17. bölüm · DROWN | Chanmin
-17-
Jisung’un gözyaşları içinde fısıldadığı o kelimeler kulaklarımda çınlarken, ne diyeceğimi bilemeyerek öylece kalakaldım. Birkaç ay öncesine kadar aralarındaki o inatçı ama tutkulu uyuma imrenerek baktığım bu ev, şimdi üzerime üzerime gelen soğuk bir mezar gibiydi.
Koltuğun kenarına biraz daha kayıp ellerini avuçlarımın içine aldım; parmak buz gibi soğuktu."Ne demek ayrılacağız, Jisung?" dedim, sesimdeki o şaşkın ve isyankar tınıyı gizleyemeyerek.
"Daha yeni aynı eve çıktınız, her şeyi göze alıp bu hayatı kurdunuz siz... Ne oldu aniden?"Jisung başını iki yana salladı, burnunu çekerek gözlerinden süzülen yaşları kolunun ucuyla sildi.
"Bilmiyorum Minnie... Sanki evlerimizi birleştirdik ama kalplerimizi uzaklaştırdık. Minho son zamanlarda o kadar uzak ki... Eve geliyor ama yok gibi. Gözünün içindeki o eski parıltı tamamen sönmüş. Dün gece... dün gece resmen yüzüme bakmadan 'Böyle olmayacak galiba, birbirimizi tüketiyoruz' dedi."
İçimde bir yerlerin kırıldığını hissettim. Kendi evimizde Changbin’in o yapışkan sevgilisiyle, huzursuzlukla boğuşurken, buradaki en sağlam sandığım kalenin de içeriden çöktüğünü görmek canımı yakmıştı.
Chan ile aramızdaki o zorla kurduğumuz denge sarsıldı sanki; dünyadaki hiçbir şeyin kalıcı olmadığını bir kez daha yüzüme vurdu bu cümle.
Yerimde kalkıp ayaklandım, adımlarım istemsizce oturma odasından mutfağa doğru yöneldi. Tezgahın üzerindeki sürahiden bardağa su doldururken ellerim hafifçe titriyordu.
"Nerede şimdi?" diye sordum arkama bile bakmadan, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.
"Konuşmanız gerek, Jisung. Böyle kestirip atamaz.""İşte mesele de o ya," dedi Jisung arkamdan kırık ve yorgun bir sesle. "Sabah erkenden çıktı. 'Kafa dinlemem lazım' dedi ve gitti. Bir daha da aramadı."Elimdeki bardağı tezgaha bırakıp derin bir nefes aldım.
Kendi dertlerimi, o kadının yarattığı midemi bulandıran boğuntu hissini bir anda unuttum.
Şimdi burada, bu sessiz ve yabancılaşmış evde yıkılmak üzere olan bir başka hayatı toplamak zorundaydım.
Jisung'un yanına geri dönüp diz çöktüm, ellerini tekrar tuttum."Tamam," dedim, kararlı ama şefkatli bir ses tonuyla. "Yalnız kalmayacaksın. Ben buradayım. Chan da birazdan gelir, gerekirse Minho'yu buluruz. Ama pes etmek yok, duydun mu beni?"
Jisung gözyaşları içinde başını sallayıp, "Tamam, Minnie," diye mırıldandı. Koltuğa oturup aceleyle telefonumu çıkardım ve Chan’ı aradım.Telefonu açar açmaz, "Chan, neredesin? Minho senin yanında mı?" diye sordum.
Chan arka plandaki hafif uğultunun içinden, "Evet, mekandayız güzelim," diye yanıtladı."Buraya gelebilir misiniz? Bir plan yapmamız lazım, bu ikilinin barışması gerekiyor," dedim sesimdeki aceleci tonu gizleyemeden.
Chan iç çeker gibi bir ses çıkararak, "Minho biraz alkollü, şimdi onu bizim eve götüreceğim. Jisung merak etmesin kafasını toplasın," dedi sıcak ve güven veren bir tonla.
"Tamam," diyerek kapattım.Telefonu cebime indirirken, Jisung kızarmış gözlerini bana çevirip, "Minho... Chan'la mı?" diye sordu titreyen sesiyle."Evet," dedim başımı sallayarak.
"Bizim eve götürecekmiş, şu an aklı yerinde değilmiş biraz."Jisung bana yalvaran, çaresiz gözlerle bakarak, "Tek yatmak istemiyorum Minnie," dedi.
Haklıydı; ben bile Chan'dan ayrı kalmaya, onsuz yatmaya dayanamazken, onlar aylardır aynı yatakta uyuyup uyanıyorlardı. O büyük yatak bu gece Jisung'a koca bir mezar gibi gelecek, o yokluk canını yakacaktı.
O boşluğu bu gece ben dolduracaktım.Ona uzanıp kollarımı sıkıca boynuna doladım. "Tamam, üzme artık kendini. En yakın zamanda eskisi gibi olacaksınız, göreceksin," dedim.
O da kafasını omzuma yaslayıp sessizce onayladı ama göğsünün altındaki o ezici, kör kütük ağrıyı ben bile buradan hissedebiliyordum.
"Biraz daha iyi olacaksan dışarıda dolaşalım istersen," dedim. Cümleyi bitirdiğimizde birbirimizden yavaşça ayrılmıştık.
Jisung teklifime hayır anlamında başını salladı; gözleri hâlâ kıpkırmızıydı ve biraz uyumanın ona iyi geleceği her halinden belliydi.
Uykum gelmiş gibi esneyerek, "Hadi, biraz dinlenelim," dedim ve Jisung'u kolundan tutup yatak odasına doğru yönlendirdim. Odaya girdiğimizde Jisung bana önceden ayarladığı rahat pijamaları uzattı.
Kıyafetleri alıp banyoya ilerledim, üzerimi değiştirip geri döndüğümde Jisung da pijamalarını giymiş, yatağın kenarında sessizce telefonuna bakıyordu.Yanına yaklaşıp, "Bir haber mi var?" diye sordum yumuşak bir sesle.
Başını kaldırıp kırgın bir ifadeyle, "Minho hâlâ mesajlarımı görmemiş," dedi; sesindeki o çaresizlik içimi acıttı."Yarın sabah kafa kafaya verip sakin akılla konuşursunuz, şimdi bunları düşünüp kendini yıpratma," dedim yatağın diğer tarafına geçerken. "Hadi uyuyalım artık."
Birlikte yatağa uzandık. Jisung, Minho’nun her zamanki yattığı tarafa kaymış, yastığa sinen kokusunu içine çekerken derin derin nefesler alıyordu; sevdiği adamın bıraktığı kokuya sığınarak kısa sürede uykuya teslim oldu.
O derin sessizlikte ben de telefonumu cebimden çıkarıp parmaklarımı ekran üzerinde gezdirdim ve Chan’a mesaj attım.
Ekranın mavi ışığı karanlık odada yüzümü aydınlatırken, parmaklarım hızla tuşlarda gezindi.
“Biz yattık. Minho nasıl, uyuyabildi mi?”Çok geçmeden Chan’ın telefonunun ekranını titreştiren o kısa yanıtı düştü düştü: “Hâlâ ayakta, pencere kenarında dışarıyı izliyor. Pek iyi durumda değil güzelim. Sen nasılsın, Jisung iyi mi?”
Gözlerimi yanımda derin ve sarsıntılı nefeslerle uyumaya çalışan Jisung’a çevirdim. Uykusunda bile kaşları çatılıydı, sanki rüyasında bile o kopuşu yaşıyordu.
Chan'a kısa bir mesajla iyi olduğumuzu, sabaha her şeyi konuşacağımızı yazıp telefonu sessize aldım ve komodinin üzerine bıraktım.
Yorganı omuzlarına biraz daha çektikten sonra sırtüstü uzandım. Tavanı kaplayan loş karanlıkta, bir yıl önceki o kazanın gölgesi bir kez daha odanın içine süzülmüştü sanki.
Hayatımızdaki herkesin birer birer paramparça olmasını izliyor, ama bu enkazı nasıl kaldıracağımızı kimse bilmiyordu.
Chan’ın o koruyucu kolları olmadan geçireceğim bu gece bana her zamankinden uzun ve soğuk gelecekti; ama şu an burada, bu kırık yuvada Jisung’a o omuz olmaktan başka çarem yoktu. Gözlerimi yavaşça yumdum, sabaha çıkacak o zorlu fırtınayı beklemeye koyuldum.
