24. BALKABAĞINA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE

Vaveyla Yazarı: HAYALRAFYA 🌷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 24. BALKABAĞINA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE
  1. 1 GİRİŞ5 kelime
  2. 2 1. HİÇ KİMSELER HİÇBİR YERDE YAŞAR2.588 kelime
  3. 3 2. AĞLAYAN GELİNİN KÜLLERİ2.863 kelime
  4. 4 3. ARACI İLE İLK BULUŞMA2.617 kelime
  5. 5 4. PAMUK ŞEKER ÜLKESİ3.429 kelime
  6. 6 5. BİR TERMOS DOLUSU KAHVE3.753 kelime
  7. 7 6. BATAN GEMİNİN MALLARI2.891 kelime
  8. 8 7. SİHİRLİ DEĞNEK2.379 kelime
  9. 9 8. YANLIŞ ZAMAN YANLIŞ MEKÂN2.542 kelime
  10. 10 9. GİDERİZ BELKİ TÜM ŞEHİRLERE2.382 kelime
  11. 11 10. GÖKYÜZÜNE ATLAMAK2.175 kelime
  12. 12 11. GEÇMİŞ OLSUN KARA VEZİR2.098 kelime
  13. 13 12. BİR KELEBEĞİN ÖMRÜ KADAR1.957 kelime
  14. 14 13. KÂĞITTAN GEMİLER1.754 kelime
  15. 15 14. YAN ETKİLER1.901 kelime
  16. 16 15. GEREKSİZSE SÖNDÜR2.590 kelime
  17. 17 16. İNCİ KÜPELİ KIZ1.253 kelime
  18. 18 17. BİR ZAMANLAR1.546 kelime
  19. 19 18. BİZ DÜNYALILAR1.896 kelime
  20. 20 19. YARIM VE YALNIZ1.693 kelime
  21. 21 20. RÜYALARDA BULUŞURUZ1.997 kelime
  22. 22 21. DÖNÜŞ BİLETİ2.009 kelime
  23. 23 22. ÇIKMAZ SOKAĞA TÜNEL KAZMAK2.482 kelime
  24. 24 23. NORMALLER VE DİĞERLERİ2.624 kelime
  25. 25 24. BALKABAĞINA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE1.664 kelime · Okuduğun bölüm
  26. 26 25. İKİ DELİ BİR DÜNYA2.124 kelime
  27. 27 26. TİCARET TİMSALİ2.354 kelime
  28. 28 27. BİRE BİR3.166 kelime
  29. 29 28. AYNI YAĞMURUN FARKI2.546 kelime
  30. 30 29. MÜREKKEP KALPLER2.075 kelime
  31. 31 30. YERİNİ SEVEN HASTALIK1.588 kelime
  32. 32 31. TERAZİNİN DENGESİ ŞAŞMAZ2.636 kelime
  33. 33 32. VARLIĞI YOKKEN GÜZEL OLAN1.246 kelime
  34. 34 33. PERİ PADİŞAHININ KIZI VE KARA VEZİR1.495 kelime
  35. 35 34. TELAFİ EDİLEN ÖLÜM (FİNAL)1.311 kelime

KEYİFLİ OKUMALAR!

*

peri padişahının kızı

İstemek ile hayal etmenin arasında dağlar kadar fark vardı. İstediğimiz her şeyi hayal edebiliyorken hayal ettiğimiz her şeyi isteyemiyor, belki de engelleyemiyor oluşumuz gibi. Bu gece, bu farklılığa lanet ederek girmiştim Bakırcılar'ın evinde Kara Vezir için ayrılan odaya. Odası, hatırı sayılır şekilde büyüktü. Kapının karşısındaki duvar kenarına yerleştirilmiş dikdörtgen yatak, alanın kullanımını küçültüyormuşçasına bir hava kazandırsa da ferahlık yerini koruyordu. İçerideki tozlu havayı içime çekerek cam kenarına yaklaştım. Sonuna kadar çekili fon perdeleri iki yana aralayarak karanlığı az da olsa kırmak adına ay ışığını buyur etmiştim odaya.

Bu evde yaşamaya başladığımdan beri benim odamın yanındaki Kara Vezir'in odasına ayak basmamıştım ancak bugün onu gördükten sonra, ondan iz taşımayan odasının ona ait olduğunu bilerek kalmak istiyordum burada. Yatağın üzerine oturup bacaklarımı topladım ve saten çarşafların üzerine uzandım.

Kapı tıklatılsa da kafamı kaldırıp gelen kişiye bakmamıştım. Zaten iki kişi yaşıyorduk bu kocamanlıkta. Yanıma uğrayan kişiyi biliyor olmam zihnin oyunu addedilmezdi. "İyi geceler," dedi Eren mırıltıyla.

Kendime engel olamayarak kıkırdadım. Neşeli sesim odaya girmesini sağlamıştı. Yatağın yanına kadar yürüyüp ellerini ceplerine yerleştirirken sordu. "Ne oldu?"

"Kardeşin," dedim geçmişi hatırlayarak. "Kâbussuz geceler demeyi tercih ediyor."

Camın önündeki gri koltuğa yerleşti. Görmesem bile başını koltuğa çaresizlikle yasladığını fark edebiliyordum. Nefesini ne yapacağını bilemez bir tavırda dışarı üflemişti. "Kâbussuz geceler öyleyse."

"Kâbussuz geceler," diye tekrar ettim.

İlerleyen saatlerde ne o ne de ben ayrılmıştım Kara Vezir'in odasından. Yanımda olduğunu düşleyerek odasında kalmamın haklı birçok yanı vardı. Üstelik sihirli araba balkabağına dönüşünceye değin zaman da vardı. O, akıl hastanesinden kurtuluncaya değin.

Sonra, "Kâbussuz geceler Kara Vezir," demiştim sessizce. Eren'e değil, hitabın sahibine değil yalnızca geceye, adına, adının karanlığına.

kara vezir

Birisi çakmak çıkardı. Çakmağı çaktı. Alevi havada salındırdı. Alevin her titreyişini hissediyordum sanki. Gözlerimi açmadım. Prensip olarak hayaletlerin gelmesinden korktuğum için kafama kadar çekip yattığım yorgan da kurtulmamıştım. Uyanmıştım ancak öylece bekliyordum. Zira gelen ya gerçekten hayaletti ya da celladım.

Ne kadar yutkunursam yutkunayım kuruyan boğazım batmaya devam ediyordu. Kalbim atıyordu ancak ritmi tekliyordu. Amansız bir titremeye tutulmuştum yine. Ufukta güneş parlayacak mıydı benim için de? Alevin üflendiğini duydum. Çok geçmeden tekrar yandı. Üflendi ve yandı. Bu kısır döngü, ben kendimi açık edinceye değin devam edecekti anlaşılan.

Gözlerimi araladım. Yorganın delikli kumaşının arasından turuncu bir ışık sızıyordu. Yanılmamıştım. Duyduklarım, çarptırılmış düşüncelerimin ürünü değillerdi. O, buradaydı. Uzun bir aradan sonra karşımda...

Tırnaklarımı sapladığım yorganı üzerimden kaydırarak kenara attım. Yatağın karşısındaki ikili koltuğa yayılarak oturmuştu. Yumruk yaptığı sağ elini başına yaslamış, sol elindeki çakmağın senfonisiz dansını ilgiyle takip ediyordu. Ucuz bir koku misali üzerine sinmiş olan yorgunluğu soluyabiliyor olmak; terapistime göre hala iyileşemediğimin bir göstergesiydi. Fırsatım olsa asla haksız çıkmayan göstergeyi un ufak ederdim.

Kafamı yastıktan kaldırdım. Aniden açtığım gözlerim acıyordu lakin acılarına aldırmadım. Komodinin ikinci çekmecesinin iç döşemesine sakladığım ağrı kesici kutularını dizlerime serip beş altı tanesini aynı anda yutmamın ardından onunla buluşmuştu ifadelerimiz. "Pinhan," dedim telaffuzda güçlük çekerek.

Çakmağını söndürdü. Karanlıktan dolayı nereye kaldırdığını göremesem de küçük, metal gövdeli ateş makinesi yok olmuştu. Perdesi çekilmemiş camdan sızan yetersiz ışık huzmelerinin müsaade ettiğince hareketlerini takip etmeye çalıştım. Dağınık saçlarını daha fazla dağıtarak ellerini iç içe geçirmiş, yaklaşmamaya özen göstererek bana doğru eğilmişti. "Şu mucizeye de bakın." Hayranlığını, kaldırdığı tek kaşıyla bütünleştirerek etkiyi arttırdı. "Kim olduğumu hatırlıyorsun."

Kim olduğunu unuttuğum tek bir an var mıydı ki? Kene misali hayatımın derinine yuva yapmıştı o. Hiçbir ilacın hiçbir tedavinin fayda etmeyeceği şekilde çoğalıyordu yuvasında. Onun yerinin genişliyor olması bana kalan yeri büyük ölçüde daraltıyordu ve ben daha fazla bu sıkışıklığa katlanıp katlanamayacağımı bilmiyordum.

"Söyle bakalım," dedi parmağını şıklatıp kendine rezerve ettiği dikkatimi sahiplenirken. "Alıştın mı yeni evine?"

Pinhan'ın iması tamamen bu akıl hastanesi üzerineydi ancak ev dediği anda bugün, Aracı'nın bana söylediği sözlerle bozguna uğramıştım. Benim için bir oda hazırladıklarını söylemişti. Yanlarına gelmemi beklediklerini söylemişti. Ben, yirmi altı yıllık hayatım boyunca ilk defa birileri tarafından bekleniyordum. Bekleniyor olmanın nasıl bir his olduğunu tanımlayamazdım. Tamamen yabancıydı. Tatlı bir yabancılık... "Burası benim evim değil," diyerek savundum kendimi. Eren'in iddiasını tekrar ederek de eklemiştim. "Kalıcı değilim. Gidebileceğimi söylediklerinde gideceğim."

"Umut..." Pinhan'ın acıması yoktu. "Siz his fakirler gerçekten umutla besleniyorsunuz." Düşene saldırmaktan haz duyuyordu. "Ne zaman gidebileceğini söyleyecekler biliyor musun?"

Biliyordum. Sadece bildiğimi dile getirmesini istemiyordum. Gözlerimi sıkı sıkı yumup sessizliğimi korudum. Konuşmayışımı evet olarak algılamıştı. "Sana uyguladıkları tedaviye cevap verdiğinde gönderecekler seni Kara Vezir," dedi. Epey uzun bir zaman sonra bana Kara Vezir diyen yegâne kişiydi. Garipsemiştim. Karan olarak çağrılmamayı garipseyerek kaşlarımı çattım. "Tedavi, beni göndermek..." Oturduğu yerden kalkıp kollarını iki yana açtı. "Beni yanından göndermeye çalışıyorlar. Beni yanından göndermelerini istiyor musun?"

Biraz önce huzursuz bir uyku çekmeme yardımcı olan beyaz kılıflı yastığı alıp yüzüme bastırmaya başladım. Ne istediğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ne olmasını hissettiğim hakkında da hiçbir fikrim yoktu. Pinhan'ın gitmesini istediğim zamanlar oluyordu. Gitmesinin ve yalnız kalmanın nasıl bir şey olduğunu düşlediğim çok zaman oluyordu. Fakat öte yandan o giderse...

"Ben gidersem sen yarım kalırsın," dedi zihnimi tekrar tekrar okuyup cümlemi şahsi yetkisi altında tamamlarken. "Ben, senin olduğun kişiyim. Biliyor musun, şu kendini büyük kötü güç sanan Çağrı çok haklı." Odanın içinde yürümeye koyuldu. "Tedavi olmuyor çünkü tedavi olursa olduğu kişinin artık olmayacağını biliyor." Yanıma yaklaşıp kafamı daha fazla yastığa gömmüştü. "Seni tedavi etmelerine izin veremezsin. Benim gitmeme izin veremezsin anlıyor musun?" nefesimin teklediğini hissettim. Yastık yüzümü zedeliyordu. "Ben gidersem senden geriye ne kalır ki? Ben olmadığımda kimsin ki sen?"

Titremem katlanmıştı. Ciğerlerim oksijen için haykırdı fakat öfkeden köpüren Pinhan bir an bile durmadı. "Hem buradan çıktığında ne olacak? Beni gönderip buradan çıktığında ne olacak? Evine mi döneceksin? Senin evin terk edilmiş inşaattı ve sen orayı yaktın." Orayı yakmamı söyleyen sendin, dedim içimden. İçimden konuşmak zorundaydım çünkü oksijen mücadelesine tutulmuşken sesli konuşamazdım. Neyseki problem değildi. Pinhan, her zaman duyardı beni.

Alaycı bir kahkaha attı. "Yoksa benden kurtulduğunda cici ağabeyinin yanına mı gideceksin? Büyük patronun baban olduğunu öğrendik. Belki Uygar'ın işini sana verir, ha? Ya da..." düşünür gibi mırıldandı. Kafamdaki gücünü arttırdı. "Ya da kayıp veliaht olarak Foncé Parfümeri'nin başına geçersin. Ne kadar şairane değil mi?"

Dayanamadım. Sınıra gelmiştik artık. İçimdeki biriken nefretin her halini bir araya getirip Pinhan'ı tepemden itmiştim. Geriye sendelediğinde yeniden nefes alıyordum. Dişlerimi sıkıp karşısına dikildim. "Yalnız bırak beni!"

Dalga geçti. Açık açık dalga geçti. "Sen zaten yalnızsın geri zekâlı."

Hoş gelmediğini düşündüğüm ziyaretçilerimin hoş anısı peşimdeyken Pinhan'ı bozguna uğratmayı saplantılı bir arzuyla istemiştim. "Yalnız değilim." Odadaki tek kapaklı dolaba ilerledim. "Yalnız olmadığımı kanıtlamamı ister misin?"

"Yine bir kanıt durumu ve yaşadıklarına rağmen fütursuzca bir şeyleri kanıtlamaya çalışan sen," dedi nefesini arkamda hissediyorken bir gömlek ve keten bir pantolon çıkartmıştım. "İsterim. Yalnız olmadığını kanıtla bana Kara Vezir."

Kıyafetleri üzerime giymem iki, spor ayakkabıların bağcıklarını bağlamam ise bir dakika sürmüştü. Pinhan hayal kırıklığıyla karışık adlandıramadığım duygularla bana bakıyorken hastane odasından çıktım. Koridor karanlıktı. Koridor tüm hastane ile birlikte uyuyordu çünkü gecenin üçündeydik. Esas sorun uyumayanlardaydı. Hastanenin esas sorunlularından biriydim. Diğeri ise mafya babası Çağrı...

Odamın bulunduğu koridoru hızla kat ederken Pinhan'ın botlarından çıkan sesler kulaklarımı çınlatıyordu. Vazgeçmeyerek ilerledim. Kartla çalışan asansörleri kullanamayacağım için altıncı kata merdivenle çıkacaktım.

"İnsan kendinden kaçamaz," dedi. "Benden kaçamazsın Kara Vezir."

Soluk soluğa altıncı kata varmıştım. Belirli bir saatten sonra ışıkları merkezden kapatıyorlardı. Bu yüzden normalde sensörlü olan koridor lambaları bana tepki vermiyordu. Bu lehimeydi. Bir de ışıkların hiddetiyle mücadele edemezdim.

Yüz on beş, yüz on altı, yüz on yedi... Çağrı yüz on yedi numaralı odada kalıyordu. Yüz on yedi numaralı odanın kapısı sonuna kadar açıktı. Temkinle içeriye doğru atıldım. Benim odamın aksine burada göz gözü tamamen görmüyordu. Gerekli gereksiz çakmağını ateşleyip ortalığı aydınlatan Pinhan ise suskunları oynuyordu.

"Çağrı," diye kısık bir tonlamayla seslendim. Dağınık yatağı bomboştu. Banyoda kimse yoktu. Eğilip yatağın altını kontrol ettim, kimsecikler görünmüyordu. Ne yani, genelin aksine odasını kalelikten çıkarıp terk mi etmişti burayı?

"Hala yalnızsın," dedi Pinhan. "Hala yalnız."

Sonra farklı bir şeyler oldu. Odadaki giysi dolabının kapağı içeriden tıklatılmıştı. Bulanık zihnimle dolabın kapağını araladım. Kapağı tamamen açacaktım ki içeriden tıklatan kişi, hareketimi engellemişti. "Açma," diye uyardı Çağrı'nın sesi.

Tek gözümü kısıp hafif aralıktan dolabın içini görmeye çalıştım. Cılız turuncu bir ışık vardı. Yüzüme çarpan kokuya bakılırsa bu ışık, sigaraya aitti. Sigaradan nefret ediyorum. "Ne yapıyorsun sen burada?"

Sigara dumanını bağımlılıkla içine çekti. "Sigara içiyorum."

"Neden orada içiyorsun?"

"Ah şizofren..." dumanı tekrar tekrar içti. "Odanın içinde sigara içersem yangın alarmı çalışıyor. Camı da açamıyorum. Benimkini hep kilitli tutuyorlar."

"Neden böylesin sen Çağrı?" diye sordum mantıksızlıkla.

"Sen neden böyleysen," diye yanıtlamıştı hiçbir jürinin reddedemeyeceği mantığıyla.

Saçlarımı sıkıntıyla karıştırdım. Kollarını göğsünde kavuşturan Pinhan, kapı eşiğine yaslanmış bekliyordu. İnsanlar yanımdayken yanıma gelmeme alışkanlığını ciddi ciddi çiğniyordu. Dolaptan uzaklaşıp Çağrı'nın altı üstüne gelmiş yatağının ucuna oturmuştum. "Tahminen ne zaman çıkarsın oradan?"

Öksürdüğünü işittim. Kendini zehirlemeye bayılıyordu sanki. "Sigaram bittiğinde," dedi hırıltıyla. "Ve duman yavaş yavaş dağıldığında..."

"Çıkmaz ayın son çarşambasında?" diye bir öneride bulunan Pinhan'ı kızgınlıkla yanıtladım. "Kapa çeneni!"

"Bir şey demedim ki," dedi Çağrı.

Burnumun kemerini arafta kalmışlıkla sıktım. "Sana demedim zaten."

Burnunun ucunu dolabın azıcık aralığa sokuşturdu. "Şu şizofreni olayını benim yanımda yapma."

Burukça gülümsedim. "Mafya babasını korkutuyor muyum yoksa?"

"Alakası yok. Sadece..." için için homurdanmıştı. "Hakikaten delisin sen. Bu tuhaf."

Sanki sen normalliğin kullanma kılavuzunu yazmışsın gibi. Pinhan ıslık çalmaya başlamıştı. Islığının taşıdığı gerginlik, kaslarımı parçalıyordu. "Çabuk iç şu zıkkımı," dedim dişlerimin arasından. Tüm hıncımı harflerden çıkarıyor, canlarını okuyordum kural tanımadan. "İşimiz var."

Dolaptan anlamsız tıkırtılar yükseldi. "Senin gibi bir delinin benimle ne işi olabilir?"

Bacağımı istem dışı sallıyordum. Duracak gibi değildim. Pinhan gözlerini dikmiş beni eleştiriyorken duramazdım da. "İstediğin zaman hastaneden çıkabileceğini söylediğinde..." dedim kafamı yana yatırarak, güçlü bir tereddütle ama amansız bir istekle. "Ciddi miydin?"

"Ben yalnızca güneşin olmadığını iddia ederken ciddi değilimdir şizofren," dedi. "Anlatabiliyor muyum?"

Anlatamıyordu. Çağrı ne derse desin ne yaparsa yapsın ben bir türlü anlayamıyordum. "Anlıyorum," dedim. "Beni bu gece dışarı çıkartabilir misin?"

Öksürdü. "Çıkarırım çıkarmasına da..." çelişki içinde duraksamıştı. "Bunlar çok tehlikeli saatler şizofren. Söz vermen gerekiyor."

"Neye söz vereceğim?"

"Ben ne zaman geri döneceğiz dersem o zaman buraya geri döneceğiz. Balkabağına dönüşmeden önce hastaneye dönmemiz gerekiyor. Söz veriyor musun?"

Meydan okurcasına, çenemi kaldırıp Pinhan'a hitaben, "Söz veriyorum," dedim. "Balkabağına dönüşmeden önce döneceğiz."

"Peki, nereye gideceğiz?"

Yeni açtığım yarayı bu defa kanatmadan kaşıdım. "İlke'nin yanına gideceğiz."

"İlke mi?" diye sordu Pinhan. Aracı'nın adını söylemiş olmam onu rahatsız etmişti. Bilecek olsa bile benim de rahatsız hissettiğimi belirtmemiştim ona.

İlke, dedim içimden. İlke.

*

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

235okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.