26. bölüm / 40
DROWN | Chanmin-26-
Bölümler 40Şu an: -26-
- 1 -1-601 kelime
- 2 -2-691 kelime
- 3 -3-642 kelime
- 4 -4-567 kelime
- 5 -5-530 kelime
- 6 -6-695 kelime
- 7 -7-510 kelime
- 8 -8-808 kelime
- 9 -9-990 kelime
- 10 -10-1.081 kelime
- 11 -11-808 kelime
- 12 -12-569 kelime
- 13 -13-546 kelime
- 14 -14-509 kelime
- 15 -15-825 kelime
- 16 -16-846 kelime
- 17 -17-823 kelime
- 18 -18-1.167 kelime
- 19 -19-1.559 kelime
- 20 -20-508 kelime
- 21 -21-677 kelime
- 22 -22-806 kelime
- 23 -23-625 kelime
- 24 -24-1.112 kelime
- 25 -25-2.189 kelime
- 26 -26-1.043 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 -27-621 kelime
- 28 -28-1.222 kelime
- 29 -29-1.300 kelime
- 30 -30-879 kelime
- 31 -31-721 kelime
- 32 -32-1.114 kelime
- 33 -33-1.196 kelime
- 34 -34-1.007 kelime
- 35 -35-876 kelime
- 36 -36-1.918 kelime
- 37 -37-818 kelime
- 38 -38-584 kelime
- 39 -39-1.047 kelime
- 40 -40 (F)-860 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SMUT UYARISI❗️
Elimdeki sıcak bitki çayını dikkatle tezgaha bırakıp bardağın kenarına koyduğum an, Chan’ın bedeninin sıcaklığı sırtımı tamamen sarmıştı.
Tezgahla göğsü arasında sıkışıp kaldığım o dar alanda, kollarını belime dolamış, beni adeta dünyaya karşı koruyormuş gibi sıkıca tutuyordu.
Onun bu güven veren ama bir o kadar da baştan çıkarıcı sarılışına karşı koyamayarak başımı hafifçe yana eğdim ve alnımı onun omzuna yasladım.
Kollarının arasındaki bu huzurlu sığınakta gözlerimi kapatmışken, Chan’ın dudakları boynumun hassas derisinde yavaşça gezinmeye başladı. Bıraktığı her bir ıslak ve narin öpücük, omuriliğimden aşağıya doğru tatlı bir ürperti yayarken, nefesi tenimi yakıp geçiyordu.
Aşağı katın o sessizliğinde, evin içinde sadece ikimiz varmışız gibi akıp giden bu anın saniyelerini saymayı bırakmış, tamamen onun dokunuşlarına teslim olmuştum.
Mutfak tezgahının serin mermeri sırtımı çevrelerken, Chan’ın bedeni bir duvar gibi arkamda duruyor, aramızda nefes alacak bile milimetrik bir boşluk bırakmıyordu.
Boynumda gezinen dudakları artık daha kararlı, daha sabırsız bir nitelik kazanmıştı. Nefesinin tenimi yakışından kaslarımın istemsizce kasıldığını hissettiğinde, boğuk bir kahkahayla veya mırıltıyla titredi.
"Çok güzelsin..." diye fısıldadı dişiyle boynumu hafifçe okşayarak.
Canımı acıtmaktan korkar gibi ama bir o kadar da sahiplenici bir tutkuyla.O an tezgâhın üzerindeki bitki çayını tamamen unutmuştum.
Başımı omzuma daha çok gömüp ellerimi onun belini saran kollarına yerleştirdim, parmaklarım sırtındaki kumaşa tutunurken kalbimin atışları mutfağın sessizliğinde yankılanıyordu sanki.
Chan, tek eliyle belimdeki kavrayışını biraz daha sertleştirip beni tamamen kendine bastırdı; diğer elini yavaşça karnımdan yukarı çıkararak tişörtümün etek ucundan içeri sızdırdı.
Parmaklarının sıcak tenimle buluştuğu an, omuriliğimden aşağıya doğru devasa bir elektrik dalgası yayıldı.
Soluğum kesilir gibi oldu, dudaklarımdan istemsiz küçük bir inilti kaçtı.Chan, boynumdaki öpücüklerine ara verip başını kaldırdı ve alnını omzuma yasladı.
Sarhoşluğun getirdiği o ağır uyuşukluk, yerini tamamen hırslı ve yoğun bir arzuya bırakmıştı şimdi.
"Arkada misafirler var demiştin değil mi?" diye fısıldadı boğuk ve tahrik edici bir sesle, dudakları tenime sürtünürken.
"Hıhım"Hızla ellerimi göğsüne koyup beni çevirmesine izin verdim.
Artık sırtım tezgâha dayalıydı, Chan ise iki kolunu tezgâhın kenarlarına kilitleyerek bütün varlığıyla üzerime kapanmıştı. Gözlerindeki o kızıla çalan sarhoş ışıltı, karanlıkta parlayan kor gibiydi; nefeslerimiz birbirine karışıyor, aramızdaki mesafe tamamen eriyordu.
Dudakları dudaklarıma sertçe kapanmadan hemen önce, "Kaçışın yok artık bebeğim," dediğini duydum.
Öpücüğü ne nazik ne de sakindi; aksine, gün boyu içimizde biriken o enerjinin, havuzdaki gülüşmelerin ve gerilimin patlama noktası gibiydi.
Alt dudağımı dişlerinin arasına alıp hafifçe çektiğinde, ellerim refleks olarak boynuna dolandı, parmaklarımı hâlâ nemli olan saçlarının arasına geçirdim.
Dudaklarımız birbirinden nefes nefese ayrıldığında, alınlarımızı birbirine yaslayıp ikimiz de sığ göğüslerle soluklandık.
Chan’ın eli tişörtümün içinden yukarı doğru tırmanırken, parmakları kaburgalarımda geziniyor, her dokunuşuyla bende yeni bir titreme yaratıyordu. Kalbimin kulaklarımda attığı o saniyede, mutfağın loş ışığı altında birbirimize diktiğimiz bakışlar her şeyi anlatıyordu.
"Yukarı çıkalım," dedi soluk soluğa, gözlerini dudaklarımdan ayırmadan. Sesindeki o buyurgan ama bir o kadar da arzulu ton, bacaklarımdaki bütün direnci alıp götürmüştü.
İtiraz etmek ne kelime; ellerimi boynundan çekmeden başımı onaylar anlamda salladım. Chan vakit kaybetmeden beni belimden kavradığı gibi tezgâhtan indirdi, ayaklarım yere basar basmaz belimdeki ellerini bir an olsun bırakmadan beni merdivenlere doğru yönlendirdi.
Misafir odasının kapısının kapalı olduğundan ve içeriden ses gelmediğinden emin olduğumuz an, adımlarımız hızlandı; kendi odamıza kendimizi attığımız gibi kapıyı arkamızdan sessizce kilitledik.
Odanın karanlığına ve yatağın yumuşaklığına karışan nefeslerimizle, bu delice gecenin gerçek anlamda şimdi başladığını biliyorduk.
Yatak odasının kapısını ardımızdan sessizce kilitlediğimiz an, içerideki hava tamamen değişmişti. Aşağıdaki neşeli kalabalığın, kahkahaların ve o serin yaz akşamının yerini, odanın loşluğunda yankılanan hırslı nefeslerimiz almıştı.
Chan, arkamdan uzanıp belimi kavradığı gibi beni yatağın kenarına doğru yönlendirdi; sırtım yatağın yumuşak dokusuyla buluştuğunda, o da vakit kaybetmeden üzerime doğru eğildi.
Gözlerindeki o parıltı şimdi tamamen arzunun koyu bir tonuna dönüşmüştü.
Eğilip dudaklarımı yeniden esir aldığında, öpücüğü bu sefer az önceki gibi aceleci değil, aksine her bir saniyesini ezberlemek istercesine derin ve yavaştı.
Alt dudağımı dişlerinin arasına alıp hafifçe çektiğinde, ellerim refleks olarak tişörtünün eteklerine gitmiş, kumaşı kavrayarak onu kendime daha da çekmiştim.
Nefes nefese dudaklarımız birbirinden ayrıldığında, alınlarımızı birbirine yaslayıp sığ soluklarımızı dengelemeye çalıştık. Chan, parmaklarını boynumdan aşağıya, köprücük kemiğimin üzerine bastırarak yavaşça gezdirdi; her dokunuşu derimde ateşten bir hissiyat bırakıyordu
Gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmıyordu. "Seni böyle her gördüğümde aklımı kaçıracak gibi oluyorum, bebeğim."Parmakları tişörtümün etek ucundan içeri süzülüp karnımda yukarı tırmanırken, sırtımdaki o karıncalanma hissi bütün vücuduma yayıldı.
Dudaklarımın arasından kaçan küçük bir iniltiyi bastırmak için ellerimi onun omuzlarına bastırdım.
Chan, bu tepkimden cesaret alarak dudaklarını tekrar boynuma, en hassas noktama bastırdı; oraya bıraktığı her bir ıslak öpücük, düşünme yetimi tamamen yok etmeye yetiyordu.
Odanın sessizliğinde, dışarıdan gelebilecek en ufak bir sesı bile unutup tamamen birbirimize odaklandığımız bu anın içinde kaybolurken, Chan tişörtümü üzerimden sıyırıp bir kenara fırlattı.
Gözlerindeki o sahiplenici ve tutkulu bakış, bu gece ikimiz için de geri dönüşü olmayan bir yolun başınday olduğumuzu, sabaha kadar sadece birbirimize ait olacağımızı fısıldıyordu.
Chan’ın sıcak ve sabırsız elleri tenimde gezinirken, odadaki tüm mesafeler ve düşünceler tamamen yok olmuştu.
Üzerimdeki kalan son engeller de birer birer ortadan kalkarken, aramızdaki o yoğun tutku artık kelimelerin ötesine geçiyormuş gibi kaslarımı ve zihnimi tamamen esir alıyordu.
Chan, eğilip dudaklarımı yeniden ve bu sefer nefesimi kesecek kadar derin bir açlıkla öperken, kalbimin göğüs kafesimi döven atışları kulaklarımda uğulduyordu.
Bedenlerimiz birbirine kenetlenmiş, aramızda bir milim bile boşluk kalmayacak şekilde bütünleşmişti. Odadaki loş ışık tenimizin üzerinde dans ederken, her dokunuşuyla beni biraz daha kendinden geçiriyordu.
Kulaklarıma fısıldadığı boğuk, sevgi dolu sözcükler ve çıkardığımız nefes nefese sesler odanın sessizliğini boğuyor, bu gecenin ne kadar kaçınılmaz ve delirrtici olduğunu yüzümüze vuruyordu.
İçimizdeki o biriken bütün enerji, havuzdaki gülüşmeler, günün yorgunluğu ve birbirimize duyduğumuz o baskılanamaz arzu, sonunda tepe noktasına ulaştı.
Birlikte aldığımız o son derin, sarsıcı nefesle birlikte her şey yoğun bir rahatlama ve tatmin dalgasına bıraktı kendini.vicutlarımız tüm gece birleşecekti onu kendime daha çok çekmiştm.
Chan’da istediğimi anlamış olacakki erkekliğini azcık çekiştirdi ve bana yöneldi tadına bakmak istermisin derken utansamda elimin titrekliğiyle onun erkekliğini elime aldım ucunu öpüyordum en sonunda yavaş yavaş ağzıma alırken Chan’nın kendinden geçtiğini görmemle daha çok gel git yaparak boşalmasına yardım ettim yarım saat olmasına rağmen yorgun hissetmiştim.
Kaslarım gevşerken, nefeslerimiz yavaş yavaş normale dönmeye başladı.Chan, sırtüstü dönerken beni de hemen yanına, göğsünün üzerine çekmişti.
Kollarını sıkıca belime dolamış, yüzünü saçlarıma gömmüştü. Dışarıda yaz gecesinin sessizliği devam ederken, odamızda sadece ikimizin düzenli ve yorgun soluk sesleri kalmıştı. Kalbinin göğsümün altında yavaşlayan atışlarını hissederken, üzerimize örtülen o huzurlu yorgunlukla gözlerim kapanmış, sabaha karşı kurulacak o büyük operasyonun hayaliyle birlikte derin bir uykuya teslim olmuştum…
Bölüm etkileşimi
