22. bölüm · DROWN | Chanmin
-22-
SMUT UYARISI❗️
Masadan sahte bir gülümsemeyle kalkmıştım çünkü o an o kalabalıkta daha fazla nefes almak imkânsız geliyordu; yaşananları kabullenmeye çalışmak beynimi uyuşturuyordu.
Üstümü değiştirmek için kendimi odama atmıştım, peşimden beş dakika kadar sonra Chan da gelmişti.
Giyinme odasında üstüme giyecek düzgün bir alt bulamadığım için üzerimde sadece tişörtüm ve iç çamaşırım vardı, Chan’ın kapıda yaslanmış beni öylece izlediğini ise dalgınlığımdan fark etmemiştim.
Gözlerim birden ona çarptığında utancım yüzüme bir alev gibi yayılmıştı; refleksle tişörtün eteklerini sanki uzayacakmış gibi çekiştirip durmuştum.
Chan da o her zamanki yarım ağız sırıtışıyla bakmıştı, piç... Böyle anlarda gözlerindeki o karanlık ifade beni delirtiyordu.
Şimdi önümde, günlerdir mahrum kaldığım o adam duruyordu.
Bütün bu olayların onca kavganın sonunda gerçekten bu odada, sevişecek miydik?
İçimdeki o heyecan dalgası bacaklarımı birbirine bastırmama neden olurken, Chan’ın aç kurt gibi üstüme üstüme yürüyüşü nefesimi kesiyordu.
Uzun süredir aramızdaki o gerginlik yüzünden birbirimize dokunamamıştık ve nedense şu an, onun bu denli çıplak bir arzuyla bana bakmasından bile hâlâ deliler gibi utanıyordum.
Sonunda bir hamlede beni giyinme odamızın ortasında duran cam masayla arasına almıştı.
Sırtım soğuk cama çarptığı an hissettiğim o tezatlık zihnimi bulandırırken, büyük elleri belime dolandığı saniye aç kalmış bir çocuk gibi bu özlediğim temasa teslim olmak istiyordum.
Dudaklarımız birbirine değdiği an, içimizdeki bütün biriken acıları o öpücükten çıkartıyorduk.
Chan beni kendine daha da sertçe çekmişti; nefes nefese, ciğerlerimizde oksijen kalmayana dek birbirimizden ayrıldığımızda kalbimin ritimleri zaten çoktan birbirine girmişti bile.
Bir an için dışarıdaki dünyayı, yaşadığımız her şeyi, o masadaki insanları tamamen unutmuştum; bu gece sadece ve sadece Chan’a ait olmak istiyordum. Zihnim bu düşüncelerle erirken, Chan çoktan sıcak dudaklarını boynuma bastırıp en hassas yerime o derin izlerini bırakmaya başlamıştı bile.
Onu her şeyden çok seviyordum; bana temas etmesi bile içimi titretmeye, beni deli gibi heyecanlandırmaya yetiyordu.
Chan üzerimdeki tişörtü tek bir hamlede sıyırıp atmıştı; sıcak dudakları tenime değdiği an göğüs uçlarımı dişlerinin arasına alıp emmeye başladı.
Ağzımdan kaçan minik iniltilere engel olamıyordum. Canım tatlı tatlı yanarken bir yandan da onu omuzlarından hafifçe ittiriyordum çünkü bu piç, dişlerini biraz fazla kaçırıp canımı yakıyordu.
Sonunda başını kaldırıp benden ayrıldığında, hassaslaşan göğsümün etrafına yatıştırıcı minik öpücükler bırakmaya devam etmişti.
Onun bu şefkatli ama bir o kadar da tehlikeli halleri karşısında istemsizce gülümsemiştim. Chan bu halimi görünce durmadı; ellerini bacaklarıma dolayarak beni kaldırıp giyinme odasının ortasındaki o cam masaya oturtmuştu.
Soğuk cam tenime çarptığı an ürperdim ama hemen ardından Chan bacaklarımın arasına girip dudaklarımızın yeniden birbirine değmesini sağlamıştı.
Öpücüklerimiz sert ve anlamlıydı; tam Chan’ın üstündekini çıkartıp ellerimi kaslarının üzerinde gezdiriyordum ki, kapının tıklatılmasıyla birbirimizden irkilerek ayrıldık, aynı anda bakışlarımız kapıya döndü.
Ben masadan inip hemen diğer tarafına çömelmiştim, o halde kimseye çıplak görünmek istemiyordum.
Chan kapıyı açtığında Changbin’in neşeli sesi odayı doldurdu:
“Nikah tarihimizi aldık, önümüzdeki ayın 2'si! Şey... Seungmin nerede, göremedim onu?”
Chan hemen toparlanıp Changbin’e sarılmış, yüzünde zoraki ama inandırıcı bir tebessümle tebrik etmişti.
Bir yandan da olabildiğince Changbin’i odadan göndermeye çalışıyordu çünkü alt tarafı patlamaya hazır bir bomba gibiydi; içeride yaşadığımız onca şeyden sonra bir saniye bile tahammülü kalmamıştı.
Changbin’i başından savıp kapıyı aceleyle kapatıp kilitledikten sonra geri odaya döndüğümde, derin bir "oh" çekip çömeldiğim yerden ayağa kalktım.
Masanın kenarına tutunarak hafifçe ilerlediğim an, Chan hızla yanıma yaklaşıp ellerini belime doladı ve ön gövdemi masaya doğru yatırdı.
Arkamda duran bedeni kas katı kesilmişti; Chan erkekliğini kalçama bastırıyor, her sert bastırışında soluğu kesiliyor, bana olan bu muhtaçlığı çıkardığı boğuk seslerden ve titreyen nefesinden açıkça belli oluyordu.
Tek hamlede iç çamaşırımı sıyırıp atmıştı; elini kalçamda gezdirip sert bir şekilde vurduğunda öne savrulup tiz bir sesle inlemiştim.
Eminim ki o darbe yüzünden şimdiden kıpkırmızı kesilmişti. Kendi kendime
"El Fatiha Seungmin'in seksi kalçası"
diye geçirdiğimi hissederken, içimde bir anda hissettiğim iki parmakla acı içinde kaskatı kesildim.
Ne bu aceleydi böyle? Sert ve kuru parmakları içimi resmen delip geçiyordu; acıyla karışık inlemelerim odanın içinde bir alçalıp bir yükseliyordu.
Daha durmaya vaktim bile kalmadan, içimdeki o büyük erkekliği hissettiğim an acıyla resmen çığlığı basmıştım.
Chan anında refleksle beni boğazımdan kavrayıp geriye doğru dikleştirdi; sırtım onun sert ve kaslı vücuduna yaslanırken, sıcak nefesini kulağımın hemen kenarında hissettim.
Sesini alçaltarak ama tehlikeli bir tonda kulağıma fısıldadı:
“Evdekilerin bizi duyup aramıza katılmalarını mı istiyorsun hm?”
Bunu söyler söylemez boynumu öpmeye, dişlerini tenime geçirmeye başladı.
İnlemelerimi yutmaya, dişlerimi dudaklarıma geçirerek sessiz kalmaya çalışıyordum ama elimde değildi, beceremiyordum.
Üstelik Chan içime kondomsuz girmişti; demek ki bu gece beni tamamen sahiplenmek, o deliği sonuna kadar doldurmak istiyordu.
Hepsini aynı anda içime soktuğunu düşündüğüm an nefesim kesilmiş, kendimi istemsizce öne doğru çekmiştim.
Hemen ardından kendimi geriye çekip başımı omzuma yasladığımda, Chan’ın erkekliğiyle neredeyse göz göze gelmiştik; kıpkırmızı, ıpıslak olmuş ve sabırsızlıktan şişmişti. İçimdeki o kavurucu dolulukla birlikte zihnim bulandı; Seungmin bu işe bu masada devam etmek istemiyordu.
Yoksa Chan onu burada, o cam masanın üstünde domaltarak becermeye devam ederse hem kalçalarını iyice morartacak hem de oda inlemelerimle inleyecekti. Yatakta olmamız gerekiyordu; bu deli arzuyu başka türlü bastıramayacaktık…
