17. BİR ZAMANLAR

Vaveyla Yazarı: HAYALRAFYA 🌷

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 35Şu an: 17. BİR ZAMANLAR
  1. 1 GİRİŞ5 kelime
  2. 2 1. HİÇ KİMSELER HİÇBİR YERDE YAŞAR2.588 kelime
  3. 3 2. AĞLAYAN GELİNİN KÜLLERİ2.863 kelime
  4. 4 3. ARACI İLE İLK BULUŞMA2.617 kelime
  5. 5 4. PAMUK ŞEKER ÜLKESİ3.429 kelime
  6. 6 5. BİR TERMOS DOLUSU KAHVE3.753 kelime
  7. 7 6. BATAN GEMİNİN MALLARI2.891 kelime
  8. 8 7. SİHİRLİ DEĞNEK2.379 kelime
  9. 9 8. YANLIŞ ZAMAN YANLIŞ MEKÂN2.542 kelime
  10. 10 9. GİDERİZ BELKİ TÜM ŞEHİRLERE2.382 kelime
  11. 11 10. GÖKYÜZÜNE ATLAMAK2.175 kelime
  12. 12 11. GEÇMİŞ OLSUN KARA VEZİR2.098 kelime
  13. 13 12. BİR KELEBEĞİN ÖMRÜ KADAR1.957 kelime
  14. 14 13. KÂĞITTAN GEMİLER1.754 kelime
  15. 15 14. YAN ETKİLER1.901 kelime
  16. 16 15. GEREKSİZSE SÖNDÜR2.590 kelime
  17. 17 16. İNCİ KÜPELİ KIZ1.253 kelime
  18. 18 17. BİR ZAMANLAR1.546 kelime · Okuduğun bölüm
  19. 19 18. BİZ DÜNYALILAR1.896 kelime
  20. 20 19. YARIM VE YALNIZ1.693 kelime
  21. 21 20. RÜYALARDA BULUŞURUZ1.997 kelime
  22. 22 21. DÖNÜŞ BİLETİ2.009 kelime
  23. 23 22. ÇIKMAZ SOKAĞA TÜNEL KAZMAK2.482 kelime
  24. 24 23. NORMALLER VE DİĞERLERİ2.624 kelime
  25. 25 24. BALKABAĞINA DÖNÜŞMEDEN ÖNCE1.664 kelime
  26. 26 25. İKİ DELİ BİR DÜNYA2.124 kelime
  27. 27 26. TİCARET TİMSALİ2.354 kelime
  28. 28 27. BİRE BİR3.166 kelime
  29. 29 28. AYNI YAĞMURUN FARKI2.546 kelime
  30. 30 29. MÜREKKEP KALPLER2.075 kelime
  31. 31 30. YERİNİ SEVEN HASTALIK1.588 kelime
  32. 32 31. TERAZİNİN DENGESİ ŞAŞMAZ2.636 kelime
  33. 33 32. VARLIĞI YOKKEN GÜZEL OLAN1.246 kelime
  34. 34 33. PERİ PADİŞAHININ KIZI VE KARA VEZİR1.495 kelime
  35. 35 34. TELAFİ EDİLEN ÖLÜM (FİNAL)1.311 kelime

KEYİFLİ OKUMALAR!

*

peri padişahının kızı

İnci küpeli kız Faysal Bakırcı'nın karısıymış.

Oturma odasındaki avangart mobilyalara öğrenci misali sıralanmıştık. Orta sehpanın gerisinde kalan koltukta ben oturuyordum. Kara Vezir hemen yanımdaydı. Ellerini birbirine kenetlemiş sehpanın üzerinde yükselen soluk desenli, içinde kuru gülleri ağırlayan vazoya bakıyordu. Sağ bacağının ritmik olarak titrediğini fark ettim. Alnında ter damlacıkları birikmişti. Şu an düşündüğü şeylere vakıf olabilmek için tüm servetimi verebilirdim.

Bizim oturduğumuz koltuğun çaprazında kalan koltukta ise Faysal Bakırcı vardı. Kara Vezir'i taklit edercesine boş boş bakıyordu fakat vazoya değil ağlayan gelin çiçeği motifli fotoğraf çerçevesindeki fotoğrafa bakıyordu. Eren, babasının yanındaydı. Titreyen parmaklarıyla zar zor kavradığı suyu tüketebilmek için insanüstü bir çaba harcıyordu. Babasının eve gelmesinin ardından geçen on dakika içinde gelmişti o da. Söz konusu dosyayı götürmediğim için meraka kapılmıştı. Kapıldığı merakı onu evine taşıyan öncüydü tabii.

Engelleyemediğim şekilde yüzümü elbisemin koluna gizleyerek hapşırdım. Oturma odasındakiler oralı bile olmamışlardı. O an içimden acaba dedim. Acaba defilede bilirkişi diye tanıştığı kişinin kayıp kardeşi çıkacağını bilseydi, Eren yine de evine aynı telaşta ve aynı hızda gelir miydi? Avuçlarımı şakaklarıma bastırıp tıkalı burnumla derin nefesler aldım. Sanki büyük bir şakanın kurbanıydık da birazdan bir yerlerden kameramanlar çıkacak bizimle dalga geçeceklerdi. Bizi izleyenler kahkahadan yıkılacak biz ise şaşkın şaşkın birbirimizi izleyecektik. Ama çıkan olmadı. Dakikalar kaplumbağa ve tavşanmışçasına birbirini kovaladı, yarıştı, kavga çıkardı ama ortaya çıkıp bizi şakalayan olmadı. İnanması güçtü. İnanması güç olan bir doğruydu bu. Eren Bakırcı ve Kara Vezir kardeşmiş.

Sırtımı koltuğa yaslayıp kenarda duran püsküllü yastıklardan birini kucağıma çekip sarıldım. Sessizlik uzuyordu. Uzayanda boğuluyordum. Boğazıma yapışan eller vardı. Öngörülemeyen, hayalet askerleriyle intikam avına çıkmıştı. Kimden neyin intikamını aldığı ise meçhuldü. Faysal Bakırcı'nın sıkıntıyla soluklandığını işittim. Kardeşler babalarına bakmazken ben babalarına bakıvermiştim. Çerçevedeki kadının yüzünün başparmağı ile sevdi. "Bundan yirmi yıl kadar önceydi," diyerek başladı. Başlıyordu. Faysal Bakırcı bizlere bir zamanların öyküsünü anlatmak için kolları sıvamıştı. Gözlerini terk eden damlalar çerçevenin camını ıslatıyordu. "Cansu ile bir festivalde tanışmıştık." Annelerinin ismi Cansu'ymuş. Amaçsız bir tebessüm dudaklarımı yukarı kıvırırken kardeşlerin aksine heyecan ve ilgiyle dinliyordum Faysal Bey'i. "Domates festivaliydi. Şehirde ne kadar köylü varsa festival için köye gelmişti. Ben de onlardan biriydim. Babamlarla inmiştik köye. Gerçi festival bahaneydi asıl amacımız köylünün arazisini satın almaktı."

Kabaca yüzünü kuruladı. "Hiç unutmuyorum o gün on iki tane domates tezgâhına uğrayıp köylüyle konuşmuştuk. Ticaret işleri her zaman canımı sıkmıştır. Ama kendisinden sonra koltuğuna geçeceğimi söyleyen babam bana işi öğretmekte kararlıydı. Gezdiğimiz her tezgâh beni daha fazla sinirlendiriyordu. Çok sıkılmıştım çok. Ta ki on üçüncü tezgâha kadar..." çerçevenin koruduğu fotoğrafı öpücüklere boğdu. "Cansu on üçüncü tezgâhtaydı. Onu görmek tüm sıkıntımı buhara çevirmişti sanki. Babam babasıyla konuşurken ben yalnızca ona bakmıştım. Uzun uzun onu izlemiştim. İzlerken gülümsememek elde değildi. Ben onu izlerken o sadece ara sıra bana bakıyordu ama utandığı için bakışlarını hemen kaçırıyordu. Gözlerinin rengini çözememiştim. Ve o an için dünyada, onun gözlerinin rengini çözmekten daha değerli bir şey yoktu benim için."

Bir Eren'e bir de asla kendisiyle ilgilenmeyen Kara Vezir'e döndü. "Gözlerinin rengi som gümüşten yapılmaymış. Tıpkı sizinki gibi." Eğilip çerçeveyi orta sehpaya bıraktı. "İlk görüşte aşka inan biri değildim. Cansu'yu görmek tüm inandıklarımı yıktı. Onu gördüğüm ilk andan itibaren içimi, beni hiç terk etmeyecekmiş gibi hissettiren bir sıcaklık kaplamıştı." Eren'in dizine hafifçe vurdu. Kara Vezir tersinde kaldığı için ona dokunamıyordu. Omuzlarımı kaldırarak iç çektim. Faysal Bakırcı kadar katı ve soğuk bir adamın sırılsıklam aşka tutulacağını kim tahmin edebilirdi ki? "Benimle nişanlanıncaya değin annenizin peşini bırakmadım. Şehirdeki işlerimi bıraktım ama Cansu'nun peşini bırakmadım. Birlikte çok güzel vakit geçiriyorduk. Uyumluyduk. Mutluyduk. Ruhlarımız birbirine tutulmuştu. Onu sevdim çocuklar," dedi hüzünle. "Annenizi çok sevdim."

Eren gözlüğünü saçlarına çıkarmış yüzünü eline gömmüş ağlıyordu. Faysal Bakırcı'nın tek tük gözyaşları büyük oğluna destek veriyordu. Küçük oğlu ise buz gibi bir mezar taşından farksızdı. Kıpırdamıyor yalnızca bacağını ritmikçe sallıyordu. Heykellik ona yakışsa bile bu halinin korkutucu olduğunu itiraf etmek zorundaydım. Dışarıdan bakanlar için nefes almıyor dahi sayılırdı. Oysa ben aldığı nefeslerin yetmediği; duygu karmaşasına teslim olduğu kanısına varacak kadar tanıyordum kendisini. Faysal Bakırcı laflarını sürdürdü. "Evlendik. Ailem, ailesinin bize yakışmayacağını düşündüğü için evlenmemize izin vermedi. Fakat biz kaçarak evlendik."

Tırnaklarımı kemirdim. Hepimizin eşit olduğu bu dünyada sınıf farkı kavramını çıkaranlara lanetler ettim. Aşkın güzelliğini zehirlemeye çalışan yılanların soyu kurusun istedim. Sevenleri ayırmak isteyenler gün yüzü göremesin istedim. Eren daha fazla ağladı. Babasından bu öyküyü kaç kez duyduğunu merak ettim. Duyduğu öykünün eksik olduğunu yeni yeni kavrayışının onda açtığı hasarın boyutunu ölçmek istemiştim çaresizce. Akan burnumu çektim. Nasıl şartlar altında yaşıyoruz biz böyle?

"Evlendiğimizde babam, beni evlatlıktan sildiğini söyledi. Hiç oğlu olmamış gibi hayatına devam edeceğini söyledi. Beni mirasından mahrum etti. Bunlar asla problem değildi. Yanımda Cansu varken her türlü zorluğu aşacağımdan emindim. Ki öyle de oldu. Kendime sıfırdan iş kurdum. Ca-" duraksayıp yutkunmak zorunda kaldı. "Cansu ağlayan gelin çiçeklerini çok severdi. Parfüm işine başlarken ilk parfümü, bana ilham veren kadına özel ağlan gelin çiçeği ile yapmıştım. Yaptığım parfümleri satmaya başladım. Bir yıl içinde hızla büyüdü işler. Hayatımızı düzene sokmuş mutlu bir aileye sahiptik de sonra..." dülümseyerek Eren'in sırtını sıvazladı. Gözlerinin altlarını kurulayan Eren ise babasının gülümsemesini tepkisiz bırakmamıştı. Epey iyi anlaşıyorlardı. Nefret beslediğim Eren'e sempati duyuyordum şimdi. "Sonra bir oğlumuz oldu."

Oğlumuz oldu söylemi Kara Vezir'i elektrik çarpmasına neden olmuştu sanki. Oturduğu yerde öyle bir irkildi ki ben de irkilmiştim onunla birlikte. Belki de burada oluşumuzdan beri ikinci kez Faysal Bakırcı'ya bakmıştı. Ancak Faysal Bey o esnada Eren'e bakıyordu. Diğer oğlunun bakışlarını hissedip de ondan tarafa döndüğündeyse her şey için çok geçti. Zira kuru güllü vazo Kara Vezir'i yeniden kendine hapsetmişti.

Faysal Bey geri çevrilen bakış yüzünden dudaklarını buruklukla kıvırsa da öyküyü bitirmekte kararlıydı. "Sonra," dedi yeniden ve hangi oğlundan bahsettiğini -ki hangisinden bahsettiği açıktı- açıklamıştı. "Eren doğdu. Eren'in doğması ile çarklar ters dönmeye başladı. Torunu olduğunu öğrenen babam daha çok sinirlenmişti. Cansu ile evlenmemi hazmetse de Cansu'dan bir oğlum olduğu gerçeğini sindirememişti. Bize dünyayı zindan etmek için elinden geleni ardına koymadı. Hem Cansu'ya hem bana hem de Foncé Parfümeri'yi dibe çekmek uğruna her şeyi denedi. Acıması yoktu. Katı yürekliydi. Sevgiyi tatmamıştı. Affetmiyor yumuşamıyordu. Yine de yaşamımızda güzel şeyler olmuyor da değildi..." oturduğu koltuğun en ucuna kaykılıp Kara Vezir'in dizinin üstüne bıraktı elini. "Cansu ikinci kez hamile kaldı."

Bakışlarını vazodan koparan Kara Vezir, bu kez de kadraja babasının elini almıştı. Tepkisizce, donukça, ölüleri kıskandırırcasına baktı da baktı. "Babamın huysuzluğu bu olayla birlikte ikiye katlandı tabii. Cansu'yu bıraktı ama işime ve bana azımsanmayacak zararlar vermeye başladı. Cansu her defasında, aldığımız her darbede kendini suçladı. Onunla evlendiğim için hayatımı mahvettiğimi söyledi durdu. Ağladı. Çok fazla ağladı. Onun ağlaması beni babamın ataklarından daha beter mahvediyordu. Günlerden bir gün..." tekrar yutkunmuştu. "Sabah uyandığımda Cansu'yu yanımda bulamadım. Beni kendi lanetinden kurtarmak için beni, evimizi ve Eren'i terk ettiğine dair bir mektup yazmış çekmiş gitmişti."

"Ne?" dedim haddinden fazla yüksek bir sesle. Bir an için herkes bana baksa da odaklarından çıkmam uzun sürmemişti. Zihnimdeki taşlar tamamen yerine oturuyordu şimdi. Soğuk parmaklarımı hastalıktan yanan tenime bastırdım ve hikâyenin kalanını dinlemeye koyuldum.

"Gecemi gündüzüme katıp Cansu'yu aradım. Cansu'yu bulsun diye kapı kapı dedektif araştırdım. Polislerle defalarca iş birliği yaptık. Sonuç alamadık. Karımı asla bulamadım. Doğmamış çocuğumu benden esirgediği için ona kızdım. Kendini özlettiği için ona kızdım. En önemlisi de savaşmayıp kaçtığı için ona kızdım. Geçen altı yılın ardından da aramayı bıraktım." Elini, tepki vermeyen oğlunun dizinden çekmişti artık. "Bir şey için çabalamaktan vazgeçtiğinizde o şey size gelir derler bu, hayatın 'sen bakarken soyunamıyorum' deme şekliymiş... Her neyse, altıncı yılın sonunda Cansu'nun ölüm haberini aldım. Doğmamış çocuğumdan haber alamadım ama Cansu'nun ölüm haberini aldım. Bir inşaat köşesinde, kendini yakarak öldürmüş."

Şaşkınlıktan aralanan ağzımı avucumla kapattım. Kanım vücudumdan çekilmişti sanki. Ürpertim. Zapt edemediğim gözyaşlarım Eren'in yeniden parlayan gözyaşlarına katılmıştı. Cansu Bakırcı'nın kendine yaptığı şey akıl almazdı. İçimizde soğukkanlılığını koruyan yegâne kişi Kara Vezir'di ki bu demek oluyordu ki o, ölüm hikâyesini zaten biliyordu.

Faysal Bakırcı titreyip çatlayan sesiyle ekledi. "Çocuğumun da öldüğünü düşündüm. Cansu ile birlikte hiç görmediğim çocuğumun da öldüğünü düşündüm." Kafasını iki yana sallayıp içli içli ağladı. İçli içli ağladık. "Ölmemiş," diye fısıldasa da fısıltısı çığlık niteliğindeydi sanki. Bir Eren'e ve -tekrardan- bir de Kara Vezir'e baktı. "Birbirinize o kadar çok benziyorsunuz ki..."

"Yeter bu kadar masal," diye çıkıştı Kara Vezir. Benzerliğe dayanamıyor olmalı. Hepimiz ona döndük. Hışımla kalktı koltuktan. Buradan gitmek; uzaklaşmak için can attığını biliyordum. Büyük adımlarla oturma bölümünden çıktı. Böyle gitmesini istemiyordum ama. Babasını ve ağabeyini bu şekilde terk etmesini istemiyordum.

Onu durduracağından emin olamasan da bu gereksiz soruyu sorma nedenim de işte buydu. "Faysal Bey," dedim o çıkış yolunu yarılamışken. "Cansu Hanım, doğacak çocuğunuza hangi ismi koyacaktı? Biliyor musunuz? Öncesinde karar vermiş miydiniz?"

Umduğum gibi de oldu. Kara Vezir durdu. Faysal Bey kirpiklerini kırpıp kendini toplardı ve küçük oğluna hitaben "Adın ne?" diye sormuştu.

Oğlundan cevap alamadı. Onun yerine ben konuştum. "Adını bilmiyor," dedim. "Ona Kara Vezir diyorlar."

Faysal Bey ağır ağır başını salladı. "Cansu'nun çok sevdiği bir isim vardı. Eren doğduğunda o ismi Eren'e koymak için ısrar etmişti ama ben ismin Eren olması için direttim. Kabul etti. İkinci çocuğumuz erkek olursa sevdiği o ismi ona koyacağını söyledi."

Sustuğunda konuşmaya teşvik etmek adına ekledim. "O isim neydi peki?"

Faysal Bakırcı, gözlerini kapı kulpuna parmaklarını sarmış olan Kara Vezir'den ayırmıyordu. "Karan," diye yanıtladı. "İkinci çocuğumuz erkek olursa onun adını Karan koyacaktı."

Gülümsedim. Hiç Kimse'nin adı Karan'mış. Kara Vezir'e yakışabilecek başka bir isim de olamazmış ya zaten.

Ağlamayı bırakan Eren babasıyla birlikte kardeşine baktı. Fakat umduğumu yerine getiren Kara Vezir yine de gitmeyi seçmişti. İsmi havada asıl kalmışken kapıyı açtı. Çıktı. Ve gitti. Babasını ve ağabeyini geride bırakarak gitti.

*

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

232okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.