182. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 182: Kumsaldaki Son Çığlık ve İhanetin Bedeli
Sahilin buz gibi rüzgarı, barut kokusu ve denizin tuzuyla harmanlanmıştı. Beyaz Paltolu Adam, elindeki saatli bombanın dijital ekranında hızla geriye sayan kırmızı rakamlara bakarken yüzünde o sarsılmaz, hastalıklı gülümsemesiyle haykırdı:
"Son dileklerinizi dileyin çocuklar! Belki bu adaletsiz dünyada gerçek olan tek şey ölümünüzden hemen önceki o son istektir!"
Zaman daralıyordu; saniyeler sanki birer kurşun gibi havada asılı kalmıştı. Siyah Paltolu Adam (Farse), bir an bile tereddüt etmedi. İçindeki o yıllanmış nefret, usta-çırak bağından çok daha güçlüydü. Yerden hızla silahını kaptı, nişan almasına bile gerek yoktu; o sesi, o nefesi tanıyordu. Namluyu doğrulttu ve tetiği ezdi. PAT! Tek bir kurşun, Beyaz Paltolu Adam'ın alnının tam ortasında karanlık bir delik açtı. Katilin bedeni, sanki ipleri kesilmiş bir kukla gibi geriye doğru savruldu ve kumların üzerine yığıldı. Tam o anda bombanın geri sayımı sıfıra ulaştı. Erder gözlerini kapattı, sonun geldiğini sanıyordu. Ancak beklenen devasa patlama gerçekleşmedi.
Cihazdan küçük bir hava basıncıyla birlikte binlerce rengarenk kesilmiş kağıt havaya fırladı. Konfetiler ay ışığında parlayarak aşağı süzülürken, plastik kasanın içinden küçük, buruşuk bir not düştü: "Tebrikler! Bir katil oldun."
Erder, toz ve kağıt bulutunun içinden kardeşine bakarak dehşet içinde fısıldadı: "Ne yaptın sen Farse? Onu gerçekten... Hiç düşünmeden öldürdün."
Siyah Paltolu Adam, dumanı tüten silahını yavaşça kumlara bırakırken sesi boş bir mezar kadar ruhsuzdu: "Adaleti yerine getirdim Erder. Bu dünyada bazı mikropların temizlenmesi için ellerin kirlenmesi gerekir."
Erder, dizlerinin üzerine çöktü, bakışları yerdeki cansız bedene takılı kaldı: "Yapman gerekeni yaptın... Ama bu seni neye dönüştürdü?"
Siyah Paltolu Adam, dalgaların kıyıya vuran köpüklerine bakarak sertçe konuştu: "Git buradan Erder. Seni bir kez buldum, bir daha bulamam. Bu yolun geri dönüşü yok."
Erder inatla ayağa kalktı, sendeliyordu ama kararlıydı: "Benim artık ne gidecek bir yerim var ne de kaybedecek bir şeyim! Nereye gidersen git, o karanlığın içinde peşindeyim!"
Siyah Paltolu Adam durdu. Omuzları çökmüş gibiydi. Yavaşça kardeşine döndü ve sesindeki o buz tabakası ilk kez çatladı: "Emin misin? Gerçekten yanımda kalmak istiyor musun? Şu gördüğün tepecik var ya... Oraya bir gel sene."
İki kardeş, sahilin dibindeki ufak, rüzgarın dövdüğü tepeye tırmandılar. Şehrin ışıkları uzaktan soluk birer yıldız gibi görünüyordu. Siyah Paltolu Adam, Erder’in omuzlarından sımsıkı tuttu ve gözlerinin içine bakarak sordu: "Neden ölmedin Erder? Neden o hastane odasında huzur içinde gitmedin de buraya, bu cehenneme geldin?"
Erder: "Dedim ya... Birisi beni diriltti. Belki de seni bu bataklıktan çekip çıkarmam için bana bir şans daha verildi."
Siyah Paltolu Adam acı bir gülüş attı: "Bunu en baştan beri yapmalıydım. Bu yükü tek başıma taşımalıydım." Erder, "Ne demeye çalışıyorsun?" demeye kalmadan, Farse ellerini yavaşça yüzündeki o siyah maskeye götürdü. Yıllardır kimsenin görmediği o maskeyi çıkardığında, Erder dehşetle geriye sendeledi.
Farse’nin yüzü, bir harita gibi kesiklerle, yanık izleriyle ve dikişlerle doluydu. Beyaz Paltolu Adam ile geçirdiği o "stajyerlik" yıllarının, işlediği her cinayetin ve aldığı her darbenin izi yüzüne kazınmıştı. Artık bir çocuk değil, yaşayan bir enkazdı.
"Adalet..." dedi Farse, sesindeki titremeyi gizleyemeyerek. Birden cebinden keskin, gümüş parıltılı bir bıçak çıkardı. Erder müdahale edemeden, Farse bıçağı büyük bir hızla kendi kalbine sapladı. Acıyla yüzü kasıldı ama dudaklarında garip, huzurlu bir gülümseme belirdi.
Erder "HAYIR!" diye bağırdığında, Farse son bir güçle kardeşine sarıldı. Onu omuzlarından yakaladı ve tüm ağırlığını kullanarak ikisini birden tepenin yamacından, sahilin hırçın ve derin sularına bıraktı.
Karanlık sular üzerlerine kapandığında, dünya bir anda sessizleşti. Farse’nin kalbinden sızan kan, denizin tuzlu suyuyla karışırken zihninden geçen son cümleler kabarcıklar halinde yüzeye çıkıyordu:
"Adalet diye bir şey yokmuş... Onu en acı şekilde öğrenmiş oldum. Ama en azından şehir... Bizim gibi günahkarlar olmadan, adaleti biraz daha temiz yollarla sağlamayı öğrenir belki."
Siyah Paltolu Adam, kalbindeki derin yara ve akciğerlerine dolan soğuk suyla oracıkta can verdi. Erder ise vücuduna verilen o ağır uyuşturucunun etkisiyle kasları felç olmuş bir halde dalgalara direnemedi. İki kardeş, birbirine sarılmış halde denizin dibindeki o sonsuz karanlığa gömüldüler.
Sahil sessizdi. Bir katilin cesedi, bir avuç konfeti ve denizin yuttuğu iki kardeş... Adalet arayışı, adaletsiz bir ölümle son bulmuştu.
