum." Çağrı'yı ise -sabır çekerek- özellikle azarlamıştım. "Ayakta titreyip durma Çağrı. Çök bir yere, sinirlerimi bozuyorsun." Sonrasında mafya olduğu yere yığılmış; oturup kalmıştı.
Pencere kenarındaki mermer çıkıntıya yaslandım. Silah çok ağır! Konuşmamı toparlayabilmek için sessizliğin birkaç saniyelik gelişimine müsaade etmiştim. Ancak Çağrı ve İlke'nin zelzele yaratan ağlayışları, sessizliğin rızkı olan yemek tabağını boş bırakıyordu.
"Eskiden," dedim dalgınca. "Annem bana peri masalları anlatırdı." Damsız evimizin tavanından damlayan yağmur sularıyla yıkanıyormuş gibiydim. Sanki annem yakınımdaydı. Yakınımda ve bir o kadar da uzakta... "Başrolde, her zaman güzeller güzeli bir prenses olurdu." İçsiz soframızda mum ışığıyla ellerimi ısıtıyordum bir kez daha. Annem masallarını nefretle harmanlayarak; bana bakmaya katlanamadığını belirterek anlatıyordu zihnime. O zamanlar, masal boyunca ağlardım. Şimdi masalı ben anlatıyordum. Çağrı ve İlke alıyordu. Masalın ağlayanı olmamak için masalın anlatanı olmak lazımmış.
"Prensesin yaşadığı yerler sürekli değişirdi. Bazen kulede yaşıyordu. Bazen ormandaki kulübede, bazen büyük krallıklardan birinde, bazen de ejderhanın himayesinde..." Eren Bakırcı'yı yerleştirdim gördüklerimin merkezine. Çocukluğunu bilmediğim kayıp ağabeyim, tırnaklarını izliyordu. Sahi, Faysal Bakırcı ona nasıl davranıyordu? Yanlarında yaşasaydım bana nasıl davranırdı?
"Tabii, nerede yaşarsa yaşasın prensesin başı her masalda derde giriyordu." Annemin histeri krizlerini listeledim. Liste, Pinhan'ın hayatımı mahvedenler listesinin benzeriydi. O an anladım ki; esasında benim başım dertte değildi. Dertli olan, derdinin acısını benden çıkaran annemdeydi asıl dert. "Her masalda prensesin tekrar tekrar kurtarılması gerekiyordu." Stres topu ilan edilmiş derttim ben, yıkılıyordum desteklenmeden. "Dinledim," dedim silahı inceliyorken. "Annemi dinledim." Sırtımdaki yanık izleri sızım sızım sızlıyordu. Masal bir varmış bir yokmuş diye başlıyordu. Anneme sevgim çoktu. Tükenmiyor; üzerime püskürttüğü alevlerin közüyle harlanıyordu.
"Beyaz Atlı Prens'in büyülü şekillerde ortaya çıkıp prensesi kurtardığı maceraları dinledim hep." Ayakta duramayan İlke, bedenine yenilip Çağrı'nın bitişine yığılmıştı. Eren Bakırcı, resmen, bana baktı. Anladığım kadarıyla buğulu gözleri ve alnındaki belirgin damarın feryadı acımıyordu bana. Keşkelerden bir diyar kuruyordu yalnızca. Bizim masalımızın esas prensi oydu ya.
"Sonra," dedim. Boğazımdaki dikişler mola vermemi emrediyordu. Emre itaat bana uymuyordu. "Annem, kendisinin de bir prenses olduğunu söyledi." Gülümsedim. Sevgisinden lokma aşıramadığım düşmüş prensesim... "Hiç tanımadığım babamsa prensmiş." Eren Bakırcı yumruklarını sıktı. Yerinde zar zor duruyordu. Bana yaklaşma çabası yakasını çekiştiriyorken bana yaklaşamazdı. Bana yaklaşmayacaktı. Şimdilik. "Birbirlerine âşıklarmış ama Peri Padişahı birlikte olmalarına kesinlikle razı gelmemiş. İşte bu noktada." Ceketimin düğmesini altın küre ödüllerindeymişçesine bir saygıyla iliklemiştim. "Sağ kolunu devreye sokmuş." Üç kişilik seyirci kitlemi selamladım. "Kara Vezir'i..." Sevincimi paylaşmıyorlardı. Vahlanıyorlardı. "Kara Vezir'i göndermiş ki prensle prensesi zulümle ayırsın."
Namluyu, ağrı kesicilere inat ağrıyan başıma çarptım. "Annem bana sensin diyordu." Kendi sesimden annemin söylediklerini tekrarladım. "Beni babandan sen ayırdın." Annemin hayaleti geçmişten fısıldıyordu. "Bana karşı yalnızca sen hitabını kullanırdı. Defalarca sormama rağmen adımı söylemedi. Ama zekiydim. Ya da en azından zekiyim sandım. O günden sonra kendime Kara Vezir demeye başladım. Kendi ismimi seçebileceğimi düşünerek kendime Kara Vezir demeye başlamıştım." Oysa Kara Vezir, illetlere verilen bir isimmiş. Dolan gözlerim taşmadan müdahale ederek omuzlarımı silktim. "Prensle prensesi ayırmışken başka hangi isme layık olabilirdim ki?"
Gözkapaklarımı yumduğumda coştu alevler. "Sonraki hayatıma Kara Vezirlik'e yakışır şekilde devam ettim." Omurgamı gururla dikleştirmiştim. "Kötü oldum. Kötülük yaptım," diye sayıkladım. Gözlerim İlke'ye kaymıştı. Ağlamaktan bitap düşmüş yüzü kıpkırmızı, saçları dağınıktı. Çıplak ayakları, tezatça, bembeyazdı. Zihnime işkence ettiğim halde rüyalarıma girmeyen çelik mavisi irislerinde oyalandım biraz biraz. "Ta ki annem dışında bir başka prensese rastlayıncaya kadar..."
Vesikalık fotoğrafının kalbimi teklettiği zamanları düşündüm. Fotoğrafı korumak pahasına atıldığım tehlikeleri düşündüm. Her sabah erkenden uyanıp odasının penceresinin önünde beklediğim günleri düşündüm. Attığı her adımı takip etmek göbek bağımdı sanki. Beni besliyordu. Beni yaşatıyordu. "İlke Çağbağlar," dedim yumuşakça. En güzel ezgiler, adındaki tınıdan yoksundu. Adı hem güldürüyor hem öldürüyordu. Buz sarısı kâküllerine daha sık dokunmadığım için pişmanlık duydum. Kirpiklerinin sayısını bilmediğim için kendime kızdım durdum. "Seni bulduğumda kurtarılmayı bekliyordun," dedim doğruca. Aşağı düşmemek için kabanımı kavrayan elleri, göğsümdeki baskıyı yeşertmişti. "Masallardaki gibi," diye ekledim. "Seni kurtaracaktım." O gecenin yakın geçmişinde Pinhan'ı İlke'ye âşık olmadığıma ikna etmeye çalışıyordum sanırım. Ne saçmalık! "Kurtardım... Seni kurtardım ama o tablo yanlıştı." Kara Vezirler'in tablo dışında bırakıldığını anlayabilmek haftalarıma mal olmuştu. "Çünkü ben Beyaz Atlı Prens değilim," diyerek yanlışımı düzelttim.
"Beyaz Atlı Prensi taklit eden bir sahtekârım." Yaslandığım mermer çıkıntıdan ayrıldım. Gitme vakti gelmiş; çatmıştı. "Zaten hiçbir masal sonsuza dek sürmez." Ceketimi silkeledim. "Senin prensin yanında İlke... Artık bana yer yok." Silahın namlusunu çenemin altına dayadım.
Hep bir anda telaşla ayaklandılar.
"Karan yalvarırım," dedi İlke çatlak çatlak ifadesiyle. Titriyordu. "Yapma." İlerlemeye yeltenip son saniyede vazgeçmişti. "Sen masal kahramanlarından daha gerçeksin. Daha çok benimsin." Güzel burnunu yakarırcasına kırıştırmıştı. "Seni bırakmak istemiyorum. Beni bırakmanı istemiyorum."
"Lanet olsun indir şunu!" silahın emniyet kemerini açtığımdaysa Eren Bakırcı tarafından fırçalanıyordum. "Annemin yaptıklarını değiştiremeyiz ama düzeltebiliriz. İzin ver." İlke'nin aksine bana bir adım gelmişti. "Sana yardım etmemize izin ver."
"Bana yardım edemezsin ağabey," dedim. Son kelimeyi -gitmeden önce- bir şeyleri değiştirmek için söylemiştim. Son kelime, bana olan bakışını değiştirmişti. "Bana yardım edemezsiniz."
Ağabeyimin arkasından çıkıp gelen Pinhan, keyifle sırıtıyordu. "Ama ben size yardım edeceğim," dedim Çağrı yapma şizofren diye mırıldanıyorken. Pinhan sağ elinin parmaklarını birleştirmişti. "Bu masalda prensle prensesi ayırmayacağım." Peri masallarının sonunu, Orion'un sonunu hatırladım. "Olacak olanı ertelemeye gerek yok." Kalbimin gümbürtüsü kulaklarımı uğuldatıyordu. "Çünkü biliyorsunuz." Bir titreme de beni esir almıştı. Pinhan asker selamı verdi ve kapanışa geçildi. "Mutlu sonla biten masallarda, Kara Vezir her zaman ölür."
Ve tetiğe bastım. Ve Kara Vezir öldü.
*
Bölüm etkileşimi
