41. bölüm / 40
DROWN | Chanmin-40 (F)-
Bölümler 40Şu an: -40 (F)-
- 1 -1-601 kelime
- 2 -2-691 kelime
- 3 -3-642 kelime
- 4 -4-567 kelime
- 5 -5-530 kelime
- 6 -6-695 kelime
- 7 -7-510 kelime
- 8 -8-808 kelime
- 9 -9-990 kelime
- 10 -10-1.081 kelime
- 11 -11-808 kelime
- 12 -12-569 kelime
- 13 -13-546 kelime
- 14 -14-509 kelime
- 15 -15-825 kelime
- 16 -16-846 kelime
- 17 -17-823 kelime
- 18 -18-1.167 kelime
- 19 -19-1.559 kelime
- 20 -20-508 kelime
- 21 -21-677 kelime
- 22 -22-806 kelime
- 23 -23-625 kelime
- 24 -24-1.112 kelime
- 25 -25-2.189 kelime
- 26 -26-1.043 kelime
- 27 -27-621 kelime
- 28 -28-1.222 kelime
- 29 -29-1.300 kelime
- 30 -30-879 kelime
- 31 -31-721 kelime
- 32 -32-1.114 kelime
- 33 -33-1.196 kelime
- 34 -34-1.007 kelime
- 35 -35-876 kelime
- 36 -36-1.918 kelime
- 37 -37-818 kelime
- 38 -38-584 kelime
- 39 -39-1.047 kelime
- 40 -40 (F)-860 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda odanın içine sızan o yumuşak sabah ışığı, yüzümü okşayarak güne merhaba demişti.
Yanımda, her zamanki huzurlu ve korumacı duruşuyla uyuyan Chan’ı gördüm. Onu bu masum ve sakin hâliyle izlemek, içimde her seferinde yeniden çiçeklenen tarif edilemez bir sevgi dalgası yaratıyordu.
Dudaklarımdaki gülümsemeyi bir an olsun eksiltmeden, parmak uçlarımla saçlarına hafifçe dokundum. Bugün, hayatımın en uzun, en heyecanlı ve en kusursuz günü olacaktı; çünkü bugün, iki yıldır kalbimin ve ruhumun eşi olan adamla evleniyordum.
Yatakta daha fazla sessiz kalamayarak yavaşça doğruldum ve Chan’ı uyandırmamaya özen göstererek odadan çıktım.
Evin içi, yaklaşan düğünün o tatlı koşturmacasıyla şimdiden canlanmaya başlamıştı bile. Hızlı bir duşun ve son hazırlıkların ardından mutfağa geçip mis gibi kokan kahveleri hazırladım.
Tam o sırada dış kapının zili çaldı; gelenler elbette Minho ve Jisung’dı.Kapıyı açtığımda Jisung elinde dünkü kaotik olayların şakasını yapar gibi kahve bardaklarıyla, Minho ise arkasında elinde dökümlü kıyafet torbalarıyla dikiliyordu.”Günaydınn” diye neşeyle içeri girdi Jisung.
Sabahın bu erken saatinde bile enerjileri tavan yapmıştı. Mutfağa geçip hep birlikte kahvaltımızı yaptık; kahvaltı masasındaki kahkahalar, son günlerde yaşadığımız tüm o yorgunlukları ve endişeleri silip süpürmüştü bile.
Kahvaltı faslı biter bitmez ev bir Arı Kovanı’na döndü. Bir tarafta Minho, Chan’ın heyecandan dört dönerken düğün takımını giymesine yardım ediyor, diğer tarafta Jisung ise benimle ilgileniyordu.
Bende bir türlü susmayan oğlumu sakinleştirmeye çalışıyordum.Sabahın ilerleyen saatlerinde, bahçede duran araba süsleme operasyonu için hep birlikte dışarı çıktık.
Oğlumu susturabilmiş minik beyi pusetinde bahcedeki koltuğun üstüne bırakmıştım.Chan, arabayı süslerken bile heyecandan ellerinin titremesine engel olamıyordu.
Beyaz tüller, zarif kır çiçekleri ve arabanın arkasına iliştirilen minik "Just Married" tabelasıyla araç tam anlamıyla masalsı bir görünüme kavuşmuştu.
Araba süsleme işi bittiğinde,Bebeğimle beraber yukarı çıkıp odama geçtim ve yatağın üzerinde minik bir kutuda bekleyen o özel kıyafeti elime aldım. Minik adamımız, bizim üç aylık tatlı bebeğimiz için özel olarak diktirilmiş mini minnacık bir damatlık vardı elimde.
Gözlerim dolarak onu beşiğinden kucağıma aldım ve tatlı dille konuşarak o minicik siyah takım elbiseyi, minik beyaz gömleği ve boynundaki mini papyonu giydirdim.
Aynanın karşısına geçip onu kucağımda tuttuğumda, ikimiz de ayna gibi parlıyorduk. Oğlum dünyanın en tatlı, en yakışıklı küçük damat adayı olmuştu.Hazırlıkların son dokusunu da tamamladıktan sonra, düğün salonuna doğru yola çıkmak üzere aşağı indik.
Salon, kır konseptli, etrafı devasa ışık zincirleri, beyaz tüller ve taze çiçek kokularıyla çevrili muazzam bir alandı. Davetliler yavaş yavaş yerlerini alırken, kalbimin atış hızı kulaklarımda uğulduyordu.
İçeri girdiğimizde,sevgiyi mühürlediğimiz o an gelip çatmıştı. Gözlerimi salondaki davetlilerden ayırıp nikah masasında bekleyen Chan’a diktim.
Üzerindeki kusursuz kesim siyah takım elbiseyle, bana öyle bir aşk ve hayranlıkla bakıyordu ki, nefesimin kesildiğini hissettim. Minik oğlumuz Minho ve Jisung’ın kollarında, en ön sırada bizimle birlikte bu anı kutluyordu.
Nikah memurunun masasına adımladığımda, Chan elini uzatıp parmaklarımı sıkıca kavradı. Eli sıcacıktı ve titriyordu; bu, onun da en az benim kadar heyecanlı olduğunu gösteriyordu.
Memurun sorduğu o hayati soruya, kalbimin en derinlerinden gelen bir sesle, "Evet! Binlerce kez evet!" diye yanıt verdim. Chan da aynı kararlılıkla ve gülümseme parıltılarıyla evet dediğinde, salonu koparan alkış sesleri ve neşeli çığlıklar arasında birbirimize döndük.
Dudaklarımız buluştuğunda, etrafımızdaki herkes silinmişti; geriye sadece Chan, ben ve aramızdaki o kırılmaz bağ kalmıştı.Günün geri kalanı adeta rüya gibi akıp gitti.
Müzik eşliğinde danslar edildi, neşeli sohbetler, kahkahalar ve tebrikler havada uçuştu. Akşam saatleri yavaş yavaş çökerken, salonun aydınlatmaları ve etrafa yayılan sarı ışıklar ortama bambaşka bir romantizm katmıştı.
Düğünün en eğlenceli anlarında bile gözlerimiz birbirimizden ayrılmıyordu.Ancak gece ilerleyip balayı arabasına binme vakti yaklaşırken, minik oğlumuzun uykusunun geldiğini ve bu kalabalıkta huzursuzlandığını fark ettik.
O sırada sabırlı dostlarımız Minho ve Jisung hemen yanımıza gelip, "Siz merak etmeyin çocuklar,minik adam bizde, gönlünüz rahat olsun," diyerek bebeğimizi emanet almayı teklif ettiler.
Onlara sarılıp minnettarlığımızı ilettikten sonra, minik oğlumuzu güvenli ellerine teslim ettik.Artık baş başa kalmıştık. Düğün salonunun çıkışına, o tüllerle ve çiçeklerle süslenmiş muazzam arabaya doğru yürürken, Chan aniden durdu ve bileğimden tutup beni hafifçe kendine çekti.
Gözlerinde, bugüne kadar gördüğüm en derin, en özlü ve tutkulu bakışlar vardı. Gece yarısının serin esintisi üzerimize vururken, Chan ellerini yanaklarıma yerleştirdi ve titrek ama bir o kadar da kararlı bir sesle konuşmaya başladı:
"Seungmin’im... Hayatımın anlamı, nefes aldığım her saniyenin sahibi, güzelim..." dedi, sesi adeta geceye fısıldanan bir şiir gibiydi. "İki yıl boyunca seni uzaktan izlediğim o günlerden, bugün seninle aynı soyadını, aynı hayatı paylaşmaya, aynı yatakta uyanmaya kadar geçen her an benim için bir mucizeydi. Sen sadece benim eşim değilsin; sen benim bu karanlık dünyada bulduğum en parlak yıldızım, evim, sığınağım ve yarınımsın. Seni bugün, dünden daha çok seviyorum ama yarın bugünden de çok seveceğim. İyi ki benimle evlendin, iyi ki benim oldun."
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken, bu kadar saf ve karşılıksız bir sevgiyle sarıp sarmalandığım için kendimi dünyanın en şanslı insanı hissediyordum. Chan’ın bu büyüleyici, özlü ve tutkulu aşk konuşmasının hemen ardından, aramızda tek bir kelimeye bile gerek kalmadan dudaklarımız bir kez daha tutkuyla birleşti.
Öpücüğümüz bittiğinde, Chan kapımı açtı ve arabaya binmemi sağladı. Kendi tarafına geçip direksiyona oturduğunda, motoru çalıştırdı ve aramızdaki o yeni hayatın, o sonsuz mutluluğun bilinciyle yola koyulduk. Camdan dışarıdaki yıldızları izlerken, başımı Chan’ın omzuna yasladım; hayatımız artık resmi olarak, en güzel yerinden başlıyordu.
…
Ayyy finalll bitttiii🫶🏻🫶🏻😭😭🎉🎉🎉🎊🎊
Aslında angst bitirmeyi düşünüyordumm ama böylesi çok daha iyi olduuuı🤗🤗🤗🫶🏻🫶🏻
Sizi seviyorum yeni bir fice başladım onuda en yakın zamanda bitireceğimm🫶🏻🫰🏻🫰🏻💕💗💗
Seungminimizz fic boyu böyleydiii🤏💕💕💕
Chan daa böyleee 🫶🏻🫶🏻💓💓💓
Bölüm etkileşimi
