16. bölüm · DROWN | Chanmin
-16-
Merdivenleri aştıktan sonra odaya adımladım. Evde vakit geçireceğimiz için altıma bol, siyah bir pantolon, üstüme de arkası siyah yazılı beyaz bir tişört geçirdim; klasik tercihlerimden biriydi.
Masanın üzerindeki kremleri yüzüme yedirirken, odanın kapısının hafifçe aralanma sesiyle bakışlarımı aynadan kapıya çevirdim. Gelen Chan’dı. Ona karşı tatlı bir tebessümle işime kaldığım yerden devam ederken, o çoktan arkamdan dolanıp kollarını bana sıkıca dolamıştı.
"Ah Chanie, hemen sırnaşma!"
diye mırıldandım hafifçe kıpırdanarak.
"Jisung’un yanına gitmem gerekiyor, kesin Minho’yla aralarında bir sorun çıktı."
Chan arkamda boynumu öpücüklere boğarken, dalgın bir tonda "Hıhı," diyerek geçiştirdi. Ancak "Minho" adını duyduğu an kafasını omzuma yasladığı yerden kaldırdı.
Ben de ellerimi durdurup aynadan ona döndüm.Chan ciddi bir ifadeyle dudaklarını araladı,
"Minho beni de mekana çağırdı, telefonda ses tonu hiç iyi değildi... Aralarında ciddi bir sorun var gibi."
Kafamı onaylarcasına salladım. "Bu yüzden vakit kaybetmeden arkadaşlarımızın yanına gitmeli, onların yanında olmalıyız."
Chan’ın kollarının arasından sıyrılarak komodinin üzerine bıraktığım telefonumu aldım ve pantolonumun arka cebine sıkıştırdım.
O da kıyafetlerini değiştirmek için giyinme odasına yönelirken, ben çoktan kapıya doğru adımlamıştım. Chan'ın beni bırakması gerekeceği için aşağıda beklemem icap ediyordu; bu yüzden merdivenleri inip salondaki geniş koltuğa yerleştim.
Vakit öldürmek için cebimden telefonumu çıkarıp TikTok'ta gezinmeye başladım.Tam o sırada, alt kattaki odasının kapısı sertçe açıldı.
Changbin'in sevgilisi; üzerinde mini beyaz bir etek, omuzlarına attığı beyaz pareosu, puantiyeli çantası ve yüksek siyah topuklu ayakkabılarıyla adeta odadan fırladı.
Gözlerimi ekrandan çekip ona baktım. Odanın içinde yankılanan çat çat topuk sesleri eşliğinde dış kapıya doğru yürüyüp evden ayrıldı.
Arkasından rahat bir nefes bırakırken, Chan merdivenlerden aşağı süzülüyordu.Üzerine giydiği gri eşofman tarzı pantolon, beyaz polo yaka tişört ve bileğindeki şık beyaz saatle inanılmaz karizmatik duruyordu.
Bazen bu adamı benden başka gözlerin görebileceği düşüncesiyle içten içe kıskanmaktan kendimi alamıyordum, ancak bunu asla belli etmiyordum.
Yanıma yaklaştığında ayağa kalktım; uzattığı eli kavradığımda parmaklarımız birbirine kenetlendi ve içimdeki o soğuk boşluk yerini tanıdık bir sıcaklığa bıraktı.
Kapıyı açıp dışarı adım attığımız an, elinde telefonuyla kapı önünde oyalanan Changbin’in sevgilisini gördüm ve istemsizce göz devirdim.
Sanki bizi bekliyormuş gibi hemen arabaya yöneldiğimizi görünce peşimizden adımladı.
"Ben de sizinle gelebilir miyim?" dedi Yapmacık sestonuyla. Chan’da"Gideceğin yerin konumu biliyor musun?" diye sordu.
Kızda sıcak bir tonda “bilmiyorum” dedi.
Chan’da “tamam ozaman” dedi
Kız hiç bozuntuya vermeden, "Sorun değil, tarif ederim," diyerek arkaya kuruldu ve bacak bacak üstüne attı.
Şu kadın hayatımıza girdiğinden beri arabamızdaki o huzurlu, sakin alan sanki yok olmuştu. Chan, ona karşı olan rahatsızlığımı fark edip teselli etmek ister gibi sırtımı hafifçe sıvazladı, ardından sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı.
Yola koyulduğumuzda camdan dışarıyı izliyordum. Aklıma birden bu kızla neredeyse bir saat sürecek olan bu yolculuk geldi ve içimi aniden boğucu bir sıkıntı kapladı; kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.
O an zihnimde şimşekler çaktı; bu kız o arabadan ya inecekti! ya inecekti!.
Derhal küçük bir oyun oynamam gerekiyordu.Sanki kasığıma ani ve şiddetli bir kramp girmiş gibi yüzümü buruşturdum, elimi karnımın üzerine bastırıp hafif ama duyulabilecek iniltiler çıkarmaya başladım.
Chan durumu hemen fark edip panikle bana döndü, "Seungmin? Güzelim, ne oldu, iyi misin?" diye sordu, sesindeki endişe tavan yapmıştı.
Yutkunarak, "Chan... Mideme ani bir sancı girdi, bir hastaneye uğrayabilir miyiz?" diye mırıldandım acı çeken bir sesle.
Arka koltuktaki kız, bu durumun kendi planlarını aksatacağından mı yoksa sıkılacağından mı bilmem, hemen atıldı: "Chan, sen beni ilerideki taksi durağında indir, saat geç olmadan kendi işlerimi halledeyim."dedi.
İçimdeki zafer çığlıklarını bastırarak sahte bir üzüntüyle başımı salladım. Chan ilk gördüğü taksi durağında durup onu indirdiğinde, arabadaki o ağır hava aniden dağılmıştı.
Kız tamamen gözden kaybolduğunda derin bir nefes verdim. Chan endişeyle bana dönüp, "Geçti mi sancın? Ne oldu durduk yere?" diye sordu.
Hafifçe gülümseyip, "İyiyim, geçti şimdi," dedim ve ekledim: "Sadece... o kız beni öylesine bunaltıyor ki, resmen boğuluyorum."
Chan iç çekerek direksiyona tıkırdattı parmaklarını.
"Güzelim biliyorum, yakında evlenip kendi evlerine taşınacaklar zaten. Şunun şurasında ne kaldı, biraz daha sabret."
Gözlerimi devirerek kafamı tekrar cam kenarına yasladım.
Nasıl bu kadar kısa sürede evlenebiliyorlardı aklım almıyordu; ama en azından şu an o yapışkan varlık yanımızda yoktu ya, buna şükretmek gerekirdi.
Yarım saatin sonunda Jisung’un evinin önüne geldiğimizde, emniyet kemerini çözüp Chan’ın boynuna doğru hafifçe uzandım ve tenine minik bir öpücük kondurup, "Görüşürüz," dedim.
Chan bakışlarını bana çevirip dudaklarını yanağıma bastırdı ve, "Akşam seni almaya geleceğim güzelim," diyerek cümlesini tamamladı.
Ona onaylarcasına başımı salladıktan sonra arabadan inip kapıyı kapattım. Chan’ın arabası yavaşça yanımdan uzaklaşarak sokağın köşesinde gözden kaybolurken, adımlarımı Jisung’un kapısına doğru yönelttim.
Jisung’un gözleri şişmiş, o her zamanki neşesinden eser kalmamış hâlini kapıda görünce içime ani bir korku düştü.
Sessizce içeri geçip, geçmişte saatlerce dertleştiğimiz o emektar koltuğa oturdum. Neredeyse üç dört aydır buraya adım atmıyordum; o kadar süre zarfında evin neredeyse tüm mobilyaları değişmiş, Minho ile birlikte ortak bir yaşam alanına dönüştürülmüştü.
Yan yana yerleştiğimizde, daha fazla dayanamayıp endişeyle, "Jisungie, ne oldu? Sorun ne?" diye sordum.
Jisung uzun süre bakışlarını yerdeki halı desenlerine dikti. Sessizliği yırtan tek şey derin bir nefes verişi oldu; hemen ardından gözünden süzülen bir damla yaş yanağına düştü.
Titreyen sesiyle, "Minnie..." diye fısıldadı, başını kaldırıp bana baktığında gözleri acıyla doluydu. "...biz Minho’yla ayrılacağız sanırım."dedi..
