27. bölüm / 40
DROWN | Chanmin-27-
Bölümler 40Şu an: -27-
- 1 -1-601 kelime
- 2 -2-691 kelime
- 3 -3-642 kelime
- 4 -4-567 kelime
- 5 -5-530 kelime
- 6 -6-695 kelime
- 7 -7-510 kelime
- 8 -8-808 kelime
- 9 -9-990 kelime
- 10 -10-1.081 kelime
- 11 -11-808 kelime
- 12 -12-569 kelime
- 13 -13-546 kelime
- 14 -14-509 kelime
- 15 -15-825 kelime
- 16 -16-846 kelime
- 17 -17-823 kelime
- 18 -18-1.167 kelime
- 19 -19-1.559 kelime
- 20 -20-508 kelime
- 21 -21-677 kelime
- 22 -22-806 kelime
- 23 -23-625 kelime
- 24 -24-1.112 kelime
- 25 -25-2.189 kelime
- 26 -26-1.043 kelime
- 27 -27-621 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 -28-1.222 kelime
- 29 -29-1.300 kelime
- 30 -30-879 kelime
- 31 -31-721 kelime
- 32 -32-1.114 kelime
- 33 -33-1.196 kelime
- 34 -34-1.007 kelime
- 35 -35-876 kelime
- 36 -36-1.918 kelime
- 37 -37-818 kelime
- 38 -38-584 kelime
- 39 -39-1.047 kelime
- 40 -40 (F)-860 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah uyandığımda yataktan kalktım; üzerimde hâlâ dün geceki pijamalarım duruyordu.
Yatakta biraz doğrulup elimi yüzümü yıkamak için banyoya gittim, serin suyu yüzüme çarptıktan sonra kendime gelmiş bir şekilde aşağı indim.
Merdivenlerden inerken mutfaktan gelen tabak ve çatal seslerine odaklandım. Mutfağa adım attığımda, Minho ile Chan’ın birlikte sessizce kahvaltı hazırladıklarını gördüm.
Onlara hafif bir sesle "Günaydning" diyerek gülümsedim, ardından dün gece Jisung’un kaldığı misafir odasına yönlendim.
Kapıyı aralayıp içeri baktığımda Jisung hâlâ derince uyuyordu.
Odanın etrafındaki dağınıklığa ve yere atılmış yastıklara bakarsak, o ve Minho bu gece de doğru dürüst uyumamışlardı.
Zaten ben de dün gece, Chan’ın yanımda bana olan o yoğun teması ve durmak bilmeyen isteği yüzünden sabaha kadar kaç kez uyanıp tekrar uykuya dalmıştım sayısını bile unuttum.
Yavaşça Jisung’un yanına yaklaşıp omzundan tutarak onu nazikçe sarstım. "Jisung, hadi uyan uykucu," diye fısıldadım. Gözlerini aralamaya çalışırken ona hatırlattım: Bugün büyük gündü.
İkimiz de mutfağa ilerlediğimizde Chan ve Minho'ya hiçbir şey belli etmeden masaya oturduk, neşeli görünmeye çalışarak kahvaltımızı yaptık.
Kahvaltı bittikten sonra hazırlanmak için odalarımıza dağıldık; çünkü planımıza göre Chan ve Minho bizi alışveriş merkezine bırakacak, ardından asıl işin çevrileceği o mekana geçeceklerdi.
Biz ise onları gizlice takip edecektik.Hazırlıklar bitip kapının önüne çıktığımızda, içimizdeki heyecandan ellerimiz titriyordu ama dışarıdan gayet sakin görünmeye çalışıyorduk.
Arabaya bindiğimizde Chan dikiz aynasından bize şöyle bir baktı: "Bugün bi' havanız var ama hayırlısı," dedi gülerek. Minho da telefonundan başını kaldırıp onaylar gibi kafasını salladı.
Onların bu saf rahatlığı bizi daha da çok güldürmemek için kendimizi zor tutmamıza neden oluyordu.
Alışveriş merkezinin önüne geldiğimizde inip arkalarından el salladık. Arabaları gözden kaybolur kaybolmaz hemen harekete geçtik; çünkü asıl macera şimdi başlıyordu.
Hemen bir taksi durdurup içine bindik. Şoföre Chan ve Minho'nun arabasını takip etmesini söylerken kalbimiz göğsümüzden çıkacak gibi atıyordu.
Önümüzdeki araba kalabalık caddelerde ilerlerken biz de arkadan nefesimizi tutmuş, fark edilmemeye çalışarak onları izliyorduk.
Taksici aynadan bize şüpheyle bir kez baktı ama fazlasını kurcalamadı; bizim için de önemli olan buydu zaten. Hedefteki mekana yaklaştıkça heyecanımız doruğa çıkıyordu.
Mekana geldiğimizde karşımızda dimdik duran, simsiyah bir bina gördük.
Binanın devasa kapısının önünde dikilen siyah takımlı korumalar hemen dikkatimizi çekiyordu. Chan arabayı valeye bıraktı, adam arabayı uzaklaştırırken onlar da seri adımlarla içeri girdiler.
Onlar kapıdan içeri girdiği an biz de hemen taksiden indik. Taksicinin parasını aceleyle ödeyip arkasından "Üstü kalsın!" diye seslendikten sonra, inatla kalbimizin sesini bastırmaya çalışarak binanın girişine doğru yöneldik.
Korumaların dikkatini çekmemek için aramızda doğal görünmeye çalışarak içeri adım attığımız anda, asıl kovalamacanın şimdi başladığını anladık.
İçeri girdiğimizde bizi uzunca bir koridor ve yankılanan şarkı sesleri karşıladı. "Burası kulüp olabilir mi?" diye düşünürken, koridorun solundan sızan flaş ışıklarıyla o tarafa doğru döndük.
Dönmemizle birlikte neye uğradığımızı şaşırdık.Kafeslerde dans eden tavşan kostümlü figürler, ortada duran devasa barmen masası, etrafta dans eden kızlar ve erkekler, direk dansı yapanlar, DJ'ler ve ağır bir içki kokusu...
Nutkumuz tutularak bu çılgın görüntüyü izlemeye başladık. Chan ve Minho'nun böyle bir yerde ne işi olabilirdi ki?
Gözlerimiz kalabalıkta hemen onları aramaya koyuldu. Koca salonun en köşesinde yer alan loş L koltuğa baktığımızda; önlerinde içkiler ve nargileyle oturan Chan, Minho ve yanlarındaki diğer 2 erkeği gördük.
Gürültünün ve müziğin arasında tamamen kendi dünyalarında görünüyorlardı. Hiçbir şeyden habersiz oraya kurulmuş, keyif yapıyorlardı.
Şimdi ne yapacaktık?
Yanlarına öylece baskın mı yapacaktık, yoksa biraz daha uzaktan onları izleyip ne çevirdiklerini anlamaya mı çalışacaktık?
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum; elim ayağım titriyordu, o kalabalıktan ve gördüğümüz manzaradan sonra nefes almak bile zor gelmişti.
Hızla oradan çıkarken Jisung'ın da benimle aynı şeyi hissettiğine emindim; onun da rengi solmuş, beti benzi atmıştı. Kapının önüne çıkıp apar topar bir taksi çağırdık ve sessizlik içinde eve doğru yol aldık.
Yol boyunca ikimiz de kelime edememiştik. Eve yaklaştığımızda Jisung kendi evine doğru yöneldi, ben ise Chan'la kaldığım o eve, içeride bizi nelerin beklediğini bilmeden, sessizlik ve hüsran içinde adım attım.
Bölüm etkileşimi
