163. bölüm · Whispers Beyond Midnight
Bölüm 163: İhanetin Kanlı Mührü ve Gece Gelen İnfaz
Gecenin puslu karanlığı, Rei ve Yuir arasındaki gerilimi adeta bir barut fıçısına çevirmişti. Rei, Yuir’in suçlamalarını bir kılıç darbesi gibi göğüsleyerek, "İstediğimi yapmakta özgürüm!" diye haykırdı. Yuir, zehir zemberek bir gülümsemeyle karşılık verdi: "Özgür müsün? Bence değilsin Rei. Sen bu aciz konumundan sıyrılıp bu kudrete ablam sayesinde ulaştın, her zerren ona borçlu!"
Rei, ruhundaki prangaları parçalamak istercesine gürledi: "Beni bu hale getiren, bu yolu inşa eden tek şey benim irademdir! Ablan sadece bu karanlık yolun var olduğunu gösterdi, o kadar!" Bu küstahça sözler, Yuir’in sabrını bir cam misali tuzla buz etti. Yuir, Rei’nin yüzüne balyoz gibi inen sert bir yumruk savurarak "Haddini bil!" diye kükredi.
Rei, geriye sendeledi ama düşmedi; dudaklarından "Power Damage!" nidası döküldü. Rei, Yuir’in karnına yıkıcı, kemik çatlatan bir darbe indirdi. Yuir, çarpmanın şiddetiyle savrularak yakındaki binanın soğuk duvarına bir enkaz gibi çarptı. Rei, öfke saçan gözlerle "Sus artık!" diye bağırdı. Yuir, ağzından sızan kanı silerek doğruldu: "Haklısın... Ama ablan seni asla bu zelil halde bırakmazdı."
Rei’nin içindeki öfke volkanı infilak etmek üzereydi. Zihninde Xelong’un "sabırlı olmalısın" diyen kadim nasihati yankılansa da Rei, "Xelong burada yok, artık sadece ben ve kararlarım var!" diyerek iradesini ortaya koydu. "Aura!" diye haykırmasıyla birlikte, sokakları boğucu, zifiri bir sis bulutu esir aldı. Yuir, yaklaşan fırtınayı hissederek "İşimi hızlı bitir," dedi.
Ancak tam o anda, Rei’nin ensesinde ölümün gölgesi belirdi. Siyah Paltolu Adam, ruh gibi sızdığı sisin içinden Rei’nin ensesine balyoz gibi bir darbe indirdi. Rei, ne olduğunu dahi kavrayamadan karanlığa gömülerek yere yığıldı. Siyah Paltolu Adam, acımasızca silahını çekti ve baygın haldeki Rei’yi adeta bir eleğe çevirircesine, vücudunda sağlam yer bırakmayacak kadar kurşun yağmuruna tuttu.
Katil, dehşet içindeki Yuir’e dönerek buz gibi bir sesle "Erken gelmişim," dedi ve silahını bu kez Yuir’e doğrultup iki el ateş etti. Rei’nin cansız gibi yatan bedeninin cebinden telefonunu soğukkanlılıkla aldı, polisi arayıp ihbarda bulunduktan sonra karanlığın derinliklerinde bir hayalet gibi kayboldu.
Yirmi dakika sonra, siren sesleri geceyi bir ağıt gibi yırtarak sokağa ulaştı. Yuir, ağır yaralı halde gözlerini araladı. "Beni kimse görmemeli..." diye inledi. Son bir yaşamsal içgüdüyle Rei’nin yanına süründü, onun taze yaralarından fışkıran sıcak kandan kana kana içti. Kanın içindeki gizemli güç Yuir’in yaralarını saniyeler içinde kapattı. Yuir, ayağa kalkıp Rei’nin kanlar içindeki bedenine tiksinerek baktı: "Eğer bize biraz bile saygı duysaydın seni bu cehennemden götürürdüm. Ama artık tek başınasın." Yuir, karanlık kanatlarını açarak geceye karıştı.
Polis ekipleri sokağa doluşurken, Başkomiser Erder yerdeki kanlı bedeni görür görmez tanıdı: "Deminki çocuk bu!" Yanındaki polis dehşetle haykırdı: "Başkomiserim, çocuk delik deşik edilmiş, her yeri mermi izi!"
Erder, çatık kaşlarla düşüncelere daldı. "Burada karanlık bir oyun dönüyor. Karargâhta DNA sonuçlarının açıklandığını duydum ama bu puslu infaz hiç normal değil. Çocuğu derhal karargâha götürün! Vücudundaki mermilerden DNA izlerini almalıyız; katil yine o tanıdık açıklarından birini bırakmış olabilir."
Tam o esnada, elinde bir tabak dolusu cipsle neşeyle sokağa giren Elisa, "Rei! Bak elimdeki cipslere! Partime katılman için reddedemeyeceğin bir teklifim var—" derken kelimeler boğazına dizildi. Rei’nin cansız bedenini görünce elindeki tabak yere çakıldı, cipsler kanın içinde çamura dönüştü. "HAYIR! OLAMAZ!"
Elisa, Rei’ye doğru feryat ederek koşmak istedi ama polisler onu bir duvar gibi engelledi. Erder, sertçe "Ablası değilsin, geri dur!" dedi. Elisa yaşlı gözlerle bağırdı: "Bu sizi ilgilendirmez! Ona ne olduğunu söylemek zorundasınız!"
Erder, Elisa’nın inadını görünce "Yakında öğreneceğiz," dedi ve emir verdi: "Çocuğu araca bindirin, karargâhta mermileri inceleyip bu caninin kim olduğunu bulacağız." Elisa, "Ben de geleceğim!" diye diretince, Erder "Bırakın gelsin, bir işimize yarayabilir," diyerek onay verdi. Elisa ve Erder aynı polis arabasına bindi ve karargâha doğru yola koyuldular.
Onlar uzaklaşırken, cinayet mahallinin en tepesinde, Siyah Paltolu Adam polis konvoyunu buz gibi gözlerle süzüyordu. Silahını küçümseyerek bir kenara attı, Rei’den çaldığı telefonu da peşinden fırlattı. Artık bu kanıtlara ihtiyacı yoktu.
O sırada arkasında bir kanat sesi yankılandı. Yuir, katilin hemen yanında, gölgelerin içinden belirdi. Yuir, buz gibi bir sesle sordu:
"Burada ne yapıyorsun?"
