155. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 155: Tanrıların Gururu ve Bir Meleğin Sessiz Vedası
Evrenin kalbi, Sun’ın dudaklarından dökülen o dehşetengiz, mutlak yok oluş fermanıyla durdu: "Güneş Patlaması!" Alevler, uzay boşluğunu bir kefen gibi sarmaya hazırlanırken; imkansız bir direnç gösteren Xelong, damarlarındaki kadim kudreti toprağa akıtarak kükredi: "Toprağı yakamazsın, Güneşin Oğlu! Güneş bile toprağın bağrında söner!" Xelong’un topraktan yarattığı devasa koza, güneşi mühürledi. Ardından kılıcını savurdu: "Saldırın kadim ruhlar! Bu kibirli tiranı tahtından indirin!" Dirilen hükümdarlar ordusu, intikam yeminleriyle Sun’a atıldı; fakat Sun, sadece küçümseyen bir bakışla parmağını şıklattı. Tek bir hareketle, asırlık hükümdarları birer toz zerresi gibi ebedi hiçliğe uğurladı.
O sırada, gümüş renkli ayın sükunet dolu kucağında bir silüet belirdi. 1.60 boyunda, gümüş beyazı elbiseleri uzay rüzgarında bir hayalet gibi dalgalanan, saçlarında geceyi andıran siyah ay motifleri taşıyan bir kız... Sağ yanağındaki o zarif siyah nokta, kusursuz yüzüne hüzünlü bir melankoli katıyordu. Luna, bakışlarını savaşa, bir zamanlar taptığı adama dikti ve fısıldadı: "Sen... Sen benim sevdiğim o adam değilsin artık. Sen sadece yakan bir korsun." Sırtından açılan asimetrik melek kanatları, gümüşi bir parıltıyla parladı ve Luna, Sun’ın yarattığı o cehennem çukuruna doğru süzülmeye başladı.
Aşağıda, parçalanan dünyanın enkazları arasında Rei ve Saylox bir çıkış yolu ararken, Este’nin delice bir cesaretle Xelong’a doğru uçtuğunu gördüler. "Gitme oraya!" diye bağırdı Rei, sesi boşluğun soğukluğunda yankılanarak. "Burası tanrıların meydanı, senin değil!"
Este, bir an bile tereddüt etmeden haykırdı: "Artık bir gölge, bir orospu olmak istemiyorum Rei! Hayatımda bir kez olsun, ölürken bile bir işe yaramak istiyorum!" Ancak Sun, onun bu saf direnişini gördüğü an hiddetle parmağını tekrar şıklattı. Este’nin bedeni bir anda alevler içinde kaldı; çığlıkları yıldızlar arasındaki boşluğu yırttı. Tam küle dönecekken, Xelong’un koruyucu toprağı alevleri bir sünger gibi emdi ve onu ölümün kıyısından söküp aldı.
Sun, evrenin hakimi olduğunu sandığı o kibirli anın doruğundayken, ensesinde buzdan farksız bir nefes hissetti. Docelo, sessiz bir cellat gibi Deather Kılıcı'nı Sun’ın karnına, tanrısal özüne sapladı! Sun, acıyla değil, sonsuz bir şaşkınlıkla arkasına döndü. "Aptalsın..." dedi Sun, kılıcı eti cızırdayarak sırtından çekip çıkarırken. "Zamanın doldu Docelo. Ruhunu bir intikam uğruna sattın ama ellerinde sadece kül var."
"Güneşin Evrim Kılıcı!" Sun’ın elinde sarı, kırmızı ve turuncu renklerin vals ettiği, bakana körlük veren ilahi bir kılıç oluştu. Tam Docelo’nun varlığını silmek üzereyken, Luna’nın sesi duyuldu: "DUR SUN!"
Sun duraksadı. O an Docelo’nun zihninde Atera’nın gülüşü, Vielat’ın sıcaklığı ve o dondurucu karlı gün şimşek gibi çaktı. Sun’a bakarak tükürdü: "Senin de o bencil, tanrıcılık oynayan insanlardan hiçbir farkın yok!"
Luna, Sun’ın karşısına bir yargıç gibi dikildi. "Ne yaptığının farkında mısın? Senin bu kibrin yüzünden artık ikimiz asla yan yana gelemeyeceğiz."
Sun, kederle inledi: "Aşkım, beni bir dinle... Her şey senin içindi!"
"Kararını verdin Sun. Ben artık senden, bu ateşten ayrılıyorum."
Luna sırtını dönüp aya doğru vakur bir şekilde ilerlerken, Sun’ın içindeki öfke bir süpernova şiddetine ulaştı. O an uzayda devasa kozmik yarıklar açıldı. Saylox, titreyen bir sesle, "Onlar geliyor..." diye mırıldandı. Binlerce melek, gökyüzünden birer nurdan mızrak gibi inmeye başladı. Kadim bir ses boşlukta yankılandı: "Ey Cenneti koruyan kutsal melekler! Hükümdarınıza zarar veren bu hadsize, tanrıların bile nasıl düştüğünü gösterin!"
Melekler "Saylox! Saylox!" diyerek Sun’ın üzerine akarken, Sun devasa kılıcını savurdu: "GÜNEŞ PATLAMASI!" Alevler meleklere çarptı ama onlar saf ışıktan ibaretti, hasar almadan Sun’ı kuşattılar. Docelo bu kaosu nihai fırsatı bildi. Gözleri masmavi bir cinnetle parlayarak Sun’ın karnına kılıcı tekrar, bu sefer tüm ruhunu içine akıtarak sapladı. Boşluğu yırtan bir sesle haykırdı:
"ÖLÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜM!"
Evren bembeyaz, kör edici bir ışıkla infilak etti. Sun, tanrısal parçalara ayrılarak karanlığa dağıldı. Docelo, "Başardım..." dedi, sesi solarken gözleri kapandı. Deather Kılıcı elinden kayıp boşluğa düşerken, Docelo’nun bedeni gerçek dünyanın koordinatlarına doğru kontrolsüz bir meteor gibi süzülmeye başladı.
Xelong, parçalanan Sun’ın kalıntılarını toplayan o gizemli ay ışığına bakarken mırıldandı: "Docelo yine yaptı yapacağını... Fakat Sun’ın parçalanışı zafer değil, çok daha büyük bir felaketin doğum sancısıdır."
