21. bölüm · DROWN | Chanmin

-21-

Miana skz

Chan'ın o odadaki loş ışık altında, gözlerimin içine bakarak fısıldadığı her bir cümle, üzerimdeki o tonlarca ağırlıktaki zırhı yavaşça parça parça edip yere düşürmüştü.

Sinir, öfke, tükenmişlik ve son ayların tüm birikimi o odada adeta somutlaşıp üzerimize çökmüştü ama onun o yumuşak, her şeyi sarmalayan sesi fırtınanın dindiği yer olmuştu.

“Seungmin, seni kaybetmek istemiyorum, seni her şeyden herkesten çok seviyorum... Changbin de benim kardeşim. Onlara bu evde yaşama iznini verdim çünkü kardeşimi sokağa atamam. Bugün bu olay yaşandı diye de kovmayacağım onları, bunu bil olur mu? Yarın sabah kahvaltıda konuşuruz, konuyu kapatırız. Kızdan da özrünü alırsın; kimsenin kişiliğini değiştiremezsin bebeğim, olduğu gibi kabullenmek lazım bazı şeyleri. Biliyorum bu aralar çok yıprandın, her şeye tepki veriyorsun ama artık bu gerginliği geride bırakmalıyız. Daha düğünümüz olacak, bebeklerimiz olacak, kendini şimdiden böyle hırpalamanı istemiyorum olur mu bebeğim?”

O cümlelerin ağırlığı zihnime kazınırken, kalbimdeki o buz tutmuş köşe ilk defa bu kadar sıcak bir dalgayla erimişti.

Ona sadece kısacık bir "Chan, özür dilerim" diyebilmiştim; çünkü daha fazlasını söylemeye kalksam içimdeki bütün barajlar yıkılacak ve hıçkırıklarım arasında saklandığım o gurur tamamen yok olacaktı.

Chan ise şefkatle saçlarımı okşayıp, "Özür dileme güzelim," demişti. “Ben şimdi Changbin’e mesaj atacağım, sevgilisiyle eve dönecekler. Sen de biraz dinlen, zaten geç oldu. Minsung çiftini uğurlayayım.”

Ona başımla sessizce onay verip odadan çıktığımda, salonun ve koridorun o sessiz atmosferi üzerime basmıştı.

Minho ve Jisung’un fısıltıyla vedalaştıklarını, kapının sessizce kapanıp ardından Chan’ın onlarla ilgilendiğini uzağımdaymış gibi hissettim.

Bacaklarımın taşıyamayacağı kadar yorulduğunu, ruhumun ise nihayet biraz olsun gevşediğini fark ederek doğrudan koridorun sonundaki banyoya yöneldim.

Musluğu açıp suyun o sıcak buharla odayı doldurmasını izledim. Üzerimdeki kıyafetlerden kurtulup aynaya baktığımda, yorgunluğumun yüzüme vuran gölgesini gördüm. Ama ilk defa aynadaki yabancıya değil, sadece insani bir tükenmişliğe bakıyordum.

Suyu sonuna kadar açıp duş kabinine girdiğimde, tazyikli sıcak suyun tenime değmesiyle birlikte içimdeki o son direnç de akıp gitti.

Gözlerimi kapatıp sırtımı soğuk fayanslara yasladım; Chan’ın bana vadettiği o gelecek —düğünümüz, bebeklerimiz, o henüz adını koyamadığımız ama hayalini kurmaktan korkmadığımız yarınlar— zihnimde yankılanıyordu.

Kendi kendime bu bitmek bilmeyen gerginliği geride bırakmak zorunda olduğumuzu fısıldadım suyun sesinin altında.

Duştan çıkıp üzerime rahat bir şeyler geçirdiğimde, banyodan yatak odamıza doğru yürürken evin içindeki o keskin nefret kokusunun yerini yavaş yavaş sabaha, yumuşak almıştı.

Yatak odasının kapısını araladığımda, Chan çoktan duşunu almış, loş ışıkta yatağın kenarına oturmuş beni bekliyordu. Yatağa girip doğrudan göğsüne kıvrıldım.

Parmakları saçlarımın arasında huzurla dolaşırken, tenine sinen o tanıdık kokuyu derin bir nefesle içime çektim. Gözlerimi kapatırken, uzun zamandır ilk defa uykunun o karanlık ve boğuşuk kabuslarına değil, gerçekten dinlendirici kollarına teslim olabildiğimi hissettim.

Sabah olduğunda güneş ışığının odayı kaplamasıyla uyanmıştım.

Chan’ın göğsünde uyuyordum; kendimi uzun zamandır hiç bu kadar güvende ve rahat hissetmemiştim. Chan da uykulu haliyle beni kendine daha çok bastırdı, dudaklarıma küçük, sabah aşk dolu bir öpücük kondurdu.

Ama fazla vakit kaybetmeden kalkmamız gerektiğini ikimiz de biliyorduk. Minho ve Jisung dün gece geç saatlerde evlerine dönmüşlerdi, evde artık bir nebze olsun sakinilk hâkimdi

.Gece Changbin ve sevgilisi de gelmişti ve Chan’ın kurduğu o yapıcı cümlelerle bu krizi de bir şekilde geride bırakmaya çalışmıştık.

Banyoya gidip elini yüzümü yıkadım, aynadaki solgun ama biraz daha dinlenmiş yüzüme baktım. Chan da banyoda biraz oyalandıktan sonra yanıma geldi ve beraber aşağı indik.

Mutfak tezgahının başında Changbin’i, masada ise sevgilisini gördüğümüzde içimdeki o eski gerginlik anında yoklamıştı bile.Chan sıcak ve kucaklayıcı bir tebessümle "Günaydın" dedi.

Changbin aynı şekilde gülümseyerek karşılık verirken, masada oturan kız yapmacık ve cıvıl cıvıl bir sesle "Günaydın” fazla duygulu bir geceydi, o kadar laftan sonra diye mırıldandım. İçimden bune yüzsüzlük diye geçirdim, aklım gerçekten almıyordu.

Yüzsüzlüğün bu kadarına pes diyerek masaya oturduk. Tam yemeğe başlayacağımız sırada Chan bizi durdurdu; küslüğün tamamen bitmesi, aramızdaki o duvarların yıkılması için beni hafifçe dürterek özür dilemeye teşvik etti.

Onun o barışçıl gözlerine bakarak istemeye istemeye de olsa o adımı attım, aynı şekilde kızdan da yapmacık bir özür geldi.

Ama içimdeki o buz tutmuş köşe erimemişti. bu kızı hâlâ gram sevmiyordum; bundan sonra ona karşı sadece rol yapacaktım, seviyormuş gibi görünecektim.

O dört kişilik sessiz, gergin ortam bir anda yapay bir gürültüye ve yapmacık kahkahalara büründü. Gülüyorlar, eğlenmeye çalışıyorlardı ama bu neşenin altında ezilen yine bendim.