15. bölüm / 40
DROWN | Chanmin-15-
Bölümler 40Şu an: -15-
- 1 -1-601 kelime
- 2 -2-691 kelime
- 3 -3-642 kelime
- 4 -4-567 kelime
- 5 -5-530 kelime
- 6 -6-695 kelime
- 7 -7-510 kelime
- 8 -8-808 kelime
- 9 -9-990 kelime
- 10 -10-1.081 kelime
- 11 -11-808 kelime
- 12 -12-569 kelime
- 13 -13-546 kelime
- 14 -14-509 kelime
- 15 -15-825 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 -16-846 kelime
- 17 -17-823 kelime
- 18 -18-1.167 kelime
- 19 -19-1.559 kelime
- 20 -20-508 kelime
- 21 -21-677 kelime
- 22 -22-806 kelime
- 23 -23-625 kelime
- 24 -24-1.112 kelime
- 25 -25-2.189 kelime
- 26 -26-1.043 kelime
- 27 -27-621 kelime
- 28 -28-1.222 kelime
- 29 -29-1.300 kelime
- 30 -30-879 kelime
- 31 -31-721 kelime
- 32 -32-1.114 kelime
- 33 -33-1.196 kelime
- 34 -34-1.007 kelime
- 35 -35-876 kelime
- 36 -36-1.918 kelime
- 37 -37-818 kelime
- 38 -38-584 kelime
- 39 -39-1.047 kelime
- 40 -40 (F)-860 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Seungminden
Sabah gözlerimi araladığımda, yatağın diğer tarafında yüzüstü uzanmış uyuyan Chan'ı buldum; sırtı çıplaktı ve her zamanki gibi huzurlu görünüyordu.
Gözlerimi kırpıştırarak uykunun sisini üzerimden atmaya çalıştım, ardından yavaşça doğrulup ayaklarımı soğuk parkeye bastım ve banyoya yöneldim.Aynanın karşısına geçip ellerimle yüzüme çarptığım serin sular biraz olsun kendine gelmemi sağladı.
Banyodan çıktığımda Chan hâlâ derin bir uykudaydı; onu uyandırmamaya özen göstererek parmak uçlarımda odadan uzaklaştım.Merdivenlerden aşağıya süzüldüğümde, mutfak koridorunda Changbin'in yeni sevgilisiyle göz göze geldim.
Üzerindeki saten gecelikle evde salınan bu kızdan içten içe hiç haz etmiyordum ama şimdilik sessiz kalmayı seçerek onu tamamen görmezden geldim ve adımlarımı mutfağa çevirdim.
İçeri girdiğimde tezgâhın başında duran Changbin'i fark ettim; beni görür görmez yüzüne yayılan geniş bir gülümsemeyle "Günaydın," dedi. Ona karşı içimdeki mesafeyi korumaya çalışarak, dudaklarımın ucuna iliştirdiğim sahte bir tebessümle "Günaydın," diye karşılık verdim.
Changbin gülümsemesini sürdürerek Chan'ı sordu. Ona bakmaya bile tenezzül etmeden sandalyeye çöktüm, önümdeki tabağı kaşığımın ucuyla huzursuzca kurcalıyordum. Bakışlarım bomboştu; içimde ne bir öfke ne de heves kalmıştı, sadece ağır bir yorgunluk vardı.
Kafamı kaldırıp Changbin’e baktım; sırtını tezgaha dönmüş, yarım kalan kahvaltılığı hazırlamakla meşguldü.Sesimdeki tüm canlılığı törpüleyerek, "Odada uyuyor," dedim.
Changbin arkasını dönmeden, "Söyle de gelsin, kahvaltı edelim. Acıkmadınız mı?" diye ısrar etti.Ben daha cevap veremeden o kız mutfağa süzüldü; tek kelime etmeden doğrudan Changbin'e arkadan sarıldı, boynuna tırmandı.
Aralarındaki bu yapışkan, vıcık vıcık cilveleşmeye bir saniye bile tahammül edemiyordum. Midem bulanarak masadan kalktım. Düz, tınısız bir sesle, "Chan’ı uyandırmaya gidiyorum," diyerek merdivenlere yöneldim.
Ağır adımlarla çıktığım odada Chan hâlâ yatakta toparlanmaya çalışıyordu. İçeri girer girmez dayanamayıp sırtına atladım. Uykulu bir esneme eşliğinde kollarını bana doladı; başını hafifçe geriye yatırıp parmaklarıma, ardından dudaklarıma yumuşak bir öpücük kondurdu.
Gözlerinin içine bakıp, "Günaydın Chanie," diye mırıldandım.Chan, aylar sonra bende gördüğü bu ufak tefek ama canlı hareketlerden, yüzümdeki o sahte olmayan hafif tebessümden o kadar memnundu ki... İçindeki rahatlama omuzlarının düşüşünden bile belli oluyordu.
Karşılaştığı manzaraya sığınarak şefkatle gülümsedi, "Günaydın güzelim," dedi.O an bana fısıldadığı bu iki kelime, içimdeki buz tutmuş bir yerleri usulca eritti; dudaklarım istemsizce daha geniş bir kıvrım aldı.
Chan, üzerine bol tişörtlerinden birini geçirerek elimi tuttu ve benimle birlikte kahvaltıya indi. Merdivenlerden yan yana, parmaklarımız birbirine kenetlenmiş halde inerken içimdeki huzursuzluk yavaş yavaş boy göstermeye başlamıştı bile.
Mutfak kapısına ulaştığımızda, Changbin ile sevgilisinin masada eğilmiş, telefondaki bir fotoğraf yüzünden hararetle tartıştıklarını gördük.
Sandalyemize oturduğumuz an, o kızın keskin bakışları aniden Chan'ın üzerine kaydı.
Bu kadında tuhaf, gözüme batan bir şeyler vardı ama adını koyamıyordum; muhtemelen bu yüzden ondan bir saniye bile haz etmiyordum. Zaten yeni yeni kendimi toparlamaya çalışırken, bu kızın evin içinde nefes alması bile beni daraltmaya yetiyordu.
Davranışlarında zerre kadar normal olan bir şey yoktu. Changbin'le o meşhur mekanda tanışmışlar, sadece bir haftalık kısa bir konuşma evresinin ardından hemen sevgili olmuşlardı.
Kız, aradan hiç zaman geçmeden soluğu bu evde almış, apar topar taşınmıştı.Daha buraya geldiği ilk haftalarda midemi bulandırmaya yetecek bir olay yaşadım.
Duştan yeni çıkmış odamıza girdiğimde, bu kızı Chan'ın yatağının başında dikilirken yakalamıştım; o sırada Chan uykudaydı. Beni görünce panikleyip saçma sapan bir özür dilemiş, odadan koşar adım uzaklaşmıştı.
O gün kendi kendime "Yanlış anladım herhalde," deyip geçiştirmiştim ama sonraki günlerde kız giderek daha da tuhaflaşmıştı.
Bir keresinde bizim giyinme odamızda yakaladığımda yine aynı ucuz bahaneyle sıvışmıştı. Yetmezmiş gibi, sürekli bizim arabaya binmek için tutturuyordu. Changbin kendi arabasının konforsuz olduğunu söyleyince gidip birebir aynısından almıştı, buna rağmen hâlâ bizimle gelmek için ısrar ediyordu.
Acaba derdi ne?
diye içimden geçirip duruyordum ama huzursuzluk çıkmasın diye sesimi çıkaramıyordum. Bütün bu tuhaflıkları Chan'la paylaştığımda ise her seferinde beni kollarına alıp, "Yanlış anlaşılmadır güzelim, takma kafaya," diyerek teselli ediyordu.
Fakat içimdeki o körüklenen şüphe ateşi, Chan'ın bu saf yaklaşımıyla sönmüyordu.
Zihnimi kemiren o şüpheleri zorla bir kenara itip önümdeki tabağa odaklanmaya çalıştım. Chan, Changbin ile sevgilisinin arasındaki hararetli tartışmaya müdahale ederek ortamı yumuşatmaya, konuyu kapatmaya çalışıyordu.
Onları dinlememek için başımı tabağıma eğmiştim ki, o kızın cırtlak sesiyle irkildim.Başımı kaldırdığımda yüzünde maske gibi duran sahte bir gülümsemeyle bana baktığını gördüm.
"Sence düğünümüzü hangi salonda yapmalıyız? Bu mu, yoksa diğeri mi?"
diye sordu, telefonundaki mekan fotoğraflarını gözüme sokarak. İçten içe midem bulandırtmıştı; daha bir haftadır tanıdıkları adamla evlilik hayali kurması absürtlükten başka bir şey değildi.
Dudaklarımdan istemsizce, "Daha erken değil mi?" kelimeleri döküldü.
Kızın yüzündeki o yapmacık neşe anında düşerken, dramatik bir ses tonuyla Changbin'e döndü: "Niye, Changbin yoksa benimle evlenmeyecek mi?"Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.
Gerçekten insanı boğacak, zihnen yoracak yapışkan bir karakteri vardı; Changbin’in bu kadına nasıl katlandığı aklımın alacağı şey değildi. Derin bir nefes vererek masadan kalktım.
Karşımdaki ikiliye dönüp boğazımdan zorla çıkardığım sahte bir tebessümle, "Elinize sağlık, yemek için teşekkürler," dedim.
Ardından bakışlarım Chan'a kaydığında, yüzümdeki o maske erimiş, yerini gerçek bir yumuşamaya bırakmıştı.
"Jisung beni çağırdı, yanına gitmek için hazırlanacağım," diye mırıldandım.
Chan anlayışla kafasını salladı, "Ben de geleceğim birazdan yukarıya," diyerek onayladı beni.
Ona hafifçe gülümsedim ve mutfaktan çıktım. Jisung durduk yere beni evine çağıracak biri değildi; belliki önemli bir şey olmuştu, yoksa beni bu sabah vakti evinden dışarı sürüklemezdi. Bu düşüncelerle adımlarımı hızlandırıp merdivenleri tırmanmaya başladım.
Bölüm etkileşimi
