2. bölüm · DROWN | Chanmin

-2-

Miana skz

Seungmin, çalan alarmla irkilerek uyandı. Saate baktığında öğlen vardiyasına sadece iki saat kaldığını fark etti. Oflayıp yataktan kalktı. Kemikleri ağrıyordu, hastaneye gitmeye bile vakti yoktu. Yatakta uyanmak için esnedi ve kıvrıldı. Zor da olsa yataktan kalkıp kıyafetlerini üzerine geçirdi.

Odadan çıktığında sağına soluna baktı. Belli ki annesi gelmişti; ev temiz görünüyordu. Annesine işe gideceğini söylemek için odalarda onu aramaya başladı. Babası evde değildi, kardeşi de evde yoktu. En sonunda mutfağa girdiğinde ilaçlarını içen annesini gördü.

“Anne, Jeongin nerede?” diye sordu.

“Arkadaşıyla çıktı.” dedi annesi.

Seungmin, annesine düz bir ifadeyle:

“Evden çıkıyorum.” dedi.

Annesi, söylediği şeye tepki bile vermemişti. Seungmin, annesinin bu tavrına alışıktı.

Evden çıkmış, yolda da sürekli kardeşine ulaşmaya çalışıyordu. Kardeşi en son attığı mesajı “Dışarıdayım.” diye bitirmişti.

Seungmin markete gelmiş ve günlük işlerini yapmaya başlamıştı. Market önlüğünü giydi. Vardiyası biten diğer çalışanlar çıkıyordu. Seungmin ise marketteki işlerini yaparken insanlara güler yüzünü gösteriyordu. İçindeki fırtınaları sadece kendisi biliyordu.

Seungmin, zorlu geçen günün ardından kasadaki sandalyeye oturmuş, derin bir of çekmişti. Cebinden telefonunu çıkarıp saate baktığında saat 10 olmuştu bile. Bütün gününü burada geçirdiğine lanet etti.

Üniversite sınavlarında hiç güzel ortalamalar yapamıyordu. Zaten yapsa bile ailesinin izin vereceğini sanmıyordu. Bunları düşünürken boğazı düğümlenmişti. Ağlamamak için zor duruyordu. Derin derin nefes alıp veriyordu.

Karnının acıktığını hissettiğinde marketten bir kutu kola ve bir sandviç aldı. Hızlıca yedi. Sandviç soğuk olduğu için tadı gerçekten kötüydü ama sadece bunu yiyebiliyordu.

Yemeğinin çöplerini atmıştı. Gecenin uzun ve sıkıcı geçeceği şimdiden belli olmuştu bile.

Seungmin yerine geçmiş, etrafa boş gözlerle bakıyordu. Marketin önünden geçen insanları izliyordu. İçinde hâlâ dün gece gördüğü adamı tekrar görme umudu vardı.

Kolunu dirseğinden masaya dayamış, elini yanağına koymuştu. Canı fazlasıyla sıkılıyordu.

Saat çoktan gece yarısı olmuştu. Sessizliği Seungmin’in telefonu bozdu. Jeongin’den bir bildirim gelmişti. Abisine eve geldiğinin haberini veriyordu.

Seungmin, bu saatlerde eve geç girmezdi. Korkuyla irkildi. Kardeşiyle eve gidince bu meseleyi konuşmak istiyordu. Telefonunu kapatıp altına koydu.

Ayağa kalkmış, öylece dolanıyordu. Dağılmış reyonlara bakıp onları düzenliyordu.

Boynunda sıcak bir nefes hissettiğinde arkasına döndü. Dün gece gördüğü adam ona düz ve sert bakışlarla bakıyordu.

Seungmin kendini toparladı.

“Pardon, efendim. Ne arıyorsunuz? Ben bulabilirim.” dedi.

Karşısındaki simsiyah giyinmiş adam dudaklarını birbirine bastırdı ve kısık bir sesle:

“Burada mı çalışıyorsun?” diye sordu.

Seungmin’in kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Kekelemek isteyeceği en son şeydi. Sonuçta bu adam, yakışıklılığı kadar tehlikeli de olabilirdi.

Seungmin, adamın sorusuna kafa sallamakla yetindi. Ellerini önünde birleştirmiş, kafasını eğmişti.

Karşısındaki adama titrek bir sesle:

“Size nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu.

Korktuğu her hâlinden belliydi.

Karşısındaki adam ise Seungmin’e yarım ağız sırıtıp reyonu işaret ederek bir şeyler sordu. Seungmin yutkundu ve ileriyi gösterdi.

Adam ellerini cebine koyarak ilerledi.

Seungmin sırtını reyona yaslayıp derin derin nefes aldı. Adamın onu çağırdığını duyunca kendini toparlayıp yanına gitti.

Adam alışverişini tamamlayıp kasaya geldi. Ödemeyi yaparken göz temasından kaçınmıyordu.

Seungmin, adamı incelemeye vakit buldukça ona dikkatli bakıyordu. Geniş omuzlu, kaslı bir vücudu vardı.

Seungmin incelemeye devam ederken adam iki elini masaya doğru koydu ve Seungmin’e bakıp düz, kısık bir sesle adını sordu.

Seungmin konuşmak için dudaklarını araladı.

“Seungmin. Kim Seungmin.”

Sesi tiz ve kısık çıkmıştı.

Adam da sırıtmasına devam ederken kendi adını söylemeden arkasına bakmadan gitmişti.

Seungmin bir anlığına, “Neden söyledim ki?” diye düşünmeden edemedi.

Gece sürmeye devam etti. Seungmin’in kalp atışlarının normale dönmesi biraz uzun sürmüştü.

Tanımadığı bir adama âşık oluyor değildi. Sadece karşılaşmaları onda tuhaf bir merak bırakmıştı.

Vardiyası gün doğumuyla bitmişti. Üstünü değiştirmek için odaya gitmişti. Gelirken giydiği kıyafetleri üzerine geçirip marketten çıktı.

Ellerini cebine koyarak boş sokakların arasında eve gidiyordu. Soğuk hava yüzüne çarpıyordu. Saate baktığında saat 8 olmuştu bile.

Eve geldiğinde her zamanki gibi evde kimse yoktu. Odasına çıktı.

O kadar yorgun hissediyordu ki sadece uyumak istiyordu. Ama yatakta ağlayan kardeşini görmeyi beklemiyordu.

Kardeşine hızlıca sarıldı.

“Jeongin, ne oldu? İyi misin?” dedi.

Kardeşi üzerindeki yorganı sıyırdı. Üzerinde belirgin morluklar vardı.

Seungmin’in gözleri büyüdü.

“Jeongin, bu ne? Kim yaptı sana bunu?” dedi.

Jeongin ise ağlayarak:

“Ben ailemize katkıda bulunmak istedim. Sana üzüldüm, abi.” dedi.

Seungmin, küçük oğlanın söylediklerini anlamamıştı.

Jeongin yataktan doğruldu ve yatağın yanındaki çekmeceyi açtı.

Çekmecede bir tomar para gören Seungmin’in gözleri daha da açıldı. Bayılacak gibi hissediyordu.

Ona titrek gözlerle bakan çocuk konuştu:

“Abi… Ben annemle işe başladım.”