30. bölüm · Arayış
29. Bölüm/Ay seni çıtır, çıtır yemeli
Eve gelmemiz ile hemen hazırlandık.İçimize çelik yelekler giydik.Görev için hazır olduktan sonra evden çıktık.Alparslan askeri araç ile gidecekti.Ben ise kendi arabamla.
Askeri araç önden ben ise arkadan ilerlerken oldukça dikkatliydik.Biraz zaman sonra koordinatlara varınca sessizce araçlardan indik.Şuanda mertebem hepsinden yüksek olduğu için operasyonu ben yönetiyordum ve bu oldukça stresli bir şeydi.
Alparslanın ise gözü hep benim üzerimdeydi.Yanımda olamasa bile bakışları beni korumaya çalışıyordu.Bahsedilen depoya geldiğimizde hiç kimse yoktu.
Herkes dağılıp deponun etrafına bakarken yerdeki tekerlek izlerini farkettim.Yeni oluşmuşlardı.Belli ki geri geleceklerdi.
“Geri gelecekler.”dedim kendimden emin, yüksek nir sesle.Genelde altıncı hislerim doğru çıkardı.
“Emin misiniz savcım.”
“Eminim.Fatih yalan söylememiştir.Buradakilere de haber uçuramaz.Bu yüzden geri gelecekler.Belli ki bir sevkiyat vardı.”
Askerler ve ben bulduğumuz depoyu güzel gören ve bizi gizleyecek bir yere gizlendik.Ne gelen vardı ne giden.Herkes tetikte beklerken ben ve Alparslan silahlarımız ellerimizde bir şekilde askeri aracın oradan depoyu gözetliyorduk.
Aniden gelen soğuk rüzgar ile irkildim.Alparslanın ise sert bakışları bana döndü.O sert sanırım biraz bağımlısı olduğum bakışları bana döner dönmez yumuşarken konuştu.
“Üzerine birşey almadın mı?”
Başımı iki yana salladım.Almamıştım.
“Bekle beni.”
Diyerek gizlendiği yerden kalktı ve askeri araca ilerledi.Oradan bulduğu bir hırka ile geri döndü.
“Gerek yoktu neden zahmet ettin?”
“Hayır gerek vardı, ayrıca ne zahmeti?Senin iyi olmanı sağlamak benim görevim.”
Yine ona bakakalmıştım.Şuanda sanırım hem hayranlık hem huzur hem de mest olmuş bir şekilde ona bakıyordum.
Hırkayı alarak giymemde yardımcı oldu.
“Bu benim hırkam.Üşüyüp hasta olmanı istemeyiz.”
Ben onun gözlerinde kaybolurken o da benim gözlerimin içinde kaybolmuş gibiydi.Gözlerimin en derinliklerine bakıyordu.Sonra metehanın bağırışı ile bu büyülü an tamamen bozuldu.
“Komutanım!”
Alparslan derin bir nefes alarak önüne döndü.Tam ağzını açıp sövmeye başlıyordu ki benim yanında olduğumu hatırladı ve sustu.
Metehan ise sinirlendiğini anlayınca geri önüne dönmüştü.
Deponun etrafında hareketlenmelerin oluşması ile hemen atış pozisyonuna geçtik.Sonrasında ilk atışı atmam ile çatışma başladı.Çoğu yerlere serilirken önemli olan kişileri alıyorduk.Onlara sorgu yapılacaktı.İşimizin bitmesi ile suçlular askeriyeye götürüldü.Tim ise evlere dağılacaktı.Tüm tim askeri araca binerken Alparslan benim peşimden geliyordu.Bunu gören zafer konuştu.
“Komutanım siz askeri araçla gelmiyor musunuz?”
“Karım yanımdayken niye askeri araçla geliyim oğlum.”
Yanaklarıma kan hücreleri akın edip yanaklarım yine kırmızı elmaya dönerken ben göz ucuyla Alparslan’a bakıyordum.O ise yine ve yine muzipçe sırıtıyordu.
“Komutanıma bakın be!Bugünleride mi görecektik.”dedi Sezen anlamlandıramadığım bir heyecan ve neşeyle.
Alparslan onlara bir bakış atıp geri önüne döndü.İyi anlaşıyorlardı tim olarak.Kardeş gibilerdi.
Eve vardığımızda ikimizde çok yorulmuştuk.Üzerimize rahat birşeyler giymiştik.Sonra ben mutfağa kahve yapmaya gittim.İkimizede kahve yapacaktım.En azından iyi gelirdi.
Kahveleri yapıp Alparslan’a verdim.Alparslan kahveyi alınca hemen konuştu.
“Gerek yoktu, neden zahmet ettin?Zaten yoruldun.”
“Ne olacak ya birşey olmaz afiyet olsun.”
Kısa bir süre sessizlik olduktan sonra o sesinde bariz belli olan bir derinlik ile konuştu.
“İyi ki seninle evlenmişim Nil.”
Bu sözü gerçekten beklemiyordum.Ancak hoşuma da gitmişti.İçimdeki kelebekleri uyandırmış, onların tüm bedenimde dolaşmasını sağlamıştı.Ve yine tabi ki yanaklarımın kızarmasına da neden olmuştu.
“Bende Alp.Bende iyi ki seninle evlenmişim.”
Onunla açık açık konuştuğumuz birkaç konuşmadan biriydi bu konuşma.Eğer ki o bana hissettiklerini açmışsa bende açardım.
Sonra kahvesinden bir yudum aldı ve yine konuştu.
“Yanaklarının kızarması sana çok yakışıyor.”
Ya off en sevmediğim şey.Hemen ellerim yanaklarıma gitti.Sonra hemen sitemle konuştum.
“Yanaklarım kızarmadı ki.Sana öyle gelmiştir.”
“Öyle diyorsan öyledir karıcım da, bana pek öyle gelmedi.Sanki her utandığın veya heyecanlandığında kızarıyorlar.”
Yüzüne baktım bir süre.Sanırım benim tüm vücudumu çözmüştü.Sonrasında burun kıvırıp önüme döndüm.
Kahvelerimiz bittikten sonra biraz gofreti sevdim.Ardından kendimi uykuya bıraktım.
Sabah uyandığımda hızlıca mutfağa gittim.Alparslan bugün askeriyeye geç gidecekti.Bu yüzden hâlâ evden çıkmamış, hatta kahvaltı hazırlamıştı.Evin içinde onu ararken arka bahçeden gelen su sesi ile oraya gittim.
Alparslan sıfır kollu bir tişört giymiş, altında şortu ile çiçekleri suluyordu.Evet sıfır kollu tişörtle.
Yani şuan arka bahçede görsel şölen gibi birşey vardı!
Çünkü bu kaslar ne be adam!
Ne demiş Sezen Aksu; Ay seni çıtır, çıtır yemeliii!
Her neyse Almila kendine gel.Ne diyelim Allah sahibine -bana- bağışlasın.Amin.
Arka bahçeye çıktığımda evin duvarına yaslandım ve onu izlemeye başladım.Ancak o konuştu.
“Bir askeri dikizlemenin cezası kaç yıl savcı hanım?”
Of Almila of.Adam bordo bereli.Tabi ki seni farketmesi zor olmaz.
Yaslandığım duvardan kalktım ve hemen konuştum.
“Yoo dikizlemiyordum ki dalmışım sadece.”
Böyle dedikten sonra hemen yavaş akan su hortumunu bana doğru tuttu.Evet yaptı bu hatayı.
Üstüm başım ıslanırken ben balık gibi suyun içinde çırpınıyordum.
“Alp, alp.”
Su hortumunun durması ile hemen yanına gittim ve yerdeki su dolu kovayı onun üzerine döktüm.O ise hemen ciddi olmayan bir ifade ile bana döndü ve konuştu.
“Demek öyle, beni ıslattınız küstah hanım.”
“Öyle ukala be-“
Dememe kalmadan beni bahçenin etrafında kovalamaya başladı.Ben kaçıyordum o ise kovalıyordu.
Evet bu yaptığımız çok çocukçaydı.Ama ben şuanda hiç olmadığım kadar neşeliydim.Çocukluğumu yaşayamamış biri olarak, şuan çocuk gibi eğlenmek benimde hakkımdı.
En sonunda bu kovalamacayı durdurmak için durdum ve arkamı döndüm.
“Tamam, tamam.Hadi kahvaltı yapalım.”
O da benim gibi eğlenmişti.Beni başıyla onayladı ve konuştu.
“Tamam ama önce üzerini değiştir.Hasta olma.”
Arkamı dönüp eve gidecekken ayağımın kayması ile yanımda duran Alparslan’ın omzuna tutundum.Zaten omuzları duvar gibiydi.Omuzlarına tutunmam ile aramızda ki mesafe neredeyse yok denecek kadar azalmıştı.Onun nefesi benim yüzümde benim nefesim ise onun bedenindeydi.Bu yakınlık benim için fazla tehlikeliydi.Çünkü her an kendimi tutamayabilirdim.
O da refleks olarak kollarını belime sararken afallamış, ama aynı zamanda rahat görünüyordu.Hatta bence bu pozisyondan hoşnut bile olabilirdi.
O değilde bu boy ne ya!Boyum 1.74 ki bence gayet yeterli bir boy, ama onun omuzlarına anca geliyordum.Hatta belki de omuzlarına bile gelemiyordum.
İkimizde afallamış görünüyorduk.Yani şimdi bu beden, üç oda bir salon omuzlar, boy ve kalemle çizilmiş yüz hatlarını görünce afallamamak elde değildi.E bence onunda afallaması garip değildi çünkü bende fıstık gibi, taptaze, çıtır çıtır genç bir kadınım.
En sonunda bu yakınlıktan utandığım için ellerimi onun omzundan indirdim.O da belimdeki ellerini bıraktıktan sonra ben şapşalca gülümsedim.
“Ee ben gidip üzerimi değiştireyim.”
Diyip yanından ayrıldım.O her seferinde çok rahattı.Ancak ben her seferinde çok utanıyordum.
Hemen gidip üzerimi giyindim.Sonra kahvaltı sofrasına oturup kahvaltımızı yaptıktan sonra ikimizde birlikte evden çıktık.Arabama binerken hâlâ aklımda sabahki o yakınlık vardı.
O yakınlaşmalarda çok utanıyordum ancak sonrdan düşününce içim huzurla doluyordu.
Adliyeye geldikten sonra işlerimi yaptım.Gün içinde oldukça miraç savcı ile karşılaşmamaya çalışıyordum.Gerçekten bu adam fazlasıyla sinirimi bozuyordu.Tek isteğim Alparslan ile katılacağımız adliye davetinde karşılaşmamaları.Çünkü eğer ki Alparslan’ın yanında o tarz sözlerde bulunursa eminim ki Alparslan o adamı yaşatmazdı.
Mesaimin bitmesi ile eve gelmiştim.Eve geldiğimde Alparslan’dan aldığım mesaj ile Alparslan’ın nöbete kalacağını öğrenmiş ve kendime yemek hazırlayıp yemiştim.Sonrasında ise kendimi uykuya bırakmıştım.
